Ana içeriğe atla

kommagenenin son kralı nemrud

ptolemaios, sames, mithridatlar, antiokhoslar derken; son kralı kommagenenin 2008 yılında kurulmuş: nemrud!... 2010 yılında çıkardıkları ilk konsept albümleri olan journey of the shaman, benim en son dinlediğim albümleri oldu! çünkü ben nemrud ile 2013 yılında çıkardıkları ritual ile tanışabildim... tanışmam oldukça geç gerçekleşti anlayacağınız... neden? derseniz, bilmiyorum... "offf çok sağlam grup yahu, nasıl da keyifle yazılır!" demem ile bugün arasında da 3 yıl geçti! oldu 2016 ve keyifle yazmak nasip olmadan, üçüncü albümleri nemrud u keyifle dinlemek nasip oldu... hiç olmazsa, dördüncü albümleri çıkmadan yazayım bari dedim ve başladım nihayet...

nemrud
ben de grubun kendi sayfasında yaptığı açıklamaya uyarak, konuyu bugünkü nemrut dağında bulunan o meşhur kral heykellerine ve mezara ithafen kommagene uygarlığına bağladım ancak grubun adının yazılışına bakarsak, nemrudun aslında nimrod olarak bilinen sümer kralı olduğu ve nemrut ile ilgisi olmadığı söylenebilir... nemrud grubunu dinleyen ve adını merak eden bir yabancı için; nemrud, shinar yani sümer kralıdır... tabii farklı kaynaklara göre farklı sonuçlar çıkabiliyor ama nemrudun nemrut dağı ile alakası da yoktur... mesela islam inancına göre yine aynı kraldır ve kendisine ibrahim peygamber gönderilmiştir... diğer dinlerde de nemrud çok farklıdır ve bizim nemrut dağı değildir... belki vardır grubun bir bildiği yada benim bilmediğim...

Bildiğim tek şey var ve konu da o zaten: nemrud, çizginin çok üstünde bir prog rock grubu... özellikle türkiye penceresinden bakarsak, günümüz progresif müziğimizde dalgalanan en önemli bayrak diyebilirim... dedim gitti... ülkemiz progresif müziğini incelediğimizde, progresif unsurları saf ve yoğun olarak bütün çalışmalarında barındıran ve bu sınırların dışına çıkmayan çok az müzisyen ve grup bulabiliriz... geçtiğimiz aylarda albümü yeniden plak olarak basılan asia minor den sonra, çok az grubumuz progresif müzikten ödün vermemiş, doğru bildiği yola devam edebilmiştir... bu gruplarımızdan biridir nemrud...

www.nemrudband.com

dünya standartlarında evrensel müzik yapan nemrud, özellikle avrupada oldukça iyi tanınıyor ve çok da dikkat çekici bulunuyor... sağda solda sürekli gördüğüm bir konuya değinmeden geçemeyeceğim; deniyor ki, avrupa çok iyi tanıyordu, kendi ülkelerinde tanınmıyorlardı!... yok öyle bir şey, avrupada yada dünyanın herhangi bir yerinde, progresif müzik ne kadar tanınıyorsa, nemrud da o kadar tanınmayı başarabilmiştir ve bu çok büyük bir başarıdır çünkü pop müzikten yada eğlence müziğinden bahsetmiyoruz, dinleyicisi oldukça sınırlı, kendisi had safhada sınırsız, olağanüstü bir müzikten bahsediyoruz ve nemrud bu müziği dünya standartlarında yapıyor... ben nemrudun üç albümünü de çok beğeniyorum ve takdir ediyorum... bu üç albüm arasında hangisi derseniz, sadece kişisel zevkim açısından bakarak, ritual derim ama işin gerçeği kalite açısından bütün çalışmaları neredeyse aynı kalitede...



ilk albümleri journey of the shaman ve ikinci albümleri olan ritual yurt dışında basılıp yayınlanmıştı... ritual zannedersem ülkemizde hiç piyasaya verilmedi... yanılıyor da olabilirim... ama journey of the shaman daha sonra bizde de piyasaya sürülmüştü... aslında ilk iki albümlerinin avrupada basılıp piyasaya sürülmesi büyük ihtimalle nemrud için çok daha iyi oldu çünkü önce avrupada isim yapmak daha avantajlı olabiliyor çoğu zaman... yeni çıkan son albümleri nemrud, rainbow45 records tarafından basılıp, ülkemizde de satışa sunuldu... ilk fırsatta rainbow45 hakkında da bir şeyler yazmak istiyorum çünkü müziğe katkıları gerçekten çok büyük...

nemrud ve benzeri gruplarımızın ve müzisyenlerimizin ülkemizde desteklenmeleri çok önemli... tabii destekleme dediğimde hayır kurumları aklımıza gelmemeli:)... biraz daha az ticari, biraz daha fazla ilkeli ve idealist davranıldığı anda, kaliteli müzik yapan bu müzisyenlerin sesleri de ülkemiz gençlerince daha rahat duyulabilecek... genç dinleyicimiz, üniversite gençliğimiz aslında bu müziği arıyor ama kolayca da bulamıyor!... rainbow45 in ben bu açıdan bakıldığında çok önemli bir konumda olduğunu düşünüyorum...

bu noktadan bakınca, nemrudun sayfasında türkçe ve dilerlerse başka dillerde de bilgi vermesinin daha uygun olacağını da düşünüyorum...

nemrudun şu anki kadrosu ile ilk kurulduğu dönemdeki kadro oldukça farklı... ilk albümün kadrosu da kuruluş aşamasındaki yani 2008 deki kadrodan farklı... mert göçay (gitar - vokal), harun sönmez (davul) ve aycan sarı (bas gitar) tarafından çıkarılan journey of the shaman dan sonra, mert alkaya (davul) ve mert topel (klavye) gruba katıldılar... şu andaki kadroda mert göçay, mert alkaya, levent candaş ve mert topel bulunuyor... üç mert bu kadar uyumlu bir şekilde nasıl bir araya geldiler:)...


nemrudun üçüncü albümü, kendi adını taşıyor... hem cd hem de lp olarak yayımlanan albümün sözleri oldukça anlamlı ve birbirine bağlı hikayelerden oluşuyor... gods of the mountain, lion of commagene, the euphrates ve forsaken throne olmak üzere, toplam dört parçalık yine bir konsept albüm... albümün müzikal yapısı gibi, sözleri de progresif rock ekseninde ve sözler tamamen mert göçaya ait... çok kabaca; özünden uzaklaşan ve paranın esiri olan insanın, kendi sonunu hazırlaması oldukça güzel bir şekilde anlatılmaktadır albümde... ve bu anlatımda kullanılan semboller; nemrut dağının yer aldığı eski kommagene (commagene) uygarlığı, nemrut dağı ve fırat nehri (euphrates) dir...

albümün kapağı çok dikkat çekici... sadece kapağın bile başlı başına bir sanat eseri olması, albümü çok daha değerli kılıyor... aynı zamanda, nemrudun kendi adını taşıyan bu albüme verdiği değeri de gösteriyor... alelade bir kapak tasarımı yerine, bu işin uzmanlarından betül dengili atlı desteği alınmış... halihazırda ışık üniversitesi, güzel sanatlar fakültesi, moda ve tekstil tasarımı bölümünde öğretim üyesi ve bölüm başkanı olan betül dengili atlı, 70 li yılların başlarında bir çok önemli prog rock albümüne de imza atmıştı... hatırladığım kadarıyla; led zeppelin II nin kapağını çizmişti... diğer hatırladıklarımdan emin olamadım şimdi, emin olunca eklerim artık... iron butterfly ın in a gadda da vida idi diğeri... diğer hatırladıklarım, jethro tull ve okay temiz idi ama emin değilim ve bilgi de bulamadım ne yazık ki... zaten bilgi bulduğum anda betül hocamız için apayrı bir paylaşımı çok büyük bir keyifle yaparım... en az müzik kadar önemli bence albüm kapakları... albümü albüm yapan, henüz dinlemeden fikir veren, albümü aldırtabilen bir vitrin bence... nemrud albümünde de kapak, albümü çok güzel yansıtıyor bence ve albümü eline alan herkes önce kapağa methiyeler düzüyor!... cd içinde pek değil ama plaklar için kapak gerçekten çok ama çok önemli... bu arada; ya ben artık yaşlandım, yada cd lerin kapakları ve açıklamaları ilaç prospektüsüne döndü!...

nemrudun kapağında bilmediğim bir alfabe ile yazılan yazılar dikkatimi çekmişti, prog albümler için düşünüldüğünde, göz alışkanlığı olduğu için, pek de üzerinde durmamıştım bu tuhaf işaretlerin ama eski bir türk alfabesi ile dinleyicinin çözmesi beklenen -daha çok beklersiniz:)- bir mesaj varmış:)... güleceğim geldi yahu "bu zamanda" "kolaycılığa alışmış" bir toplumdan ne kadar büyük bir özveri beklenmiş:)... neyse... benim de ilk aklıma gelen; doğal olarak, şu oldu: "biri çözüp, paylaşmıştır nasıl olsa, arar, bulurum"... :)... şaka bir yana, bir tarafta grup üyelerinin adı yazılı... oradan harfleri bulup, sağda ne yazıyor? size kalmış... itiraf edeyim, ben mümkün değil bulamam:)...

betül dengili atlı
yukarıdaki fotoğrafı ben rainbow45 records un sayfasından aldım... albümün imza gününde; grup elemanlarına ek olarak betül hocanın da davet edilmiş olması bence çok ince bir davranış olmuş... ben betül hoca deyince, öğrencisi filan zannetmeyin:)... saygıdandır, hürmettendir:)...

ben bildiğim kadarıyla çok kısa olacak ama betül atlı hakkında iki cümle de olsa yazayım bir şeyler: sonradan mimar sinan üniversitesi olan o meşhur devlet güzel sanatlar akademisi mezunu... bildiğim kadarıyla, daha öğrenciyken kapak ilustrasyonuna başladı... led zeppelin II galiba ilk çizdiği lp kapağı idi ve bütün dünyadan farklı olarak, ülkemizde farklı kapak ile piyasaya verilmişti... bugün ben bazı plak koleksiyoncularının sayfalarında kendisinden bahsedildiğine tanık oluyorum çünkü onun yaptığı kapaklar, diğer ülkelerde basılan kapaklardan çok daha iyi... bu konuda herkes hemfikir... illustrasyonunu yaptığı albümlerin hepsini dediğim gibi bilmiyorum ve "güvenilir" bilgiye de ulaşamadım ne yazık ki! (çok ama çok ayıp aslında!)... bir takım fotoğraflar var sadece ama emin olamıyorum... albüm kapağı işi galiba altmışlı yıllar sonu ile taş çatlasın 1975 yılı arasındadır... daha sonraki yıllarda hazırladığı lp kapağı var mıdır? bilmiyorum... lafa bak! sanki lp vardı da!... tabii bu lp işi sonradan kasete ve cd ye döndü... 2000 lerde yavaş yavaş yeniden başladı plak sevdası ve büyük ihtimalle betül dengili atlı nın bu kadar yıl sonra ilk plak çizimi nemrud albümüdür... zaten arada geçen dejenerasyon yıllarımız sebebi ile betül hocamız için bile belki nostalji olmuştur bu işler... betül hoca şu anda tekstil tasarım bölüm başkanı ışık üniversitesinde ve internette ulaşabildiğim konular hep moda ve tekstil üzerine...

neyse, coşup nemrudu unuttum:)... konumuz prog ustası nemruda dönelim...

nemrudun vokalisti ve gitarcısı mert göçay için grubun kurucusu denebilir... daha doğrusu ilk düşüneni, kafaya takanı denebilir... ciddi bir girişimci ruh var gerçekten... grup kurmayı tasarlayıp da "dur gideyim de, işin kaynağından bilgi alayım" diyen ve gidip eloy un frank bornemann ı ile tam da yerinde fikir alan kaç kişi vardır ki dünyada?... belki de çoktur valla bilmiyorum nasıl kuruluyor bu gruplar ama arkadaş sanki motosiklet fabrikası kurmak için kawasakiden fikir alıyor mert göçay:)... bazen gelip, kızıyorlar bana "sen dalga mı geçiyorsun?" diyorlar, korkuyorum yazarken... mert göçay, alınabilecek en doğru fikirleri alıp, dönüyor yurda ve nemrudun temelleri atılıyor... alpaslan altun ve adil giyici de varmış ilk kadroda ama ilk albümde bu isimler yok!... herhalde bir şekilde yolları erken ayrıldı... daha sonra, üçüncü albüm nemrud kayıtları öncesinde de aycan sarı yurt dışına yerleşip, bas gitarı levent candaşa teslim ediyor...

ben nemrudun ritual albümünü daha çok beğeniyorum ama grubun kendi adını verdiği bu albümde sanki nemrud yere daha sağlam basmış... çok daha sağlam ve kendine daha çok güvenen, artık çizgisini net belirlemiş bir nemrud var bu albümde... anlatamadım gibi geldi... nasıl ifade etsem bilemedim... bu albüm, konsepti gereği, doğuya daha yakın bir albüm olmuş... kommagene, yani nemrut dağı, mezopotamyayı sulayan fırat nehrine bakıyor... dünyanın günümüzdeki merkezi belki çok başka yerlermiş gibi görünüyor ama bugün bile dünyanın kalbi kesinlikle hala daha mezopotamyada atıyor... kültür, bilim, tarım, sanat, edebiyat, müzik vs vs vs ne ararsanız arayın, kökeni burasıdır... nemrut dağının tepesi ise doğu ile batının kesiştiği nokta olarak geçer... çok önemli kommagene uygarlığı ve nemrut dağı... nemrud, kendi adını taşıyan bu albümünde de doğu ve batıyı daha fazla kaynaştırmış... daha deneysel bir albüm olmuş...

yeni çıkan albümlerden parça ve video paylaşmayı uygun bulmuyorum... 40 yılda bir böyle gruplarımız çıkıyor, albümlerini satın almalıyız diye düşünüyorum... bu müzisyenler; kişiliklerinden zerre kadar ödün vermeyen, sadece sanat için, müzik adına, müzik yapan yani paraya tapmayan müzisyenler... sağdan soldan tabii ki dinleyebiliriz ama cd yada lp olarak albümlerini mutlaka alıp, onurlandıralım derim... albüme ulaşabileceğimiz adresler aşağıda...

Rainbow45 Records
Musea Records
Guerssen Records
Clear Spot International
Black Widow Records 

ben ilk albümlerini paylaşayım aşağıda... kendileri de sayfalarında paylaşmışlar, bu sebeple paylaşıyorum... journey of shaman albümü de muhteşem!... bir çok ülkede piyasaya çıktı ve 2013 yılının en başarılı prog rock albümlerinden biri olarak kabul edildi... grup dünyaya adını bu albümle duyurdu, prog çevrelerince çok iyi tanındılar ve bugüne kadar geldiler... şimdi yazarken bir yandan da dinliyorum aşağıdaki albümü, yahu ben sanki bu albümü an itibariyle ritualdan daha çok sevdim:)...

nemrud dünyada neden sevildi? işte bu 70 ler kokan soundu sayesinde sevildi...



nemrudun kendi adını taşıyan üçüncü albümünde ben biraz zorlama noktalar hissettim... nedir o? derseniz, bilmiyorum... peki kötü bir şey mi? değil... hatta iyi bir şey de denebilir:)... ben öyle hissetmiş olabilirim, bu albümde grup "uğraşmış!" yani bu albüm "çok iyi bir progresif rock albümü" olsun diye çaba sarf edilmiş... ben öyle hissettim... albüm çok güzel gerçekten hatta benim uzun süredir dinlediğim en güzel albüm... her şey güzel ama nedense bana doğal gelmedi... çaba sarf edilmiş çok ve bana zorlama geldi biraz... bu da eleştiri değil, zaten eser sahibinin eseri ile uğraşması, onu zorlaması kötü bir şey de değil... bu albüm ritual den daha iyi olabilir belki ama ben ilk 2 albümlerini daha büyük bir keyifle dinliyorum...

şunu demek istiyorum aslında; bu albüm, benim hoşlanmayacağım kadar iyi!... bu blog benim ya sonuçta, istediğimi yazarım; sevmem ben öyle üzerinde titizlikle uğraşılan müziği:)... napayım... ben pink floyd konserlerine de gıcık olan biriyim ki cinayet sebebi bile olabilir bu:)...

kullanılan enstrümanlardan, kaydın analog olmasına, albümlerin kapaklarından, destansı sözlere kadar; nemrud, rock tarihimizdeki en önemli kilometre taşlarından bir oldu artık... hem de şimdi değil, 2010 yılında olmuş, ben 2013 de tanışmışım... sonrasında çıkan 2 albümle yerini iyice sağlamlaştırdı... sonrası için de aslında neler olacağını kestirmek güç de değil... ilkelerinden taviz vermeyen nemrud, galiba daha fazla doğu batı sentezine kayacak, daha fazla deneysellik taşıyan albümler gelecek... gibi... yanlış anlaşılmazsa sevinirim; ben nemruddan söz içermeyen yani enstrumantal albüm de bekliyorum... nemruda şarkı sözü ve vokal gerekmiyor bence... bu kadar iyi müzik yapan bir grubun kendini ifade etmekte zorlanmayacağından eminim... bu sadece benim beklentim ve düşüncem...

kadıköy sahnede 29 ekim 2014 de kaydedilmiş video ile bitireyim... benim en çok beğendiğim parça denebilir: in my mind... bu arada, dx-7 görmek beni çok mutlu etti:)...



Yorumlar

  1. Betül hanımdan yani Betül Atlı hanımdan da arada uzunca bahsetmiş olmanız beni çok sevindirdi. Kendisi hakkında ayrıca da yazaı yazarsanız çok iyi olur düşüncesindeyim. Teşekkürler ederim.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

can özhan ve öğrencileri

can özhan yazıya nasıl başlayacağımı bilemedim... kaç aydır duruyor bu paylaşım taslak olarak ama elbisesini giydirip, paylaşmam lazım... ben normal koşullarda can özhan gibi ünlü ustaları değil de, ünlü birer usta olacak genç sanatçılarımızı yazıyorum... can özhan da genç sanatçı ve 32 yaşında bu aralar ama bloğun konseptinin çok dışında bir sanatçı artık... çok başarılı ve benim hiperaktif sanatçı olarak tanımladığım sanatçılarımızdan can özhan da.. konserler, projeler, ustalık sınıfları, orkestra kurmalar vb bir çok farklı aktivite devam ederken, bir çok da genç kemancı yetiştirdi ve yetiştirmeye devam ediyor... hepsi de çok başarılılar ve aslında her biri ayrı ayrı paylaşımları fazlasıyla hak ediyorlar ama ben bu tip paylaşımlar yapmayı tercih ediyorum.. yani ortada bir proje, orkestra, destek programı vs gibi bir ortak çalışma içinde yer alan genç sanatçılarımızı paylaşma gibi... bu paylaşımın konusu ise; en az sanatçılığı kadar başarılı olduğu öğretmenliği can özhan'ın... v

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

cansu naz eriş konseri

cansu naz eriş belçika musica mundi school 'da piyano eğitimine devam etmekte olan başarılı genç piyanistlerimizden cansu naz eriş , 21 şubat günü çok başarılı bir resital verdi musica mundi bach konser salonu nda... ben böyle tam konser kayıtları gördüğümde mutlaka paylaşmaya çalışıyorum, bu konseri paylaşmak için başladım yazmaya ama çok taze ve harika bir başarı haberi ile de karşılaştım... önce o haberi vereyim; pariste düzenlenen 18. c oncours international de chatou piyano yarışması nın yaş sınırlaması olmayan konser piyanisti kategorisi nde ikinciliğe layık görüldü... yarışmada birinciliğe layık görülen kimse de olmadığı için, doğal olarak yarışmanın birincisidir cansu naz... birinci seçilmemiş olması da yarışmanın kalitesini ve zorluğunu göstermesi açısından çok önemli... her türlü sıkıntıya, kısıtlamaya rağmen; gece gündüz çok yoğun bir çalışma ve tempo içerisinde geçirdiği şubat ayına yedi canlı etkinlik ve bir yarışma galibiyeti sıkıştırmayı başaran cansu naz eriş hakkın

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ilham perileri

ilham perileri (müzler) biraz sakat bir konuya dalasım geldi, bakalım işin içinden çıkabilecekmiyim... şu anda çok az bilgim var şu ünlü ilham perileri hakkında... şöyle bir olası kaynaklara da göz gezdireyim dedim, gözüm de korktu ama yıllardır hep ilgimi çeker bu ilham perileri... müzler de deniyor, musalar da... ingilizce muses... hemen her dilde yunanca orijinaline sadık kalınmış... Μοῦσαι (moũsai) ise orijinali oluyor... yunanca tabii... müz kelimesinin kökeni de "men" miş... bana pek bi alakasız geldi ama öyleymiş sonuçta... men kelimesi ise çok fazla ciddi anlamlar taşıyor: akıl, düşünce ve yaratıcılık!... umarım ingilizce insanoğlu denen "men" buradan gelmiyordur ama sanki öyle... bu kadarla da kalmıyor, bu 3 ana kavramın altını dolduran konular çok önemli; bilim, edebiyat ve sanat... konu ağır anlayacağınız... men kelimesinden köken aldığı söylenen müzler ise sanat, bilim ve edebiyat alanında eserler veren insanlara ilham getirmekle görevli periler.