Ana içeriğe atla

rock ile biberi karıştıran NFK

siz hiç bir sarrafın bağırdığını duydunuz mu?
kıymetli malı olanlar bağırmaz.
domatesci, biberci bağırır da kuyumcu bağırmaz.
eskici bağırır ama antikacı bağırmaz.
insan bağırırken düşünemez.
düşünemeyenler ise hep kavga içindedir.
popçular, rockcular (folkçular!) boğazlarını patlatana kadar bağırıp duruyor.
ama dede efendi'yi okuyanlar bağırmıyor.
insanın kazandığı paradan değil, paranın kazandığı insandan korkulur.


necip fazıl kısakürek böyle demiş... sağda solda değişik versiyonları dolaşıyor... kiminde popçu rockçu kısmı yani boldlu kısım hiç yok, kiminde ise rockçu yerine folkçu geçiyor... uyuşabildiğim biri değil NFK güzel eserleri var tabii... düşünce adamı, kavga adamı ve dava insanı olarak biliniyor... davası peşinde koşan insanlardan zarar gelmez... davası ne olursa olsun, büyük saygı duyarım... gerçi necip fazılın çelişkilerle dolu davası ne kadarlık davadır ayrı konu... kendisine "bu ne çelişkidir üstad! eskiden neler anlatırdın, şimdi neler anlatıyorsun!" diyen bir kişiye "geçmişim çöplüktür benim, çöplüğü ancak köpekler eşeler" şeklinde saçma sapan cevap veren (ki kimi çevreler bu cevabı alkışlar! ve ben çok garipserim bu durumu) NFK in şu yukarıda söylediklerinin bold lu olmayan ilk kısmı çok doğru bence de ve her an yaşanan gerçekler...

doğal olarak benim üzerinde duracağım kısım kalın yazılmış kısım, öncesi apayrı bir konu ama ben işin müzik kısmına geçmeden şunu da belirtmek istiyorum, necip fazıl bu lafı hiç söylememiş bile olabilir... bir diğer konu da şu: bu lafı necip fazıl değil de başkası söylemiş olsaydı NFK cı çevreler anında o kişinin "seçkinci" olduğunu söyleyerek, üzerine çullanırlardı... o da ayrı...

söylediklerine diyecek bir şey yok... ben NFK gibi edebi olamadığım için özetle "boş tenekeden çok ses çıkar" deyip geçiyorum boş boş bağıranlar için...

bu söz ben dahil herkes tarafından çok beğenilmiş olmalı ki internet bu sözle dolmuş taşmış!... herkes "aaa ne kadar da doğru" demiş ama ben "rock" kısmına takıldım kaldım... bir de işin ilginç yanı, herkes bu sözü pek bi beğenmiş ama o aynı herkes nedense sürekli ortalıkta boş boş bağıran aynı herkes...

NFK rockçular için bunu söylemiş olabilir... 1983 yılında aramızdan ayrıldığı için söylemiştir... folkçular değildir o kesinlikle... folk için söyleyecek kadar da cahil olamayacağını düşünüyorum çünkü country de folk, harmandalı da folk!... bozlak da bazlama da folk... kendisiyle o kadar da çelişemez herhalde...

şimdi NFK gibi biri ile takışacak değilim tabii o çok daha bilgilidir ama, eğer bir dokundurma yapıyorsan, NFK bile olsan altını üstünü kurcalayacaksın biraz ve ondan sonra dokunduracaksın... ama kendisi diyor zaten, geçmişi çöplükmüş...

yukarıda necip fazıl bu lafı hiç etmemiş bile olabilir dedim, "peki neden bu kadar laf salatası yapıyorsun" diyebilirsiniz şimdi doğal olarak... yapıyorum çünkü bu noktada önemli olan necip fazıl yada bir başkası değil ve bu rockçu-dede efendici karşılaştırması ve benzeri yaklaşımlar, apayrı bir zihniyetin ürünü ve amacı da belli... kısacası NFK üzerinden o zihniyete karşı yazıyorum... çünkü NFK biber üzerinden rock çılara dokunmuş, ben de aynısını yapıyorum...

zihniyet! önemli... rockçular bağırırlar tabii, bağırmayanı da çok olmakla beraber, bir kısmı böğürürler... bereket necip fazıl zamanında brutal vocal, scream vs henüz yeni yeni doğmakta idi... necip fazıl eğer brutal scream dinlemiş olsaydı herhalde kalpten giderdi...

NFK için radyoda her bağıran şey büyük ihtimalle aynı şeydir, ayrımına varamayabilir ama NFK in 60 lı ve 70 li yılları ve o yıllarda rock un nasıl ve neden geliştiğini ve işlevini bilmiyor olması da imkansız... bilmez mi koskoca NFK 68 kuşağını... çok iyi bilir... kavgası 68 kuşağı iledir zaten... bugünün tatlı su rockçularından bin kat daha iyi bilir... işte o yüzden zihniyet bir türlü hazmedemez her şeyi... NFK bilmelidir, bilmek zorundadır ama kendisine de bağlı olan o malum zihniyetten aynı birikimi bekleyemem...

rock ın bağırdığı, isyan ettiği zihniyet zaten kendisidir! yani NFK ve onun gibilere bağırır zaten rock!... o eğreti duran kısmı eğer söylediyse necip fazıl, söyleyecek başka şey bulamadığı için söylemiştir...

necip fazıl açısından bakarsak, rock; seks, alkol, uyuşturucu, şiddet, dinsizlik vs vs vs gibi ne kadar olumsuzluk varsa odur tabii ki... böyle bakarsak, çok havada bir tartışma olur çünkü bence bütün bu sayılanların hepsi az yada çok o dede efendi söyleyenlerde de vardır ama onların bunları ulu orta yapabilmeleri biraz sağlam popo ister:)... ayrım orada... rock çı punk çı vs vs vs bunları ulu orta yapabilecek ölçülerde kaideye sahiptir ama bir dede efendici için bunlar yıkımdır!...

[ama tabii ki mutlaka belirtmekte yarar var, rock sancılı bir doğum yapmıştır ve ortamın gerektirdiği şekilde kendisine bir slogan belirlemiştir: sex&drugs... aslında çok iyi irdelenip, incelenmesi gereken bir konu bu! kabaca ortam diyerek her şeyi bunun içine alıyorum, bu ortama karşı yani her şeye karşı bir tepkidir... işin bu kısmı bilimsel olarak incelenmesi gereken bir konudur ve çok de incelenmiştir ama uzmanlık gerektirdiği için bana düşmez...]

"mesela bir rock çı kumarhanede basılsa pek de dikkat çekmez ama dede efendici basılsa yıkım olur...!!!"

hem dede efendiyi okuyanların bağıracak durumları mı var! hem durumları yok, hem de sebepleri yok...

dede efendi mükemmel bir müziğin üstadıdır ve kendisi bu konunun tamamen dışındadır

ama dede efendi ve efendiciler ne için bağıracaklar ki? isyan mı etmişler? sıkıntı mı yaşamışlar? kendilerini anlaması gerekenler anlamamışlar mı? sinir oldukları bir şey olmuş mu? kendilerine haksızlık mı yapılmış? yaşam alanları mı dağıtılmış? baskı altına mı alınmışlar? zorla bir yere mi götürülmek istenmişler ve kalıplara mı sokulmuşlar?

rock ve hadi eskiden küskün olan ama sonra zannedersem barışan rap ve her ikisinin türevleri ni de dahil edeyim, sadece bir müzik türü değillerdir... yaşam felsefesi, yaşam tarzı, düşünce sistemi vb gibi tanımların kullanılması gereken kavramlardır... bir bütün olarak bu düşünce sisteminin kökleri blues ve caz a kadar gider... aynı kaynaklardan beslenerek, günümüze kadar sürekli değişim geçirerek gelmişlerdir... değişmeyen çok az şey kalmıştır o da tarz, düşünce sistemi ve felsefedir...

bugün rock, rap, hip hop ve türevleri tıpkı klasik batı müziği, caz ve coğrafyası dar olmakla birlikte, klasik türk müziği gibi sağlam bir yere sahiptir dünyada...

"ancak" ... !

rock başta olmak üzere, bu bahsettiğimiz müzik türleri çok başarılı olmuşlardır!... bu konu çok önemli, o kadar hızlı gelişmiştir ki bu müzik türleri, kaçınılmaz bir şekilde kısa sürede çok büyük bir sektör olmuşlardır! lafı dolandırmaya hiç gerek yok, tıpkı pop müzik gibi, hatta onu da ciddi şekilde sollayarak, kapitalizmin iştahını kabartmıştır ne yazık ki... bu sebeple işin felsefe kısmını konuşacak olursak eğer, bu felsefe 70 li yıllarda kalmıştır... dünyanın en çok kazananları listesine bakarsak, çok net görürüz bu durumu...

özetle; rock müziğinin temel felsefesi başkaldırıdır ve sosyolojik bir konudur... rock, sosyal tepkiler bütünüdür...

peki, NFK hangi dede efendiden basediyor o da çok önemli hammamizade mi? yoksa öğrencisi zekai dede mi? biri 1846 da, diğeri ise 1897 de vefat etmişler! ne bağırmasından bahsediyor ki necip fazıl üstad?

belki de o devrin en çok bağıranları dede efendiler idi!

NFK asla dede efendileri kastetmemiştir... "dede efendi zihniyeti" ni kullanarak "rockçu zihniyet" e fırsat varken dokundurmak istemiştir... çünkü rock zihniyetinde NFK zihniyeti yoktur... eğer bir yerde yoksanız ona ille de dokundurursunuz...

yazdıklarım sadece zihniyetlerle ilgili... konu ne necip fazıl, ne de dede efendiler... ne dede efendi okuyanlar, ne de rokçular, rap çılar, folk çular... konu aslında iki zihniyetin çarpışması...

hangi iki zihniyetin?

"kendisine uygun ve yeter görüleni kabul edip boyun eğen" zihniyet ile; "kendisine uygun ve yeterli görülenden çok daha fazlasını hakeden ve hakkını arayan" zihniyet in çarpışması bu...

NFK bir kavga adamıdır demiştim ve evet öyledir... üstelik çok kavgacıdır kendisi... ama "kavga edenlerin düşünemediklerini" söylemiş, o da ayrı bir konu ve psikoloji biliminin sınırlarına giriyor...

NFK, rokçuların para için bağırmadıklarını çok iyi bilen bir kişidir, o da ayrı bir mevzuu... para için bağırmazlar, bağırdıkları için para veren çıkarsa alırlar:)... zaten öyle de olmuştur yukarıda açıklandığı üzere... yada kimbilir, belki de 60 lı yıllardan itibaren hızla büyüyen bu dalgayı kırmanın en kolay ve tek yolu, olaya kapitalizmin el atması idi!...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

çağla karaali

çağla karaali çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?... konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onların okulları bu çocuk

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ev stüdyosu ortamı

müzik stüdyosu izolasyonu stüdyo ortamına ev içinde oda deniyor:)... yani evin içinde bir yerler... yine işin büyüklüğüne göre maliyet çok değişecek... mesela siz çalışırken çok gürültü olacak mı? ... keyboard kullanacaksanız sesini az açarsınız... yada kulaklık kullanırsınız... monitör kabin en iyisidir ama mecburen gerekebilir çoğu zaman kulaklık... o zaman, kulaklığın çok iyi olması şart... eletro gitar çalacaksanız gürültüye engel olmak çok zor ama teknoloji gelişti iyice amfi yerine direk olarak bir çok keyboarda yada audio/midi arabirimine gitarı girebiliyorsunuz... kulaklıkla elektro gitar çalmanız da mümkün... davul çalacaksanız::)))... işiniz zor tabii... o zaman yalıtım yapacaksınız odaya çünkü daha ilk gün eve polis gelecektir... tabii davul makinesi, ritm makinesi, eskiden ritm box denen zımbırtılardan kullanacaksanız yada dijital davul seti kullanacaksanız iş basit... "çok iyi" bir kulaklık işinizi görecektir... ama "adam gibi" bildiğin davul (

EmiSunshine

EmiSunshine tam adı emilie sunshine hamilton ama EmiSunshine adını kullanıyor... ben ilk izlediğimde, kendisinin bu kadar genç olduğunu anlamamıştım!... 25 civarı diye düşünmüştüm yaşını ama 2004 doğumlu çıktı... 14 yaşında henüz ama ben tarzına ve sanatçı ruhuna resmen hayran kaldım... çok küçük yaşlarda çekilmiş videoları var, o yaşlarda bile giyimi, aksesuarları, sahnede duruşu, yüz ifadeleri, vücut dili, fotoğraflarda verdiği pozlar vs vs vs, her yönden yaratıcı ve sanatçı bir yapıya sahip... şimdi bu yazdıklarım daha çok moda dergisine uygun ve magazinsel oldu ama sadece bu sebeplerle bu sayfada paylaşmam mümkün değil kendisini... çok daha fazlasına sahip emilie... Emilie Sunshine Hamilton tam bir yetenek bombası emisunshine... çok iyi şarkı söylüyor, sesi çok iyi, tarzı çok iyi ve sesini oldukça iyi kullanıyor... bir çok enstrümanı iyi seviyede çalıyor yani multienstrümantalist... ve kendine ait eserleri var... anlayacağınız söz yazıyor, beste yapıyor... bu kadar da d

zaman içinde gitar

klasik gitar bildiğimiz gitar işte üstteki... tarih ne kadar gerilere gidiyorsa, gitar da neredeyse o kadar gidiyor gerilere... benim ilk rastladığım bilgi sümerlere, hititlere kadar gidiyor... bir de mitolojide gitar benzeri şeyler var... mitoloji denen şey tam olarak ne vakte düşüyor var mı bilen?... işte o zamanlara kadar gidiyor bu iş... çok eskilere yani... kafamın basmadığı zamanlar... ne varsa anadoluda ve mezopotamyada var gerçekten... bu sümerlere hayranım... bildiğim kadarıyla mö 3500-4000 li yıllar gibi... hititler de öyle... gerçi ben mö 1400 lere kadar bulabildim gitarın orijinini... aşağıdaki resimlerin ilki berlinde, ikincisi ise istanbulda bulunuyor şu anda... hititlerde gitar hititlerde gitar benim bulabildiğim, gitara benzeyen en eski müzik aletleri yukarıdakiler... ama çoğu tarihçi ve müzikolog daha da eskilere götürüyor gitarı ama bence artık o kadarı da abartı oluyor çünkü gitara pek de benzemiyorlar... örneğin aşağıdaki de gitarın atası olarak kabul

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

zahit bizi tan eyleme, şaraba eyle ihtiram...

konumuz "zahit" ama zahit hakkında yazabilmek için önce uzunca bir zaman ayırıp, kitap karıştırıp, mürekkep yalamak gerekiyormuş gerçekten... ilk anladığım o oldu... hemen belirteyim; zahit daha yaygın kullanılıyor ama doğrusu "zahid" ... aslında konu; " dinlediklerim " ancak "ben şu zahit adlı eseri çok severek dinliyorum, alın bu da videosu vs vs vs" denip de geçilecek bir eser değil... zaten zahit bizi tan eyleme deyişini bilmeyen ve sevmeyen yoktur... kıyıda köşede kalmış bir şeyi keşfetmiş olamayacağımdan ötürü, asıl amaç tabii ki farklı... neredeyse ilkokul yıllarından beri hayranlıkla dinlediğim "bu zahit de neymiş yahu" diye anca meraklandım zannedersem... çoğu zaman bu esere kısaca zahit denir geçilir... eğer sadece interneti kurcalarsanız ve bu kurcalamanız sadece öylesine gerçekleşirse, aslında birbirinin devamı yada tamamlayıcısı denebilecek zahitler ile karşılaşırsınız... kafanız da karışır biraz... zaten gördüğüm kada