Ana içeriğe atla

begül erhandan anadolu ezgileri

begül erhan fotoğraf: şule erdem
klasik gitarcımız begül erhan hakkında daha önce bir paylaşım yapmıştım, dilerseniz aşağıdaki bağlantıdan okuyabilirsiniz...

begül erhan

begül erhan, benim çok beğendiğim ve çok önem verdiğim isimlerden... elimden geldiğince takip ediyorum, çok istikrarlı bir şekilde çalışmalarını sürdürüyor ve her geçen gün adını biraz daha duyuruyor... önceki paylaşımımda da bahsetmiştim; türkiyede pek gidilip konser verilmeyen (nedense) şehirlerde konser veren nadir klasik müzik sanatçılarından biri... içinde topluma karşı sorumluluk hisseden bir sanatçı... oldukça genç ve yetenekli... ama yine önceki paylaşımımda da vurgulamış olduğum gibi, ben begül erhana hak ettiği ölçüde sahip çıkılmadığını düşünüyorum!...

resmi, özel, tüzel, kuruluş, kişi, oluşum vs vs vs... her ne ise, ilgili olabilecek, sorumlu olabilecek, destek çıkabilecek birileri yok mu? begül erhana?... destek derken maddi desteği de kast etmiyorum, bu ülkede sanatçının sanatçıya destek olmadığına da çok tanık oldum ben... destek derken, fotoğraf çekilirken bile olsa yanında durmak!... bu kadar küçük bir destek!... belki ben gereksiz yere burnumu sokuyorum, belki begül erhanın böyle bir derdi tasası da yok... ne bileyim... bana nedense çok çabalıyor, çok güzel işler çıkarıyor, bir çok organizasyonda ülkesini temsil ediyor ve bütün bunları tek başına, kendi gayretleriyle yapıyor gibi geliyor... belki de değildir...

neden böyle düşünüyorum, açıklayayım; ben begül erhanın yanında birilerini ve/veya bir şeyleri görmek istiyorum... mesela arp sanatçımız gider bir yerlere, foto vardır, sanatçının hemen yanında arp derneğinden birileri vardır... öğrenciyse, öğretmeni vardır... yoksa bile, birileri facebookta bile olsa, onu paylaşır gururla... yahu benim paylaşmam önemli değil ki!... ben kimim?... piyanist ise mesela sanatçı, fazıl say paylaşacak!... ki çok destek oluyor fazıl say...

bunlar çok önemli sayın ülkemiz gitarcıları!... insanlar yapmadıklarından da sorumludurlar!...

böylesi daha iyidir belki... yada öyle değildir, begül erhan gelir kızar bana:)... ben gerçekten bunları bilerek yazmıyorum!... sadece, begül erhana ve daha yüzlerce sanatçıya destek görmüyorum... yazının sonlarına doğru yazdıklarım hariç tabii ki...

ben son kayıtlarından bir kayıt paylaşsam?

Begül Erhan - Zülüf Dökülmüş Yüze



bu güzel zülüf dökülmüş yüze düetinde neyi bilgin canaz çalmış...

daha önce de bahsettiğim gibi, ülkemizin bir çok şehrinde konserlere katıldı begül erhan ve bir çok radyo ve televizyon programına da konuk oldu... gidilmeyen yerlere de gitti, yurt dışındaki önemli organizasyonlara da katıldı...

önceki paylaşımımdan sonra gerçekleşen bazı önemli gelişmeler hakkında kısaca bilgi vereyim...

2016 kış aylarında ilk albümünün kayıtları tamamlandı... kayıtlar ada stüdyolarında yapıldı... ilk albüm çok yakında, zannedersem 2016 sonbaharında piyasada olacak... ülkemizin önde gelen firmalarından ada müzik etiketiyle... sabırsızlıkla bekliyoruz...

begül erhan
tamamen anadolu folk eserlerinin klasik gitar düzenlemelerinden oluşacak olan ilk albüm çalışmaları devam ederken, 1-7 temmuz 2016 tarihlerinde italyanın sicilya adasında gerçekleştirilen 3. solarino uluslararası gitar festivaline katıldı begül erhan ve biletleri çok erken tükenen konseri seyirciler ayakta izlediler ve 2 temmuzda verdiği konser çok beğenildi... festivalin sanat direktörü fabio barbagallo, konser sonrasında begül erhan a plaketini verirken, begül erhanın oldukça sıra dışı ve önemli bir klasik gitarcı olduğunu belirtti ve kendisini yeniden sicilyada görmek istediklerini ilave etti... tabii burada şunu da belirteyim, begül erhanın sıra dışı ve çok önemli bir klasik gitarist olarak görülmesinde en önemli etkenlerden biri de, anadolu ezgilerini avrupa kıtasına taşımış olması... scarlatti, tarrega, mangore ve merlin eserlerine ek olarak; livaneli teması, kara toprak, yağcılar zeybeği, yemen türküsü, çanakkale türküsü ve aman avcı gibi eserlerin klasik düzenlemelerini de çaldı begül erhan...

bu arada ilk albümü de şekillenmiş oldu zannedersem... yani satın aldığınızda dinleyeceğiniz parçalar bunlar... tabii zülüf dökülmüş yüze türküsünü de eklemekte yarar var... albüm çıktığında, mutlaka satın alıp, göreceğiz bakalım aynı eserler mi var...

7 kasım 2015 tarihinde ankara çağdaş sanatlar merkezinde konser verdikten sonra viyanaya uçtu begül erhan ve 27 kasım 2015 tarihinde dünyaca ünlü viyana konser sarayı schubert salonunda harika bir konsere imza attı... çok büyük bir beğeni topladı, övgüler aldı... özellikle repertuvar çok beğenildi... anadolu ezgilerinin önemi işte burada yatıyor... farklı ve egzotik tatlar her zaman ilgi çeker ve beğenilir... tabii o ezgileri çalanın ustalığı da çok önemli...

kısa bir süre önce, özel bir tv kanalındaki söyleşisini aşağıda paylaşıyorum... iki de güzel parça çalmış begül erhan; recuerdos de la alhambra ve aman avcı...



begül erhan ülkemizde henüz hak ettiği ilgiyi ne yazık ki görmüyor!... ben özellikle arp camiamızı ve flüt camiamızı çok takdir ediyorum!... tabii bunun yanında keman ve piyano açısından da ülkemizde birlik ve beraberlik çok dikkat çekici... hep unuttuğum isim mutlaka olur, o sebeple isim saymaktan hep çekinirim ama şu kadarını söyleyeyim; bu sanat dallarında gençlerin elinden tutuluyor, o ünlü duayenlerimiz, hadi sayayım, gülsin onay, suna kan, pekinel kardeşler, idil biret, fazıl say, şirin pancaroğlu, okullarımızın keman, piyano, flüt, arp ve bir parça da viyolonsel bölümleri ve özür dileyerek belirteyim, muhtemel unutmuş olduğum ustalar... son yıllarda o kadar büyük ve önemli çalışmalar içindeler ki!...

nerede bu gitarcılar?

tamam, var güzel gelişmeler, ilk fırsatta gitarcılarımızı da yazacağım ama gitar işi olmuyor!... fikrimdir, affola... ilk fırsatta yine bir minik kızımızı yazacağım, bir kaç isim haricinde benim bildiğim yok klasik anlamda!...

hatam olursa, baştan af dileyeyim... bildiğim kadarıyla begül erhan akademik müzik eğitimi almış biri değil!... akademik seviyede gitar eğitimi yok... kendi çabalarıyla gitar eğitimi aldı... kendi çabaları ile gitar eğitimi veren biri oldu!... bir çok öğrencisi var... kendi çabaları ile kendi ülkesinde bir parça adından söz ettirebildi... belli bir çevre begül erhanı çok iyi tanır ve çok beğenir... ama begül erhan kendi imkanları ile konser gitaristi oldu!... begül erhan sicilyaya uluslararası festivale katıldı, övgülerle döndü... klasik müziğin en önemli merkezlerinden biri olan avusturyaya gitti, en önemli konser salonlarından birinde konser verdi, yine övgülerle döndü!... bu yazının başlarında yazdım, yine sırası geldi; ben begül erhanı neden çok yalnız görüyorum?...

nerede arkadaş bu ülkenin gitar camiası?... yahu bu ülkede, bütün dünyada olduğu gibi, gitar en popüler enstrüman değil mi?... o kadar çok genç gitar sevdalısı var ki!... arp gibi, bir yerlerde görüp de tellerine dokunma fırsatı bile yakalayamadığımız bir enstrümanda bile bu ülkeden bir çok usta çıktı, bir çok usta da şu anda yetişiyor!... neyse artık... 

neyse diyorum da, duramıyorum:)... arkadaş, begül erhanın yanında ben neden hiç kimseyi göremiyorum?... :) tabii ki yalnız değil, önceki paylaşımımı okuyun, çok iyi bir hocası var, murat işbilenin öğrencisi, çok güzel bir çevresi var... benim gibi bir çok seveni var... ama kast ettiğim o değil...

albümü çıkınca devam etmek üzere, yine kara toprak paylaşayım, çok ama çok taze:)...





Yorumlar

  1. Daha önce de paylaşmışsınız Zafer Bey ama görmemişim ve tanımıyordum, hiç de duymamıştım Begül Erhan'ı. Ne kadar çok şeyi es geçiyoruz! Çok teşekkürler hem size hem Begül kardeşimize.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

can özhan ve öğrencileri

can özhan yazıya nasıl başlayacağımı bilemedim... kaç aydır duruyor bu paylaşım taslak olarak ama elbisesini giydirip, paylaşmam lazım... ben normal koşullarda can özhan gibi ünlü ustaları değil de, ünlü birer usta olacak genç sanatçılarımızı yazıyorum... can özhan da genç sanatçı ve 32 yaşında bu aralar ama bloğun konseptinin çok dışında bir sanatçı artık... çok başarılı ve benim hiperaktif sanatçı olarak tanımladığım sanatçılarımızdan can özhan da.. konserler, projeler, ustalık sınıfları, orkestra kurmalar vb bir çok farklı aktivite devam ederken, bir çok da genç kemancı yetiştirdi ve yetiştirmeye devam ediyor... hepsi de çok başarılılar ve aslında her biri ayrı ayrı paylaşımları fazlasıyla hak ediyorlar ama ben bu tip paylaşımlar yapmayı tercih ediyorum.. yani ortada bir proje, orkestra, destek programı vs gibi bir ortak çalışma içinde yer alan genç sanatçılarımızı paylaşma gibi... bu paylaşımın konusu ise; en az sanatçılığı kadar başarılı olduğu öğretmenliği can özhan'ın... v

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

cansu naz eriş konseri

cansu naz eriş belçika musica mundi school 'da piyano eğitimine devam etmekte olan başarılı genç piyanistlerimizden cansu naz eriş , 21 şubat günü çok başarılı bir resital verdi musica mundi bach konser salonu nda... ben böyle tam konser kayıtları gördüğümde mutlaka paylaşmaya çalışıyorum, bu konseri paylaşmak için başladım yazmaya ama çok taze ve harika bir başarı haberi ile de karşılaştım... önce o haberi vereyim; pariste düzenlenen 18. c oncours international de chatou piyano yarışması nın yaş sınırlaması olmayan konser piyanisti kategorisi nde ikinciliğe layık görüldü... yarışmada birinciliğe layık görülen kimse de olmadığı için, doğal olarak yarışmanın birincisidir cansu naz... birinci seçilmemiş olması da yarışmanın kalitesini ve zorluğunu göstermesi açısından çok önemli... her türlü sıkıntıya, kısıtlamaya rağmen; gece gündüz çok yoğun bir çalışma ve tempo içerisinde geçirdiği şubat ayına yedi canlı etkinlik ve bir yarışma galibiyeti sıkıştırmayı başaran cansu naz eriş hakkın

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ilham perileri

ilham perileri (müzler) biraz sakat bir konuya dalasım geldi, bakalım işin içinden çıkabilecekmiyim... şu anda çok az bilgim var şu ünlü ilham perileri hakkında... şöyle bir olası kaynaklara da göz gezdireyim dedim, gözüm de korktu ama yıllardır hep ilgimi çeker bu ilham perileri... müzler de deniyor, musalar da... ingilizce muses... hemen her dilde yunanca orijinaline sadık kalınmış... Μοῦσαι (moũsai) ise orijinali oluyor... yunanca tabii... müz kelimesinin kökeni de "men" miş... bana pek bi alakasız geldi ama öyleymiş sonuçta... men kelimesi ise çok fazla ciddi anlamlar taşıyor: akıl, düşünce ve yaratıcılık!... umarım ingilizce insanoğlu denen "men" buradan gelmiyordur ama sanki öyle... bu kadarla da kalmıyor, bu 3 ana kavramın altını dolduran konular çok önemli; bilim, edebiyat ve sanat... konu ağır anlayacağınız... men kelimesinden köken aldığı söylenen müzler ise sanat, bilim ve edebiyat alanında eserler veren insanlara ilham getirmekle görevli periler.