Ana içeriğe atla

antonio stradivari

antonio stradivari (wikipedia)

günümüzde; biçimlendirme, ahşap kalınlık ve incelik oranları ve ses deliklerinin dağılımı gibi parametreleri matematiksel olarak gerçekleştirilse bile, antonio stradivari'nin kemanlarındaki mükemmelliğe erişilemiyor...

bu arada, hemen şunu açıklığa kavuşturalım; ustanın adı antonio stradivari... italyan luthier ve yaylı çalgılar ustası... yaptığı enstrümanlar ise stradivarius... konuşma dilinde strad denilip geçiliyor... antonius stradivarius ise adının latince formdaki yazılışı... enstrümanlarına bu şekilde yazmış ve markalaşmış... keman, çello, gitar, viyola ve arp olmak üzere, toplam 1116 enstrüman ürettiği tahmin ediliyor... 960 tanesinin keman olduğu tahmin ediliyor ancak bugüne kadar gelen 512 adet... toplam 650 enstrüman...

önceleri yılda bir tane keman bitirebilen stradivari, çocuklarının da devreye girmesiyle üretimini artırıyor. yaşamı boyunca yaklaşık 1100 enstrüman tamamlayabildiği bilinen stradivari'nin halen dünyada toplam 540 keman, 12 viyola, 50 çello ve iki gitarının kalmış olduğu sanılıyor. değerleri milyonlarca dolara ulaşan bu mükemmel kemanlardan biri 1.6 milyon dolara satıldı. amerikan tennessee ve columbia üniversiteleri uzmanları, dünyanın bu en pahalı kemanlarının yapımında kullanılan ahşabın, uzun ve soğuk kışlar ile kısa ve ılık yazlar yaşamış ağaçlardan elde edildiği için bu derece mükemmel ses verdiğini saptadı.

uzmanlara göre, kemanların pürüzsüz ses vermeleri, kullanılan ağaçların yetiştikleri ortamın çok soğuk ve tahta yoğunluğunun fazla olmasından kaynaklanıyor. avrupa'nın 1450-1850 yılları arasında bir mini buzul çağı yaşadığını, bunun da ağaç dokularında yoğunluk artışına neden olduğunu söyleyen uzmanlar, mini buzul çağının en soğuk döneminin ise stradivari'nin yaşadığı döneme denk geldiğine değiniyorlar.

1645-1715 yılları arasına ait ağaçların incelenmesi sonucu bunların çok yavaş büyüdükleri ve halkalarının çok dar ve sıkışık olduğu saptandı.

Stradivari Society

efsanevi pedagog dorothy delay'in teşvikiyle; geoffrey fushi ve mary galvin tarafından 1985 yılında kurulan the stradivari society, dünyanın en umut verici genç sanatçılarını belirleyip, usta sanatçılarla birleştirerek, klasik müzikte mükemmelliğin korunmasına kendini adamıştır... sponsor ve destekçileri sayesinde, profesyonel kariyerlerine başlamak ve sürdürmek için ihtiyaç duydukları nadir, antika italyan enstrümanları umut veren genç sanatçılara ödünç veren kuruluş, önde gelen öğretmenlere, vakıflara ve topluluklara da muhteşem antika enstrümanları emanet etmektedir...

ölçülerini kimseye öğretmediği o eşsiz verniği ile kaplamaktaydı kemanlarını... ve biraz farklı olan vernikleme tarzı ile... uzmanlar teknoloji yardımıyla verniğin içindeki maddeleri çözmüş, ancak bir türlü ölçüsünü tutturamamıştır...

işin sırrı eski vernik kullanmaktaymış... 10-12 seneden itibaren verniğin keman açısından verimi artıyormuş...

kıvamını öğretmiyor olsa da "içinde propalit yani arı dışkısı var bunu bil yeter şimdilik zamanla öğrenirsin" cevabıyla başından savıyormuş meraklıları...

kemanların cilasına böceklerden ve kurtlardan korumak için böcek ilacı kattığı biliniyor, bu işlemin ağacın normalden daha hızlı kurumasını sağladığı tahmin ediliyor...

bir diğer sebep ise, o dönemde yetişen ağaçların çok soğuk kışlar ve çok sıcak yazlar görmüş olması ve tam anlamıyla olgunlaşmış olmasıymış...

şu an çözülemeyen, oranları bulunamayan esrarengiz bileşenlerin organik olduğu, yüzyıllar sonrasında bileşenleri kalmadığı için cihaz testlerinde çıkamayacağı da ayrı bir tez...

yani anlayacağınız tam entel geyiği:)... ben bu kemanlarda sır filan olduğuna inanmıyorum... inandığım tek şey şu: ustalık kalmadı... nerde o eski ustalar aaahhh ah:)... gerçekten öyle... eski kemanlarda sır vardı diyelim... hala çözülemeyen sırlar... iyi de; eski olan her şey şimdikilerle kıyaslanamayacak kadar muhteşem... sadece kemanlar mı?... piramitleri yapabiliyor muyuz?... hadi onu geçelim, 60'ların o mutşem otomobillerini?... onu da geçelim, benim çocukluğumdan kalma buzdolabı 57 yıldır çalışıyor ama 10 sene önceki? durmadan servis istiyor... peki o antika mobilyalar bugün yapılabiliyor mu?... yüzlerce yıl önce yapılan kapılar, binalar, köprüler vs vs?... sır filan yok, ustalık, sabır ve özen var... bugün bir şeyleri beceremeyenler hemen işi "sır"lara havale ediyorlar... ama bu iş benim inanıp inanmıyor olmama kalmadı tabii... çok ciddi bilinmeyen sırlar da olabilir... daha da mantıklısı; o dönemin sır olmayanları unutulup gitmiştir, doğada da kalmamıştır yada bulunamıyordur... sanırım orta yolu buldum:)...

4 stradivarius; soldan sağa doğru: greffuhle keman, axelrod viola, ole bull keman, marylebone viyolonsel

axelrod quartet olarak bilinen bu dörtlü, herbert richard axelrod tarafından toplanmıştır... kendisinin kolleksiyonuna dahildir ve günümüzde ulusal amerikan tarihi müzesinde sergilenmektedir.

Stradivarius enstrümanları listesi

New York’ta düzenlenen açık artırmada, Antonio Stradivari tarafından yapılan bir keman 1,27 milyon dolara (1,67 milyon YTL) satıldı. Christie’s müzayede evinin düzenlediği açık artırmada, geçen yıl ölen sahibi İngiliz kemancı Barbara Penny’nin ismini taşıyan "Penny" adlı kemanın 1-1,5 milyon dolara satılacağı tahmin ediliyordu. Christie’s tarafından 2006’nın mayıs ayında New York’ta 3,5 milyon dolara satılan bir başka Stradivarius, şu ana dek satılan en pahalı müzik enstrümanı durumunda.

1729'da Antonio Stradivari tarafından yapılan ve “Solomon, ex-Lambert” adı verilen keman...

Ünlü müzayede salonu Christie's'in düzenlediği açık artırmada, Antonius Stradivari imzalı bir keman rekor fiyata satıldı. New York'taki müzayede salonundaki açık artırmada 2,7 milyon dolara satılan keman, şu ana dek satılan en pahalı ikinci müzik enstrümanı oldu.

stradivarius kemanlarının eşsiz sesinin sırrı çözüldü mü?

amerikan tennessee ve columbia üniversiteleri uzmanları, dünyanın bu en pahalı kemanlarının yapımında kullanılan tahtanın, uzun ve soğuk kışlar ile kısa ve ılık yazlar yaşamış ağaçlardan elde edildiği için bu derece mükemmel ses verdiğini saptamışlar... dr. henry grissino-mayer e göre; kemanların pürüzsüz ses vermeleri, kullanılan ağaçların yetiştikleri ortamın çok soğuk ve tahta yoğunluğunun fazla olmasından kaynaklanıyor... avrupa'nın 1450-1850 yılları arasında mini bir buzul çağı yaşanmış, bu durum ağaçların büyüme hızını yavaşlatmış ve ağaçların tahta yoğunluğu artmış... uzmanlara göre mini buzul çağı en soğuk evresini 1645-1715 yılları arasındaki 70 yıllık dönemde geçirmiş... ağaçların incelenmesi sonucu bunların 1625-1720 yılları arasında çok yavaş büyüdükleri ve halkalarının çok dar ve sıkışık olduğu saptanmış...

stradivarius kemanlarının simya sırrı

nature dergisinden yeni bir makale, stradivarius ve diğer 17. yüzyıl keman yapımcılarının enstrümanlarının yapımında kullanılan özel kimyasalların, onlara üstün tonlarını veren şey olduğunu öne sürüyor... national geographic'in nature dergisindeki yeni makaleyle ilgili verdiği özet bilgi şöyle;

yeni bir araştırma, 17. ve 18. yüzyıl italyan kemanlarının benzersiz tonlarını yaratmanın anahtarının kimyasal hileler olduğunu söylüyor... teksaslı kimyager ve keman yapımcısı joseph nagyvary, antonio stradivari ve guarneri del gesu tarafından yapılan kemanlardan küçük talaşlar topladı ve malzemeyi analiz etti... texas a&m üniversitesi'nden emekli olan nagyvary, stradivari ve guarneri'nin kimyasal hileler kullanıp kullanmadığına dair yüzlerce yıllık soruyu yanıtlamaya çalıştı... test sonuçları, paha biçilmez kemanları yapmak için kullanılan ahşabın, hem modern enstrümanlarda hem de aynı dönemde ingiltere ve fransa'da yapılan enstrümanlarda kullanılan ahşaptan kimyasal olarak önemli ölçüde farklı olduğunu gösteriyor... nagyvary'e göre; evet, sihirli bir iksirleri vardı...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

mehmet özkanoğlu

mehmet özkanoğlu bir süredir paylaşmak istediğim bir gitarist mehmet özkanoğlu... ilk kez 1 yıl kadar önce facebook da bir paylaşımda dinlemiştim... hem de öyle bir paylaşımdı ki, bir şiir için fon müziği olarak kullanılmıştı... klasik gitarla çalınan parça ise, dost çevirmiş yüzünü adlı türkü idi... aşık veysel in... şiirle pek alakası olmayan biri olarak o video yu defalarca izlemiştim sırf parçayı dinlemek için... bence çok çok iyi bir yorum idi ama kimdi çalan??... düşünsenize! ne pis bir durum!... bir türk gitarist (yabancı da olabilirdi, bereket değilmiş) böyle gitar çalıyor ve ben tanımıyorum ve arayıp, bulmam lazım kim olduğunu!... bakmayın şimdi yukarıda parçanın adını yazdığıma, ilk dinlediğimde türkünün adını da kime ait olduğunu da bilmiyordum, sadece türküyü biliyordum... işin kötüsü, çoğu türkü de kimseye ait olmuyor ki! anonim olabiliyor, bir yada bir kaç derleyeni olabiliyor... google ın hiç bir işe yaramadığı da oluyor, onu keşfettim... bu parçayı bu kadar etkileyi

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

dünya piyanistler günü

gülsin onay daha önce hiç duymamıştım, az önce denk geliş karşıma çıktı... 6 aralık günü dünya piyanistler günüymüş... 2011 yılından beri... hikayesi de ilginç... usta piyanistimiz gülsin onay , 2011 yılında, 6 aralık günü "herkesin bir günü var, piyanistlerin neden özel bir günü yok" demiş ve 6 aralık gününü dünya piyanistler günü olarak ilan etmiş... biraz inceleyince, "şaka yollu ortaya attığım fikrimin marmarisli gazeteci ata sevgi tarafından haber yapılması üzerine bu denli ciddiye alınıp, benimseneceğini ve hatırlanacağını bilmiyordum doğrusu" dediğini de okudum... şaka yollu da olsa, ortaya atılan bu görüş benimsenmiş ve dünyaya da duyurulmuş anladığım kadarıyla ama dünyaca da benimsenmiş mi acaba diye biraz kurcalayınca, karşıma bu sefer de 8 kasım çıktı world pianist day olarak... bir de sayfa açmışlar... şöyle bir şey ... neden 8 kasım olduğunu anlamadım, daha doğrusu anlamak için uğraşmadım ama 8 kasımda farklı ülkelerden kutlayanları filan pay

org

benim hastalık boyutunda bir takıntım vardır bu org konusunda, bir kaç paylaşımımda bahsetmiştim daha önce... ülkemizde "org" olarak adlandırılan çok geniş bir müzik aleti grubu olması ve farklı adlandırılmalara gidilmeden, tamamına org adı verilmesidir bu takıntı... aslında bu takıntımda pek de haklı değilim, biliyorum ama üzerinde tuşları olan, birbiriyle alakasız her türlü cihaza tek bir isim verilip, org denmesini de hep yadırgamışımdır...  keyboardlar & piyanolar  başlıklı eski paylaşıma göz gezdirirseniz anlarsınız bu takıntımı... bu gereksiz takıntımda pek de haklı değilim dememin sebebi ise şu; aslında benim "org" denilip geçilmesini yadırgadığım cihazlar da "org" denen şeyin geliştirilmiş, elektronikleştirilmiş, dijitalleştirilmiş halleri... üstelik türkçe karşılıkları da yok ve tamamına org deyip geçmek de yanlış sayılmaz... benim takıntılı biçimde "gerçek org" dediğim ve hayranı olduğum şey aşağıdaki muhteşem varlık oluyor...

çingene müziği

çingene müziğine geçmeden önce; aşağıdaki paylaşımlara göz atabilirsiniz... gelem, gelem... çingeneler... dünyada bilindiği üzere, bir "dünya müziği" kavramı mevcut... world music denen!... kimi de her nedense hiç de sevmediğim bir şekilde "etnik" müzik diyor... aslında o kadar mide bulandırıcı bir tanımlama ki özellikle bu etnik müzik lafı!... etnik aslında yerel yada dar bir alana özgün gibi bir anlama sahip ama güncel ve yaygın kullanımı folklorik olmanın çok ötesine geçti, ırkçılığa kadar vardı resmen!... "ötekinin müziği" oluverdi resmen... web sayfaları kapatıldı, ötekinin müziğini dinleyenler kara listelere bile alındı... o yüzden ben zaten etnik lafını hiç benimseyemedim... dünya müziği lafı da çok saçma çünkü bu sefer insan "dünya dışı bir müzik mi var acaba" gibi bir arayışa giriyor... ne yani şimdi mesela madonna uranüs müziği mi yapıyor!... Robert E. Brown - dünya müziği mutfağı /  http://www.wesleyan.edu/ evet, madonna da