Ana içeriğe atla

rabindra sangeet

rabindranath tagore
rabindranath tagore tarafından yapılan müziğe verilen isim oluyor bu rabindra sangeet... tagore songs olarak bilinir yaygın olarak... böyle bir ifade ile anılıyor olması bana en ilginç gelen nokta oldu çünkü bu ifade bildiğim kadarıyla başka hiç bir müzisyen için kullanılmıyor yani ben tanık olmadım... zaten çok önemli şairlerden bir şair olarak tanıdığım tagorenin adını "tagore songs" ifadesiyle görünce neymiş bu yahu!? diyerek incelemeye başlamıştım... yani ben adamcağızın besteci olduğunu da bilmiyordum...

koskoca tagore için adamcağız da dedim ya!... neyse işte müzikle ilgilendiğini bile bilmediğim tagorenin 2230 bilinen eserinin olduğunu öğrenince şaştım kaldım resmen...

tagore müziği, çok karakteristik hint ve bengaldeş etkileri içeriyor doğal olarak... bunu neden yazdım ki! tagore zaten o coğrafyadan... asıl yazmam gereken şu: hint ve bengal müziği ile batı müziğini harmanlamış bir üstad tagore...

tagore, müziğinde kendi şiirlerini ve romanlarından alıntıları kullanmıştır... daha önce de belirttiğim gibi, tagore dünyanın en önemli şairlerinden biri olduğu gibi, önemli roman ve öykülere de imza atmış nobel ödüllü bir edebiyatçı müzisyendir... 



tagore, müziğinde yarı erotik hikayelere kadar, neredeyse bütün insani duyguları kullanmıştır... hint klasik müziği raganın genel özellikleri tagorenin müziğinde de görülmektedir... tagore, aldığı eğitimi müziğinde kullanarak, batı tarzını hint ve bengal müziğine oldukça başarılı bir şekilde adapte etmiştir... müziğini dinlerken hint-batı ayrımını yapmak oldukça güç olabiliyor çoğu eserinde...

bangladeş milli marşı amar shonar bangla da tagoreye aittir ve 1971 yılında milli marş olarak kabul edilmiştir... benim altın bengaldeşim adına sahip uzun eser aslında tagore tarafından 1905 yılında yazılmış, bu eserin ilk 10 satırı daha sonra ulusal marş olarak kabul edilmiştir...
tagore şarkılarında tema; hümanizm, structuralizm (yapısalcılık), iç gözlem, psikoloji, romantizm, aşk, hasret, eskiye özlem, modernizm gibi duygusal ve toplumsal sınırlarda gezmektedir... bu temaların dayandığı iki ana unsur ise insan hakları ve doğadır... yani konu dönüp dolaşıp ya insan haklarına yada doğaya çıkmaktadır...

tagorenin etkisi hint müziği başta olmak üzere hala oldukça yoğun biçimde devam etmekte, progresif rock müziğinde ciddi biçimde yararlanılmaktadır... aşağıdaki toplam 12 parçalık albüm benim anladığım kadarıyla onun müziğinin transkripsiyonlarından oluşuyor ve sözler de tamamen tagoreye ait...


sadece bir şair ve besteci mi rabindranath tagore?... büyük bir şair, büyük bir besteci, müzisyen... ve aslında hayatının son dönemlerinde de ressam!... bir çok resmi de var tagorenin... edebiyat ve sanat abidesi... soylu ve köklü bir aileden geliyor tagore... geçmişi 11. yüzyıla kadar gidiyor... ailesi varlıklı idi... iyi bir eğitimle başladı hayatına ve 17 yaşındayken londraya gönderildi ve hukuk eğitimi aldı... daha doğrusu, bazı kaynaklara göre eğitimini yarım bırakıp, hindistana döndü...

aynı zamanda önemli bir seyyahtır tagore... çok fazla ülkeyi gezmiş, çok fazla halkı tanımıştır... 1913 yılında, gora adlı romanı ile nobel ödülünü almıştır ancak daha sonra bu ödülü iade etmiştir... tagore bütün bu yukarıda yazdığım yönleri sebebiyle aslında hem bir düşünürdür hem de siyasi açıdan pasif de olsa teorisyendir... kendisine sir ünvanı da verilmiştir ancak onu da geri çevirmiş ve arkadaşı gandhinin yanında yer almıştır...

ben bu sayfa müzik sayfası olduğu için tagore hakkında aşırı derecede özet bilgi verdim hakkında hiç bilgi sahibi olmayanlar için ama kesinlikle çok çok iyi tanınması gereken hatta çok da sevilmesi gereken bir adamcağız rabindranath tagore:)...

albert einstein ve rabindranath tagore

gerçekten engin bir deniz tagore... 1930 yılında einstein ile denk geliş karşılaşıyorlar londrada ve bazı kaynaklara göre bir kez, bazı kaynaklara göre ise bir çok kez karşılıklı sohbetleri oluyor... bulun okuyun derim, oldukça ilginç konuşmalar... 14 temmuz 1930 tarihinde de müziğin doğası üzerine kısa bir sohbetleri olmuş... çok hoş bir sohbet, çevireyim ve ekleyeyim dedim buaraya ancak vaktim yok... şimdilik aşağıya verdiğim bağlantıdan ingilizcesini okuyabilirsiniz...

tagore ve einstein... müzik üzerine...

müziği ve sözleri tagoreye ait bir parçayla bitireyim... boro asha kore... bengalce...


Yorumlar

  1. merhaba, emeğinize sağlık çok güzel. Fakat Ne Çıkar Ateşböceği sansalar beni başlıklı bu metin ve telifi bana aittir. 2002 senesinde Akşam gazetesindeki yayınlanmış köşe yazımdır. İmzanın değiştirilmesini rica ediyorum. Sevgiler. Arzu ederseniz metnin orjinalini sizinle paylaşabilirim. Mine Baysan

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. merhabalar mine hanım; özür dilerim, hiç hoşlanmadığım bir duruma düşmüşüm.. uyarınız için teşekkür ederim... halbuki çok da incelerim bu tip alıntıları paylaşmadan önce ve ciddi platformlardan biri olmadığı sürece de alıntılamam.. çok ciddi bir sorun bu maalesef... ben adınızı tabii ki eklerim ama tagore ile hiç bir ilgisi olmadığı için, üzülerek de olsa buradan kaldırmam lazım çünkü yazı onunla ilgili... ben siliyorum hemen ama metniniz tek kelime ile muhteşem, bir şekilde adınızla paylaşmaya çalışacağım eğer sakıncası yoksa... tekrar teşekkürler...

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

can özhan ve öğrencileri

can özhan yazıya nasıl başlayacağımı bilemedim... kaç aydır duruyor bu paylaşım taslak olarak ama elbisesini giydirip, paylaşmam lazım... ben normal koşullarda can özhan gibi ünlü ustaları değil de, ünlü birer usta olacak genç sanatçılarımızı yazıyorum... can özhan da genç sanatçı ve 32 yaşında bu aralar ama bloğun konseptinin çok dışında bir sanatçı artık... çok başarılı ve benim hiperaktif sanatçı olarak tanımladığım sanatçılarımızdan can özhan da.. konserler, projeler, ustalık sınıfları, orkestra kurmalar vb bir çok farklı aktivite devam ederken, bir çok da genç kemancı yetiştirdi ve yetiştirmeye devam ediyor... hepsi de çok başarılılar ve aslında her biri ayrı ayrı paylaşımları fazlasıyla hak ediyorlar ama ben bu tip paylaşımlar yapmayı tercih ediyorum.. yani ortada bir proje, orkestra, destek programı vs gibi bir ortak çalışma içinde yer alan genç sanatçılarımızı paylaşma gibi... bu paylaşımın konusu ise; en az sanatçılığı kadar başarılı olduğu öğretmenliği can özhan'ın... v

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

cansu naz eriş konseri

cansu naz eriş belçika musica mundi school 'da piyano eğitimine devam etmekte olan başarılı genç piyanistlerimizden cansu naz eriş , 21 şubat günü çok başarılı bir resital verdi musica mundi bach konser salonu nda... ben böyle tam konser kayıtları gördüğümde mutlaka paylaşmaya çalışıyorum, bu konseri paylaşmak için başladım yazmaya ama çok taze ve harika bir başarı haberi ile de karşılaştım... önce o haberi vereyim; pariste düzenlenen 18. c oncours international de chatou piyano yarışması nın yaş sınırlaması olmayan konser piyanisti kategorisi nde ikinciliğe layık görüldü... yarışmada birinciliğe layık görülen kimse de olmadığı için, doğal olarak yarışmanın birincisidir cansu naz... birinci seçilmemiş olması da yarışmanın kalitesini ve zorluğunu göstermesi açısından çok önemli... her türlü sıkıntıya, kısıtlamaya rağmen; gece gündüz çok yoğun bir çalışma ve tempo içerisinde geçirdiği şubat ayına yedi canlı etkinlik ve bir yarışma galibiyeti sıkıştırmayı başaran cansu naz eriş hakkın

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

ilham perileri

ilham perileri (müzler) biraz sakat bir konuya dalasım geldi, bakalım işin içinden çıkabilecekmiyim... şu anda çok az bilgim var şu ünlü ilham perileri hakkında... şöyle bir olası kaynaklara da göz gezdireyim dedim, gözüm de korktu ama yıllardır hep ilgimi çeker bu ilham perileri... müzler de deniyor, musalar da... ingilizce muses... hemen her dilde yunanca orijinaline sadık kalınmış... Μοῦσαι (moũsai) ise orijinali oluyor... yunanca tabii... müz kelimesinin kökeni de "men" miş... bana pek bi alakasız geldi ama öyleymiş sonuçta... men kelimesi ise çok fazla ciddi anlamlar taşıyor: akıl, düşünce ve yaratıcılık!... umarım ingilizce insanoğlu denen "men" buradan gelmiyordur ama sanki öyle... bu kadarla da kalmıyor, bu 3 ana kavramın altını dolduran konular çok önemli; bilim, edebiyat ve sanat... konu ağır anlayacağınız... men kelimesinden köken aldığı söylenen müzler ise sanat, bilim ve edebiyat alanında eserler veren insanlara ilham getirmekle görevli periler.

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va