Ana içeriğe atla

tuna bilgin

piyano, piyanist

tuna bilgin (foto: emre ergenç)

bazı paylaşımlara aynı cümle ile başlıyorum... genç piyanistlerimizden tuna bilgin de çok uzun süredir ilgiyle takip ettiğim isimlerden... hatta belki de tanıdığım ilk bir kaç genç müzisyenimizden biri ama bugüne kadar hakkında hiç paylaşım yapmadım... başarılarından ve çalışmalarından çok bahsettim tabii ki, burayı tıklayarak, okuyabilirsiniz tamamını... en son, geçtiğimiz yıl agso nefesli beşlisi ile verecekleri konser hakkında bilgi verirken kendisinden de bahsetmiştim ve o konseri büyük bir merakla beklerken, birden bire evlere tıkıldık ve maalesef sanat faaliyetleri de durdu... ben o konseri ilk fırsatta bekliyorum, umarım en kısa sürede gerçekleşir canlı olarak ve sahnede tabii ki... tabii bu arada; bu konser öyle bir tarihte idi ki, iptal mi oldu? yoksa gerçekleşti de ben mi kaçırdım? şimdi yazarken emin de olamadım... o konser hakkında hiç bir bilgim de yok, paylaşılan kayıt da yok sanki... konser hakkında yorum ve foto vs de yok... ben geçen seneden beri bekliyorum, konser yapılırsa, bağlantısını verdiğim paylaşıma ekleyeceğim:))...

muhtemelen 9-10 yaşlarından beri takip ediyorum ilgiyle kendisini... çok dikkat çekici bir yetenek ve yanlış hatırlamıyorsam, ilk defa gülsin onay'ın hakkındaki güzel sözleri ile dikkatimi çekmişti.. kısa bir süre sonra da mozart akademi piyano yarışmasında birinci olmuştu... dikkat çekici yetenek dedim, her "yetenek" lafı edişimde, daha yazarken açıklama yapma gereği duyuyorum çünkü yetenek denip geçildiğinde sanki hiç çabalamadan da başarılar kendi kendine geliyormuş gibi bir algı oluşuyor... doğuştan yetenekli ve başarılı isimler bu oranı kendileri verirlerse daha uygun olur ama bence yeteneğin başarıdaki oranı yüzde yirmiler civarındadır... geri kalan kısmı ise; çalışma, çaba, sinir harbi vs vs dir...

bir çok haberde kendisinden deha olarak bahsedildiğini de gördüm... ben bu deha, dahi, günümüzün mozart'ı, büyük yetenek vs vs gibi sıfatları hiç sevmiyorum... zaten neredeyse müzisyenlerle ilgili her haber bu tip sıfatlarla dolu... benim çocukluğundan beri bildiğim ve elimden geldiğince takip ettiğim tuna bilgin; çok parlak bir gelecek vaad eden, teknik yönü sağlam, duygu ve ruh katarak eserlere kendi yorumunu ve tarzını çok iyi giydiren bir piyanist... ve bu dikkat çekiciliğinin en önemli sebebi de eminim ki günde 35 saat çalışmaktır...

biraz eski bir kayıt olmakla birlikte; tuna bilgin'i çok iyi anlatacak bir performansını paylaşayım hemen... ahmed adnan saygun eserlerine hayranım ben.. çok daha fazla seslendirilmesi gerektiğine inanıyorum piyanistlerce... prelude no 9... eser de harika, yorum da...


tuna bilgin de bildiğim kadarıyla saygun'a çok önem veriyor ve hem ulusal adnan saygun piyano yarışmasında, hem de uluslararası ahmed adnan saygun piyano yarışmasında birincilikleri var... üstelik en iyi saygun yorumcusu ödülünün ve saygun özel ödülünün de sahibi...

şu blogtaki en büyük arzum; hiç bir yazı yazmadan, sanatçıların sadece videolarını paylaşıp geçmek çünkü bir sürü lafa gerek kalmadan, özellikle konser kayıtlarını izlediğiniz anda, her şey anlaşılıyor aslında ama yazısız da blog olmuyor:)... şu yukarıdaki iki dakikalık video bile kendisi hakkında her şeyi fazlasıyla anlatıyor...

hemşehrim oluyor tuna bilgin... izmir'de gelmiş dünyaya ve ilk derslerini de cemile cabbarova'dan almış... 10 yaşında da bilkent müzik hazırlık okuluna kabul edilmiş ve gülnara aziz ile devam etmiş piyano çalışmalarına... ülkemin akbaş ile de kompozisyon çalışıyor bilkentte...

bugüne kadar; cyprien katsaris, konrad richter, stanislav ioudenitch, jura margulis, hüseyin sermet, gülsin onay, jean bernard pommier ve laszlo borbely gibi çok önemli piyanistlerle de çalışmalar yapan tuna bilgin'i ben yarışmalardan çok, konserlerde ve festivallerde gördüm... bilkent festivali, antalya piyano festivali, gümüşlük müzik festivali, burdur müzik festivali, bilkent piyano festivali gibi önemli etkinliklerde sahne aldı ve bir çok önemli orkestra şef ile konserler verdi...

mozart'ın 23 numaralı konçertosu... yine eski bir kayıt ama yine güzel bir yorum... canlı da izlemiştim bu konserini...


piyanist mira jevtich ve şef valery gergiev tarafından st petersburg'ta düzenlenen marinsky festivali’nde de çok başarılı bir resital veren tuna bilgin; 2019 yılında uluslararası rhapsody piyano yarışmasında birinciliğe, italya'da düzenlenen orbetello piyano yarışmasında da üçüncülüğe layık görüldü...yukarıda atlamışım, mariinsky festivaline davet edilmişti ve bu festival, ünlü piyanistlerin davet edildiği çok önemli bir etkinliktir... bu festivale jevtich ve gergiev gibi iki önemli isim tarafından özellikle davet almış olması ve ilk yurtdışı konserini bu kadar önemli bir etkinlikte vermiş olması açısından bu konser çok önemli... defalarca bis yaptırılmıştı bu konserde kendisine...bu festivalde vermiş olduğu resitale ait kayıtları aşağıdaki bağlantılardan izleyebilirsiniz... salon zannedersem çok iyi ama böyle iyi salonlarda alınan kayıtlar biraz rahatsız edici oluyor çünkü seyirci elini kıpırdatsa duyuluyor... bakmayın gürültünün çok olduğuna, bildiğim kadarıyla çok seçkin bir kitle tarafından izlendi bu resital...

bölüm 1... bölüm 2

2019 yılında izmirde düzenlenen müziğin umuda kitaplarla dokunuşu etkinliğine de katılıp, destek olmuştu tuna bilgin... bu etkinlik 2019 yılında iki kere düzenlendi ve çok başarılı, çok ses getiren bir etkinlikti ancak 2020 yılında devamı gelemedi maalesef... umarım bu anlamlı ve güzel etkinlik, normal hayata döner dönmez yeniden devam ettirilir...

çev sanat bursiyeri olarak hatırlıyorum kendisini ama şimdi bu paylaşımı yaparken kontrol ettim, çev sanat bursiyerleri arasında geçmiyor ismi... yanlış da hatırlıyor olabilirim... çev sanat konserlerinde de sanki yoktu... yani önemli değil tabii, ben nedense sesli düşünüyorum ve kalkıp da onları buraya yazıyorum:))).. ne kadar gereksiz bir cümle oldu aslında ama kalsın artık... benim yazılar bu yüzden uzuyor işte:)...

babasının türk müziğine olan ilgisi sebebiyle, çok küçük yaşlarda müzikle iç içe olmaya başlamış... ilk enstrümanı tambur bile olabilir piyano eğitimine başlamadan önce... benim tuna bilgin'de gördüğüm, ya da hissettiğim bir çok şey var... her müzisyen için müzik çok yükseklerde ve çok "apayrı bir şey" dir tabii ama ben sanki tuna bilgin için sadece müziğin var olduğunu seziyorum... sadece piyano değil, sadece müzik... bunu anlatmak oldukça güç... yani sanki kendisi için sadece müzik, piyano ve sahne var...

herhangi bir yerde kendisine ait herhangi bir eseri görmüş ya da dinlemiş değilim, sadece bir çok bestesi olduğunu biliyorum... her müzisyenin zaten kendisine ait eserleri olur ama çeşitli sebeplerle kendisine kalır o besteler... yine hissettiğim şey; sadece piyanist olarak değil, besteci olarak da tanıyacağız kendisini... hatta muhtemelen besteci yönü çok ağır basacak gibi... tabii işin o kısmına muhtemelen daha çok var çünkü benim tanıyabildiğim kadarıyla; kendisi ikna olmadan, yaptığı çalışmalardan tatmin olmadan, eserlerini kesinlikle yayınlamaz gibi de geliyor bana.. yani izlenimim öyle...

hakkındaki ilk paylaşımım olmasına rağmen, şimdiye kadar çalışmaları ve başarıları hakkında bir çok kez bilgi vermiştim, bundan sonra da dikkat çekici çalışmaları ile sürekli kendisinden bahsedeceğimden eminim... yeterki şu illetten kurtulalım... çok fazla kehanette bulundum galiba ama tuna bilgin henüz başlamadı... yani kendi kafasındaki yola henüz koyulmadı... şimdilik bitireyim ve sizi chopin ve bach ile baş başa bırakayım... harika yorumlar...

chopin etude no.11... bach partita no.2, goldberg variations aria...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

çağla karaali

çağla karaali çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?... konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onların okulları bu çocuk

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ev stüdyosu ortamı

müzik stüdyosu izolasyonu stüdyo ortamına ev içinde oda deniyor:)... yani evin içinde bir yerler... yine işin büyüklüğüne göre maliyet çok değişecek... mesela siz çalışırken çok gürültü olacak mı? ... keyboard kullanacaksanız sesini az açarsınız... yada kulaklık kullanırsınız... monitör kabin en iyisidir ama mecburen gerekebilir çoğu zaman kulaklık... o zaman, kulaklığın çok iyi olması şart... eletro gitar çalacaksanız gürültüye engel olmak çok zor ama teknoloji gelişti iyice amfi yerine direk olarak bir çok keyboarda yada audio/midi arabirimine gitarı girebiliyorsunuz... kulaklıkla elektro gitar çalmanız da mümkün... davul çalacaksanız::)))... işiniz zor tabii... o zaman yalıtım yapacaksınız odaya çünkü daha ilk gün eve polis gelecektir... tabii davul makinesi, ritm makinesi, eskiden ritm box denen zımbırtılardan kullanacaksanız yada dijital davul seti kullanacaksanız iş basit... "çok iyi" bir kulaklık işinizi görecektir... ama "adam gibi" bildiğin davul (

EmiSunshine

EmiSunshine tam adı emilie sunshine hamilton ama EmiSunshine adını kullanıyor... ben ilk izlediğimde, kendisinin bu kadar genç olduğunu anlamamıştım!... 25 civarı diye düşünmüştüm yaşını ama 2004 doğumlu çıktı... 14 yaşında henüz ama ben tarzına ve sanatçı ruhuna resmen hayran kaldım... çok küçük yaşlarda çekilmiş videoları var, o yaşlarda bile giyimi, aksesuarları, sahnede duruşu, yüz ifadeleri, vücut dili, fotoğraflarda verdiği pozlar vs vs vs, her yönden yaratıcı ve sanatçı bir yapıya sahip... şimdi bu yazdıklarım daha çok moda dergisine uygun ve magazinsel oldu ama sadece bu sebeplerle bu sayfada paylaşmam mümkün değil kendisini... çok daha fazlasına sahip emilie... Emilie Sunshine Hamilton tam bir yetenek bombası emisunshine... çok iyi şarkı söylüyor, sesi çok iyi, tarzı çok iyi ve sesini oldukça iyi kullanıyor... bir çok enstrümanı iyi seviyede çalıyor yani multienstrümantalist... ve kendine ait eserleri var... anlayacağınız söz yazıyor, beste yapıyor... bu kadar da d

zaman içinde gitar

klasik gitar bildiğimiz gitar işte üstteki... tarih ne kadar gerilere gidiyorsa, gitar da neredeyse o kadar gidiyor gerilere... benim ilk rastladığım bilgi sümerlere, hititlere kadar gidiyor... bir de mitolojide gitar benzeri şeyler var... mitoloji denen şey tam olarak ne vakte düşüyor var mı bilen?... işte o zamanlara kadar gidiyor bu iş... çok eskilere yani... kafamın basmadığı zamanlar... ne varsa anadoluda ve mezopotamyada var gerçekten... bu sümerlere hayranım... bildiğim kadarıyla mö 3500-4000 li yıllar gibi... hititler de öyle... gerçi ben mö 1400 lere kadar bulabildim gitarın orijinini... aşağıdaki resimlerin ilki berlinde, ikincisi ise istanbulda bulunuyor şu anda... hititlerde gitar hititlerde gitar benim bulabildiğim, gitara benzeyen en eski müzik aletleri yukarıdakiler... ama çoğu tarihçi ve müzikolog daha da eskilere götürüyor gitarı ama bence artık o kadarı da abartı oluyor çünkü gitara pek de benzemiyorlar... örneğin aşağıdaki de gitarın atası olarak kabul

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

zahit bizi tan eyleme, şaraba eyle ihtiram...

konumuz "zahit" ama zahit hakkında yazabilmek için önce uzunca bir zaman ayırıp, kitap karıştırıp, mürekkep yalamak gerekiyormuş gerçekten... ilk anladığım o oldu... hemen belirteyim; zahit daha yaygın kullanılıyor ama doğrusu "zahid" ... aslında konu; " dinlediklerim " ancak "ben şu zahit adlı eseri çok severek dinliyorum, alın bu da videosu vs vs vs" denip de geçilecek bir eser değil... zaten zahit bizi tan eyleme deyişini bilmeyen ve sevmeyen yoktur... kıyıda köşede kalmış bir şeyi keşfetmiş olamayacağımdan ötürü, asıl amaç tabii ki farklı... neredeyse ilkokul yıllarından beri hayranlıkla dinlediğim "bu zahit de neymiş yahu" diye anca meraklandım zannedersem... çoğu zaman bu esere kısaca zahit denir geçilir... eğer sadece interneti kurcalarsanız ve bu kurcalamanız sadece öylesine gerçekleşirse, aslında birbirinin devamı yada tamamlayıcısı denebilecek zahitler ile karşılaşırsınız... kafanız da karışır biraz... zaten gördüğüm kada