Ana içeriğe atla

samida

grup samida
gürcü dilinde üç kız kardeş anlamına geliyor samida... yani yukarıdaki fotoğrafta gördüğümüz üç sanatçı; damla şahin, yudum şahin ve tamara şahin kardeş oluyorlar... ilk defa yüzleri göstermeyen bir fotoğraf seçtim burada, ilginç oldu ama fotoğraf güzel ne yapalım, aşağıda tekrar paylaşırım, tanış olursunuz artık... ben de az önce tanıştım kendileriyle ve hemen paylaşmaya başladım... bir yandan dinliyorum müziklerini, bir yandan da yazıyorum... ilk izlenimlerimi yazayım hemen: parçalar kısa:)... bir de şunu yazayım, yeni tanış oldum dedim ama bu kardeşlerden birini tanıyorum sanki...

ben genelde bu şekilde paylaşım yaptığım için, yazmaya başlayıp da sonradan paylaşımı iptal ettiğim de az olmadı ama samida şu anda oldukça iyi gidiyor... youtube tarafından bana önerildiği için izlediğim ilk videoları "budur işte!" dedirtmişti, şu anda evet kesinlikle budur işte diyorum... çok başarılılar... dinlemeye başladığınız anda eğitimli müzisyenleri dinlemekte olduğunuzu hemen anlıyorsunuz...

şu anda acharuli'yi dinliyorum samida'dan ve şimdi onu paylaşacaktım ancak zaten tüm videolarını mutlaka paylaşırım, gökhan özkan albümü sisli şarkılarda da damla, yudum ve tamara tarafından seslendirilmişti acharuli, onu paylaşmayı daha uygun buldum...



tabii bu arada hemen belirtmeliyim ki, ben zaten samidayı şimdiye kadar çok dinlemişim:)... gürcü müziği ve dansına hayran biri olarak, yıllardır takip ederim ve acharuli dansı ve müziği zaten en ünlü acara şarkılarından biridir... tabii bu şarkının ve dansın çok farklı versiyonlarını bulabilirsiniz, acaruli olarak da geçiyor ve düğünlerde yada bazen danslarda cilveloy ile birleştiriliyor... alfabeleri farklı olduğu için maalesef çoğu zaman en doğru bilgilere ulaşamıyorum ama alfabelerine de hayranım... სამიდა - სამაია ne güzel bir alfabedir baksanıza:)... hız ve ustalık meraklısı olduğum için, danslarına ve müziklerine hayranım... rustavi ensemble'ı da nihayet canlı izleme fırsatına nail olunca iyice perçinlendi bu hayranlığım... konu samida olduğu için, gürcistan kısmını uzatmayayım çok ama aşağıdaki iki eski paylaşımımı da araya sıkıştırayım... gerçi gürcü konusuna birazdan mecburen bile olsa yine döneceğiz:)... siz trio mandili ve sukhishvili ile biraz ilgilenebilirsiniz bu arada...

samida
samida yani tamara, yudum ve damla şahin kardeşler, çok tanınmış bir müzisyenin kızları oluyorlar... babaları bayar şahin, farklı dillerde 7 albüm sahibi, volkan konak ve kazım koyuncu albümlerine de destek olmuş, tv programları, belgeselleri, müzik stüdyosu olan, gürcistan devlet yüksek nişanı sahibi bir isim... çok daha fazlasına sahip aslında... müzisyen, besteci, derlemeci ve tonmayster... belki de en önemlisi gürcistan ve türk kültürlerine büyük katkısı olan bir isim... bir türlü geçemedik samida'ya:) hiç sevmem aslında bir paylaşımda farklı isimlerden uzun uzun bahsetmeyi çünkü saygısızlık oluyor ama ne yapalım, aile müzisyen... babaanne ve amca da müzisyen ama artık o kadarına girmeyeyim:)...

samida.com.tr

ailelerden bahsetmeyi sevmememin en önemli sebebi ise; "zaten müzisyen aileymiş, ne olacak, onlar için her şey kolay" gibi bir algının olması... münir nurettin'in oğlu gibi!... anneannem sorardı "bu oğlan kim?" derdi, annem de "münir nurettinin oğlu" derdi:)... kimseye ailesi müzisyen diye diploma verilmiyor!... ama bahsetmeden de olmuyor çünkü önemli... tabii ki aileden müzisyen olmanın en başta ciddi bir genetik avantajı söz konusu ama samida çok iyi eğitimli ve çok başarılı üç kardeşten oluşuyor... ağırlıklı olarak karadeniz-kafkasya ezgilerini sesleriyle ve enstrümanlarıyla seslendiren samida üyelerinden yudum şahin; haliç üniversitesi konservatuarında akademik müzik eğitimine başlamış ve istanbul teknik üniversitesi türk musikisi devlet konservatuarında eğitimini tamamlamış... vurmalı çalgılar yanında, gürcü enstrümanı panduri ve gitar da çalıyor... konservatuvarın vurmalı çalgılar bölümünden mezun olmasına rağmen, eğitimi süresince özgür özgüler'den viyolonsel eğitimi de almış ve pera gençlik orkestrasında viyolonsel çalmış...

damla şahin de aysun sökmen'den flüt, ali yılmaz'dan mey, ayşegül kırmanoğlu, feza çetin ve mertcan selçuk gibi önemli isimlerden de klarinet eğitimi almış... haliç üniversitesi konservatuarında akademik müzik eğitimine başlayıp, istanbul teknik üniversitesi türk musikisi devlet konservatuarında devam etmiş eğitimine...

araya baba harika bir türkü sıkıştırayım... eklemedir koca konak... ne vokaldir bu böyle harika...



ablalarından 6 yaş küçük olan tamara şahin ise benim önceden bildiğim bir isim... ben aslında neredeyse her şeyi biliyormuşum, sadece samida'yı bilmiyormuşum:)... yazdıkça farklı parçalar bir araya geldi... istanbul üniversitesi devlet konservatuarı keman bölümünde sevil ulucan weinstein ile keman çalışıyor... lise yıllarında da aynı hoca ile başlamış kemana... tamara şahin sıklıkla karşıma çıkan bir isim... kapadokya klasik keyifler festivalinden ve özellikle cihat aşkın ile birlikte yaptıkları çalışmalardan tanıyorum kendisini ama daha önce paylaşma fırsatım olmamıştı maalesef... cihat aşkın radyo 3 atölyesinde de canlı çalmıştı bir çok defalar... yalçın tura'ya saygı konserinde de aşkın ensemble ile çalmıştı...

her üç kardeş de doğal olarak aile içinde başladılar müziğe ve hepsi de baba bayar şahin'in çalışmalarında solist ve vokalist olarak yer aldılar... çekirdekten yetişme dediğimiz bu önemli çalışmaları da konservatuvar eğitimleriyle perçinlemişler... 2017 yılında da bir araya gelip samida olmuşlar, çok da iyi yapmışlar... benim burada yazdıklarımdan çok daha fazlası var ama ben bir çok detaya burada girmiyorum, sayfalarından ve sosyal medyadan takip edebilirsiniz...

ederlezi... gitarda kendilerine efgan rende eşlik etmiş...



önceden bildiğim ve şimdi öğrendiğim bazı konuları yazmaya çalıştım... klasik müzik eğitimi alan genç yetenekleri daha yakından takip ediyor olduğum için önceden sadece tamara şahin'i tanıyordum, şimdi ikiz ablalarını da tanımış oldum... sağı solu kolaçan ederken bir kaç yerde "trio mandili benzeri" gibi yorumlar okudum... kesinlikle katılmıyorum çünkü şahin kardeşlerin teknik altyapıları çok daha sağlam ve müzikleri çok daha başarılı... birlikte çok sesli söylemeyi doğal olarak çok çok iyi beceriyorlar... almış oldukları eğitimin etkisi bu konuda çok önemli... diğer yandan dünyada birbirine benzer o kadar çok örnek var ki! bu durumda her şeyi daha geç yapan için öncekinin benzeri demek lazım... mantık mı bu...

samida oldukça yeni bir grup... ben kısa sürede büyük adımlar atacaklarından eminim... şimdilik bilmiyorum tam olarak ama her biri bireysel çalışmalar da yapıyor olabilirler yada gelecekte yapabilirler... çok gençler ve bir çok karpuzu aynı anda taşıyabilirler... en önemlisi ve korktuğum da şu; çok kısa sürede çok popüler olma ihtimalleri çok yüksek... belki olmuşlardır da benim haberim yoktur çünkü benim dünyadan haberim yok gerçekten:)))... çok sevilip, popüler bir grup olmaları tabii ki kötü değil ama o yol sadece tüketen bir yol oluyor maalesef... bence bu halleriyle harikalar... ben kendi bakış açıma göre yorum yapıyorum çünkü müzikleri tam bana göre... sade ve basit... doğal, içten ve sanki misafirliğe gelmişler de çay kahve yudumlarken söylüyor gibiler... böyle yazınca yanlış anlaşılıyor, basit müzik zordur!... gerçek müzik de doğal ve içten olandır bana göre...

bildiğim kadarıyla şimdiye kadar sadece kalan müzikten çıkan rüzgar isimli single çalışmaları var... sözler erkan ketenci'ye ait... parçanın introsu ise damla şahin tarafından yapılmış... erkan ve hakan sunul kardeşlere ait sunul stüdyosunda kaydedilmiş bu çalışma ki bu stüdyonun eski sahibi bayar şahin idi... sunul kardeşler de bayar şahinin öğrencileriydiler... evren arkman (bas), timur atasever (viyolonsel) selami gördeli (duduk), gökhan özkan (akordiyon ve panduri) de katkıda bulunmuşlar... keman ise tamara şahin tarafından çalınmış...



tüm bu paylaşımda yazdıklarım sadece samida için, onu hatırlatayım çünkü her biri kendi eğitimleri doğrultusunda çok farklı çalışmalar yapabilirler, o zaman her bir kardeşi ayrı ayrı değerlendirmek daha doğru olur... samida açısından bakarsak, samida ağırlıklı olarak vokal müziği yapıyor ve her birinin enstrüman altyapıları da kuvvetli... belki enstrümanlarını biraz daha ön plana çıkarabilirler videolardaki canlı samaia parçasında olduğu gibi... çünkü bir araya geldiklerinde çalamadıkları enstrüman kalmıyor... tabii yaylı ve nefesli çalarken bunu yapabilirlerse:))... bir formül mutlaka bulurlar...

kuruldukları yıl güneri civaoğlu'nun şeffaf oda programına katılmışlar genco erkal ile birlikte... aşağıda paylaşıyorum, tamamını mutlaka izleyin derim, harika bir program olmuş... şimdilik bu kadar diyeyim, yakın bir tarihte eklemelerde bulunacağımı düşünüyorum...



samida, şimdilik tek albüme sahip... ilk albümleri alaca kalan müzikten çıktı... çok farklı kültürlerden esinlenilerek oluşturulmuş bir albüm ve bu sebeple ilk albümlerinin adı alaca olmuş... samida, alaca albümüne de doğal olarak kendi tarzını yansıtmış ve geleneksel enstrümanlarla dünyada yaygın olarak kullanılmakta olan enstrümanları oldukça iyi harmanlamış ve bu güzel albüm çıkmış ortaya...

alaca'da kendilerine eşlik eden müzisyenler ise; ali kazım akdağ (bağlama), baran aşık (balaban), burak demir (bas gitar), ersin killik (perküsyon) ve ilhan özgür (akordiyon)...

alaca albümünü mutlaka satın alın derim... dinlemek için sayfalarına bakabilirsiniz... alaca albümünden mağusa limanı ile bitireyim...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

mehmet özkanoğlu

mehmet özkanoğlu bir süredir paylaşmak istediğim bir gitarist mehmet özkanoğlu... ilk kez 1 yıl kadar önce facebook da bir paylaşımda dinlemiştim... hem de öyle bir paylaşımdı ki, bir şiir için fon müziği olarak kullanılmıştı... klasik gitarla çalınan parça ise, dost çevirmiş yüzünü adlı türkü idi... aşık veysel in... şiirle pek alakası olmayan biri olarak o video yu defalarca izlemiştim sırf parçayı dinlemek için... bence çok çok iyi bir yorum idi ama kimdi çalan??... düşünsenize! ne pis bir durum!... bir türk gitarist (yabancı da olabilirdi, bereket değilmiş) böyle gitar çalıyor ve ben tanımıyorum ve arayıp, bulmam lazım kim olduğunu!... bakmayın şimdi yukarıda parçanın adını yazdığıma, ilk dinlediğimde türkünün adını da kime ait olduğunu da bilmiyordum, sadece türküyü biliyordum... işin kötüsü, çoğu türkü de kimseye ait olmuyor ki! anonim olabiliyor, bir yada bir kaç derleyeni olabiliyor... google ın hiç bir işe yaramadığı da oluyor, onu keşfettim... bu parçayı bu kadar etkileyi

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

dünya piyanistler günü

gülsin onay daha önce hiç duymamıştım, az önce denk geliş karşıma çıktı... 6 aralık günü dünya piyanistler günüymüş... 2011 yılından beri... hikayesi de ilginç... usta piyanistimiz gülsin onay , 2011 yılında, 6 aralık günü "herkesin bir günü var, piyanistlerin neden özel bir günü yok" demiş ve 6 aralık gününü dünya piyanistler günü olarak ilan etmiş... biraz inceleyince, "şaka yollu ortaya attığım fikrimin marmarisli gazeteci ata sevgi tarafından haber yapılması üzerine bu denli ciddiye alınıp, benimseneceğini ve hatırlanacağını bilmiyordum doğrusu" dediğini de okudum... şaka yollu da olsa, ortaya atılan bu görüş benimsenmiş ve dünyaya da duyurulmuş anladığım kadarıyla ama dünyaca da benimsenmiş mi acaba diye biraz kurcalayınca, karşıma bu sefer de 8 kasım çıktı world pianist day olarak... bir de sayfa açmışlar... şöyle bir şey ... neden 8 kasım olduğunu anlamadım, daha doğrusu anlamak için uğraşmadım ama 8 kasımda farklı ülkelerden kutlayanları filan pay

org

benim hastalık boyutunda bir takıntım vardır bu org konusunda, bir kaç paylaşımımda bahsetmiştim daha önce... ülkemizde "org" olarak adlandırılan çok geniş bir müzik aleti grubu olması ve farklı adlandırılmalara gidilmeden, tamamına org adı verilmesidir bu takıntı... aslında bu takıntımda pek de haklı değilim, biliyorum ama üzerinde tuşları olan, birbiriyle alakasız her türlü cihaza tek bir isim verilip, org denmesini de hep yadırgamışımdır...  keyboardlar & piyanolar  başlıklı eski paylaşıma göz gezdirirseniz anlarsınız bu takıntımı... bu gereksiz takıntımda pek de haklı değilim dememin sebebi ise şu; aslında benim "org" denilip geçilmesini yadırgadığım cihazlar da "org" denen şeyin geliştirilmiş, elektronikleştirilmiş, dijitalleştirilmiş halleri... üstelik türkçe karşılıkları da yok ve tamamına org deyip geçmek de yanlış sayılmaz... benim takıntılı biçimde "gerçek org" dediğim ve hayranı olduğum şey aşağıdaki muhteşem varlık oluyor...

çingene müziği

çingene müziğine geçmeden önce; aşağıdaki paylaşımlara göz atabilirsiniz... gelem, gelem... çingeneler... dünyada bilindiği üzere, bir "dünya müziği" kavramı mevcut... world music denen!... kimi de her nedense hiç de sevmediğim bir şekilde "etnik" müzik diyor... aslında o kadar mide bulandırıcı bir tanımlama ki özellikle bu etnik müzik lafı!... etnik aslında yerel yada dar bir alana özgün gibi bir anlama sahip ama güncel ve yaygın kullanımı folklorik olmanın çok ötesine geçti, ırkçılığa kadar vardı resmen!... "ötekinin müziği" oluverdi resmen... web sayfaları kapatıldı, ötekinin müziğini dinleyenler kara listelere bile alındı... o yüzden ben zaten etnik lafını hiç benimseyemedim... dünya müziği lafı da çok saçma çünkü bu sefer insan "dünya dışı bir müzik mi var acaba" gibi bir arayışa giriyor... ne yani şimdi mesela madonna uranüs müziği mi yapıyor!... Robert E. Brown - dünya müziği mutfağı /  http://www.wesleyan.edu/ evet, madonna da