Ana içeriğe atla

gerçek müzik ve gerçek müzisyenler


yukarıdaki foto biraz alakasız oldu konuyla ama biraz da alakalı gibi sanki... ille de foto koyacağım ya!... ondan...

kel alaka insanların aynı müziği aynı anda seslendirmeye kendilerini adamış olmaları ve ortaya anlamlı şeyler çıkarabilmeleri beni de insan ırkı için biraz daha olumlu düşünmeye sevk ediyor zannedersem ama ben paul mccartney gibi bayılamıyorum bir türlü şu insanlığa... tek tek sevdiğim insanlar tabii ki var ama "insanlık" denince tüylerim diken diken oluyor... sevemedim insalığı, napayım olmuyo:)... bence zırvalamış ya neyse artık...

bir parça müzik için kendini adamış gerçek insanlara ise hayranım... müziğe bir şekilde bulaşmış olanların bir kısmına yani:)...

takım çalışmasıymış şuymuş buymuş, hepsi de insanları robotlaştırmaya yönelik safsatalar... çıkardılar bi insan kaynakları ve kişisel gelişim tatavası, bütün dünyayı salağa çevirdiler... ne takımı, ne takım çalışması arkadaş... yaşam koçu, sınav koçu vs vs... yakında işemeye giderken bile uzatacak bi koç, işetmeye çalışacak...

ruhunu kullanmayı bilene koç moç mu gerekir?... bu sebeple, koçlar işsiz kalmasın diye, ruhunu susturdular dünyanın...

konuyu dağıttım yine... dağıttım da denemez gerçi, başlayamadım  ki dağılsın...


burada da bir çok kez aralara sıkıştırmışımdır mutlaka; beni en çok keyiflendiren, anlık, spontane çalan müzisyenlerdir... jam sessionlardır... barlar, kulüpler ve en önemlisi de sokaklardır...

beni o kalburun en üstündeki müzisyenler ve gruplar, onların muhteşem stüdyo albümleri ve hatta canlı canlı olmalarına rağmen devasa ışıklar saçan konserler bile bu kadar keyiflendirmezler... ama bayılırım sokak müzisyenlerine, sokak müziğine ve o atmosfere...

tabii yanlış anlaşılmasın; o kalbur üstü müzisyenleri yada grupları bir kenara itiyor değilim... sadece öbür türlüsü daha çok keyiflendiriyor beni...

kim ne derse desin, sonuna kadar, kanımın son damlasına kadar, canımı dişime takarak (abartacaksın ki inandırıcı olsun) savunurum ki; "gerçek müzisyenler, sokak müzisyenleridir" artı "gerçek müzik de sokakta yapılandır"...

seviyorum bu blog işini yahu:)... neyi nasıl dersen gidiyor:)... gir buraya, sağa sola laf et, dalaş, rahatla... sanki benim sokaklar ve sokak müzisyenleri hakkındaki fikrimi merak eden yada karşı çıkan hatta ciddiye alıp da kafasına takan var da:)... don kişot gibi oldum burada:)...

üstün yetenekli bir kaç müzisyen bir araya geliyorlar, grup kuruyorlar, üstüne üstlük aylarca yıllarca birlikte çalıyorlar, provalar şunlar bunlar... zaten doğuştan yetenek tavan yapmış! yetmezmiş gibi güç birliği içine giriyorlar!... aylarca albüm hazırlıkları, aylarca stüdyo kayıtları, o kayıtların kurcalanması, oynanması, itilip çekilerek düzeltilmesi vs vs vs... turneler, ışıklar, şovlar falan filan... hele hele günümüzde!... müziğin ve müzisyenliğin cılkını çıkardılar iyice... bugünün teknolojisiyle ben bile eşşeği anırtıp, soprano diye yuttururum... ben de olurdum pink floyd filan bu kadar destekle... menajerler, organizatörler, imaj meykırlar, medya danışmanları, sekreterler, ve bilmediğim daha neler neler; zaten aksırsan kafa sallamaya hazır hayran kitlesi, ses mühendisleri, ışıkçılar, tırlar dolusu malzeme... vs vs vs... çevrendekilerden 2-3 fabrika çıkarırsın... ben de olurdum led zeppelin filan...

hakikaten bu blog işi çok iyi geliyor bana :D

neyse, uzatmayayım; iddiacı da değilim bu konuda ama bence gerçek müzik ve gerçek müzisyenler aşağıdaki videodalar...

aşağıdaki, sadece tek bir örnek ama çok güzel bir örnek... bu sebeple, görünce, paylaşayım istedim...

yer floransa, zannedersem bir turist kafilesi dolanıyor katedral çevresinde ve kafileden bir koreli müzisyen, sokak müzisyenlerine yanaşıp, "ben de müzisyenim, beraber takılabilir miyiz?" diyor... ve kontrbasçının elinden alıyor kontrbası... garibim yanda gıcık bir vaziyette bakınıyor sağa sola:)... tabii buraya kadar ben biraz salladım olanları ama buna çok yakın bir şey olmuştur...

kemancı soruyor, ne çalacaz baba? diyor... koreli de dil bilmediği için, bir kaç nota ile anlatıyor derdini, sonra tempoyu soruyor, onu da söylüyor koreli ve başlıyorlar o tempodan... zaten standart bilinen bir parça, çok güzel bir autumn leaves kafadan sallaması çıkıyor ortaya... bence harika... kontrbas çalan korelinin zorlanması gözden kaçmamıştır, onu da açıklayayım, korede çaldığı bas 4 telliymiş ancak bu videodaki 3 telli... bu sebeple biraz zorlanıyor ama sonuçta çok güzel bir şey çıkartıyorlar... kemancı amcamız da çok memnun tabii, büyük ihtimalle bütün kafile para verdi:)... parça bitiyor ama kemancımız bırakmıyor ve autumn leaves bu sefer daha tempolu devam ediyor... ve ben bayılıyorum:)...



sokak müziği ve sokak müzisyeni dendiğinde, denk geliş yolda yürürken karşılaşıldığında çok beğenilir ama nedense bunun dışında genelde küçümsenir... bizde sadece istanbulda güzel örnekleri var, istanbul dışında ben pek görmedim... istanbulda bile pek saygı gösterilmiyor sokak müziği yapanlara!... özellikle vapurlarda...

bir çok sokak müzisyeni elimde hazır var hatta playlist olarak yüzlercesini buraya ekleyebilirim ama araştırıp bulma işini heveslisine ve meraklısına bırakarak, sadece bir kaç daha önceden izlememiş olduğum videoyu paylaşayım...



aşağıdaki videoda çalanlar, müzik okulu öğrencileri... zaten anında anlaşılıyor:)...



denk geliş karşıma çıkan muhteşem bir mini konser serisi... yine spontane gerçekleşen bir olay... ilk videoda bu durum zaten anlaşılıyor... öylesine başlayıp, bırakamamışlar... ikisi de ayrı ayrı çok tanınmış sokak müzisyeni...

esas oğlan dotan negrin, başkalarının amaçları için başkalarının hizmetinde çalışmaktan sıkılmış, kapmış piyanosunu, dünyayı geziyor... nasıl oluyo o piyanoyu kapmak gitmek anlamadım ya neyse artık:)... 2010 dan beri piyanosuyla dolaşıyormuş... yahu ben sokak müzisyeni diye kimleri yazıyorum acaba buraya! bak şimdi uyuz oldum...:)

dotan negrinin sayfasını mutlaka tepeden tırnağa inceleyin... piyanosunu koltuğunun altına almış, dünyayı dolaşıyor, hoşuna giden yerde açıyor bohçasını ve çalıyor... çektiği fotoğrafları filan da satıyor... ve çok daha fazlası... peki sokak müzisyeni mi?... tabii ki evet... dünya müzisyeni hem de:)...

esas kızımız da ada pasternak... ben de ilk izlerken bizim vatandaş mı dedim ama olasılık hesabı yapınca bile o olasılık iz miktarda çıktı:)... ada da profesyonel müzisyen... sayfasını inceleyin anlayacaksınız zaten... sayfasından canlı konserler veriyor, güzel ortamlarda da çalıyor...

denk geliş denk geliyorlar... lafa bak:)... ve aşağıdaki 3 videoluk mini şaheseri bize kazandırıyorlar... prova var mı? yok... spontane mi? evet... ve bu olay bu yıl (2016) bir kaç ay önce gerçekleşiyor...

dotan negrin; bloğunda aşağıdaki videoları paylaşırken şunları ilave etmiş:

müziğin dilini öğrendiğinizde, diğer herkesle özgürce konuşabilirsiniz. müzik sayesinde, dünyanın bir çok yerinde, benim dilimi bilmeyen binlerce kişiyle iletişime geçebildim müzik sayesinde... new york sokaklarında piyano çalarken tanıştım bu sevimli kız ile. adı ada pasternak ve inanılmaz derecede iyi bir kemancı. bu videolar, benim paylaştığım en iyi videolardan biri...

işte ben bu müziğe bayılıyorum... müzik; bu hali ile daha da müzik oluyor benim için...





Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

çağla karaali

çağla karaali çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?... konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onların okulları bu çocuk

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ev stüdyosu ortamı

müzik stüdyosu izolasyonu stüdyo ortamına ev içinde oda deniyor:)... yani evin içinde bir yerler... yine işin büyüklüğüne göre maliyet çok değişecek... mesela siz çalışırken çok gürültü olacak mı? ... keyboard kullanacaksanız sesini az açarsınız... yada kulaklık kullanırsınız... monitör kabin en iyisidir ama mecburen gerekebilir çoğu zaman kulaklık... o zaman, kulaklığın çok iyi olması şart... eletro gitar çalacaksanız gürültüye engel olmak çok zor ama teknoloji gelişti iyice amfi yerine direk olarak bir çok keyboarda yada audio/midi arabirimine gitarı girebiliyorsunuz... kulaklıkla elektro gitar çalmanız da mümkün... davul çalacaksanız::)))... işiniz zor tabii... o zaman yalıtım yapacaksınız odaya çünkü daha ilk gün eve polis gelecektir... tabii davul makinesi, ritm makinesi, eskiden ritm box denen zımbırtılardan kullanacaksanız yada dijital davul seti kullanacaksanız iş basit... "çok iyi" bir kulaklık işinizi görecektir... ama "adam gibi" bildiğin davul (

EmiSunshine

EmiSunshine tam adı emilie sunshine hamilton ama EmiSunshine adını kullanıyor... ben ilk izlediğimde, kendisinin bu kadar genç olduğunu anlamamıştım!... 25 civarı diye düşünmüştüm yaşını ama 2004 doğumlu çıktı... 14 yaşında henüz ama ben tarzına ve sanatçı ruhuna resmen hayran kaldım... çok küçük yaşlarda çekilmiş videoları var, o yaşlarda bile giyimi, aksesuarları, sahnede duruşu, yüz ifadeleri, vücut dili, fotoğraflarda verdiği pozlar vs vs vs, her yönden yaratıcı ve sanatçı bir yapıya sahip... şimdi bu yazdıklarım daha çok moda dergisine uygun ve magazinsel oldu ama sadece bu sebeplerle bu sayfada paylaşmam mümkün değil kendisini... çok daha fazlasına sahip emilie... Emilie Sunshine Hamilton tam bir yetenek bombası emisunshine... çok iyi şarkı söylüyor, sesi çok iyi, tarzı çok iyi ve sesini oldukça iyi kullanıyor... bir çok enstrümanı iyi seviyede çalıyor yani multienstrümantalist... ve kendine ait eserleri var... anlayacağınız söz yazıyor, beste yapıyor... bu kadar da d

zaman içinde gitar

klasik gitar bildiğimiz gitar işte üstteki... tarih ne kadar gerilere gidiyorsa, gitar da neredeyse o kadar gidiyor gerilere... benim ilk rastladığım bilgi sümerlere, hititlere kadar gidiyor... bir de mitolojide gitar benzeri şeyler var... mitoloji denen şey tam olarak ne vakte düşüyor var mı bilen?... işte o zamanlara kadar gidiyor bu iş... çok eskilere yani... kafamın basmadığı zamanlar... ne varsa anadoluda ve mezopotamyada var gerçekten... bu sümerlere hayranım... bildiğim kadarıyla mö 3500-4000 li yıllar gibi... hititler de öyle... gerçi ben mö 1400 lere kadar bulabildim gitarın orijinini... aşağıdaki resimlerin ilki berlinde, ikincisi ise istanbulda bulunuyor şu anda... hititlerde gitar hititlerde gitar benim bulabildiğim, gitara benzeyen en eski müzik aletleri yukarıdakiler... ama çoğu tarihçi ve müzikolog daha da eskilere götürüyor gitarı ama bence artık o kadarı da abartı oluyor çünkü gitara pek de benzemiyorlar... örneğin aşağıdaki de gitarın atası olarak kabul

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

zahit bizi tan eyleme, şaraba eyle ihtiram...

konumuz "zahit" ama zahit hakkında yazabilmek için önce uzunca bir zaman ayırıp, kitap karıştırıp, mürekkep yalamak gerekiyormuş gerçekten... ilk anladığım o oldu... hemen belirteyim; zahit daha yaygın kullanılıyor ama doğrusu "zahid" ... aslında konu; " dinlediklerim " ancak "ben şu zahit adlı eseri çok severek dinliyorum, alın bu da videosu vs vs vs" denip de geçilecek bir eser değil... zaten zahit bizi tan eyleme deyişini bilmeyen ve sevmeyen yoktur... kıyıda köşede kalmış bir şeyi keşfetmiş olamayacağımdan ötürü, asıl amaç tabii ki farklı... neredeyse ilkokul yıllarından beri hayranlıkla dinlediğim "bu zahit de neymiş yahu" diye anca meraklandım zannedersem... çoğu zaman bu esere kısaca zahit denir geçilir... eğer sadece interneti kurcalarsanız ve bu kurcalamanız sadece öylesine gerçekleşirse, aslında birbirinin devamı yada tamamlayıcısı denebilecek zahitler ile karşılaşırsınız... kafanız da karışır biraz... zaten gördüğüm kada