Ana içeriğe atla

sanat ve popüler kültür


Ülkemizde sanat nedir, zanaat nedir, sanatçı ve zanaatçı kimdir, yorumcu kimdir gibi soruların yanıtları sürekli tartışılmaktadır… Sadece ülkemizde değil, bugün bütün dünyada da tartışılmaktadır ve tartışılacaktır… çünkü tarih boyunca bütün insanlık tarafından sürekli tartışılmış ve henüz net tanımlamalar da getirilememiştir… bence getirilemeyecektir de… mümkün değildir çünkü… neden mümkün değildir?

Çünkü sanat soyut bir kavramdır… her ne kadar somut eserler sanatsal faaliyetlerin son ürünleri olsa da sanat bence daha çok soyut bir kavramdır… bir yağlı boya tabloyu elinize alabilirsiniz ama o yağlı boya tablonun bende ki etkisini bilemezsiniz… kişilerin bireysel algılama farklılıklarına çok açıktır… Diğer yandan sanat o kadar geniş, ucu bucağı sınırları olmayan bir kavramdır ki ifade edilmesi neredeyse mümkün değildir… sadece ucundan kıyısından parça parça ifade edilmeye çalışılmıştır…

Aslında hemen bu noktada şunu belirtmeliyim ki, sanatın ve sanatçının ille de tanımlanması gerekli bir şey değildir… tarih içinde çok tanımlamalar getirilmeye çalışılmıştır ama neden ille de tanımlanmaya çalışılmıştır anlayabilmiş değilim… ben yapılmış olan tanımlamaları inceleme zorunluluğu hissettim, çünkü gerçekten kim sanatçı kim değil iyice anlamak istedim…

En genel anlamıyla, yaratıcılığın ve hayal gücünün ifadesi olarak anlaşılabilen sanat tanımı tarih içinde sürekli yeni tanımlamalarla daraltılmıştır… bu daralma zorunludur çünkü mağara duvarlarına çizilen hayvan resimlerinden absürt sanat dallarına kadar gelinmiştir günümüzde… güzellik denmiştir, estetik açıdan bakılmıştır ama çirkin temelli sanat dalları çıkmıştır… yaratıcılık denmiştir ama her yaratıcı davranışın sanat olamayacağı anlaşılmıştır… hayal gücü denmiştir ama her hayalin sanat olamayacağı gerçeği ile karşılaşılmıştır… getirilmek istenen her kalıp bir engele çarpmıştır… tasarım, sanat, zanaat birbiri içine girmeye başlamıştır… üstüne üstlük popüler kültür insan hayatının her alanına girmiştir… popüler kültürün ürünleri sanatın varlığını yok etmeye ve neredeyse onun yerine geçmeye başlamıştır…

Duyguların yaratıcı ifadesi veya dışavurumu sanat ın belki çok genel bir ifadesi olarak kabul edilebilir… İnsanların, tabiat karşısındaki duygu ve düşüncelerini çizgi, renk, biçim, ses, söz ve ritm gibi unsurlarla güzel ve etkili bir biçimde ve kişisel bir üslûpla ifade etme çabasından doğan ruhsal bir faaliyettir gibi bir tanımlama belki daha hoş gelecektir ama çok eksiktir… eksik olduğu kadar fazladır da! … bir kere sanat güzeli anlatmak zorunda değildir… yada güzeli anlatmak için çirkini kullanabilir… estetik nesneler üretmeyen, görünümden çok kavramlara önem veren sanatçıların eserlerini kapsamadığından, bugün zamanında olduğu kadar etkili değildir artık bu tanımlama…

İngilizce'deki 'art' ('artificial' = yapay), gerek Almanca'daki 'Kunst' ('künstlich' = yapay) gerekse Türkçe'deki Arapça kökenli 'sanat' ('suni' = yapay) sözcükleri içlerinde yapaylığa dair bir anlam barındırır… yapay olana sanat denmiştir… daha doğrusu sanat sonucundaki yaratılan eser yapay olmak zorundadır… ama bu da o kadar geniş bir kavramdır ki!!! yapay olan her şey sanat eseri olarak kabul edilemeyeceği gibi, doğanın içindeki gizli sanat da ortaya çıkarılmaya başlanmıştır… bu, doğanın kendisi zaten bir sanattır düşüncesinin çok ötesinde bir konudur ve apayrı bir olaydır…

Sanatı tanımlamaya her kalkışınızda mutlaka bir duvara çarparsınız… dolayısıyla da sanatçıyı tanımlamaya kalktığınızda… Sanat, bu geniş anlamından Rönesans zamanında sıyrılmaya başlamış, sanayi devrimi sonrasında tasarım ve sanat arasında da bir ayrım doğmuştur. Günümüzde ise popüler kültür ve sanat arasında bir çizgi çekilmesi zorunlu olmuştur… Çünkü popüler kültür sanat ı kullanarak beslenmeye başlamıştır ve daha çok kapitalist bir yaklaşımdır… globalizmin de büyük itici gücü ile çok hızlı yaygınlaşmaya başlayan popüler kültür sanat olmaktan çok globalizmin bir silahı konumuna gelmiştir… Bu aşamada sanat ile popüler kültürün ürünlerini net biçimde bir çizgi ile ayıran “kalıcılık” kavramı büyük önem kazanmaktadır… popüler kültür adı üzerinde kalıcı değildir… hatta çok kısa ömürlüdür… sanat ise kalıcıdır… bu sebeple net biçimde pop un sanat olamayacağını söyleyebiliriz…

Zanaat, malzemenin daha önceden tasarlanmış bir ürüne dönüştürülmesidir… zanaatçı el becerisi ile yapılması gereken işleri yapan kişidir... örneğin gümüş kolyeler yapan kişi zanaatçıdır... sanatçı ise özgün gümüş kolyeler tasarlayan kişiye denebilir! o da gerçekten kendisinden bir şeyler katarak uzun yıllar boyunca bir çok kolye tasarımı yapmışsa tabii! ... en güzeli ise kendi tasarımlarını ürüne yani gümüş kolyelere dönüştürebilmektir... yada piyano yapabilen kişi zanaatkardır, piyano çalmayı bilmeyebilir ama piyano için eserler yazan kişi sanatkardır... sanatsal aktivite ise, araçlar, amaçlar, planlama ve uygulama arasında ayrım yapmayı gerektirmez. Sanatta duygu, ifade edildiği ana kadar açıklık kazanmamış olup, ifade edilişi onun keşfedilmesine neden olacak bir duygu olmalıdır… ama bu da yeterli değildir, çünkü sanatçı bazen kendi duygularını açığa çıkarmak için değil, insanlarda görmeyi arzu ettiği duyguları uyandırmak için sanatı kullanmıştır ve amaç uğruna yapılan sanat, bütün sanat içinde oldukça önemli bir yer tutmaktadır… sanat için sanat ve toplum için sanat gibi kavramlar da bu yüzden ortaya çıkmıştır… hatta sadece sanat için sanat yapmış olan sanatçı sayısı daha azdır… sadece kendisi için sanat yapan sanatçı ise çok azdır…

Sanat o derece tanımlanması zor bir kavramdır ki, “belli kalıplar içine konulamayan ve estetik olan insan duygularının dışa vurumudur” şeklinde dahi tanımlanmaya çalışılmıştır ve en çok kabul gören tanımlamalardan biri olmuştur… Estetik kavramı bu noktada büyük önem kazanır… “sanat doyurucu estetik yaşantılar oluşturmak amacıyla dürtüler yaratma becerisidir" denebilir çünkü sanat, güzel ile uğraşır. Güzel göreceli bir kavramdır ve çirkin, acı verici, iğrendirici şeyler bile estetik açıdan güzeldir... Sevgiyi sevgisizliği kullanarak sadece sanat yolu ile anlatıp gösterebilirsiniz mesela…

Bence sanatın amacı kendisidir yani sanattır… yada sanat sanatçının kendisi içindir… ne sanat içindir ne de toplum için… sanatçı sanatı aslında kendisi için yapar… tabii bunun karşıtı o kadar çok örnek var ki tarih içinde! Ama yine de gerçekten sanatın özüne inmeye çalışırsanız en azından böyle olması gerektiğini görebilirsiniz… başkaları bu sanatı paylaşabilir yada belki kullanabilir ama ilk aşamada sanatçı sanatı kendisi için, sanat yapmak için kullanır ve bu durum "sanat sanat içindir" kavramına yakın olmakla birlikte, aynı değildir… yada öyle olmalıdır bence… sanatçı sanatı kişisel yapmalıdır… tutkuları, kızgınlıkları, isyanları, tepkileri sanatını doğurmalıdır… sanatın son ürünü olan sanat eseri ise topluma hizmet edebilir… kullanılabilir… yararlanılabilir… toplumda değişik duyguları ortaya çıkarabilir ama sanatçı sanatını kendisi için yapar…

Sanat yaratmaktır… yok olanı var edebilmektir… var olanı yorumlamaktır da aynı zamanda… yorumlamayı sanattan ayırabilmek çok zor… sadece besteci sanatçı olarak kabul edilebileceği gibi aynı zamanda o besteyi yorumlayan yorumcu da sanatçı olarak kabul edilebilir… ama ayrımı çok iyi yapabilmek gerekir… sanatçı doğayı yorumlar ama yorumcu sanat eserini! Bu açıdan bakarsak yorumcuya yorumcu, yaratana da sanatçı demek bence çok daha doğru… özellikle müzikte bu çok büyük sorun yaratmaktadır… çünkü müzik yaratılır ve defalarca binlerce kez dahi yorumlanabilir… kendisinden çok fazla duygu katarak yorumlayan yorumcu da belki sanatçı olarak tanımlanabilir ama yine de çok dikkatli olmak gerekmektedir…

Sonuç olarak sanatta, yaratıcı zeka ön plandadır… ama yaratıcılık da zeka da az yada çok her insanda olan şeylerdir! Ama her insan sanatçı değildir! Bu noktada bile sanatı ve sanatçıyı tanımlayabilmek zorlaşmaktadır… az bir zeka ve az bir yaratıcı yetenek ile iki rengi yada iki notayı bir araya getirebilen herkese sanatçı denilemeyeceği için yine bir sınırlama getirmek gerekmektedir… Bu sebeple sanatçı daha zeki daha yaratıcı daha yetenekli olmak zorundadır… zeka, yetenek ve yaratıcılık ise bir araya kolay kolay gelmez… bu üçlemenin bütün kombinasyonları olasıdır… yani, zeki ama yeteneksiz, yada yaratıcı ama aptal vs gibi! Sanatçıda bu üçünün de olması gerekmektedir… bu sebeple sanatçı çağının ilerisinde kişidir doğal olarak! ve işte bu sebeple gerçek sanatın anlayanı çok azdır… çünkü anlayabilmek için en azından benzer bir zeka gerekir… popüler kültür ile sanat arasındaki ayrım ise işte buradadır!

Sanatçı zeki olandır, ama popüler kültüre hizmet eden kişilerin zeki olmaları gerekmez… belki en fazla kurnaz olmaları gerekebilir… bu nokta çok önemli, çünkü ülkemizde ne yazık ki kurnazlık ile zekilik çok karıştırılıyor... hatta ne kadar aptal olurlarsa o kadar iyidir çünkü ürünlerinin tüketicisi olan kitle zeki değildir… zeka seviyesi yüksek insanlara popüler ürünler asla yeterli gelmez… bu sebeple zaten popüler kültüre hizmet eden kişiler çok zeki olsalar bile bir takım aptallıklar yapmaya çalışırlar!... örneği çok fazla... işte bu tip zekiliğe kurnazlık denir...

Günümüzde yapılan tartışmalar aslında çok anlamsızdır… bir kere bir ülkede bu kadar çok sanatçının, gerçek sanatçının olması mümkün değildir! Hiçbir ülke bu kadar çok sanatçı çıkarmamıştır… ve çıkaramaz… ama ülkemizde herkes kendisini sanatçı zannetmektedir… yeteneğine, zekasına ve yaratıcılığına bakmadan…

Aslında gerçek sanatçı ile kendisini sanatçı zanneden kişileri ayırt etmek çok ama çok kolaydır… gerçek sanatçı sanatın ne kadar zor olduğunu bildiği için asla “ben sanatçıyım” diyemez… yada zorlanarak der! Ama kendisini sanatçı zanneden kişi her an “ben sanatçıyım” der… çünkü sanatın ne kadar zor olduğunu bile anlayamayacak bir kafa yapısına sahiptir… yaratmanın ne olduğunu dahi kavrayamaz… çirkinin bile estetik olduğunu anlayamaz… ve popüler kültüre ürün verdiği için ürününü kendisi için yapmaz! En önemli farklılık işte buradadır… ortaya çıkan ürün sanat için değildir! Kendisi için de değildir… toplum için de değildir! Ne içindir? ... tabii ki şan, şöhret, para içindir...

Sanatçı olduğunu iddia eden kişiler ürünlerinin hangi amaçlara hizmet ettiğini bile bilemezler… ama sanatçı bilir… popüler ürünler üretenler kendi ürettiklerini kendileri bile sevmezler… ama sanatçı sanatına da eserine de aşıktır… eğlendirirken uyutmayı amaçlayan popüler ürünler gelip geçici olmak zorundadırlar ve bu sebeple iyi olmaları gerekmez… hatta kötü olmalılardır ki, kısa sürede yok olsunlar ve yerlerini yeni ürünlere bırakabilsinler… popüler ürünler üreten kişiler de gelip geçici olmalılardır ki onların da yerine yenileri gelebilsin… çünkü hiçbir ürün yada üretici uzun süre uyutamaz! Eğer uzun süre uyutabiliyorsa tehlike çanları çalıyor demektir…

Özellikle ülkemizde zanaat ve sanat kavramlarının karman çorman olması sebebi ile de gerçek sanat anlaşılamamaktadır! Çırak olarak terzi yanına verilen evin sümüklü çocuğu terziliği öğrendiğinde sanatkar olarak adlandırılır! Hatta meslek liselerine bile sanat okulu denmektedir! Çocuğun kolunda artık altın bir bilezik vardır! Zanaatkar denmez, sanatkar denir… tıpkı düğün orkestralarına caz dendiği gibi! … Doğal olarak böyle bir ortamda otomatik olarak şarkıcı, manken, model, tolk şovcu, dizi oyuncusu vs vs vs kendisini sanatçı zannedebilmektedir… sümüklü terzi çırağına sanatkar denen bir toplumda şarkıcının kendisini sanatçı zannetmesi gayet normaldir…

Çoğu büyük yorumcunun bile sanatçı sınıfına girip giremeyeceğinin tartışıldığı günümüz dünyasında eğlence amaçlı şarkı söyleyen kişilerin yada çoğu şovmenin, mankenin, dizi oyuncusunun kendisine sanatçı demesi ve bunda ısrar etmesi bence utanılacak bir durumdur… Bu kişileri aşağılıyor filan da değilim… herkes bir şeydir… herkes sanatçı olmak zorunda değildir… üstelik bence çok büyük birkaç yorumcu dışında tiyatro oyuncuları ve hatta operacılar da sanatçı değildirler! Sanatçı olmamak kötü bir şey değildir… ama sanatçı olabilmek mükemmel bir şeydir:)...

Gelelim ülkemizdeki bu acıklı durumun komik yanına… herkes sanatçı olmak istiyor! Ama bakıyoruz ve görüyoruz ki ülkemizde gerçek sanatçıların durumu içler acısı! … neden bu insanlar ille de durumu içler acısı olan kişilere özeniyorlar? ... sanatçı olmak isteyen, daha doğrusu kendisini sanatçı zannedenlere baktığımızda ise hiç de içler acısı bir durum görmüyoruz! Tek bir CD sahibi olan bile dünyalığını kurmuşken, 50 yıllık tiyatrocular sakat durumda!... Ülkemizde bir çok gerçek sanatçının cenazesini bile belediye ekipleri kaldırabiliyorlar! Aslında ülkemizde sanatçı olmak hiç de arzu edilecek bir şey gibi gözükmüyor! Ama kendisini sanatçı zannedenler 2 saat şarkı söyleyerek yada lak lak yaparak büyük paralar kazanıyorlar! Dünya çapında sanatçı olduğunu düşünen bir kişi 2 şarkı söylediği yılbaşı programında büyük paraları cebe indiriveriyor! Gazetecileri de dövdürtüyor! Diğer yandan gerçek sanatçılarımızı dikkate alan bile yok! Hatta ülkeden kovulabiliyorlar! Dövülebiliyorlar… yakılarak öldürülebiliyorlar…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

mehmet özkanoğlu

mehmet özkanoğlu bir süredir paylaşmak istediğim bir gitarist mehmet özkanoğlu... ilk kez 1 yıl kadar önce facebook da bir paylaşımda dinlemiştim... hem de öyle bir paylaşımdı ki, bir şiir için fon müziği olarak kullanılmıştı... klasik gitarla çalınan parça ise, dost çevirmiş yüzünü adlı türkü idi... aşık veysel in... şiirle pek alakası olmayan biri olarak o video yu defalarca izlemiştim sırf parçayı dinlemek için... bence çok çok iyi bir yorum idi ama kimdi çalan??... düşünsenize! ne pis bir durum!... bir türk gitarist (yabancı da olabilirdi, bereket değilmiş) böyle gitar çalıyor ve ben tanımıyorum ve arayıp, bulmam lazım kim olduğunu!... bakmayın şimdi yukarıda parçanın adını yazdığıma, ilk dinlediğimde türkünün adını da kime ait olduğunu da bilmiyordum, sadece türküyü biliyordum... işin kötüsü, çoğu türkü de kimseye ait olmuyor ki! anonim olabiliyor, bir yada bir kaç derleyeni olabiliyor... google ın hiç bir işe yaramadığı da oluyor, onu keşfettim... bu parçayı bu kadar etkileyi

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

dünya piyanistler günü

gülsin onay daha önce hiç duymamıştım, az önce denk geliş karşıma çıktı... 6 aralık günü dünya piyanistler günüymüş... 2011 yılından beri... hikayesi de ilginç... usta piyanistimiz gülsin onay , 2011 yılında, 6 aralık günü "herkesin bir günü var, piyanistlerin neden özel bir günü yok" demiş ve 6 aralık gününü dünya piyanistler günü olarak ilan etmiş... biraz inceleyince, "şaka yollu ortaya attığım fikrimin marmarisli gazeteci ata sevgi tarafından haber yapılması üzerine bu denli ciddiye alınıp, benimseneceğini ve hatırlanacağını bilmiyordum doğrusu" dediğini de okudum... şaka yollu da olsa, ortaya atılan bu görüş benimsenmiş ve dünyaya da duyurulmuş anladığım kadarıyla ama dünyaca da benimsenmiş mi acaba diye biraz kurcalayınca, karşıma bu sefer de 8 kasım çıktı world pianist day olarak... bir de sayfa açmışlar... şöyle bir şey ... neden 8 kasım olduğunu anlamadım, daha doğrusu anlamak için uğraşmadım ama 8 kasımda farklı ülkelerden kutlayanları filan pay

org

benim hastalık boyutunda bir takıntım vardır bu org konusunda, bir kaç paylaşımımda bahsetmiştim daha önce... ülkemizde "org" olarak adlandırılan çok geniş bir müzik aleti grubu olması ve farklı adlandırılmalara gidilmeden, tamamına org adı verilmesidir bu takıntı... aslında bu takıntımda pek de haklı değilim, biliyorum ama üzerinde tuşları olan, birbiriyle alakasız her türlü cihaza tek bir isim verilip, org denmesini de hep yadırgamışımdır...  keyboardlar & piyanolar  başlıklı eski paylaşıma göz gezdirirseniz anlarsınız bu takıntımı... bu gereksiz takıntımda pek de haklı değilim dememin sebebi ise şu; aslında benim "org" denilip geçilmesini yadırgadığım cihazlar da "org" denen şeyin geliştirilmiş, elektronikleştirilmiş, dijitalleştirilmiş halleri... üstelik türkçe karşılıkları da yok ve tamamına org deyip geçmek de yanlış sayılmaz... benim takıntılı biçimde "gerçek org" dediğim ve hayranı olduğum şey aşağıdaki muhteşem varlık oluyor...

çingene müziği

çingene müziğine geçmeden önce; aşağıdaki paylaşımlara göz atabilirsiniz... gelem, gelem... çingeneler... dünyada bilindiği üzere, bir "dünya müziği" kavramı mevcut... world music denen!... kimi de her nedense hiç de sevmediğim bir şekilde "etnik" müzik diyor... aslında o kadar mide bulandırıcı bir tanımlama ki özellikle bu etnik müzik lafı!... etnik aslında yerel yada dar bir alana özgün gibi bir anlama sahip ama güncel ve yaygın kullanımı folklorik olmanın çok ötesine geçti, ırkçılığa kadar vardı resmen!... "ötekinin müziği" oluverdi resmen... web sayfaları kapatıldı, ötekinin müziğini dinleyenler kara listelere bile alındı... o yüzden ben zaten etnik lafını hiç benimseyemedim... dünya müziği lafı da çok saçma çünkü bu sefer insan "dünya dışı bir müzik mi var acaba" gibi bir arayışa giriyor... ne yani şimdi mesela madonna uranüs müziği mi yapıyor!... Robert E. Brown - dünya müziği mutfağı /  http://www.wesleyan.edu/ evet, madonna da