Ana içeriğe atla

zaman içinde gitar

klasik gitar

bildiğimiz gitar işte üstteki... tarih ne kadar gerilere gidiyorsa, gitar da neredeyse o kadar gidiyor gerilere... benim ilk rastladığım bilgi sümerlere, hititlere kadar gidiyor... bir de mitolojide gitar benzeri şeyler var...

mitoloji denen şey tam olarak ne vakte düşüyor var mı bilen?... işte o zamanlara kadar gidiyor bu iş... çok eskilere yani... kafamın basmadığı zamanlar...

ne varsa anadoluda ve mezopotamyada var gerçekten... bu sümerlere hayranım... bildiğim kadarıyla mö 3500-4000 li yıllar gibi... hititler de öyle... gerçi ben mö 1400 lere kadar bulabildim gitarın orijinini... aşağıdaki resimlerin ilki berlinde, ikincisi ise istanbulda bulunuyor şu anda...

hititlerde gitar

hititlerde gitar

benim bulabildiğim, gitara benzeyen en eski müzik aletleri yukarıdakiler... ama çoğu tarihçi ve müzikolog daha da eskilere götürüyor gitarı ama bence artık o kadarı da abartı oluyor çünkü gitara pek de benzemiyorlar... örneğin aşağıdaki de gitarın atası olarak kabul ediliyor ve mısır uygarlığına ait... mö 3000 civarı... bu mantıkla gidersek, bütün müzik aletlerinin kaynağını bulunan en eski tek bir enstrümana bağlarız... olmaz öyle şey, itirazım var...

en eski telli müzik aleti, mısırdan

gitar kelimesi kökenini nereden alıyor? bilmiyordum ama onun için de farklı bilgiler mevcut... birincisi göreceli olarak çok daha yeni ve guittern kelimesinin meryemin (virjin yani bakire olarak geçiyor, herhalde herhangi bir bakire değildir) taç giyme töreninde kullanıldığı belirtiliyor britanya kütüphanesinde...

meryemin taç töreni

diğer bilgi ise mö 7000 yılına ait... hem platonun, hem de pollux un lyria ve kitara dan bahsettikleri belirtiliyor...

lyria ve kitara

biz dönelim yine şu bildiğimiz gitara... şekli iyice kaydı gitti çünkü... bildiğimiz gitarla serenad yapılır... günümüzde de iyice moda oldu "gitar çalan çocuk" denen şey... ergenlik çağına giren oğlanlar mutlaka kursa filan giderler çünkü kızlar bayılır... ve mutlaka akdeniz akşamları çalınır serenadlarda... nedense... kurslarda zaten akdeniz akşamları ve olmasa mektubun parçaları öğretiliyor özellikle zannedersem... yada o kadarı yeterli oluyor kızlar için...

the serenade (emile munier)

portekizce gitar violao demiştim... bunun orjini ispanyolların kullandığı ve vihuela denen bir müzik aletidir ve tüm iber yarımadasına yayılmıştır... portekizliler elektro gitar için guitarra diyorlar ama akustik ve klasik gitar için daha çok violao sözcüğünü tercih ediyorlar... violin i yani kemanı andırıyor ama şu da bir gerçek ki, gitarın ataları da aslında kemanı andırıyordu! gitar bildiğimiz şeklini almadan önce sürekli şekil değiştirmiştir... gitarın çok eski ataları keman gibi küçük, kısa saplı ve perdesiz idi... perdeler daha sonra eklenmiştir gitara...

Vihuela

farklı iki vihuela bilinmektedir, birincisi ispanyollara aittir ve 16. yüzyılda çalınmaya başlanmıştır... diğeri ise meksika vihuelasıdır ki mariachi bandolarında çalınmaya başlanmıştır ve 19. yüzyıla aittir... ispanyol vihuelası kemana benzediği için, viola de mano olarak adlandırılmıştır yani elde çalınan keman...

meksika vihuelası

vihuela gitarın atasıdır dedik ama işin gerçeği sümerlere ait bazı resimlerde de bildiğimiz gitara çok benzeyen, üstelik perdeli figürlere rastlanmıştır... yine de gitarın köken aldığı antik müzik aletleri perdesizdiler ve keman gibi küçüktüler... gitarın çok daha yeni atası olan lavta da perdesizdir ve uda çok benzemektedir...

barok döneme ait lavta

lavta denmesi de aslında yanlıştır!! orjinali arapça "lute" dir... araplardan ispanyollara geçmiştir ve ispanyolca "la uta" denmiştir... bu sebeple biz lavta olarak söylüyoruz... "la" ispanyolcada dişil isimlerin önüne gelen ektir... yani aslında "uta" dır... yani ut yada ud...

gitar kelimesi büyük bir ihtimalle "guittern" den gelmektedir... guittern kelimesi orta çağda kullanılmakta idi ve taç giyme törenlerinde çalınan bir müzik aleti idi... aslında gitara benzer hiç bir yanı yoktur çalınış şekli dışında...

guittern

hellenistik dönemde kullanılan bir müzik aletinin adı da kithara idi... şekil olarak bu aletin de gitar ile hiç bir alakası yok ve daha çok arp a benziyor ama isim çok tanıdık işte... kithara!! ... kitharanın tıpa tıp benzeri olan kissar adında bir müzik aletinin kuzey afrikada hala kullanılıyor olduğu da bir gerçek...

kithara

apollon kithara çalarken
(daha doğrusu bakarken!)

kitharaya çok benzeyen sümer çalgısı

kuzey afrikada çalınan kissar

işin en ilginç yanı ise -ki bence çok ilginç bir muamma!- bildiğimiz gitara en çok benzeyen atası MÖ 2500-1500 yılları arasında sümerlerde kullanılan ve üstelik perdeli olduğu resimlerle çok açık belirlenen bir müzik aleti!!! ... resimlerini en başta vermiştim, bi zahmet gidip bakın... bir şey daha eski dönemlerde şimdikine daha çok benzer de, sonra şeklimi bozulur!... gitarın neredeyse aynısı ve bulabildiğim kadarıyla "rubab" yada "robab" denen bir çalgı... işin daha da ilginci rebab adında bir müzik aleti günümüzde de bilinmektedir ve üstelik günümüzde çalanlar da mevcuttur... Sümerlerdeki gitara çok benzeyen müzik aleti ile benzerliği pek yok ama isim benzerliği önemli... bugün bilinen rebab daha çok kabak kemaneye benzeyen yaylı bir çalgı...

http://www.rebab.net e girdiğinizde ibrahim metin uğur'dan rebab ve viyolonsel icraları da dinliyorsunuz...

görülüyor ki müzik aletlerinin isimlerinin nerelerden alıp da günümüze kadar getirdiklerini araştırıp inceleyip öğrenmek ve üstelik benim yaptığım gibi buraya alıp yazmak pek akıl karı değil!!! yani bu yazdıklarımı iyice karıştırmış ve konunun içine etmiş de olabilirim!! işin uzmanları kızmasınlar bana... ben aslında öğrenmek için yazıyoru bunları ve bu sayfayı da öğrenmek için açtım...

gitara en çok benzeyen ve gerçek atası olarak kabul edilen "lute" perslerden araplara, araplardan da ispanyollara geçmiş ve ispanyollar dünyaya yaymışlardır... lute, la uta, ud yada genel olarak lavta olarak bilinir ve lute yapan ustaya "luthier" denir... luthier tanımlaması günümüzde telli müzik aleti yapan bütün ustalar için kullanılır olmuştur... ancak özellikle gitar yapım ustaları için daha çok kullanılmaktadır...

lute rönesans döneminde çelik telli ve perdeli bir şekle bürünmüştür ve yunan çalgısı buzukiye çok benzemektedir... rönesans döneminde kullanılan bu alete cittern adı verilmiştir...

cittern

bouzouki

aslında lafı çok da uzatmaya gerek yok! neredeyse bütün telli çalgıların atası harp tır ve en eski atalarına eski mısırda rastlanmaktadır... neredeyse çok az bir değişiklikle günümüze kadar gelmiştir bu çalgı ve mitolojik bir çalgı olarak da lir adıyla karşımıza çıkmaktadır... ama gitarı andıran en eski 2 örnek sümerlere ve hititlere ait olan örneklerdir ve bunlardan birisi de istanbul da sergilenmektedir... Lute, zaman içinde archlute, theorbo vb gibi isimler alarak gelişmiş ve gitar adını almıştır...

amphion lir çalarken
amphion zeus ve nymph Antiope nin oğlu
hermes amphion a müziği öğretmiş ve ona altın bir lir hediye etmiş
rivayete göre amphion liri çalınca duvarlar kendiliğinden örülürmüş

açıkça anlaşılıyor ki, günümüzde batı tarzı enstrüman olarak görülen gitar, kökenini küçük asyadan almıştır... yani orta doğu ve anadolu... sümerler, akadlar, anadoluda hititler, sonrasında persler ve araplar değişik şekillerde kullanmışlar ve araplardan da ispanyollara geçmiştir... bugün bütün dünya ispanyol müzik aleti olarak tanımıştır ama zaten gitarın da flamenconun da kökeni ispanyollardan önce araplara dayanmaktadır... flamenco da fellah menco dan gelmektedir ve bu ayrı bir konudur, belki onu da yazarım sonra... ama şu da asla unutulmamalıdır ki, gitarı gitar yapanlar ispanyollar olmuştur... ispanyada gitarın gelişimi konusunda gitarın tamamen avrupa etkisi altında geliştiği şeklinde bir düşünce de söz konusudur ama, bu kadar tarihsel ve arkeolojik veri karşısında bu görüş kendisine çok fazla delil bulamamıştır...

arap istilası sonucunda gitarın kıta atladığı görüşü çok daha güçlüdür. Ama yine de gitarı ispanyaya gezgin ispanyolların taşımış olabileceği fikri kafalarda bir köşede kalmalıdır çünkü ispanyada gitar bugün bildiğimiz yumuşak hatlı ve kavisli görünümüne kavuşmuştur! bu görünüm sümerlerden tutun da hititlere, akadlara, perslere ve araplara kadar hiç görülmemiştir! o dönemlerdeki gitar benzeri müzik aletleri ya ud görünümündedir, ya da keman... üstelik bir çoğu da kare biçimindedir... üstelik şu da bir gerçek ki, ispanyollar arap etkisiyle gelen müziği çok sevdiler ancak bu müziği kabullenmelerine rağmen onların müzik aletlerini kabullenemedikleri de söylenmektedir... yani müziğe evet demişlerdir ama enstrümana bir türlü evet diyememişlerdir... bu sebeple aynı müziği -ki gelişimi sonrasında flamenco olmuştur- bir başka müzik aletiyle çalma konusunda ısrarcı olmuşlardır! bu sebeple gitarın arap kaynaklı olmadığı söylenmektedir fakat şu kaynaklıdır da denememektedir! ... ispanyolların alternatif olarak kullandıkları çalgının vihuela olduğu da söylenmektedir...

flamenko gitar

17. yüzyılda artık gitar avrupalı soylular tarafından iyice benimsenmiş ve gitar bazı teknik eksiklikleri düzeltilerek yavaş yavaş eserlere girmeye başlamıştır... bir çok besteci gitarı kullanmaya ve gitar için eserler yazmaya başlamıştır... izleyen dönemlerde gitar kuzey avrupada çok popüler olmuş ve alman etkisiyle fildişi ve kaplumbağa kabuğu gibi malzemelerle de süslenerek çok iyi gitarlar yapılmaya başlanmıştır... ispanyol gitar ispanyada, klasik gitar ise almanyada gelişmiştir... barok dönemde bir çok büyük kompozitör ve gitarcının italyada yaşıyor olması sebebiyle, gitarın olgunlaşmasında italyan etkisi de çok önemlidir... bir çok tanınmış gitar eseri bu dönemde italyada yazılmıştır... bunun yanında eşsiz keman, viyola ve viyolonselleriyle 17. yüzyıl İtalyan enstrüman yapımcılarının en ünlüsü olan Cremonalı Antonio Stradivarius (1644-1737) yaptığı gitarlarla da bilinen bir enstrüman yapımcısıdır ve pek bilinmemekle birlikte, yaptığı gitarlar neredeyse kemanları kadar ünlüdür...

barok gitar

Stradivari gitar
National Music Museum
Stradivari gitar
National Music Museum

gitar 6. teline 18. yüzyılda kavuştu ve bütün avrupaya iyice yayıldı... rusyada bile en önemli müzik aletlerinden biri konumuna geldi... almanlar, fransızlar, polonyalılar, avusturyalılar, ruslar filan derken gitar döndü dolaştı ve yine avrupada ilk doğduğu yere yani ispanyaya yeniden geldi 19. yüzyılda... şimdiki gitarlar doğdu ispanyada... ve şimdiki tarz!!!... tabii klasik ayrı gelişti, flamenko ayrı... gitar tekniği ve eğitimine en önemli katkı, ispanyol Francisco Tarrega (1852-1909) dan gelmiştir ve o dönemde onun da etkisi ve gitara verdiği ivmeyle, Antonio Torres Jurado (1817-1892) bugün bildiğimiz gitarın temel biçimini oluşturdu...

20. yüzyılda ise her şey gibi gitar da çok değişti, şekillendi ve çeşitlendi... o konulara girersek ansiklopedi yazmak gerekir, o yüzden şimdilik girmiyorum... yüzlerce yıl, hatta atalarını da işin içine katarsak binlerce yıl içinde 5. ve 6. tellerine kavuşabilen, az çok şekil değiştirebilen gitarın üzerine 20. yüzyılda sadece bir kaç on yıl içinde neler neler takıldı... çeşit çeşit manyetikler ve çeşit çeşit efekt cihazları pedallar vs vs vs... ama gitar her zaman hem romantik, hem de isyankar olmayı becerebildi... sanatın en ağırı olabildi... asiliğin de en ağır silahı oldu... eğlence oldu, romantizm oldu... öğrenci çalgısı da oldu bizdeki mandolin ve flüt gibi, çalınması en zor müzik aleti de oldu... bu yüzden yazının başlarında gitarı herkes çalar ve çoğu zaman çok sevilerek dinlenir dedim... yeni kurs almaya başlayan bir öğrenciyi de severek dinleyebilirsiniz, Segovia yı da!!! bob dylon ı da... jimi hendrix i de... bardaki gitarcı çocuğu da steve vai yi de... eli gitar tutan herkes aslında sevilerek dinlenir...

elektro gitarın romantik olabilmesi tamamen çalana bağlı... elektro gitar, çalan romantik ise romantik, sapık ise sapık olabiliyor... elektro gitarı romantik, klasik gitarı ise sapıkça çalabilmek ustalık işidir... usta gitarcı klasik gitarı sapıkça, elektro gitarı ise romantik tarzda çalabilen gitarcıdır... bunu da ekleyeyim hemen::)))...

gitar amerika kıtasına da gitmiştir ve büyük ihtimalle ispanyollar oraya taşımışlardır... ingilizler de taşımış olabilirler tabii... gitar amerikada afrikadan köleler tarafından getirilmiş olan caz müziğine de girmiştir... gitar araplardan!! caz afrikalı kölelerden... müzik amerikada!!! ... gitar tabii ki blues un da temelidir, dolayısıyla rock ın da... rock, caz, blues ve gitar; ayrılmaz kardeşler... dünyanın en yakın, en iyi arkadaşları... dünyanın en derin müzikleri ve dünyanın en derin müzik aleti... günümüz 3. dünyasının, daha doğrusu eskinin de ezilmişlerinin yeni dünyaya armağanları...

gitar aslında cazda tam bulamadığı yerini blues ve rock da bulmuştur... her ikisinde de değişmez temeldir... bazı alternatif! yani bence sulandırılmış örnekleri haricinde blues ve rock aslında gitardır... özellikle de rock... rock n roll dan doom metal e kadar suyu çıkarılmamış bütün rock ailesinde gitar baş kahramandır... 68 kuşağının silahıdır... 1931 yılında Adolph Rickenbacker ve George Beauchamp elektro gitarı keşfettiklerinde ileride neler olabileceğini büyük ihtimalle tasavvur edememişlerdir... biz bugün neler olduğunu bildiğimiz için pek bir anlam ifade etmiyor tabii ama 1931 yılı kulağı ile düşündüğünüzde -kulakla nasıl düşünülüyorsa!- ahşap romantik bir müzik aletinin 30 yıl sonra nasıl bir canavara dönüşeceğini göremezdiniz... kulakla düşünüp göremiyorsunuz::)))...

George Beauchamp

evet adolph rickenbacker -asıl keşfedendir kendileri- büyük bir ihtimalle nasıl bir canavar yarattığını bilmiyordu... tabii elektro gitar uzun süre yine efendi efendi çalınmaya devam etti cazcılar ve blues cular tarafından... çünkü kibar kibar çalınmak zorundaydı hala daha elektrikli olmasına rağmen... clean tonlar çıkıyordu henüz... bazı denemeler tabii ki vardı ama henüz canavar yoktu ortalıkta...

1945 yılında Les Paul ortaya çıktı birden bire ve echo delay, multi-tracking ve bir çok stüdyo tekniklerini keşfetti... Les Paul bizim bildiğimiz ünlü Les Paul tabii ki... "Gibson Les Paul" leri yapan... Les Paul, satılan elektro gitarlardan pek memnun olmadığı için kendi elektro gitarını geliştirmeye karar verdi. buna karar vermesinde en önemli etken kullandığı gitarların sahnede yüksek sesli geri beslemeye (feedback) yol açması idi... bu problemi ortadan kaldırmak için ilk gitar tasarımı denemelerine 1930 ların ortalarında başladı ve son tasarladığı ve sahnede çok sıklıkla kullandığı "the log" isimli gitarı, çoğu uzman tarafından ilk modern elektrik gitar olarak kabul edilmektedir...

les paul ve log

les paul ve log

leo fender

Gibson Les Paul model ilk gitar 1952 yılında yapılmıştır ve hala daha en baba gitarlardır... bir diğer baba gitar olan stratocaster ise 1953 yılında Leo Fender tarafından yapılmıştır... aslında bu 2 model e icad demek çok daha doğrudur... denemeler dedik, mesela 1946 yılında Carl Hogan ilk kez güçlü elektro gitar rifflerini kullanmaya başladı... 1947 yılında Ahmet Ertegün Atlantik Plak şirketini kurdu! ... bir plak şirketi deyip geçilemeyecek kadar önemli bir olaydır bu... çünkü Atlantic plak, caz, ritim and blues ve pop üçgeninde çok önemli çalışmalara imza atmıştır... rock and roll un ve rock ın gelişiminde payı çok büyüktür... Daha sonraki yıllarda ise Elvis Presley ve Beatles ortalığı kasıp kavurmuştur... bir takım çevrelere göre ilklerdir ancak konu gitar olduğu için, önemli olan jimi hendrix tir... solak olduğunu düşünemeyip, sağlakların çaldığı gitarı solak olarak yani tamamen ters çalan jimi hendrix... bence rock müziğin gerçekten başladığı andır onun gitar çalmaya başladığı an...

elektro gitarın evrimi

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

mehmet özkanoğlu

mehmet özkanoğlu bir süredir paylaşmak istediğim bir gitarist mehmet özkanoğlu... ilk kez 1 yıl kadar önce facebook da bir paylaşımda dinlemiştim... hem de öyle bir paylaşımdı ki, bir şiir için fon müziği olarak kullanılmıştı... klasik gitarla çalınan parça ise, dost çevirmiş yüzünü adlı türkü idi... aşık veysel in... şiirle pek alakası olmayan biri olarak o video yu defalarca izlemiştim sırf parçayı dinlemek için... bence çok çok iyi bir yorum idi ama kimdi çalan??... düşünsenize! ne pis bir durum!... bir türk gitarist (yabancı da olabilirdi, bereket değilmiş) böyle gitar çalıyor ve ben tanımıyorum ve arayıp, bulmam lazım kim olduğunu!... bakmayın şimdi yukarıda parçanın adını yazdığıma, ilk dinlediğimde türkünün adını da kime ait olduğunu da bilmiyordum, sadece türküyü biliyordum... işin kötüsü, çoğu türkü de kimseye ait olmuyor ki! anonim olabiliyor, bir yada bir kaç derleyeni olabiliyor... google ın hiç bir işe yaramadığı da oluyor, onu keşfettim... bu parçayı bu kadar etkileyi

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

dünya piyanistler günü

gülsin onay daha önce hiç duymamıştım, az önce denk geliş karşıma çıktı... 6 aralık günü dünya piyanistler günüymüş... 2011 yılından beri... hikayesi de ilginç... usta piyanistimiz gülsin onay , 2011 yılında, 6 aralık günü "herkesin bir günü var, piyanistlerin neden özel bir günü yok" demiş ve 6 aralık gününü dünya piyanistler günü olarak ilan etmiş... biraz inceleyince, "şaka yollu ortaya attığım fikrimin marmarisli gazeteci ata sevgi tarafından haber yapılması üzerine bu denli ciddiye alınıp, benimseneceğini ve hatırlanacağını bilmiyordum doğrusu" dediğini de okudum... şaka yollu da olsa, ortaya atılan bu görüş benimsenmiş ve dünyaya da duyurulmuş anladığım kadarıyla ama dünyaca da benimsenmiş mi acaba diye biraz kurcalayınca, karşıma bu sefer de 8 kasım çıktı world pianist day olarak... bir de sayfa açmışlar... şöyle bir şey ... neden 8 kasım olduğunu anlamadım, daha doğrusu anlamak için uğraşmadım ama 8 kasımda farklı ülkelerden kutlayanları filan pay

org

benim hastalık boyutunda bir takıntım vardır bu org konusunda, bir kaç paylaşımımda bahsetmiştim daha önce... ülkemizde "org" olarak adlandırılan çok geniş bir müzik aleti grubu olması ve farklı adlandırılmalara gidilmeden, tamamına org adı verilmesidir bu takıntı... aslında bu takıntımda pek de haklı değilim, biliyorum ama üzerinde tuşları olan, birbiriyle alakasız her türlü cihaza tek bir isim verilip, org denmesini de hep yadırgamışımdır...  keyboardlar & piyanolar  başlıklı eski paylaşıma göz gezdirirseniz anlarsınız bu takıntımı... bu gereksiz takıntımda pek de haklı değilim dememin sebebi ise şu; aslında benim "org" denilip geçilmesini yadırgadığım cihazlar da "org" denen şeyin geliştirilmiş, elektronikleştirilmiş, dijitalleştirilmiş halleri... üstelik türkçe karşılıkları da yok ve tamamına org deyip geçmek de yanlış sayılmaz... benim takıntılı biçimde "gerçek org" dediğim ve hayranı olduğum şey aşağıdaki muhteşem varlık oluyor...

çingene müziği

çingene müziğine geçmeden önce; aşağıdaki paylaşımlara göz atabilirsiniz... gelem, gelem... çingeneler... dünyada bilindiği üzere, bir "dünya müziği" kavramı mevcut... world music denen!... kimi de her nedense hiç de sevmediğim bir şekilde "etnik" müzik diyor... aslında o kadar mide bulandırıcı bir tanımlama ki özellikle bu etnik müzik lafı!... etnik aslında yerel yada dar bir alana özgün gibi bir anlama sahip ama güncel ve yaygın kullanımı folklorik olmanın çok ötesine geçti, ırkçılığa kadar vardı resmen!... "ötekinin müziği" oluverdi resmen... web sayfaları kapatıldı, ötekinin müziğini dinleyenler kara listelere bile alındı... o yüzden ben zaten etnik lafını hiç benimseyemedim... dünya müziği lafı da çok saçma çünkü bu sefer insan "dünya dışı bir müzik mi var acaba" gibi bir arayışa giriyor... ne yani şimdi mesela madonna uranüs müziği mi yapıyor!... Robert E. Brown - dünya müziği mutfağı /  http://www.wesleyan.edu/ evet, madonna da