tuna bilgin - dört şiirsel doğaçlama

besteci piyanist
tuna bilgin

genç piyanist ve besteci tuna bilgin, kendisini tanıdığım ilk günden beri nedense hep farklı gelmiştir bana.. şimdi tabii böyle yazınca da açmak gerekiyor, biraz saçma ve anlamsız bir giriş cümlesi oldu.. unutmadan açıklayayım ki en başta öyle tuhaf bir şekilde kalmasın... bu blogta hakkında paylaşım yaptığım neredeyse tüm genç sanatçılarımızı ben kafamda bir yerlere yerleştirdim -ki doğru bir yaklaşım da değil... mesela falanca caza kayar, filanca klasik çizgiden asla bir milim bile uzaklaşmaz, pişmanca ağırlıklı olarak besteleriyle konuşulur yada geleceğin bestecisi olacak ama film müzikleri yapar gibi gibi.. tuna bilgin hakkında bu tip bir yargıya varamadım uzun süre.. daha doğrusu artık vardım bir yargıya.. bunların tamamını dengeli bir şekilde yapacak...

araya sıkıştırayım, tuna bilgin hakkındaki önceki paylaşımı da okursanız sevinirim

herhangi bir yerde kendisine ait herhangi bir eseri görmüş ya da dinlemiş değilim, sadece bir çok bestesi olduğunu biliyorum... her müzisyenin zaten kendisine ait eserleri olur ama çeşitli sebeplerle kendisine kalır o besteler... yine hissettiğim şey; sadece piyanist olarak değil, besteci olarak da tanıyacağız kendisini... hatta muhtemelen besteci yönü çok ağır basacak gibi... tabii işin o kısmına muhtemelen daha çok var çünkü benim tanıyabildiğim kadarıyla; kendisi ikna olmadan, yaptığı çalışmalardan tatmin olmadan, eserlerini kesinlikle yayınlamaz gibi de geliyor bana.. yani izlenimim öyle...
o paylaşımımda böyle yazmışım..

öncelikle belirteyim; kesinlikle harika bir çalışma 4 bölümlük bu şiirsel doğaçlama... ilk dinlediğimde çok beğenmiştim, yorgundum, rahatlatıcı gelmişti... hafiften gürültülü bir ortamda telefondan dinlemiştim, titiz ve usulüne uygun bir dinleme değildi... dinlediğim anda instagram üzerinden hemen paylaşacaktım ama uzun süreli videoları paylaşmıyor... sonrasında birçok kez dinledim ve her dinleyişimde daha farklı izlenimler bıraktı.. çok ilginç, şu anda yazarken sürekli dinliyorum ve eğlenceli buldum... değişmeyen tek şey şu oldu: bu eser gerçekten çok önemsenerek ortaya konmuş, titiz bir çalışma -doğaçlama olmakla birlikte-...

ben 4 şiirsel doğaçlamayı instagram üzerinden dinliyorum ve nasıl olsa youtube'dan paylaşırım düşüncesiyle başladım hemen yazmaya ancak "ilk iki bölümü paylaşayım lafı uzatmadan" diye düşünürken, bu eserin sadece instagramda paylaşılmış olduğunu acı bir şekilde fark ettim:)).. paylaşım bitti birden bire:)... şimdilik eserin tamamını bağlantı olarak paylaşayım, daha sonra bir şekilde buraya da gömmenin yolunu bulurum.. buldum bile.. umarım olur.. bu sayede instagram videolarının da artık paylaşılabildiğini keşfetmiş oldum.. ilk iki bölüm aşağıda.. diğer iki bölüm de az sonra..

geçtiğimiz nisan ayında, almanya karlsruhe konseri esnasında alınan kayıtlar.. sahnede, seyirci önünde seslendirilmiş harika bir performans...

tuna bilgin - dört şiirsel doğaçlama op. 3 (1 & 2)

eser çok elastik doğal olarak.. sizin ruh halinize uymaya çalışan bir esere ilk defa tanık oluyorum.. yani soruyor size durumunuzu ve onu veriyor.. tabii bu açıklama saçma gelebilir, tersi ile açıklamak her zaman çıkış yolu olmuştur.. eserde bir çok tezatlık var, siz ruh durumunuza göre o tezatlıklar arasından uygun olanını seçiyorsunuz kendinize... şimdi daha açık oldu... yani elastik olan aslında dinleyici... bu sebeple zaten her dinleyişimde farklı geldi bana.. siz yorgunken müzik dinlendirici, kızgınken de sakinleştirici hatta eğlenceli... bir tabak şekerleme uzatılır, siz yeşili alırsınız, nanelidir.. sarıyı alırsınız, limonludur.. aynen öyle..

eserin sahibi tuna bilgin, bu 4 doğaçlama eser için şu kısa açıklamayı yapmış, aynen aktarıyorum buraya.. çok kararında bir açıklama olmuş, bazen besteciler eserlerini çok detaylı anlatıyorlar, pek hoşlanmıyorum o durumdan.. hemen her bölümde farklı bestecilere göndermeler mevcut, rachmaninoff'u bulamasam da çok hoşuma gitti bu alıntı göndermeler... zannedersem ben tuna bilgin'in bahsettiğinden daha fazla gönderme buldum dinlerken ama kimlere gönderme olduklarını sorsanız, bilemem... makine tamir ederken, parça artırmak gibi oldu..

“4 Şiirsel Doğaçlama” Op.3... Aylar önce programı hazırlayıp eseri yetiştiremediğim zaman “4 Şiir” yerine şiirsel doğaçlamalar yapmayı tercih ettim ve açıkçası bu halin verdiği ekstra bir doğallığın herkes için eğlenceli olduğunu deneyimlemek benim için çok kıymetli oldu. Modern estetiklere kıyasla daha romantik estetiklere yakın olduğunu düşündüğüm, sembollerle dolu (4. doğaçlamada Debussy La plus que lente alıntısıyla selam gönderdim büyük besteciye, en net sembolik gönderme oydu), eğlenceli, hayalperest ve kimi zaman umutsuz, öfkeli anlarla var olan birbiriyle bağlı 4 müzik, “söylenemeyenler” ve “yaşanamayanlar” arasında iç içe geçmiş bir soyut ortamı enerjimizi aktarım yolu olarak seçtiğimiz “ses” yoluyla ölümsüzleşirken en doğal halini paylaşarak aynı keyfi almanızı dilerim...

bu arada; ben yarım yamalak bilgimle şu yukarıda bahsettiğim "titiz bir doğaçlama" konusuna bir açıklık getireyim... doğaçlama denince genelde akla en son klasik müzik gelir... bir klasik müzik snobu için ise doğaçlama akla asla gelmez, olacak iş değildir, çok ayıptır.. hatta "iki ölçü de benden olsun" diyen bir solisti çizer atar..

"dün gece muhteşem bir brahms dinledik" derler.. yooo siz brahms değil, yorumcuyu dinlediniz.. yorumcular arasındaki tadından yenmez farklılık olmayacaksa, bu kadar çok yorumcuya ne gerek var? de mi... bütün beethoven sonatlarını bütün dünya barenboim'den dinlesin geçsin, olsun bitsin.. ama olmuyor.. doğaçlamadan önce, yorumlama bile çok önemli sonuçta..

doğaçlama dendiğinde akla ilk gelen cazdır ve doğrudur ancak aslında "halk müziği" nin temelidir doğaçlama... caz da halk müziği sonuçta... neden böyle? yahu öyle olmak zorunda.. köy yanmış, ozan almış bağlamayı, içini dökmüş.. bu kadar basit.. afrikalıyı alıp götürmüşsün dünyanın öbür ucuna, aç susuz mısır çapalatmışsın, taş kırdırmışsın 18 saat, ne yapsın? mecbur doğaçlayacak... notasyon öncesi müzik dönemine ise hiç girmeyeyim... ne yapacak yani? tabii doğaçlayacak... doğaçlama müziğin temelidir... müzik aslında doğaçlamadır..

bir doğaçlama hastası olduğum için olsa gerek; adına inatla klasik müzik denen müzik türünde de sürekli doğaçlama arardım bir zamanlar.. bol miktarda varmış aslında... yani bol derken, sanılana kıyasla bol.. kadanslar var mesela kolayına kaçıp, önceden yazılmış kadansla geçiştirenlere rağmen.. ters ters bakılsa da "yok arkadaş ben bu mozart eserini kafama göre çalacağım" diyen cesur yorumcular var ki bayılırım onlara... "yok, o klasik müzik sayılmaz" gibi komik tepkiler alsa da, org (kilise) müziği var... süslemeler var... basso continuo vs vs var.. bu sonuncusunu bir şeyler kurcalarken bulmuştum, hava olsun diye ekledim:)) klasik müzik bloğu sahibi sayılırım sonuçta:)..

klasik müzikte doğaçlama tarzında yazılmış eserler de var impromptu yada füg, prelüd gibi.. bu tip eserler de doğaçlamanın bir diğer şekli olarak kabul edilebilir ancak tuna bilgin tarafından sahnede seslendirilen 4 şiir bunun oldukça ötesinde.. mutlaka ana hatları ile öncesinde bir hazırlık, tasarlama yada daha doğru bir ifadeyle "birikim" içeriyordur çünkü cazdaki doğaçlamadan çok farklı ve bence çok daha zor..

daha zor olmasına açıklama: bugün cazda yapıldığı zannedilen o doğaçlamaların neredeyse tamamına yakını doğaçlama filan değil... onlar tamamen müzisyenin kafasında artık iyice yer etmiş kalıplar... 100 doğaçlama dinleyin, 99'u kalıp!.. o 1 adedi ise olağanüstü değerde çünkü algı ürünü değil... doğaçlamanın da artık kalıpları oluştu.. kafalarda yer etti.. bir başka ifadeyle; doğaçlamalar hep gitmesi gereken yere gidiyor... "cazda doğaçlama nasıl yapılır" gibi ders mi olur:)).. öğretilen ve öğrenilen şey doğaçlama mı olur?... gerçek doğaçlama çok farklı ve çok nadir ve doğasında doğaçlamaya çok az alan bırakan klasik müzik gibi müzik türlerinde doğaçlama canlı konser performansı hiç de öyle kolay bir şey değil..

mecburen klasik müzik demek zorunda kalıyorum ama hiç sevemedim bu kavramı.. neyse.. işte bu klasik müzik önce belli bir elit sınıf tarafından sahiplenildi ve sonrasında da ticarileşti çok ilginç bir şekilde ve "doğaçlama" kavramının her halinden neredeyse tamamen uzaklaşıldı.. ticarileşen şey, mutlaka şekillendirilir de... olmaz çünkü öyle bir şey camiaya aykırı... bu terk edilişe rağmen; bizim bestecilerimizden doğaçlama batı sanat müziği eserleri dinlemek, buna tanık olmak, gerçekten çok önemli benim için... bir önceki paylaşımımda da çok genç bir bestecimizin doğaçlama bir eserini paylaşmıştım, şimdi aklıma geldi, incelerseniz sevinirim... idil naz alıcı..

dört şiirsel doğaçlama aslında gerçekten şiir.. eseri müşfik kenter tarafından okunan bir şiir olarak dinleyin, ne demek istediğimi anlarsınız.. yada genco erkal'dan nazım şiiri dinler gibi.. bu 4 şiir için genco erkal daha iyi örnek oldu... mutlu, umutlu, üzgün, kızgın, komik, korkak, öfkeli.. inişli çıkışlı ve sembolik anlatımlarla süslü birbirinin devamı dört şiir... sözlü olunca şiir, sadece sesli olunca şiirsel deniyor bunu ben salladım kafadan:)... yani içindeki sözleri seslerle anlatmış tuna bilgin ki bu kendisi için çok daha uygun ve muhtemelen çok daha kolay... bir sanatçının yüzlerce sayfalık destanları bile seslerle bir kaç dakikaya sığdırması hiç de zor değil...

tuna bilgin'in gelecekte sadece doğaçlamalardan oluşan ve sadece kendisine özgü formlarda konserler vereceğini düşünüyorum.. çok başarılı örnekler var bu konuda ama ben hiç bir sanatçıyı birbiriyle kıyaslamayı sevmem ve doğru bulmam, o sebeple isim yazmıyorum.. yani tuna bilgin'i dinlerken falanca sanatçıyı hatırladım gibi bir ifade kullanmak bence yanlış... o sanatçı ayrı bir zenginliktir, tuna bilgin ayrı bir zenginlik.. ama tuna bilgin'den beklentim o yönde.. doğaçlama konsept konserler ve o konserlerin canlı kayıt albümleri..

yeni eserlerini paylaşana kadar tuna bilgin; üçüncü ve dördüncü şiirlerle sizi baş başa bırakayım...

tuna bilgin - dört şiirsel doğaçlama op. 3 (3 & 4)

Yorumlar

Popüler Yayınlar