Son Paylaşımlar

20.01.2014

silindirden dijitale

thomas edison
menlo park sihirbazı thomas edisonun bebeği oluyor yandaki bızdık... bebeği derken, dünyanın ilk konuşan oyuncak bebeği oluyor... bugün hala daha konuşan bebekler satıldığına göre, 1890 yılı için oldukça sükseli sayılır... değişen aslında "hizmet yada fayda" değil, sadece teknoloji değişiyor... 1890 yılında da konuşan bebek vardı, şimdi de var... o zaman 10 $ mış yandaki bebek, şimdi de o kadardır... fotoğrafta, bebeğin yanında duran zımbırtı ise minik bir fonograf... edison bu sonuçta! kafa basıyor adamda, fonografı almış koymuş bebeğin içine, olmuş bitmiş... anne, baba diyormuş, tekerleme de söylüyormuş... 123 yıl geçmesine rağmen, şimdiki konuşan bebekler de lügat parçalamıyorlar, değişen bir şey yok...

dünyanın ilk ses kayıtlarından biri oluyor bu edison icadı konuşan bebek...

çok haylazmış bu thomas edison, 8. sınıfa kadar okumuş, sonra atılmış okuldan... üstüne bir de kızıl geçirmiş, kulakları da ağır işitmeye başlamış hastalık sebebiyle... büyük ihtimalle bu sebeple takmıştı kafasını edison, "sesleri bir yerde uzun süre koruma ve saklama" işine...

dünyanın ilk konuşan bebişinin 1890 yılında kaydedilen sesini duymak için aşağıdaki paylaşımı dinleyebilirsiniz... çok kötü ve sinir bozucu ama dünyanın ilk ses kayıtlarından biri oluyor napalım artık... günümüzün uyduruk dijital çin bebeklerinden iyidir yine de...



durmadan müzik dinliyoruz ama şu "sesleri saklama" nın ne kadar da önemli bir şey olduğunu es geçiyoruz çoğu zaman... aslında özellikle müzikseverlerin durmadan dua etmesi gerekiyor bu mucitlere... düşünsenize seslerin kayıt edilemediğini!... tabii bu konunun felsefik boyutu da var, mesela sesler kaydedilemeseydi, o anda yaratılan sesler fezaya yayılıp, teorik olarak sonsuza gidebilselerdi ve bir daha asla o ana tanıklık edemeseydik, o anda yaratılan, o anı taşıyıp götürseydi ve sadece o sebeple o an çok değerli olsaydı, her serenad o kadar özel olabilseydi vs vs vs... tamam, bu da güzel, katılıyorum ama müzik dinlemek için soylu sınıfından olmam gerekecekti o durumda...

çoğumuz çok önemli şahsiyetler olmadığımız için, muhtemelen müzik dinleme lüksümüz de olmayacaktı... “eşsiz mozartın bir saraya besteci olarak atanmamış olması utanç vericidir...” gibi bir şey demişti haydn... e öyle idi tabii... sanatçının değeri eskiden bir kazmaya sap olmakla ölçülürdü çünkü sadece o kazmalar müzik dinleyebiliyorlardı... sebep basit; "ses kaydı yoktu" ve alelade insanların haydn ı filan karşısına oturtup, "çal birader; içelim, güzelleşelim bu gece" deme gibi bir lüksleri de yoktu...

ses kaydı olmadığı için; o eşsiz eserlerin çok büyük bölümü de kayıp durumda büyük ihtimalle... yani fezaya açıldılar, gidiyorlar... yazılı notaları korunabilenler kaldı bugüne... korunabilen yüzde kaçtır? bilinmez... tabii "halk" müzikleri denen şeyi de unutmayalım... bütün dünyada, saraylarda değil de halkın içinde üretilen müzikler de çok büyük oranda kayıplar!... sadece dilden dile aktarılarak korunabilen müzikler değişime uğraya uğraya da olsa bugüne kadar taşınabildiler ama diğerleri? onlar da fezaya yelken açtılar... sevdim ben bu fezayı:)...

en önemlisi; eserler hadi bir şekilde korunabildikleri kadarıyla geldiler günümüze kadar, peki ya sesler?... eskiye ait fosiller var, resimler var, çanak çömlekler:) var... pompeide ölenler bile var... ama hiç birinin sesleri yok... savaş sesleri yok... hayvan ve börtü böcek sesleri yok... önemli olayların sesleri yok... hitlerin var ama büyük iskenderin yok... eskiye ait her şey var, çoğunu görüyoruz bir şekilde ama sesleri yok! aslında pek de üzerinde durmadığımız bir konu ama çok önemli değil mi aslında?... truvayı gezerken tahta atın gıcırtılarını da duyabilseydik iyi olmaz mıydı?...

demek ki çok önemli bu ses kaydı konusu... ses kaydının icadını şusunu busunu geçelim; kabaca 110-120 yıl öncesine ait hiç bir ses yok!... büyük kayıp... gerçi bilim adamları "büyük patlama" nın sesini kaydetmişlerdi on yıl kadar önce! ama o şimdi konumuz değil...

edisondan çok bahsettik ama asıl kahraman edison değil!... edouard-leon scott de martinville tarafından 9 nisan 1860 yılında yapılmış bilinen ilk kayıt ama kendisi dinleyememiş martinville!... yani büyük ihtimalle kendisi farkında değil!... ne kadar garip değil mi!... 2008 yılında bilgisayar programınca ortaya çıkarılmış 1860 yılında yapılan ilk ses kaydı...

aşağıda martinville in fonotograf ile yaptığı ses kaydını dinleyebilirsiniz... dikkatinizi çekerim; fonograf değil! "fonotograf"...



martinville in kaydı başardığı kesin... ama bunu başardığı 2008 yılında netleşiyor... az önce büyük ihtimalle kendisi farkında değil demiştim, evet, büyük ihtimalle farkında olamamıştır çünkü kendisinin icadı olan fonotograf sadece sesleri depolayabiliyordu... yani dinleyemiyordunuz çünkü sesi görüntü olarak saklayabiliyordu!... yani sesin fotoğrafı oluyor... sesi, ses olarak saklamayı başaramadı ama geleceğe o anda söylenen bir fransız halk şarkısı olan au clair de la lune nun fotoğrafını bırakmayı başardı...

martinville
fonotograf
hem kaydedip, hem de dinlenebilen aleti yapan ise thomas edison oluyor... o da fonograf... edisonun fonografı icad ederken martinville nin fonotografından ilham aldığı aslında neredeyse kesin gibi çünkü fonotografta önce bir kağıt gaz lambası isiyle karartılıyor, sonra bir merdanenin üzerine sarılıyor bu kağıt... merdane, elle döndürülüyor ve sabit hızda dönmesi şart!... ortamdaki sesleri alan bir koni var ve bu koninin ucunda minik bir iğne bulunuyor... gelen sesler bu iğneyi titreştiriyor ve iğne isli kağıda bu titreşimleri çiziyor...

fonograf



yandaki ise, edisonun fonografı oluyor... martinvillenin ilk kaydı ile edisonun ilk kaydı arasında 17 yıl olduğu söyleniyor... edison fonografta tıpkı martinville gibi, bir silindir kullanmıştır... silindir üzerinde kalay bir folyo sarılıdır ve yine konik bir yapı ile sesleri almakta, iğne ile titreşimleri kaydetmektedir... edison sesi kaydettiği folyoyu iğne altından geçirirken, aynı sesi işitmiş ve yaptığı kaydı dinlemeyi başarabilen ilk kişi olmuştur...




gramofon
gramofon, bir yuvarlak plak ile çalışırken, fonograf silindirle çalışmaktadır... aralarındaki fark budur... ilk plaklar gomalak (değerli bir reçine) yada mumlu maddelerle yapılan bir disktir... daha sonra bildiğimiz plaklar değişik materyallerden yapılmışlardır... plakların her iki yüzünde de oyuklar mevcuttur... kayıt esnasında alete gelen seslerin titreşimlerine bağlı olarak değişik seviyelerde girinti ve çıkıntılar oluşturur... daha sonra gramofon iğnesi bu oyuklardan geçerken girinti ve çıkıntılı yapıları tekrar sese dönüştürür... tek sorun şu olmuş, plağın düzgün ve aynı hızda dönmesi lazım ki ses düzgün çıksın... ilk aletlerde el ile düzgün çevirmek gerekiyormuş... daha sonra zembereklileri çıkmış; yani kuruyorsun, bir süre kendi dönüyor... ilerleyen yıllarda da elektriklileri çıkmış... ilk plaklar balmumundanmış... ortamdaki ses titreşimleri bir diyagrama bağlı iğneyi titreştirince, iğne balmumu üzerine sesi çiziyormuş... daha sonra bu balmumu kalıpları plakları çoğaltmada kullanılıyormuş...

alexander graham bell
graham bell e ait grafofon
fonografın alexander graham bell in ses araştırma laboratuvarı olan volta laboratuvarında geliştirilen ve adına grafofon adı verilen üst modeli de mevcut... edisonun icadının biraz geliştirilmiş hali oluyor bu grafofon... fonograftan farkı, silindirin mum ile kaplı olması... fonografta kullanılan ince folyo ile o zamana göre profesyonel çalışmanın zor olması sebebiyle geliştirilmiş grafofon bell tarafından...

bugün kayıt işlemi büyük titizlikle ve geniş olanaklarla oldukça iyi ve temiz bir şekilde yapılabiliyor (gün gelecek, bugünün teknolojisi de ilkel bulunacak) ama 1900 lerin başlarında bu iş çok zahmetli idi... zaten müzik teknolojisi diye bir şey olmadığı için bazen 5-10 bazen de 70-80 kişi aynı anda canlı çalmak durumundaydı ve örneğin büyük bir big band kaydı bile yukarıda anlatılan şekilde, bir koni ve ucundaki iğne vasıtasıyla canlı olarak yapılıyordu... kayıt o anda üzeri balmumu ile kaplı mekanik bir silindire direkt olarak yapılıyordu... bir silindirden çıkarılabilen kopya sayısı da sınırlı olduğu için, çoğu zaman aynı anda çok fazla düzenek kurulup, bir kaç yüz adet kopya çıkarılabiliyordu...

Marconi-Stille
1930 lu yılların başında mekanik motoru elektrikle döndüren sistemler kullanılmaya başlandı... 1932 yılında ise ilk defa 3 mm eninde çelik şeritlere kayıt yapılmaya başlanmış ve bu sistem marconi-stille olarak adlandırılıyormuş... belki de ilk kayıt makinesi olarak kabul edilebilecek cihaz budur... büyük çaplı ve profesyonel anlamda yani çünkü ilk olarak bbc kullanmış bu makineyi...

sonraki yıllarda paslanmaz çelik telli makineler yaygınlaşmış ama kayıt kalitesi silindirden daha düşükmüş!... hep derim ben "teknoloji her zaman kaliteyi getirmiyor, çoğu zaman kolaylık sağlıyor"...

78 rpm silindir kaydı örneği - dear old girl



(rpm: dakikadaki devir sayısı... mesela plağın 1 dakikadaki dönme sayısı 78... long play lerde ise, 33... 2 parça alan plaklarda bu değer 45 olduğu için, 45 lik denmektedir...)

aşağıda da 20 li yıllara ait oldukça iyi kaydedilmiş 8 şarkı örneği var... zaman göstergesinin solundaki oklarla parçaları ilerletebilirsiniz yada ardı ardına hepsini dinleyebilirsiniz...




taşınabilir pikap
bizim jean michel jarre ın dedesi ise; tam tarihini bilmiyorum ama ses miksaj masasını icadetmiş... andre jarre oluyor dedesi bu arada... miksaj masasını da radyoda ilk kullanan kişi olmuş... dahası, andre jarre ilk taşınabilir fonografı icad etmiş... onun tarihi yaklaşık olarak belli, 2. dünya savaşından sonra... taşınabilir fonograf teppaz olarak adlandırılmış... jean michel jarre nin babası da çok tanınmış bir film müziği bestecisi, maurice jarre... dede, baba ve oğul 3 lüsü olarak elektronik müziğe başlama ve ilerletme konusunda kilometre taşı oluyorlar...

teppaz yandaki değil tabi... ama "taşınabilir" fikri çok önemli... özellikle 70 li yıllarda bu taşınabilir fikri çok ön plana çıkmış ve moda olmuştur... "müziğimi yanımda taşır, her yerde dinlerim abi" modası yandaki pikaplarla başlamıştır...
70 lerden yine 30 lara dönelim çünkü 30 lu yıllarda bir başka çok önemli gelişme var... "teyp"... ilk manyetik bant aeg firması tarafından yapılmış... daha sonra bu bantlara 50-150 khz eklenerek, ses kalitesi çok yükseltilmiş...

çok tanınmış ve bilinen isimler ortaya çıkmaya başlıyor sonrasında... ve çok hızlı gelişiyor olay...

makaralı teyp
"stereo" teyp icad ediliyor aeg firmasınca... ve çok uzun bir döneme resmen damga vuruyor bu teypler... yandaki makaralı teyp oluyor... aynı mantıkla çalışan "kaset" olayının temeli de aslında teyptir... bu konuda ampex ve 3m markaları çok önemlidirler...

teyp, ingilizce "tape" sözcüğünden gelmektedir ve "şerit" anlamında kullanılmaktadır... türkçede benzeri bir ifade olarak "bant" sözcüğü de kullanılmaktadır... mesela "bant kaydı" olarak ifade edilen konu, seslerin elektriksel bir işaret olarak manyetik bant üzerinde korunmasıdır... bant üzeri manyetik malzeme ile kaplıdır ve manyetik ortam olarak kırmızı ve siyah demiroksit kullanılmaktadır...

teyplerde bandı belirli bir hızla süren bir motor, manyetik bir kafa, ses yükseltici ve hoparlör bulunur... motorun bandı sürme hızı saniyede 38, 19, 9,5 ve 4,75 cm dir... çoğu teypte bir banda 4 ayrı kayıt yapılabilmektedir...

teyplerin çalışma prensibi aslında fonograf ve gramofona çok benzemektedir... her ikisinde de silindir yada plak üzerinde dışarıdan gelen sese göre farklı seviyelerde çiziler açılmaktadır... teypte de dışarıdan mikrofon yoluyla gelen elektriksel ses titreşimleri bir bobinde farklı manyetik alanlar oluşturmakta ve bu manyetik alana bağlı olarak bant üzerindeki manyetik tanecikler konumlanmaktadır... çalma esnasında da, motora bağlı kafa bu manyetik alanları okumakta ve yeniden elektriksel titreşimlere dönüştürmektedir... bu elektriksel titreşimler de ses yükseltici ile yükseltilip, hoparlörden geri verilmektedir...

dublaj ve ses üzerine ses yazma olayının mucidi ise şu bizim les paul müş... gibson gitarlarının yaratıcısı o büyük adam...

kayıt teknolojisinde çok uzun süre kullanılan mix leme olayını ilk yapan ise bing crosby miş... uzun süre kullanılan yöntem; manyetik bantlara ayrı ayrı yapılan kayıtların, bantların kesilip, biçilip birleştirilmesi şeklinde olmuştur... çok zor, meşakkali bir işti... albüm çıkarılırken en çok uğraşılan konu idi bu miksleme işi... şimdi dijital olarak çok çok basit bir şekilde yapılıyor artık... evde bile...

ilk multi-track kayıtları yapan da les paul olmuş... yine ampex firmasına 8 kanallı teyp yaptırmış ve ilk 8 kanal kaydı yapmış... multi-track kayıtların başlangıcı stereo kayıtlara dayanır... daha sonra kayıt kanal sayıları sürekli artış göstermiş ve bugün profesyonel stüdyolarda 24 kanala kadar çıkmıştır...

portatif kasetçalar
1960 lı yıllara gelindiğinde, bu sefer philips firması çıktı piyasaya ve yeni bir devrim gerçekleştirdi... kaset çalar!... teknolojik anlamda işi çok ilerilere götüren bir devrim değil tabii bu... daha önce de dediğim gibi, kolaylık anlamında devrim... makaralı teyplerin çok ötesinde bir yenilik olmamakla birlikte, kayıt anlamında değil ama "dinleme" anlamında bir devrim oldu gerçekten... kasetler ufak ve muhafazalı idi... makara gibi büyük ve her an dağılıverecek bir yapıda değildi... bir çok kaseti al, yanında taşı, tatile git dinle vs vs vs... pratik... hatta özellikle 1980 li yıllarda bütün dünyada olduğu gibi, ülkemizde de gençlik yolda yürürken omuzunda dana gibi kasetçalar taşımaya başladı... koy sokağın ortasına, dinle, dans et, yürü git olayı...

işin dinleme kısmını hızlı geçeyim... gramofon, makaralı teyp, kasetçalar derken; sonrasında müzik seti çıktı... walkmen çıktı... compact disc, discmen vs vs vs... işte şimdi de var bir sürü zımbırtı... hepsini saymaya gerek yok... aaa tabii müzik dinleme deyince, hi-fi, high-end vs vs yi de ekleyelim...

ray dolby
sinema filmlerinde "dolby" lafını görmeyen yoktur... profesyonel cihazlarda dolby a... kasetlerde filan dolby b... dolby dijital... dolby surround... bir "dolbi" lafıdır döner ortalıkta... nedir bu dolby?... nedir demek yanlış oldu, kimdir demek gerekiyor çünkü ray dolby oluyor bu adam... bildiğin insan yani... 1965 yılında kendi adıyla kurduğu firma kayıt ve ses teknolojisinde çığır açıyor... çok fazla patenti var bu adamın ve en çok bilineni ise kasetlerdeki dip gürültüsünü yani istenmeyen ama benim çok hoşuma giden o tatlı "hısss" sesini ortadan kaldırmış olması... plak çıtırtısına, kaset tıslamasına bayılırım ben...

sinemalardaki o muhteşem ses kalitesini ray dolby ye borçluyuz... doğal mı? değil tabii ama şimdi günümüzde artık sadece "dijital" e mahkum edildiğimiz için, o dolby filan da kalmadı... "noise reduction" lı cihazlara artık gerek yok günümüzde... ama ray dolby 50 nin üzerinde patentin sahibi olan bir mucit... noise reduction olayını çoktan aştık belki ama günümüzün sinema ve ev sinema sistemlerinin temeli dolby e dayanıyor... üstelik, pek bilinmez yada üstünde durulmaz ama 2 oscar ve 1 grammy sahibi bir sanatçıdır ray dolby... tıpkı les paul gibi, o da müzik aşığıdır... mükemmeli aramıştır müzik adına ve dijital de olsa bulmuştur...

analog sistem
analog audio kayıt sistemleri günümüzde kullanılmakta olan sistemlerdir... analog; kesintisiz gerçek sinyaldir... mesela mikrofona şarkı söylersiniz, elektrik sinyal amfiye gider, oradan hoparlöre gider, hoparlörden ses dalgaları çıkar, kulağımıza gelir, beynimize gider... bu analogdur... gerçektir... bozulmamıştır yada az bozulmuştur... gerçeğe çok daha yakın sesler üretip, kaydedip, dinlemek mümkündür... daha zahmetlidir... biraz emek ister, zordur, daha iyi bilgi ister... kulak ister... ister de ister...

daw
daw
dijital kayıt sistemleri ise 80 li yıllardan itibaren kullanılmaya başladılar... analog için günümüzde kullanılan sistemlerdir dedim, doğrudur ama yer, zaman, emek zorlukları sebebiyle; özel meraklıları dışında kullanan kalmamıştır... yerini zamanla tamamen dijital yani sayısal sistemlere bırakmıştır... 

daw... digital audio workstation yani dijital ses işleme istasyonu... derli toplu, kompakt bir yapı içinde, çok kanallı dijital kayıt ve editleme işlemlerinin tamamının yapılabildiği sistemler günümüz teknolojisini de oluşturuyor... işin içinde bilgisayar vardır... yazılım vardır... tabii tamamen taklitler üzerine çalışır dijital sistemler... analog ses, sayısala çevrilir ve işlenir dijital sistemlerde... ses ve efektler taklittirler...

analog gerçek sestir, dijital onun kötü bir kopyasıdır... mesela pc ye bağlarsınız mikrofonu, ses analogtur... yani sürekli ve sonsuzdur... mikrofondan alınan ses elektrik akımı olarak iletilir... hala analogtur... ama bilgisayarın bu sinyali algılayıp, anlayabilmesi için dijitale yani sayısala çevrilir... sonrası artık dijitaldir... analog bir ses dalgası üzerinde sonsuz sayıda nokta vardır... süreklidir... ama dijitale çevrilirken bu dalga üzerinde belli noktalar seçilir, birleştirilir ve sayısal olarak ifade edilir... sonuçta kötü bir taklit elde edilir... örneğin; 44.1 khz lik frekansla örneklenen ses, gerçek analog ses dalgasından saniyede 44100 adet örnek ses noktası seçilerek örneklenmiş (sampling) demektir... oldukça kaliteli dijital ses elde edilmesine rağmen bu örneklemeyle, aslında saniyede sonsuz noktaya sahip olan bir yapıdaki nokta sayısının 44100 adete indirilmesi anlamına gelmektedir ki, işte bu kötü bir taklit olmaktadır...

dijital sistemlerle "mükemmel temiz ve kaliteli" ses elde edilebilmektedir ama bu sayısal veriler üzerine kurulu ses hiç bir zaman gerçeği yansıtamamaktadır... işler kolaylaşmakta, daha az emekle iş çıkarılmakta, çok dar bir alanda çalışılabilmektedir ancak gerçek kalite hiç bir zaman yüksek olmamaktadır... bugün hala daha plak hastalığının devam ediyor olmasının da sebebi budur... en doğal ses plak sesidir çünkü...

plaklar ilk dönemlerde "ebonit" adı verilen, çok kırılgan bir maddeden yapılıyorlardı ve 78 devirliktiler... 1940 lı yıllara kadar kullanılmış olan bu plaklara ülkemizde yapısından dolayı "taş plak" adı verilmiştir... kırılgan olması ve az sayıda müzik kayıt edilebiliyor olması sebebiyle, sonraki yıllarda ebonit yerine pvc kullanılmaya başlanmış, 33 devirli olan bu plaklar daha fazla şarkı depolanabildiği için, "long play (uzun çalar)" olarak adlandırılmışlardır... genel olarak, ortalama bir albüm bu 33 lük uzun çalarların alabileceği boyutlarda olmaktadır... nadiren, fazla sayıda şarkı varsa albümde, 2 plak olarak basılırdı... örneğin; the wall 1 ve the wall 2 gibi...

ses kaydı konusunda 100-150 yıl içinde çok önemli aşamalar katedilmiştir ancak bu aşamaların önemli bir bölümü hayatı kolaylaştırma adına katedilen aşamalardır... teknolojik gelişmeye paralel olarak, harcanan emek sürekli azalmış, daha dar ortamlarda, daha az emek harcanarak, müzik yapma, kaydetme ve dinleme gibi işlerin tadı iyiden iyiye kaçmıştır...

1 yorum:

Haftanın Videosu

önceki videolar için playlist oklarıyla ilerleyiniz...

facebook takipçisi olun