Ana içeriğe atla

blanc et noir

piano duo
blanc et noir piano duo
sebep debussy değilse, beyaz ve siyah oluyor blanc et noir... piyano ikilisi de oluyor tabii bu arada... yudum çetiner ve selin şekeranber'in uzun soluklu arkadaşlıklarının meyvesi olan bir piano duo... bir kaç ay önce tanıma şerefine nail oldum kendilerini ve bu kadar geç tanımış olduğum için de gerçekten çok üzüldüm çünkü yaptıkları işte çok başarılılar ve genelde en sonda yazdığımı bu sefer en başta yazayım, adlarından çok söz ettirecekler kesinlikle...

önce blanc et noir ile tanıştığım videoyu paylaşayım... ben aslında libertango kolleksiyoneri:) olduğum için, ara ara sağı solu incelerim yeni kayıtlar filan paylaşılmış mı? diye... karşıma o zaman çıktı, daha doğrusu youtube önermişti aşağıdaki videoyu... benim kısa sürede tepki veremeyen kafam, blanc et noir'ın bizim diyardan olduğunu biraz uzun sürede kavramıştı...



https://www.duoblancetnoir.com/

yukarıda paylaştığım resmi sayfalarına girdiğimde (bu; gidin, siz de mutlaka inceleyin demektir bloglarda, özellikle dayatmalı bu blogda) "tüm ihtişamıyla müzik" sözüyle karşılaştım... ihtişamlı şeylerin muhteşemliğini çoğu zaman çok uzaktan bakanlar farkederler... "vay be! bu kadar uzaktan bile ne kadar muhteşem görünüyor" der uzaktaki... galaksinin ne kadar muhteşem olduğunu dünyadan bakarak göremezsiniz... dünyadan bakınca, dünyanın aslında ne kadar minik ve gereksiz bir ayrıntı olduğunu da göremezsiniz, ona da biraz uzaklaşıp bakmak gerekir... aslında müziğin ne kadar ihtişamlı bir şey olduğunu en az farkedenler müzisyenlerdir... çok tartışılır bu tabii ve kesinlikle itiraz da edilir, hadi ordan denir ama öyledir... ve bunu bir müzisyene anlatabilmek de neredeyse imkansızdır... yani bir müzisyene gidip de "sen müziğin ne kadar ihtişamlı olduğunu benim kadar fark edemezsin" derseniz, yumruğu yersiniz:)... burası basit bir blog ya, istediğim gibi sallayabiliyorum:)... müziğin içinde olup da ihtişamını dile getirebilen müzisyenler ise müziğin içinde kaybolmuş müzisyenlerdir... keopsta kaybolan bir bilim insanının keopsun muhteşemliğini birden anlayıvermesi gibi, selin şekeranber ve yudum çetiner'in de müziğin içinde kaybolduklarını düşünüyorum... bunu sadece o ifadeyi yazdıkları için söylemem saçma olur tabii... yorumları ile bunu hissettiriyorlar... blanc et noir, yada yudum ve selin, müzikte yeni bir arayış içindeler gibi geliyor bana... buna sonra değinirim...

yudum çetiner ve selin şekeranber (fotoğraf: zeynep özyürek)
yukarıdaki fotoğrafları oldukça yeni ve zeynep özyürek tarafından çekilmiş... kıyafetleri de çok güzel ve güler baysal tasarımı... güler baysal tasarımı kıyafetlerle kendilerini mutlu ve rahat hissediyorlarmış... bu tip açıklamalar hiç tarzım değil bilindiği üzere ve beni tanıyanlar bu cümleyi okusalar beni hemen doktora götürürler ama bu tip fotoğraflarda ben ilgili kişilerin isimlerini de yazmak zorundayım etik olarak... hadi artık önemini yitirmiş olan etik! kısmını da geçelim, bu bahaneyle; biri moda tasarımcısı, diğeri de fotoğraf sanatçısı iki önemli kişiyi daha tanımış olduk... bu arada, şu "moda" lafının da tasarım önünden kaldırılıp, yeni bir ifade kullanılmalı... vardır belki de ben bilmiyorumdur...

farkındaysanız, ben daha paylaşıma başlayamadım:)... tabii buraya kadar bu yazıyı okuyan birilerinin çıkması ihtimali de neredeyse sıfır... en fazla 1, kısaysa 2 cümle okuyabilen bir dünya için gereksizce uzatılmış bir yazı olacak bu da... emek gerektiren şeyler, çağımız insanlarını yoruyor nedense... fena alıştık o twitterın "140 karekterle anlat derdini, anlatamıyorsan cahil misin nesin?" zırvalığına... insan ne tuhaf bir şey, artık 280 karaktere çıkan o 140 karakterlik twittere esir et kendini, üstüne üstlük ifade kıtlığından derdini de anlatamadığın için, ardı ardına 15 twit at:))... neyse, valla bunları araya sıkıştırıp yazmam bu değerli sanatçılarımıza saygısızlık oldu iyice... çok özür diliyorum ama yazdığını da asla silmeyen biriyim...

blanc et noir piyano ikilisini tanımam yukarıdaki video ile olmuştu, hakkında paylaşım yapmam gerektiğini de aşağıdaki videolarını izlediğimde anlamıştım... müziğin içinde kaybolduklarını düşünüyorum dediğimde kızmıştınız bir de değil mi?... bakın işte kaybolmuşlar... paganini teması (capriccio no 24) üzerine bir varyasyon... çift el piyano için bestelenen bu eseri bir çok piyano ikilisinden dinledim ve bu esere kendisini en iyi yansıtan müzisyenlerin selin ve yudum olduğunu düşünüyorum (uzman değil, dinleyici gözüyle... pardon kulağıyla)... çok beğendim... "bu hanımlar dikkate değer kesinlikle" dedim defalarca dinlerken ve izlerken... "izlerken"i ayrıca vurgulamak istedim çünkü bir sanatçının yüz ifadesi ve vücut dili çoğu zaman çok şey ifade ediyor... çok mutlular ve çok keyif alıyorlar... "işimizi yapıyoruz" dan çok ötedeler... müziğimizi sizinle paylaşıyoruz, kıymetimizi bilin diyorlar... ve benim açımdan en önemlisi, büyük ihtimalle ilerleyen yıllarda birbirinden çok farklı bir çok yola aynı anda dalacaklar... yani bir koltukta 2 değil, 5-6 karpuz taşıyacaklar... benim hiperaktif dediğim türden müzisyenler her ikisi de... yani aynı anda solo çalışmalar, film müzikleri, konserler, albümler, misafir sanatçılıklar, sosyal sorumluluk projeleri vs vs vs... bir filmde oyunculuk yaparken bile görebilirsiniz... ama piyano ve blanc et noir her zaman olacak gibi...



ben böyle yazıyorum, bana kimse inanmıyor ama bir kaç ay yada yıl sonra herkes görüyor aynen öyle olduğunu:))... reklama çıkan bile var...

"iki enstrümanda, iki kişilikte, çoklu kültürlerde; bir olma" yı başarabilen selin şekeranber ve yudum çetiner, 2008 yılından beri birlikte müzik yapıyorlar ve farklı kültürleri harmanlayıp tanıtmayı da çok iyi başarıyorlar... oda müziği dalında iki piyano üzerine master çalışması yapan ülkemizin tek piyano ikilisi blanc et noir üyeleri selin ve yudum, staatliche hochschule für musik und darstellende kunst stuttgart’da dünyaca ünlü hans-peter ve volker stenzl kardeşler ile çalışmışlar ve mezun olmuşlar... italyada düzenlenen ibla grand prize world music yarışmasına katılıp, jüri özel ödülünü almayı başarmışlar... lozan müzik festivali, stuttgart typisch türkisch festivali, uluslararası fransa belfort müzik festivali, marsyas kültür sanat ve müzik festivali, istanbul bosch genç klasikçiler festivali, stuttgart hock am turm müzik festivali ve italyanın ünlü piyano festivali pianocity milano; katıldıkları bazı önemli uluslararası festivaller... estonya tallinn müzik ve sahne sanatları akademisine konser vermeleri için davet edilen blanc et noir, burada iki piyano-oda müziği ustalık sınıfları da düzenlemişler... son bir yıl içinde, amerika richmond uluslararası green spring müzik akademisinde hem konser verdiler, hem de ustalık sınıfı açtılar... bunun yanında, moskova filarmoni derneği oda orkestrası salonunda da bir konser verdiler...

selin şekeranber ve yudum çetiner
ben kendi adıma gurur duyuyorum özellikle uluslararası ortamda masterclass düzenleyen genç yeteneklerimizi tanıdıkça... bence en az konserler ve yarışmalardan alınan dereceler kadar önemli... bu arada; ben bu sayfada 8 yaşındaki müzisyene de 30 yaşındaki müzisyene de duruma göre "genç yetenek" diyebiliyorum ve paylaşımlara da o şekilde anahtar kelime yazıyorum... yudum çetiner ve selin şekeranber için genç yetenek yazmam tuhaf karşılanabilir belki ama bu bazen olgunluk çağındaki müzisyenlerden gelecekte çok farklı adımlar beklediğim için de olabiliyor... bu arada, zaten çok gençler (pot kırdıysam toparlayayım bari) ama biraz hızlı yol kat etmişler...

the essence of piano duo albümü başarılı, ilginç ve tam bir kültür sentezi... kara toprak ve uzun ince bir yoldayım'dan paganini temasına, clair de lune'dan üsküdar'a ve karlı kayın ormanından libertangoya uzanan, oldukça keyifli bir albüm... reklam olmasın, bir çok mağazadan ulaşabilirsiniz... aşağıdaki linkten de dinleyip, satın alabilirsiniz... bir çok online satış ortamında da mevcut... mutlaka satın alın derim...

amazon

geçtiğimiz yıl yani 2017 yılında da fazıl say'ın iki piyano ve orkestra için bestelediği konçertosunun ve gezi park 1 adlı eserinin ülkemizdeki ilk seslendirilişini de eskişehir belediye senfoni orkestrası eşliğinde gerçekleştirdiler... 24 ekim 2016 tarihinde de stuttgartta fazıl sayın eserlerini seslendirdiler... bu konser hakkında çok olumlu yorumlar okudum, çok beğenilmiş...

hiç mütevazı değiller:)) ve bu samimiyet, daha doğrusu güven benim çok hoşuma gider... mütevazı değiller derken yanlış anlaşılmasın, "gereksiz tevazu" gibi samimiyetsiz bir göstermelik yaklaşımları yok ve ben kendi adıma bunu çok önemserim... önemserim çünkü nerede olduğunu ve neler yapacağını bilen insanlar nettirler, samimidirler... "blanc et noir, siyah ve beyazın karışımının her zaman alelade bir gri ile sonuçlanmadığının canlı kanıtıdır" :)... helal olsun diyorum gerçekten ve bu paylaşımda şu ana kadar yazdıklarımda isabetsiz olmadığımı da anlamış bulunuyorum kesinlikle...

blanc et noir
blanc et noir - yudum çetiner ve selin şekeranber
selin şekeranber ve yudum çetiner'in yolları bilkent üniversitesinde kesişmiş ilk olarak ama daha sonra ayrılmışlar... yudum, sırasıyla moskovadaki tchaikovsky devlet konservatuvarında ve münih üniversitesi müzik ve performans sanatları fakültesinde eğitimine devam ederken, selin ise bilkent üniversitesi ve sonrasında lausanne konservatuvarında eğitim almış ve yolları yeniden stuttgart'da müzik ve performans sanatları üniversitesinde kesişmiş... halen stuttgartda yaşıyorlar ve uluslararası konser piyanisti olarak dünyanın her yerinde önemli salonlarda sahneye çıkıyorlar... 2008 yılından beri de 10 yıldır blanc et noir olarak birlikteler...

yukarıda bahsetmiştim, the essence of piano duo albümünde de açılış parçası olarak yer alan, fazıl say tarafından yeniden bestelenen aşık veysel eseri kara toprak, blanc et noir tarafından iki piyano için yeniden düzenlendi ve almanyada schott music tarafından 40 sayfalık açıklama ve tanıtımıyla yeniden yayımlandı... buradan ulaşabilirsiniz...

sıra geldi libertangodan çok daha fazla sevdiğim kara toprak parçasına... aşık veyselin muhteşem eserine... dünyada bu derece üzerinde oynanabilecek ve her türlü akıma ve müzik türüne fazlasıyla açık bir başka ezgi var mıdır bilmiyorum... vardır mutlaka ve kara toprak da onların içindedir... aşık veysel; alın isterseniz senfonik çalın, isterseniz bağlamayla çalın, dilerseniz obua ile çalın, isterseniz prog yapın, caz yapın, rock yapın yada acapella yapın ama bunu yaşatın ve yayın demiş... iki piyano için düzenleyen de yudum ve selin olmuş... bu arada ben her seferinde soyadları ile yazmıyorum çünkü zor oluyor:)... umarım saygısızlık olarak algılanmaz...



bu paylaşım, blanc et noir paylaşımı olduğu için pek onun dışına şimdilik çıkmadım yani selin ve yudum hakkında pek bilgi sahibi değilim... daha doğrusu, bilgi sahibiyim ve bir çok konu var aslında ama hem doğruluklarından kesin emin değilim hem de her ikisi hakkında eşit bilgiye ulaşamadım... mesela şekeranber soyadı bizlere hiç de uzak değil... ailesi olduğu gibi tanınmış müzisyen ama şimdilik detayına girmiyorum... eğitim hayatları çok parlak geçmiş, bir çok başarıya imza atmışlar ama bu paylaşım blanc et noir olarak kalsın... her iki müzisyenin de solo çalışmaları hakkında yeterince bilgim yok... oda müziği çalışmaları hakkında da... bunların hepsi de "şimdilik"... artık klasikleşen ve tat verdiği söylenen cümlemin tam da zamanı; kendilerinden çok bahsedeceğiz ilerleyen süreçte:)... 

yolun başında olmamakla birlikte, çok gençler ve tahminimce şu içinde bulunduğumuz süreç onların atılım yapma ve zirveye doğru yola çıkma süreçleri... bilmiyorum, yine tahminimce kafalarında bir çok proje var şu anda... bir koltukta 2 karpuz değil, 2 koltukta bir çok karpuz taşımalarını bekliyorum ben kendilerinden:)... ben olsam, "buyur sen taşı" derim:)... dinleyici her şeyi bekler, kızmak yok... evet, caza çok açıklar ve ben kendi adıma söyleyeyim, yoğun caz çalışmaları da bekliyorum:)... bana bırakırsanız, herkesi zorla cazcı yaparım ben:))...

albümlerinde yer alan zülfü livaneli bestesi ile bitireyim... karlı kayın ormanı... kayıt çalışmalarını da içerdiği için aşağıdaki videoyu tercih ettim... can ünlüsoy da perküsyonu ile misafir sanatçı olarak katılmış kendilerine...



21 ekim 2018 tarihinde hands adlı albümleri de çıktı piyasaya ve çok ilgi çeken bir albüm oldu... mozart, moszkowski, rachmaninoff, shostakovich ve fazıl say gibi bestecilerin yapıtlarını; iki enstrümanda, iki kişilikte, çoklu kültürlerde bir olarak seslendirmişler…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

can özhan ve öğrencileri

can özhan yazıya nasıl başlayacağımı bilemedim... kaç aydır duruyor bu paylaşım taslak olarak ama elbisesini giydirip, paylaşmam lazım... ben normal koşullarda can özhan gibi ünlü ustaları değil de, ünlü birer usta olacak genç sanatçılarımızı yazıyorum... can özhan da genç sanatçı ve 32 yaşında bu aralar ama bloğun konseptinin çok dışında bir sanatçı artık... çok başarılı ve benim hiperaktif sanatçı olarak tanımladığım sanatçılarımızdan can özhan da.. konserler, projeler, ustalık sınıfları, orkestra kurmalar vb bir çok farklı aktivite devam ederken, bir çok da genç kemancı yetiştirdi ve yetiştirmeye devam ediyor... hepsi de çok başarılılar ve aslında her biri ayrı ayrı paylaşımları fazlasıyla hak ediyorlar ama ben bu tip paylaşımlar yapmayı tercih ediyorum.. yani ortada bir proje, orkestra, destek programı vs gibi bir ortak çalışma içinde yer alan genç sanatçılarımızı paylaşma gibi... bu paylaşımın konusu ise; en az sanatçılığı kadar başarılı olduğu öğretmenliği can özhan'ın... v

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

cansu naz eriş konseri

cansu naz eriş belçika musica mundi school 'da piyano eğitimine devam etmekte olan başarılı genç piyanistlerimizden cansu naz eriş , 21 şubat günü çok başarılı bir resital verdi musica mundi bach konser salonu nda... ben böyle tam konser kayıtları gördüğümde mutlaka paylaşmaya çalışıyorum, bu konseri paylaşmak için başladım yazmaya ama çok taze ve harika bir başarı haberi ile de karşılaştım... önce o haberi vereyim; pariste düzenlenen 18. c oncours international de chatou piyano yarışması nın yaş sınırlaması olmayan konser piyanisti kategorisi nde ikinciliğe layık görüldü... yarışmada birinciliğe layık görülen kimse de olmadığı için, doğal olarak yarışmanın birincisidir cansu naz... birinci seçilmemiş olması da yarışmanın kalitesini ve zorluğunu göstermesi açısından çok önemli... her türlü sıkıntıya, kısıtlamaya rağmen; gece gündüz çok yoğun bir çalışma ve tempo içerisinde geçirdiği şubat ayına yedi canlı etkinlik ve bir yarışma galibiyeti sıkıştırmayı başaran cansu naz eriş hakkın

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ilham perileri

ilham perileri (müzler) biraz sakat bir konuya dalasım geldi, bakalım işin içinden çıkabilecekmiyim... şu anda çok az bilgim var şu ünlü ilham perileri hakkında... şöyle bir olası kaynaklara da göz gezdireyim dedim, gözüm de korktu ama yıllardır hep ilgimi çeker bu ilham perileri... müzler de deniyor, musalar da... ingilizce muses... hemen her dilde yunanca orijinaline sadık kalınmış... Μοῦσαι (moũsai) ise orijinali oluyor... yunanca tabii... müz kelimesinin kökeni de "men" miş... bana pek bi alakasız geldi ama öyleymiş sonuçta... men kelimesi ise çok fazla ciddi anlamlar taşıyor: akıl, düşünce ve yaratıcılık!... umarım ingilizce insanoğlu denen "men" buradan gelmiyordur ama sanki öyle... bu kadarla da kalmıyor, bu 3 ana kavramın altını dolduran konular çok önemli; bilim, edebiyat ve sanat... konu ağır anlayacağınız... men kelimesinden köken aldığı söylenen müzler ise sanat, bilim ve edebiyat alanında eserler veren insanlara ilham getirmekle görevli periler.