caz yapma!

caz
çoğu zaman dırdırcılara bilmeden sarf edilen masumane ama bir o kadar da kırıcı olabilen bir deyim… cazcılar çok içerlerler bu yerleşik deyime… ülkemizde yerleşik bir diğer söz de sudur: “dün gece düğüne gittik, caz da vardı, bi eğlendik bi eğlendik”…

bu ise en ağırı!!! o caz değil, düğün orkestrasıdır… simdi ise o düğün orkestraları yerlerini halk arasında adına org denilen aletlere bırakmışlardır ki orgun kilisede çalınan devasa bir müzik aleti olduğunu söylemeye gerek yok… neyse konu bu değil, asıl önemli konu, cazın elit tabakanın müziği olduğunun düşünülmesi, ağır gelmesi yada anlaşılmaz ve saçma bulunmasıdır… evet doğrudur bir bakıma, caz anlaması ve dinlenmesi en zor müzik türüdür çünkü caz doğaçlamadır!!!

caz neden seçkinlerin müziği olarak kabul edilir?

edilir ne yazık ki... edilir çünkü 1800 lü yılların sonlarında amerika da, new orleans da ortaya çıkmıştır… club music denen şeyin de köküdür… ama caz asla ve asla seçkinlerın müziği değildir… tam tersine caz ezilenlerin, darbe yiyenlerin, üzülenlerin müziğidir… kökeni afrikadaki kölelere dayanır… aslında şimdi bizde ve dünyada ışıl ışıl gece kıyafetleri giyen pırlantalı kadınlar ve smokinli erkeklerin viski esliğinde dinledikleri caz müziği afrika kölelerinin tamtam larla çalıp dans ettikleri ve isyanlarını kırgınlıklarını dışa biraz olsun yansıtabildikleri müziktir… sömürgenin yaygın olduğu dönemlerde amerika'ya getirilen siyahlar buraya kendi kültürel müziklerini de getirmişlerdir. burada köle olarak çalışırken tarlalarda söyledikleri şarkılar cazın temeli olmuştur!!! …itilmişlerin ve kakılmışların müziği caz sonra mısır patlağı gibi patlamıştır ve blues dan da etkilenerek rock ve popun hatta rap ın kaynağı olmuştur…

afrikalı köleler amerika'ya getirildikleri zaman yanlarına müzik aletlerini almalarına izin verilmemişti!!! bu da ilginç, çünkü müzik aletlerinin ağırlığından yada yük olacağından değil!!! … insani sanatından ayırdığınızda daha çabuk köleleşir de ondan…ama onlar müzikal zevklerini ve geleneklerini yanlarına almışlardı!!! demek ki insanları sanatlarından ayırmak, uzun vadede patlamalara sebep oluyor!!!... alin size bir çıkarım daha!!! afrikalıların yüzyıllar önce yaptığı bu hareket, avrupa müziğinin neden afrika kökenli amerikalılar tarafından çalındığında daha farklı duyulduğunu biraz da olsa anlamamıza yardımcı oluyor. örneğin bazı köleler avrupa kökenli kilise müziklerini, yöresel müzikleri ve dans müziklerini kendi müzik zevk ve geleneklerine uyacak şekilde değiştirdiler. onların çocukları da atalarının müzikteki bu davalarının peşinden gittiler. böylelikle bu müziksel tercih nesilden nesile devam etti… simdi yüzlerce amerika ve avrupa kökenli müzik türü var… ama çoğunda dikkatli bir kulak hala daha afrikayı hisseder… ama müziği yapan zenci ise!!! …

caz neden new orleans'da ortaya çıktı?

new orleans caz müziğinin ortaya çıkması için ideal bir yerdi. mississippi nehri'nin ağzının yakınında olan new orleans amerika için gelişmekte olan bir ticaret yoluydu ve bu nedenle o zamanlar ticaretin merkeziydi. ticari öneminin yanısıra bir liman şehri olduğu için buraya dünyanın her yerinden insanlar geliyordu ve new orleans günden güne kozmopolit bir yerleşim merkezi şeklini alıyordu. bu kadar renkli bir yerin eğlence hayati da çok renkliydi. new orleans'ta birçok bar vardı ve bu barlarda sık sık dans partileri yapılıyordu. new orleans' taki bu yoğun eğlence hayatının sonucu olarak, bölgedeki müzisyenlere birçok is imkanı doğuyordu. bu dönemde canlı müziğe çok büyük bir istek vardı ve yeniliklere olan ihtiyaç devam ediyordu. bu istek ve ihtiyaçlar müzisyenlerin yeni stiller yaratmalarına neden oldu. müzisyenler değişik ve garip yaklaşımları harmanladılar, gözden geçirip yeniden düzenlediler. bu gelişmeler cazın ortaya çıkısında büyük rol oynadı.

fransızlar 1718 yılında new orleans' a yerleşmeye başladılar ve 1719 yılında 147 adet siyah köle buraya getirildi!!! … cazın temeli burada bu kölelerin çocukları tarafından atıldı iste… seçkinlerin seçkin müziğinin temeli iste bu 147 adet afrikalı köledir!!! … onların yasadığı sıkıntıları çocukları new orleans barlarında dile getirmeye başladılar… caz sanat için yada toplum için vs değildir… caz arabesktir!!! … türk seçkinleri arabeski aşağılarlar ama dinlemeye çalıştıkları caz yada blues arabeskin ağa babasıdır… blues hüzündür… caz da… ama caz müziğinde nasıl üzüntülerinizi “inadına” arkaya atar, inadına sinir etmek için dans edersiniz!!! siz bizi köleniz yaptınız ama alın size, iste bizim müziğimizle eğlenebiliyorsunuz dercesine beyazlarla alay edersiniz… iste caz budur… blues da ise gerçek bir hüzün vardır… blues karadır… caz ışıltılı neonlardır… blues da üzüntü içe atılır, çok ama çok basittir, caz ise olabildiğine parlaktır…

amerikan iç savasından önce new orleans'ta bir çok caz bandoları vardı ancak savaşla birlikte bu bandoların sayıları arttı. new orleans ve çevresinde otuza yakin orkestra vardı. bu orkestralar askeri marşların ve yurtseverlikle ilgili şarkıların çalındığı konserler veriyorlardı. bu dönemde, bu bandoların varlığı caz orkestralarının gelişimi için uyarıcı bir unsur olmuştur. afrıkalı köleler kölesı oldukları ülkenin yurtseverlik ateşleyicileri olmuşlardır!!! … fazla söze pek gerek yok… bence asimilasyon iste bu… daha sonra beyazlar bu caz müziğini daha iyi yapmaya başladılar zaten… gerçek zenci cazı yerini beyaz caza bırakmaya başladı… sonra tabii… 1800'lerin sonunda ragtime new orleans'ta çok popülerdi. rag kelimesi askeri marşların ve afro-amerikan banjo müziğinden alınmış ritmlerin bir arada kullanıldığı müzik türü anlamına gelir… diğer bir etki de new orleans' a gelen meksikalı orkestraların müziğiydi. bu orkestralardaki birçok meksikalı müzisyen new orleans ve çevresine yerleşti ve bunlardan bazıları burada müzik öğretmenliği yapmaya başladı. onların müziği çok sevilip kabul gördü ve birçok trompetçinin stilini etkiledi… afrika müziğine ragtime da piyano giriyor meksikalıların etkisiyle de trompet!!! … müziğin evrenselliği budur işte… sonunda askeri orkestralarda kullanılan pek çok sayıda enstrüman cazda da kullanılmaya başlandı. örneğin mars düzenlemelerinde kullanılan flüt ve pikolo caz klarnetçileri tarafından taklit edilmiştir. tipik marşların davul kısımları bir ya da üç vuruş çalınırken trampet daha keskin sesiyle iki ya da dört vuruş çalınmıştır.

afrikanın tipik davul yapısında baş davulcu işaret vermeden sorumluymuş. onun çaldığı bölüm diğer müzisyenlerinkinden daha değişkendir, dolayısıyla bu doğaçlama olarak varsayılabilir. baş çalgıcının diğerlerine göre daha fazla doğaçlama yapma imkanı vardır fakat bütün grup üyeleri kendi bölümlerinde ufak tefek oynamalar yapabilirler. bazı afrika korolarında sarkıcılar koro liderinin kendi bölümlerinde değişik varyasyonlar yapmasına izin verirler. bu perspektiften bakıldığında görülmesi gereken sudur; her nasılsa bu çalışmalar bugünkü caz içerisinde bulunan doğaçlamaya yakin değildir. bati afrika şarkılarında ve afro-amerikan blues şarkılarında, kendi içinde gelişen doğaçlamalar çok çok detaylı melodilerin keşfedilmesiyle oluşmuyordu. bunun yerine müzisyenler yaratıcılıklarını bastan sona kadar devam eden tek bir sesle, zamanla, perdeyle ve müziğin başındaki ve sonundaki tınıyla oynayarak ortaya koyuyorlardı. amerikada cazın oluşmaya başladığı zamanlarda, avrupa müzik geleneklerinde doğaçlama adına iyi gelişmeler oldu. doğaçlamayla müziği süslemek 20. yüzyılın başlarında konserlerde çok kullanılan bir yoldu ve bu uzun süre pop müzik ve folklorik müzikte de kullanildi. 1800'ler boyunca konser piyanistleri bislerde sık sık doğaçlama yaparlardı. doğaçlama büyük ihtimalle avrupa dan gelmiştir!!!… doğaçlama daha sonra günümüz cazının temelini oluşturmuştur… gerçek caz, doğaçlamanın yani atmasyonun ta kendisidir…

müziğin sözcük olarak kökeni, yunan mitolojisindeki esin perilerine verilen musa adına dayanır. demek ki biz musanın gelmesini bekliyoruz!!! senfonik müzikte beste, cazda ise yorum öne çıkar; sesler yorumlanan temaya değil, yorumlayan sanatçıya özgüdür. resim için renk, şiir için dize neyse, müzik için de ses ve onun kağıda geçirilmiş hali olan nota öyledir. günümüzde özellikle müzik ve şiir, popüler kültürün yoğun saldırısı altında. bunun sonucu olarak mesela ülkemizde, müzikalitesi olmayan, şiir değeri olmayan ürünlerden geçilmiyor. bunda müzik endüstrisinin, istanbul un payı çok büyük!!! türk müziğini istanbuldan kurtarmak lazım bence!!! hatta her şeyi istanbulun elinden kurtarmak lazım… gerçek sanat ki özellikle müzik ve edebiyat endüstrileşince resmen kişiliğini kaybetmiştir… edebiyatı bi kenara koyalım… müziğin gerçeği de aslında ---bence--- doğaçlamadır!!! … müzik doğanın sesidir nasıl resim sanatı doğanın renkleriyse… müzik büyük ihtimalle klasik müzik dediğimiz avrupa müziğinin ortaya çıkmasıyla renklerini kaybetmeye başlamıştır… avrupalılar müziğe bu yapmacık kalıpları sokmuşlardır… harfi harfine notaya bağlı, yorumcuya fazla bi yorum hakkı tanımayan kalıplaşmış müzik… 9. senfoni dünyanin her yerinde her zaman tamamen ayni çalınır! ama herhangi bir caz parçası dünyanın değişik yerlerinde değişik zamanlarda hiçbir zaman ayni çalınmaz… ayni caz parçasını 10 bin kere dinleyin 10 bin tane farklı versiyonunu dinlersiniz! bence müzik budur iste! çalanın yada söyleyenin yorumudur…doğaçlama, folklorda ve caz müziğinde ortak bir özelliktir çünkü halkın kendisidir ve hiç bir icra bir sonrakine benzemez. hayatin kendisi gibidir, doğaldır ve sadedir... ozan sevinçli ya da hüzünlüyse, bu eserine yansır ve bir o kadar da yaratıcı olacaktır. ama bunu da, gırtlağıyla ya da diğer müzik enstrümanlarıyla yapıyordur… doğu müziğinde melodi, batı’da olduğundan daha karmaşıktır ve doğaçlama daha önemli bir yer tutar…

bu batılılar her şeyi kendi kalıplarına sokma derdindeler!… ille onların kalıbında olacak… farklı bir şey farklı bir renk olmayacak! … zaten farklı kültürleri asimile edip yok etmekten başka ne biliyorlar… eskiden köleleri kendi ülkelerine getiriyorlarmış, simdi de gidip yerinde yok ediyorlar… neden sizce??? mesela zencilerin müzik aletlerini amerikaya götürmelerini engellemeleri? yada folk müziğini bile kalıplara sokup bozmayı neden yapıyorlar? çünkü sanat önemlidir de ondan…

kapitalizmin ilk dönemlerinin motor endüstrisi dokumacılıktı. pamuk tarımı da yoğun emek gerektirdiğinden, bati afrika'dan amerika'ya köle ticareti dev boyutlara ulaştı. zenciler kabile geleneklerini, pamuk tarlalarında ise şarkıları seklinde devam ettirdiler. ayrıca 1790'larda metodist hareketin başlattığı misyonerlik hareketi ile köleler hristiyanlaştırılırken, misyonerler kendi ilahilerinin afrikalılaştırıldığını gördüler. çok kötü koşullarda çalışan zencilerin biraz da olsa nefes alabildiği yer, pazar günleri kiliseydi. ayinleri, afrika'dan getirdikleri ezgilerle değiştirip, kiliseyi panayır yerine çeviriyorlardı. giderek dinsel müzik, din dışı geleneğe karıştı. batı afrika kabilelerinde yasayan, özellikle vokal ve vurmalı müziğin, afrikalı zencilerle amerika'ya taşınması, batı kültürüne tümüyle yabancı bir ses dizisinin gelişmesine yol açtı. blues'un kökeni de afrika'dır. abd'nin güney eyaletlerinin kırsal alanlarında, özellikle mississippi deltası bölgesinde çıkmıştır. blues, cazın her türü üzerinde en önemli etkileri yaptığı gibi, çağdaş pop ve rock müziği üzerinde de geniş etkisi oldu. "mavi notalar" olarak da bilinen bu yabancı ses dizisi, cazın temelini oluşturdu ve notaları eğip bükerek, insan sesinin çeşitliliğini yakalayan blues geleneği cazda sürdü. şarkıların sözleri genel olarak yalın ve abartısız bir ifade taşır. karşılıksız sevda, ekonomik sıkıntı gibi konular, çoğu zaman hüzünlü bir yorumla islenir. bazen de açık saçık sözler, sert ve bıkkın bir ifadeyle hüznün yerini alır...

Öne Çıkan Yayın

orta çağdan günümüze hurdy gurdy