Ana içeriğe atla

blanc et noir

piano duo
blanc et noir piano duo
sebep debussy değilse, beyaz ve siyah oluyor blanc et noir... piyano ikilisi de oluyor tabii bu arada... yudum çetiner ve selin şekeranber'in uzun soluklu arkadaşlıklarının meyvesi olan bir piano duo... bir kaç ay önce tanıma şerefine nail oldum kendilerini ve bu kadar geç tanımış olduğum için de gerçekten çok üzüldüm çünkü yaptıkları işte çok başarılılar ve genelde en sonda yazdığımı bu sefer en başta yazayım, adlarından çok söz ettirecekler kesinlikle...

önce blanc et noir ile tanıştığım videoyu paylaşayım... ben aslında libertango kolleksiyoneri:) olduğum için, ara ara sağı solu incelerim yeni kayıtlar filan paylaşılmış mı? diye... karşıma o zaman çıktı, daha doğrusu youtube önermişti aşağıdaki videoyu... benim kısa sürede tepki veremeyen kafam, blanc et noir'ın bizim diyardan olduğunu biraz uzun sürede kavramıştı...



https://www.duoblancetnoir.com/

yukarıda paylaştığım resmi sayfalarına girdiğimde (bu; gidin, siz de mutlaka inceleyin demektir bloglarda, özellikle dayatmalı bu blogda) "tüm ihtişamıyla müzik" sözüyle karşılaştım... ihtişamlı şeylerin muhteşemliğini çoğu zaman çok uzaktan bakanlar farkederler... "vay be! bu kadar uzaktan bile ne kadar muhteşem görünüyor" der uzaktaki... galaksinin ne kadar muhteşem olduğunu dünyadan bakarak göremezsiniz... dünyadan bakınca, dünyanın aslında ne kadar minik ve gereksiz bir ayrıntı olduğunu da göremezsiniz, ona da biraz uzaklaşıp bakmak gerekir... aslında müziğin ne kadar ihtişamlı bir şey olduğunu en az farkedenler müzisyenlerdir... çok tartışılır bu tabii ve kesinlikle itiraz da edilir, hadi ordan denir ama öyledir... ve bunu bir müzisyene anlatabilmek de neredeyse imkansızdır... yani bir müzisyene gidip de "sen müziğin ne kadar ihtişamlı olduğunu benim kadar fark edemezsin" derseniz, yumruğu yersiniz:)... burası basit bir blog ya, istediğim gibi sallayabiliyorum:)... müziğin içinde olup da ihtişamını dile getirebilen müzisyenler ise müziğin içinde kaybolmuş müzisyenlerdir... keopsta kaybolan bir bilim insanının keopsun muhteşemliğini birden anlayıvermesi gibi, selin şekeranber ve yudum çetiner'in de müziğin içinde kaybolduklarını düşünüyorum... bunu sadece o ifadeyi yazdıkları için söylemem saçma olur tabii... yorumları ile bunu hissettiriyorlar... blanc et noir, yada yudum ve selin, müzikte yeni bir arayış içindeler gibi geliyor bana... buna sonra değinirim...

yudum çetiner ve selin şekeranber (fotoğraf: zeynep özyürek)
yukarıdaki fotoğrafları oldukça yeni ve zeynep özyürek tarafından çekilmiş... kıyafetleri de çok güzel ve güler baysal tasarımı... güler baysal tasarımı kıyafetlerle kendilerini mutlu ve rahat hissediyorlarmış... bu tip açıklamalar hiç tarzım değil bilindiği üzere ve beni tanıyanlar bu cümleyi okusalar beni hemen doktora götürürler ama bu tip fotoğraflarda ben ilgili kişilerin isimlerini de yazmak zorundayım etik olarak... hadi artık önemini yitirmiş olan etik! kısmını da geçelim, bu bahaneyle; biri moda tasarımcısı, diğeri de fotoğraf sanatçısı iki önemli kişiyi daha tanımış olduk... bu arada, şu "moda" lafının da tasarım önünden kaldırılıp, yeni bir ifade kullanılmalı... vardır belki de ben bilmiyorumdur...

farkındaysanız, ben daha paylaşıma başlayamadım:)... tabii buraya kadar bu yazıyı okuyan birilerinin çıkması ihtimali de neredeyse sıfır... en fazla 1, kısaysa 2 cümle okuyabilen bir dünya için gereksizce uzatılmış bir yazı olacak bu da... emek gerektiren şeyler, çağımız insanlarını yoruyor nedense... fena alıştık o twitterın "140 karekterle anlat derdini, anlatamıyorsan cahil misin nesin?" zırvalığına... insan ne tuhaf bir şey, artık 280 karaktere çıkan o 140 karakterlik twittere esir et kendini, üstüne üstlük ifade kıtlığından derdini de anlatamadığın için, ardı ardına 15 twit at:))... neyse, valla bunları araya sıkıştırıp yazmam bu değerli sanatçılarımıza saygısızlık oldu iyice... çok özür diliyorum ama yazdığını da asla silmeyen biriyim...

blanc et noir piyano ikilisini tanımam yukarıdaki video ile olmuştu, hakkında paylaşım yapmam gerektiğini de aşağıdaki videolarını izlediğimde anlamıştım... müziğin içinde kaybolduklarını düşünüyorum dediğimde kızmıştınız bir de değil mi?... bakın işte kaybolmuşlar... paganini teması (capriccio no 24) üzerine bir varyasyon... çift el piyano için bestelenen bu eseri bir çok piyano ikilisinden dinledim ve bu esere kendisini en iyi yansıtan müzisyenlerin selin ve yudum olduğunu düşünüyorum (uzman değil, dinleyici gözüyle... pardon kulağıyla)... çok beğendim... "bu hanımlar dikkate değer kesinlikle" dedim defalarca dinlerken ve izlerken... "izlerken"i ayrıca vurgulamak istedim çünkü bir sanatçının yüz ifadesi ve vücut dili çoğu zaman çok şey ifade ediyor... çok mutlular ve çok keyif alıyorlar... "işimizi yapıyoruz" dan çok ötedeler... müziğimizi sizinle paylaşıyoruz, kıymetimizi bilin diyorlar... ve benim açımdan en önemlisi, büyük ihtimalle ilerleyen yıllarda birbirinden çok farklı bir çok yola aynı anda dalacaklar... yani bir koltukta 2 değil, 5-6 karpuz taşıyacaklar... benim hiperaktif dediğim türden müzisyenler her ikisi de... yani aynı anda solo çalışmalar, film müzikleri, konserler, albümler, misafir sanatçılıklar, sosyal sorumluluk projeleri vs vs vs... bir filmde oyunculuk yaparken bile görebilirsiniz... ama piyano ve blanc et noir her zaman olacak gibi...



ben böyle yazıyorum, bana kimse inanmıyor ama bir kaç ay yada yıl sonra herkes görüyor aynen öyle olduğunu:))... reklama çıkan bile var...

"iki enstrümanda, iki kişilikte, çoklu kültürlerde; bir olma" yı başarabilen selin şekeranber ve yudum çetiner, 2008 yılından beri birlikte müzik yapıyorlar ve farklı kültürleri harmanlayıp tanıtmayı da çok iyi başarıyorlar... oda müziği dalında iki piyano üzerine master çalışması yapan ülkemizin tek piyano ikilisi blanc et noir üyeleri selin ve yudum, staatliche hochschule für musik und darstellende kunst stuttgart’da dünyaca ünlü hans-peter ve volker stenzl kardeşler ile çalışmışlar ve mezun olmuşlar... italyada düzenlenen ibla grand prize world music yarışmasına katılıp, jüri özel ödülünü almayı başarmışlar... lozan müzik festivali, stuttgart typisch türkisch festivali, uluslararası fransa belfort müzik festivali, marsyas kültür sanat ve müzik festivali, istanbul bosch genç klasikçiler festivali, stuttgart hock am turm müzik festivali ve italyanın ünlü piyano festivali pianocity milano; katıldıkları bazı önemli uluslararası festivaller... estonya tallinn müzik ve sahne sanatları akademisine konser vermeleri için davet edilen blanc et noir, burada iki piyano-oda müziği ustalık sınıfları da düzenlemişler... son bir yıl içinde, amerika richmond uluslararası green spring müzik akademisinde hem konser verdiler, hem de ustalık sınıfı açtılar... bunun yanında, moskova filarmoni derneği oda orkestrası salonunda da bir konser verdiler...

selin şekeranber ve yudum çetiner
ben kendi adıma gurur duyuyorum özellikle uluslararası ortamda masterclass düzenleyen genç yeteneklerimizi tanıdıkça... bence en az konserler ve yarışmalardan alınan dereceler kadar önemli... bu arada; ben bu sayfada 8 yaşındaki müzisyene de 30 yaşındaki müzisyene de duruma göre "genç yetenek" diyebiliyorum ve paylaşımlara da o şekilde anahtar kelime yazıyorum... yudum çetiner ve selin şekeranber için genç yetenek yazmam tuhaf karşılanabilir belki ama bu bazen olgunluk çağındaki müzisyenlerden gelecekte çok farklı adımlar beklediğim için de olabiliyor... bu arada, zaten çok gençler (pot kırdıysam toparlayayım bari) ama biraz hızlı yol kat etmişler...

the essence of piano duo albümü başarılı, ilginç ve tam bir kültür sentezi... kara toprak ve uzun ince bir yoldayım'dan paganini temasına, clair de lune'dan üsküdar'a ve karlı kayın ormanından libertangoya uzanan, oldukça keyifli bir albüm... reklam olmasın, bir çok mağazadan ulaşabilirsiniz... aşağıdaki linkten de dinleyip, satın alabilirsiniz... bir çok online satış ortamında da mevcut... mutlaka satın alın derim...

amazon

geçtiğimiz yıl yani 2017 yılında da fazıl say'ın iki piyano ve orkestra için bestelediği konçertosunun ve gezi park 1 adlı eserinin ülkemizdeki ilk seslendirilişini de eskişehir belediye senfoni orkestrası eşliğinde gerçekleştirdiler... 24 ekim 2016 tarihinde de stuttgartta fazıl sayın eserlerini seslendirdiler... bu konser hakkında çok olumlu yorumlar okudum, çok beğenilmiş...

hiç mütevazı değiller:)) ve bu samimiyet, daha doğrusu güven benim çok hoşuma gider... mütevazı değiller derken yanlış anlaşılmasın, "gereksiz tevazu" gibi samimiyetsiz bir göstermelik yaklaşımları yok ve ben kendi adıma bunu çok önemserim... önemserim çünkü nerede olduğunu ve neler yapacağını bilen insanlar nettirler, samimidirler... "blanc et noir, siyah ve beyazın karışımının her zaman alelade bir gri ile sonuçlanmadığının canlı kanıtıdır" :)... helal olsun diyorum gerçekten ve bu paylaşımda şu ana kadar yazdıklarımda isabetsiz olmadığımı da anlamış bulunuyorum kesinlikle...

blanc et noir
blanc et noir - yudum çetiner ve selin şekeranber
selin şekeranber ve yudum çetiner'in yolları bilkent üniversitesinde kesişmiş ilk olarak ama daha sonra ayrılmışlar... yudum, sırasıyla moskovadaki tchaikovsky devlet konservatuvarında ve münih üniversitesi müzik ve performans sanatları fakültesinde eğitimine devam ederken, selin ise bilkent üniversitesi ve sonrasında lausanne konservatuvarında eğitim almış ve yolları yeniden stuttgart'da müzik ve performans sanatları üniversitesinde kesişmiş... halen stuttgartda yaşıyorlar ve uluslararası konser piyanisti olarak dünyanın her yerinde önemli salonlarda sahneye çıkıyorlar... 2008 yılından beri de 10 yıldır blanc et noir olarak birlikteler...

yukarıda bahsetmiştim, the essence of piano duo albümünde de açılış parçası olarak yer alan, fazıl say tarafından yeniden bestelenen aşık veysel eseri kara toprak, blanc et noir tarafından iki piyano için yeniden düzenlendi ve almanyada schott music tarafından 40 sayfalık açıklama ve tanıtımıyla yeniden yayımlandı... buradan ulaşabilirsiniz...

sıra geldi libertangodan çok daha fazla sevdiğim kara toprak parçasına... aşık veyselin muhteşem eserine... dünyada bu derece üzerinde oynanabilecek ve her türlü akıma ve müzik türüne fazlasıyla açık bir başka ezgi var mıdır bilmiyorum... vardır mutlaka ve kara toprak da onların içindedir... aşık veysel; alın isterseniz senfonik çalın, isterseniz bağlamayla çalın, dilerseniz obua ile çalın, isterseniz prog yapın, caz yapın, rock yapın yada acapella yapın ama bunu yaşatın ve yayın demiş... iki piyano için düzenleyen de yudum ve selin olmuş... bu arada ben her seferinde soyadları ile yazmıyorum çünkü zor oluyor:)... umarım saygısızlık olarak algılanmaz...



bu paylaşım, blanc et noir paylaşımı olduğu için pek onun dışına şimdilik çıkmadım yani selin ve yudum hakkında pek bilgi sahibi değilim... daha doğrusu, bilgi sahibiyim ve bir çok konu var aslında ama hem doğruluklarından kesin emin değilim hem de her ikisi hakkında eşit bilgiye ulaşamadım... mesela şekeranber soyadı bizlere hiç de uzak değil... ailesi olduğu gibi tanınmış müzisyen ama şimdilik detayına girmiyorum... eğitim hayatları çok parlak geçmiş, bir çok başarıya imza atmışlar ama bu paylaşım blanc et noir olarak kalsın... her iki müzisyenin de solo çalışmaları hakkında yeterince bilgim yok... oda müziği çalışmaları hakkında da... bunların hepsi de "şimdilik"... artık klasikleşen ve tat verdiği söylenen cümlemin tam da zamanı; kendilerinden çok bahsedeceğiz ilerleyen süreçte:)... 

yolun başında olmamakla birlikte, çok gençler ve tahminimce şu içinde bulunduğumuz süreç onların atılım yapma ve zirveye doğru yola çıkma süreçleri... bilmiyorum, yine tahminimce kafalarında bir çok proje var şu anda... bir koltukta 2 karpuz değil, 2 koltukta bir çok karpuz taşımalarını bekliyorum ben kendilerinden:)... ben olsam, "buyur sen taşı" derim:)... dinleyici her şeyi bekler, kızmak yok... evet, caza çok açıklar ve ben kendi adıma söyleyeyim, yoğun caz çalışmaları da bekliyorum:)... bana bırakırsanız, herkesi zorla cazcı yaparım ben:))...

albümlerinde yer alan zülfü livaneli bestesi ile bitireyim... karlı kayın ormanı... kayıt çalışmalarını da içerdiği için aşağıdaki videoyu tercih ettim... can ünlüsoy da perküsyonu ile misafir sanatçı olarak katılmış kendilerine...



21 ekim 2018 tarihinde hands adlı albümleri de çıktı piyasaya ve çok ilgi çeken bir albüm oldu... mozart, moszkowski, rachmaninoff, shostakovich ve fazıl say gibi bestecilerin yapıtlarını; iki enstrümanda, iki kişilikte, çoklu kültürlerde bir olarak seslendirmişler…

Yorumlar

Ayın Çok Okunanları

cem esen

yıllardır takip etmeye çalıştığım bir isim besteci ve piyanist cem esen... daha doğrusu, takip etmeye başladığım belki de ilk genç müzisyenlerimizden kendisi ama yıllardır hakkında hiç paylaşım yapmadığım bir isim aynı zamanda... bu sayfada neden bir çok genç yetenekten henüz bahsedememiş olduğumu açıklarken de cem esen'i örnek göstermişim:)... bakınız, burada... gitmişken oraya; sağa sola da bir göz gezdirin, öyle dönün...

tabii hakkında hiç bilgi vermemiş de değilim... sağ üstteki "ara" kısmına adını yazıp, okuyabilirsiniz... mesela "neden önceliğimiz geleceğimizdir?" sorusuna yanıt ararken de cem esen'in hayran kaldığım eserlerinden biri olan free variations op. 7 eserini paylaşmıştım... bu paylaşımı ben çok önemserim ve okunmasını isterim, verdiğim bağlantıdan okuyun mutlaka...

içinde gürültü eksik olmayan bir evde dünyaya gelmiş cem esen de... yani anne de baba da müzisyen... komşuların sevmediği türden evler sanatçı evleri... "vayyy sen müziğe n…

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin...


aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim...

"çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum...

"nasıl çocuğa gitar alınır"…

aslıhan keçebaşoğlu

başarılı genç bestecilerimizden aslıhan keçebaşoğlu; finlandiya'nın ünlü sibelius müzik akademisinde master yapmaya hak kazanmış... bugün birden karşıma çıkınca bu haber, çok sevindim... kendisi hakkında iki kelam etme fırsatım da çıktı bu arada...

son yıllarda eserleri ile adını sıkça duymaya başladığımız aslıhan keçebaşoğlu ile ilgili olarak öncelikle ufak bir hatırlatmada bulunmam gerekiyor, sonra bu kısmı silip atacağım okuluna başladığında... 

hem sibelius akademisine finlandiya dışından başvuran 25 aday içinden ön eleme ile seçilen 7 kişiden biri olmayı hem de o 7 kişi içinden sıyrılıp, okula kabul edilen 2 kişiden biri olmayı başardı aslıhan keçebaşoğlu... özetle bu önemli okulda yüksek lisans yapacak ancak 7 temmuz tarihine kadar acil olarak 2500 euro desteğe ihtiyacı var... sonrasında da oturma izni ve yaşamsal giderleri için de önemli bir desteğe ihtiyacı olacak doğal olarak... ilgilenenler için adresini vereyim hemen... 

aslihankecebasoglu yazacaksınız... sonrası bildiğin…

çağla karaali

çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?...

konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... kendinden daha iyi bakacaksın ona...

ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onları…

idil ve ela'dan başarı haberi

yine bir gülden gökşen hoca klasiği... iki öğrenci, 2 birincilik... idil atlıer ve ela demirkaya; the muse müzik yarışmasına katılıp, birinci olmuşlardı ama ben ertelemiştim bu paylaşımı çünkü ödül olarak yunanistanda konser vereceklerdi haziran sonunda...

temmuz ayına girdik ya, "konser verilmiş mi? bi bakayım" dedim, verilmiş tabii... ben de paylaşayım artık dedim...

the muse, internet üzerinden video paylaşımına dayalı bir yarışma ve videonuzu yarışmaya göndererek katılım sağlıyorsunuz... değerlendirme sonucunda alınan puanlara göre dereceler veriliyor ve her kategorinin birincilerine konser verme imkanı sağlanıyor... bütün dünyaya açık bir yarışma ve neredeyse tüm enstrümanlara ek olarak vokal yanında, oda orkestrası, geleneksel enstrüman ve amatör kategorileri de mevcut...

ela ve idil, birinci oldukları için konser verme hakkı kazandılar ve 29 haziran günü saat 19:00 da atina'nın en büyük salonu olan megaron konser salonunda sahne aldılar... yapılan yorumlarda, büy…

tarık kaan, ilyun ve mina'dan başarı haberi

şu yukarıda gördüğünüz üç genç piyanistimiz; tarık kaan alkan, mina urgun ve ilyun bürkev, ispanya al hambra'da düzenlenen 9. uluslararası maria herrero piyano yarışmasına gittiler ve güzel derecelerle döndüler...

ilyun bürkev ve tarık kaan alkan, kendi kategorilerinde birinci olurlarken, mina urgun da kategorisinde üçüncü olmayı başardı... her üç genç yeteneğimiz de mimar sinan güzel sanatlar üniversitesi'nde öğrenimlerine devam ediyorlar... mina urgun ise henüz yarı zamanlı olarak piyano eğitimi alıyor olmasına rağmen bu büyük başarıyı elde etti... her üç genç piyanistimizi, öğrenim gördükleri yüz aklarımızdan biri olan okullarını, öğretmenlerini ve ailelerini ayrı ayrı kutluyorum... mina'yı ise apayrı ve özel olarak kutluyorum...

üç gencimizi de maalesef daha önce paylaşma fırsatı bulamamıştım... tarık kaan alkan'ı önceki başarılarından dolayı tanıyorum ve bu sayfada defalarca hakkında güzel haberler verdim... bir paylaşımı buradan okuyabilirsiniz... kısaca da olsa…

can çakmur

çok dikkat çeken, çok başarılı bir genç piyanist can çakmur... hakkında bir şeyler yazmak için hep ileri bir zamana ertelediğim isimlerden biri kendisi ama fırsat buldukça ertelediğim bu gençleri de yazmaya çalışıyorum... can çakmur, bir çok genç yeteneğimize oranla daha fazla tanınma fırsatı yakalamış olan bir isim... tabii bu tanınırlığın sebebi, elde ettiği büyük başarılar sonuçta ve dolayısıyla medyada daha fazla yer aldı... türkiyede ilgili medyanın bile ilgisini çekebilmek için bir kaç deveye birkaç hendek atlatmanız gerekiyor... zaten ondan sonra da medyaya ihtiyacınız kalmıyor:)...

can çakmur hakkında detaylı bilgi alabilmeniz için öncelikle resmi sayfasının adresini paylaşayım... çok iyi hazırlanmış güzel bir sayfaya sahip can çakmur... fırsat buldukça araya sıkıştırıyorum, her genç yeteneğimizin mutlaka böyle bir sayfası olmalı diye düşünüyorum... umarım bir çokları gibi sayfasına kilidi vurup da facebook, instagram vb gibi pek işe yaramayan ortamlara geçmez...

www.cancakmur.…

orta çağdan günümüze hurdy gurdy

hurdy gurdy, 12. yüzyıl öncesine ait yaylı bir çalgıdan köken aldığı düşünülen oldukça eski bir müzik aleti... ilk ortaya çıktığı yer; bazı kaynaklara göre avrupa ama orta doğu orijinli olduğu konusunda neredeyse fikir birliği var gibi... üstelik atasının rebab olması da kuvvetle muhtemel... gerçi köken araştırmalarında bu kadar gerilere gidilmesi ne derece doğrudur bilmiyorum çünkü nihayetinde bütün enstrümanları en eski bir kaçına bağlayıvermek de biraz mantıksız geliyor bana... rebabın aşırı değişmiş bir hali oluyor bu durumda...

çok daha eski resimler mevcut ama ben birbirlerine benzeliklerinden dolayı jules richomme ye ait 1882 tarihli yukarıdaki tabloyu ve günümüze ait aşağıdaki fotoğrafı paylaşmayı istedim... aşağıdaki fotoğraf ise günümüzün ünlü folk rock grubu eluveitie nin gözde elemanı anna murphy ye ait... yazının sonunda bir videosunu paylaşırım mutlaka ama şimdilik şunu söylemek gerekir ki; 133 yıl öncesi ile günümüz arasında çok şey değişmiş olabilir ama işin özü aynı …

gnossienne

gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser...

önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk bağımsız dans gösterisi...

asıl adı eric alfred leslie satie olan ve adını daha sonra erik olarak değiştiren er…

light in babylon

dinlediğimde hayran kaldığım, uzun süredir paylaşmak istediğim ancak bir türlü beceremediğim bir grup light in babylon... itiraf edeyim, ön plana çıkan 2 konu var light in babylonda, şarkı söyleyen kız ve müziğin rengi... düşündüm bir an "nedir müziğin rengi" diye! tabii yok öyle bir şey ama hadi tarzı diyelim; özetle yaptıkları müzik... kişi olarak ön plana çıkan ise bence vokalist kız, yani adını bin bir zahmetle öğrendiğim michal elia kamal... israilli oluyor kendisi ama iran orijinliymiş... hemen belirteyim, vokal ön plana çıkıyor derken kesinlikle gruptaki diğer müzisyenleri bir kenara atıyor değilim!... çok başarılılar ancak michal elia kamal şarkı söylerken apayrı bir dünyaya gidiyor sanki... sesi çok iyi ve çok severek şarkı söylediği apaçık belli... izlerken kendisinin söylediği parçayı resmen yaşadığını görüyorsunuz...

santur çalan ise türk... metehan çiftçi... michal elia kamal ve julian demarque (fransız, gitarist) gezgin müzisyenler olarak 2009 yılında istanbul…