Ana içeriğe atla

org

benim hastalık boyutunda bir takıntım vardır bu org konusunda, bir kaç paylaşımımda bahsetmiştim daha önce... ülkemizde "org" olarak adlandırılan çok geniş bir müzik aleti grubu olması ve farklı adlandırılmalara gidilmeden, tamamına org adı verilmesidir bu takıntı... aslında bu takıntımda pek de haklı değilim, biliyorum ama üzerinde tuşları olan, birbiriyle alakasız her türlü cihaza tek bir isim verilip, org denmesini de hep yadırgamışımdır... keyboardlar & piyanolar başlıklı eski paylaşıma göz gezdirirseniz anlarsınız bu takıntımı... bu gereksiz takıntımda pek de haklı değilim dememin sebebi ise şu; aslında benim "org" denilip geçilmesini yadırgadığım cihazlar da "org" denen şeyin geliştirilmiş, elektronikleştirilmiş, dijitalleştirilmiş halleri... üstelik türkçe karşılıkları da yok ve tamamına org deyip geçmek de yanlış sayılmaz...

benim takıntılı biçimde "gerçek org" dediğim ve hayranı olduğum şey aşağıdaki muhteşem varlık oluyor...

britanic

şunun güzelliğine ve zarafetine bakar mısınız!... bir enstrüman bu heybetli şey!... inanmak ve akla kabul ettirmek de o kadar kolay değil... bu ingiliz orgu olarak bilineni ve güzel olduğu için buraya koydum fotoğrafını... çok daha büyükleri mevcut tabii... çok zarif, kibar ve zarifliğinden beklenmeyecek kadar da güçlü... minicik tuşuna buradan bir basıyorsun, borularda kasırga kopuyor!...

pan flüt
org aslında çok basit bir sisteme sahip... flütler bütünü desem olur... yada pan flüt daha iyi... bakın, orga ne kadar benziyor... orgda, devasa boyutlarda borulara üflemek mümkün olmadığı için, körükle yüksek basınçta hava basılıyor, tek farkı bu... orgun minyatürü akordiyon olabilir mesela... akordiyonun orgdan farkı, körükle yaratılan havanın metal parçalarında titreşim yaratması... orgda ise benzeri tireşim borulardan elde ediliyor... zaten bütün sesler titreşim değil midir... hiç bir müzik aletinin diğerlerinden pek de farkı yok anlaşılacağı üzere... ya gitar, keman ve piyanoda olduğu gibi teller titreşiyor yada boru benzeri yapılar, metal çubuklar titreşiyor... ses tellerimiz gibi... bu titreşimleri kontrol edebildiğiniz taktirde enstrüman elde etmiş oluyorsunuz... ses tellerimiz üzerinde kontrolü ele geçirdiğimizde, konuşmaya ek olarak şarkı da söylüyoruz...

org dendiğinde ilk akla gelen kiliseler oluyor... kilisenin boyutlarına göre org boyutları da değişiyor... en büyük orglar da doğal olarak katedrallerde bulunuyor... aralarında boyut ve boyuta bağlı olarak çıkan ses haricinde önemli bir fark yok... boru sayıları ve büyüklükleri değişiyor... bu borular metal yada tahta olabiliyorlar ve tabii ki çıkan ses de değişime uğruyor...

orgun tarihçesi nedir acaba deyip de incelemeye kalkıştığınızda resmen bir çukura düşüyorsunuz çünkü yukarıda belirttiğim gibi, bu org denen şeyin temeline indiğinizde herhangi bir boruya üflemeye kadar gidiyor... benim "hah işte bu orgun dedesidir" diyebildiğim bir kaç antik enstrüman var... iş "harp" a kadar uzanıyor aslında resmen... daha doğrusu "lir" e kadar... şu yukarıdaki pan flütte, borular yerine teller gerin, oluyor size bir lir... pan flütün borularını teke indirin ve üzerine delikler ekleyin, oluyor bu sefer bir flüt... lire sap ve perdeler ekleyin, bu sefer de gitar oluyor... aslında bütün enstrümanların çocukluğuna inmeye kalkarsanız en sonunda pan flüt yada lir benzeri bir şeye ulaşıyorsunuz...

hydraulis (su orgu)
gayr-ı bilimsel açıklamamla resmen çalgı biliminin ve arkeolojinin içine ettim:)... konu uzmanı biri okusa, her tarafıyla güler bana:)...

orgun ve piyanonun hatta tüm tuşlu çalgıların atası olarak kabul edilebilecek enstrüman olarak çoğu kaynakta yanda fotoğrafı görülen hydraulis gösteriliyor... hydraulisin aslında pipe orgdan hiç bir farkı yok... borulara hava basma işi için enerji sudan sağlanıyor sadece... milattan 250-300 yıl önce mısırda yaşayan berber çırağı ktesibios tarafından geliştirilmiştir... iskenderiyede yaşayan ktesibios ilk mühendislerden biri olarak kabul edilmektedir ve bir çok icadı vardır... en önemli diğer icadı ise su saati olmuştur... org ve piyano gibi tuşlu çalgıların bilinen en yaşlı dedesi olan su orgu aslında çok büyük bir pan flüttür... suyun havayı sıkıştırmasından yararlanılarak, pan flütten ses çıkarılmıştır...

rüzgar orgu
bir de rüzgardan yararlanılan tipi var... tıpkı değirmenler gibi bu antik orglar... orgun dedelerindeki en önemli eksiklik, klavye kısmının olmamasıdır... sonraki dönemlerde ses kontrolünü sağlayan ve register olarak adlandırılan mekanizma eklenmiştir...

neyse, biz dönelim şu zarif ve çok güçlü orgumuza... bu bol miktarda boruları olan org "pipe" org olarak bilineni oluyor... çok büyük katedrallerde, kiliselerde ve dev konser salonlarında devasa boyutlara ulaşan orglardır... bu orglar aslında sadece müzik açısından önem taşımazlar... sanayi devrimi öncesinde insan tarafından yapılan ilk kompleks mekanik makinalardır... bu açıdan bakıldığında çok daha büyük önem kazanmaktadırlar... kilise müziğinin ve klasik müziğin en önemli enstrümanı olması açısından da çok önemlidir... müziğe kilisede başlayan bir çok klasik besteci ve müzisyen sayesinde org için bestelenen ve yorumlanan eser sayısı oldukça fazladır...

küçük kiliselerde, salonlarda, evlerde yada saraylarda kullanılan portatif, pozitif ve reed org olarak adlandırılan küçük orglar yanında, boru sayısı binlerce olan, 5-6 katlı bina boyutlarına ulaşan dev orglar da vardır... önde bulunan dev borular aslında bu orgların gerçekte kapladıkları alanı örtmektedirler ve mekanizma içine girmeyen bir kişinin bu dev enstrümanı kafasında canlandırabilmesi de pek mümkün olmamaktadır...
duomo di milano (16 bin boru)
yukarıdaki fotoğraf milanodaki dünyanın en büyük orglarından birine ait... orgun borularının çok küçük bir kısmı görünür durumda ve neredeyse tamamı gizlenmiş... bu orgdaki boru sayısı 16 bin!... 1395 yılında yapılmış ve defalarca yenilenmiş...  son yenileme 1986 yılında yapılmış...

klasik dev orglarda 2 ana bölüm bulunmaktadır... birinci bölüm çok değişen sayılardaki borulardır... borular dikey olarak konumludurlar... ikinci bölüm ise orgun çalındığı kısımdır ve konsol adı verilmektedir... el ve ayak klavyeleri vardır ve büyük orglar 5-6 el klavyesine sahip olabilmektedirler... pedallarla basınçlı hava borulara gönderilmekte, çıkacak sesin kontrolü ise klavyelerle yapılmaktadır... orglar aslında çok karmaşık bir yapıya sahip... tek bir tuşa bastığınızda, orgun boyutlarına ve boru adetine bağlı olarak, çok sayıda boru devreye girmekte ve çok farklı ses renklerine ulaşılabilmektedir...

aşağıdaki video çocuklara berlin filarmoninin tanıtımı amacıyla hazırlanmış ve berlin filarmoninin çok tanınmış orgçusu olan cameron carpenter orgu tanıtıyor... sarah willis de borular arasında dolaşıyor... pipe orgu anlama açısından biraz uzunca ama çok güzel bir video...



aslında farklı amaçlar için çok farklı orglar üretilmiş... örneğin "tiyatro orgu" bile mevcut ve çok önemli bir işleve sahip... tiyatro, müzikal ve en önemlisi sessiz filmlerde müzik yapma amacıyla kullanılmış olan çok fonksiyonlu ve bir kısmı elektrikli tiyatro orgları uzun bir süre kullanılmış... büyük ihtimalle o günün koşullarında vazgeçilmez bir alet idi tiyatro orgları... "tiyatro müzisyeni" olmak o dönemlerde çok önemli idi çünkü oyun sahnelenirken aynı anda canlı olarak müzik yapıyordu bu müzisyenler... öyle kolay ve basit bir iş değil... aşağıdaki video biraz eskilere gitmeye çalışırsak, çok tanıdık gelecek... işte o müzikleri yapan müzisyenlerdi bu tiyatro müzisyenleri...



tek başına resmen senfoni orkestrası tadı verebiliyor!... duyguları da çok güzel aktarabiliyor tek başına... bu sebeple tiyatro ve sessiz filmler için uzunca bir süre vazgeçilmez olmuş bu orglar... bu arada hemen belirteyim, yaşından da anlaşılacağı üzere, kay mc abee de bir tiyatro müzisyeni...

org uzunca bir dönem önemini korumuştur... bu cümlenin devamında normalde sonradan unutulmuştur gibi bir şey gelmesi gerekiyor normalde ama sonrasında önemini daha da artırmıştır:)... önemini yitirmesi mümkün olmayan bir enstrüman çünkü... kiliselere, katedrallere sığmamış; şatolara, saraylara, tiyatrolara, filmlere ve evlere girmiştir... caza, bluesa ve rocka girmiştir... ihtiyaçlara ve mevcut teknolojiye göre sürekli biçim ve işlev değiştirmiştir ve belki farkında değiliz ama hayatımızın her yerine dalmıştır... günümüzde düğünlere, barlara, konserlere, stüdyolara, evlerimize iyice yerleşmiştir... hem de öyle bir yerleşmiştir ki; insanları ekmeklerinden bile etmiştir... düğün orkestralarını yok etmiştir mesela... canlı müziği resmen tekeline almıştır... müzik kayıt stüdyolarını bile ciddi biçimde sarsmıştır... sürekli ufalmış ve virüs gibi yayılmıştır:)...

16. yüzyılda orglara farklı enstrüman seslerini verebilecek borular da eklenmeye başlamıştır... nasard, flüt, kromorn, trompet, kornet gibi sesler ilk eklenen sesler olmuştur... 17. yüzyılda ve sonrasında obua ve insan sesine yakın sesler eklendi... anlaşılacağı üzere; daha o yıllarda günümüz org kavramı doğmaya başladı... bu eklentiler orgu "tek başına müzik" yapmaya dönüştüren atılımlar olmuştur... işte bugün bana "org enstrüman değildir" dedirten de bu değişimlerdir... devasa boyutlardaki bir enstrümana boru takımları ekleyip, farklı sesleri taklit etmeye kalkışmanın aslında pek de bir anlamı yoktu... tembellik ve kolaycılık o zamanlarda başlamış demek ki... bina boyutlarındaki bir çalgıya bunu yapabilen insanoğlu; elektrik, elekronik ve dijital işin içine girince sapıttı iyice doğal olarak:)...

org denince benim aklıma j. s. bach, toccata, hammond ve jon lord geliyor... ve biraz caz, çok az da blues... yakışıyor bunlara... bir de daha önce hiç farketmemiştim ama org aynı zamanda kadınlara da çok yakışıyor... düşününce tuhaf geliyor ama gerçekten çok yakışıyor... ben yakıştırıyorum, sizi bilemem... org kadındır zaten... hammond ve jon lord ikilisini paylaşma hakkımı saklı tutarak; önce bir taşla 4 kuş vurayım ve bach + caz + barbara dennerlein + hammond diyeyim... harika bir 4 ü 1 arada olmuş bence...



hammond!... gerçek bir efsane... bugün hala daha orgdan bahsediyorsak, hammond sayesinde... seçkin yerinden çıkarmış, kitlelere kazandırmıştır orgu... org kabuğunu kırmıştır hammond ile...

hammond org benim bildiğim ve duyduğum kadarıyla ilk kez procol harum un o felaket parçası whiter shade of pale de kullanılmıştı... aslında öncesi var tabii ama ilk dikkat çekişi ve yaygınlaşmaya adım atması demek belki daha doğru olur... bir çok kaynakta orgun bu parçada bu kadar yoğun kullanılmış olmasına kilisenin çok ciddi bir şekilde tepki gösterdiği söyleniyor... ben 1967 yılı canlı çekimini paylaşıyorum herkesin bildiği bu parçanın... yeni modelini aşağıdaki linkten izlemenizi şiddetle öneririm...

http://youtu.be/St6jyEFe5WM



orgun geniş kitlelere yayılması için ufalması, elektrikli olması ve tabii ucuzlaması da gerekiyordu... bunu saat tamircisi laurens hammond gerçekleştirdi 1935 yılında...

hammond

elektrikli ilk orgu geliştiren hammond mıdır bilmiyorum ama "başarılı" olan ilk org hammond onu biliyorum... günümüzde de apayrı yeri vardır hammond orgların...

 laurens hammond & hammond org
hammond denince akla gelen model b3 tür... bunun yanında c3 ve a100 gibi modeller de çok tutulmuş ve ön plana çıkmıştır... hammond org bir çok önemli efekti de verebilen bir cihaz olması sebebiyle caz, gospel, blues, rock gibi müzik türlerine kolayca adapte olmayı başarmış ve çok popüler olmuştur... 60 ve 70 li yıllarda org; santana, deep purple, procol harum, pink floyd ve doors gibi çok ünlü gruplarca kullanılmış ve ön plana çıkarılmıştır...

jon lord hakkımı saklı tutmuştum az önce... güzel bir jon lord solosu ekleyeyim şimdi... deep purple farkı ile ter fışkıran bir hammond lordu:)... lazy...



elektro orgların atası, 1897 yılında thaddeus cahill tarafından geliştirilen dinamofondur... daha yaygın olarak bilinen adı ile; telharmonium oluyor bu... ilk elektromekanik enstrüman olan telharmonium aynı zamanda ilk sentetik enstrüman olarak kabul edilebilir tabii... "horn" tip hoparlörle çalışmaktadır... İlk elektro org olarak kabul edilen ve 1935 yılında üretimine başlanan hammond org da elektromekanik bir alettir ancak daha çok "leslie" hoparlörlerle kullanılmaktadır... donald j. leslie tarafından geliştirilen bu hoparlörlerde yukarıda bahsettiğim "horn" tipi ses vericiler dönmektedirler... aşağıdaki resimde görüldüğü üzere, leslie hoparlör içinde amfi ve hoparlör kombinasyonu bulunmaktadır...

şimdi benim en başta bahsettiğim ama çaresini de bulamadığım org takıntıma gelelim... "enstrüman" anlamında org aslında sadece "pipe org" olarak bilinen borulu orgdur... pipe org da bile "taklit" ses üretme amacıyla binlerce boruya sahip sistemler eklenmiştir... bu noktada enstrüman vasfı da yavaş yavaş ortadan kalkmaya başlamıştır orgun ve 17. yüzyıldan günümüze kadar sürekli değişim ve gelişim göstermiştir... bu gelişmelerin tamamı hep "seslerin yapay üretimi" konusunda olmuştur... yani amaç çoğu zaman "tek başına müzik" yapmak olmuştur... yapay ses üretimini de belli bir noktaya kadar anlayabiliyorum ve bu sebeple hammond gibi elektromekanik sistemleri de org içine alabiliyorum ama özellikle 60-70 yıllarından itibaren eklenmeye başlanan özellikler sebebiyle artık ben bu cihazlara enstrüman gözüyle bakamıyorum... ama nedir onlar? derseniz; ben de bilmiyorum...

novachord synthesizer
durum şu özetle; su orgu, rüzgar orgu, pipe org, reed org, telharmoniyum, elektro org, elektromekanik, elektrostatik, vakum tüplü, transistörlü org derken, bu elektro orga teknoloji geliştikçe o kadar çok özellik eklenmiştir ki, bugün bu sınıf cihazlarda dijital teknoloji resmen tavan yapmıştır... önce daha önce değindiğim gibi, yapay sesler eklenmiştir... daha sonra yavaş yavaş ritm eklenmeye başlanmıştır... ses sentezleme; başta analog olarak, sonrasında dijital olarak gerçekleştirilmiş ve bu cihazlara "synthesizer" adı verilmiştir... sonra bu ses sentezleme teknolojisi önce analog olarak, sonra dijital olarak elektro orglara ilave edilmiştir... ritm, yerini "accompanying" yani eşlik alt yapısına bırakmıştır... sampler ve sequencer eklenmiştir... org denen şey bugün en başından en sonuna kadar, hatta albümün yayınlanmasına kadar, hatta ve hatta klibinizin hazırlanmasına kadar bütün işlerinizi yapar hale gelmiştir... klavye yada keyboard denmektedir; workstation denmektedir, yada kısaca org denip geçilmektedir...

org yaz yaz bitmez... yazmayı unuttuğum önemli bir şey çıkarsa sonradan eklerim... güzel bir video ile bitireyim artık...

wersi nin tanıtım konserinden... ünlü orgçu claudia hirschfeld dan...


Yorumlar

  1. Wersi ile Claudia Hiersfeld tarafından çalınmış daha iyi bir müzik için bağlantıdaki adresi kullanabilirsiniz.

    https://www.youtube.com/watch?v=GjqHhBTAO0U

    YanıtlaSil
  2. Hocam Allah razı olsun çok güzel anlattınız hepsini okudum elinize sağlık(: fakat fakat orgun dış kısmının neyden yapıldığı yani plastik mi onu bilmiyorum günümüzdeki orgun bölümleri işte müzik dayatması falan ve hangi alanlarda Türk sanat müziğinde mi olduğunu bilmiyorum): pazartesi günü bununla ilgili sunumum var ve hiç bir sitede bulamıyorum bu bilgileri lütfen yazar mısınız tek umudum sizsiniz): tekrar teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. merhabalar... işinize yaramış olmasına sevindim... hangi ağaçların kullanıldığını ve etkilerini bilmiyorum ama orgun klavye kısmının yani tuşlarının bulunduğu kısım ahşap malzeme içine oturtulduğunu düşünüyorum... günümüzdeki org diye bir şey yok, org her zaman buradaki resimlerde olduğu gibidir... paylaşımın sonuna doğru görülen elektrikli orglarda da tüm mekanizma ahşap materyal içindedir... hammond markalarda da ahşaptır... günümüzdeki org olarak ifade ettiğiniz müzik aletleri ise aslında org sınıfına girmezler... dijitaldirler, klavye, keyboard vs isimlerle anılırlar... ve kalitelerine göre çoğunlukla plastik kullanılır... ülkemizde hatalı olarak onlara da org deniyor... sağ üstteki arama kısmına keyboard yazıp, tararsanız, bu sayfadaki başka bir paylaşımda onları da görürsünüz... bu aletler, her türlü müzikte kullanılabilmektedir... aşağıdaki adresten orgun yapısına ulaşabilirsiniz... umarım faydalı olmuştur... sunumunuzda başarılar dilerim... https://www.yamaha.com/en/musical_instrument_guide/pipeorgan/mechanism/

      Sil
  3. Harika bir yazı olmuş. Ellerinize sağlık. Bir süredir bu konuyu derli toplu inceleyen bir yazı arıyordum. Sonunda yazınıza denk geldim. Orgun müzik katili olduğuna ben de inanıyordum ama Progresif ve Saykedelik rock müzikte keyboard kullanımına bayılırım. Bir de onlar için bir yazı yazabilirseniz harika olur. Teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok teşekkür ederim, güzel katkınız için... yazılacak o kadar çok şey var ki, dediğiniz gibi prog rock içinde org, keyboard ve synth kullanımı muhteşem ve bildiğim kadarıyla yazmayı çok da isterim ancak işlerin yoğunluğundan fırsat bulamaz oldum... gerçi benim için bu işler öncelikli gibi:))... tekrar teşekkürler, özellikle verdiğiniz fikir için:)...

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

mehmet özkanoğlu

mehmet özkanoğlu bir süredir paylaşmak istediğim bir gitarist mehmet özkanoğlu... ilk kez 1 yıl kadar önce facebook da bir paylaşımda dinlemiştim... hem de öyle bir paylaşımdı ki, bir şiir için fon müziği olarak kullanılmıştı... klasik gitarla çalınan parça ise, dost çevirmiş yüzünü adlı türkü idi... aşık veysel in... şiirle pek alakası olmayan biri olarak o video yu defalarca izlemiştim sırf parçayı dinlemek için... bence çok çok iyi bir yorum idi ama kimdi çalan??... düşünsenize! ne pis bir durum!... bir türk gitarist (yabancı da olabilirdi, bereket değilmiş) böyle gitar çalıyor ve ben tanımıyorum ve arayıp, bulmam lazım kim olduğunu!... bakmayın şimdi yukarıda parçanın adını yazdığıma, ilk dinlediğimde türkünün adını da kime ait olduğunu da bilmiyordum, sadece türküyü biliyordum... işin kötüsü, çoğu türkü de kimseye ait olmuyor ki! anonim olabiliyor, bir yada bir kaç derleyeni olabiliyor... google ın hiç bir işe yaramadığı da oluyor, onu keşfettim... bu parçayı bu kadar etkileyi

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

ilham perileri

ilham perileri (müzler) biraz sakat bir konuya dalasım geldi, bakalım işin içinden çıkabilecekmiyim... şu anda çok az bilgim var şu ünlü ilham perileri hakkında... şöyle bir olası kaynaklara da göz gezdireyim dedim, gözüm de korktu ama yıllardır hep ilgimi çeker bu ilham perileri... müzler de deniyor, musalar da... ingilizce muses... hemen her dilde yunanca orijinaline sadık kalınmış... Μοῦσαι (moũsai) ise orijinali oluyor... yunanca tabii... müz kelimesinin kökeni de "men" miş... bana pek bi alakasız geldi ama öyleymiş sonuçta... men kelimesi ise çok fazla ciddi anlamlar taşıyor: akıl, düşünce ve yaratıcılık!... umarım ingilizce insanoğlu denen "men" buradan gelmiyordur ama sanki öyle... bu kadarla da kalmıyor, bu 3 ana kavramın altını dolduran konular çok önemli; bilim, edebiyat ve sanat... konu ağır anlayacağınız... men kelimesinden köken aldığı söylenen müzler ise sanat, bilim ve edebiyat alanında eserler veren insanlara ilham getirmekle görevli periler.

can özhan ve öğrencileri

can özhan yazıya nasıl başlayacağımı bilemedim... kaç aydır duruyor bu paylaşım taslak olarak ama elbisesini giydirip, paylaşmam lazım... ben normal koşullarda can özhan gibi ünlü ustaları değil de, ünlü birer usta olacak genç sanatçılarımızı yazıyorum... can özhan da genç sanatçı ve 32 yaşında bu aralar ama bloğun konseptinin çok dışında bir sanatçı artık... çok başarılı ve benim hiperaktif sanatçı olarak tanımladığım sanatçılarımızdan can özhan da.. konserler, projeler, ustalık sınıfları, orkestra kurmalar vb bir çok farklı aktivite devam ederken, bir çok da genç kemancı yetiştirdi ve yetiştirmeye devam ediyor... hepsi de çok başarılılar ve aslında her biri ayrı ayrı paylaşımları fazlasıyla hak ediyorlar ama ben bu tip paylaşımlar yapmayı tercih ediyorum.. yani ortada bir proje, orkestra, destek programı vs gibi bir ortak çalışma içinde yer alan genç sanatçılarımızı paylaşma gibi... bu paylaşımın konusu ise; en az sanatçılığı kadar başarılı olduğu öğretmenliği can özhan'ın... v

çingene müziği

çingene müziğine geçmeden önce; aşağıdaki paylaşımlara göz atabilirsiniz... gelem, gelem... çingeneler... dünyada bilindiği üzere, bir "dünya müziği" kavramı mevcut... world music denen!... kimi de her nedense hiç de sevmediğim bir şekilde "etnik" müzik diyor... aslında o kadar mide bulandırıcı bir tanımlama ki özellikle bu etnik müzik lafı!... etnik aslında yerel yada dar bir alana özgün gibi bir anlama sahip ama güncel ve yaygın kullanımı folklorik olmanın çok ötesine geçti, ırkçılığa kadar vardı resmen!... "ötekinin müziği" oluverdi resmen... web sayfaları kapatıldı, ötekinin müziğini dinleyenler kara listelere bile alındı... o yüzden ben zaten etnik lafını hiç benimseyemedim... dünya müziği lafı da çok saçma çünkü bu sefer insan "dünya dışı bir müzik mi var acaba" gibi bir arayışa giriyor... ne yani şimdi mesela madonna uranüs müziği mi yapıyor!... Robert E. Brown - dünya müziği mutfağı /  http://www.wesleyan.edu/ evet, madonna da

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o