Ana içeriğe atla

caz yapma!

caz

çoğu zaman dırdırcılara bilmeden sarf edilen masumane ama bir o kadar da kırıcı olabilen bir deyim… cazcılar çok içerlerler bu yerleşik deyime… ülkemizde yerleşik bir diğer söz de sudur: “dün gece düğüne gittik, caz da vardı, bi eğlendik bi eğlendik”… bu ise en ağırı!!! o caz değil, düğün orkestrasıdır… simdi ise o düğün orkestraları yerlerini halk arasında adına org denilen aletlere bırakmışlardır ki orgun kilisede çalınan devasa bir müzik aleti olduğunu söylemeye gerek yok… neyse konu bu değil, asıl önemli konu, cazın elit tabakanın müziği olduğunun düşünülmesi, ağır gelmesi yada anlaşılmaz ve saçma bulunmasıdır…

caz neden seçkinlerin müziği olarak kabul edilir?

edilir ne yazık ki... edilir çünkü 1800 lü yılların sonlarında amerika da, new orleans da ortaya çıkmıştır… club music denen şeyin de köküdür… ama caz asla ve asla seçkinlerın müziği değildir… tam tersine caz ezilenlerin, darbe yiyenlerin, üzülenlerin müziğidir… kökeni afrikadaki kölelere dayanır… aslında şimdi bizde ve dünyada ışıl ışıl gece kıyafetleri giyen pırlantalı kadınlar ve smokinli erkeklerin viski esliğinde dinledikleri caz müziği afrika kölelerinin tamtamlarla çalıp dans ettikleri ve isyanlarını kırgınlıklarını dışa biraz olsun yansıtabildikleri müziktir… sömürgenin yaygın olduğu dönemlerde amerika'ya getirilen siyahlar buraya kendi kültürel müziklerini de getirmişlerdir. burada köle olarak çalışırken tarlalarda söyledikleri şarkılar cazın temeli olmuştur!!! …itilmişlerin ve kakılmışların müziği caz sonra mısır patlağı gibi patlamıştır ve blues dan da etkilenerek rock ve popun hatta rap ın kaynağı olmuştur…

afrikalı köleler amerika'ya getirildikleri zaman yanlarına müzik aletlerini almalarına izin verilmemişti!!! bu da ilginç, çünkü müzik aletlerinin ağırlığından yada yük olacağından değil!!! … insani sanatından ayırdığınızda daha çabuk köleleşir de ondan…ama onlar müzikal zevklerini ve geleneklerini yanlarına almışlardı!!! demek ki insanları sanatlarından ayırmak, uzun vadede patlamalara sebep oluyor!!!... alin size bir çıkarım daha!!! afrikalıların yüzyıllar önce yaptığı bu hareket, avrupa müziğinin neden afrika kökenli amerikalılar tarafından çalındığında daha farklı duyulduğunu biraz da olsa anlamamıza yardımcı oluyor. örneğin bazı köleler avrupa kökenli kilise müziklerini, yöresel müzikleri ve dans müziklerini kendi müzik zevk ve geleneklerine uyacak şekilde değiştirdiler. onların çocukları da atalarının müzikteki bu davalarının peşinden gittiler. böylelikle bu müziksel tercih nesilden nesile devam etti… simdi yüzlerce amerika ve avrupa kökenli müzik türü var… ama çoğunda dikkatli bir kulak hala daha afrikayı hisseder… ama müziği yapan zenci ise!!! …

caz neden new orleans'da ortaya çıktı?

new orleans caz müziğinin ortaya çıkması için ideal bir yerdi. mississippi nehri'nin ağzının yakınında olan new orleans amerika için gelişmekte olan bir ticaret yoluydu ve bu nedenle o zamanlar ticaretin merkeziydi. ticari öneminin yanısıra bir liman şehri olduğu için buraya dünyanın her yerinden insanlar geliyordu ve new orleans günden güne kozmopolit bir yerleşim merkezi şeklini alıyordu. bu kadar renkli bir yerin eğlence hayati da çok renkliydi. new orleans'ta birçok bar vardı ve bu barlarda sık sık dans partileri yapılıyordu. new orleans' taki bu yoğun eğlence hayatının sonucu olarak, bölgedeki müzisyenlere birçok is imkanı doğuyordu. bu dönemde canlı müziğe çok büyük bir istek vardı ve yeniliklere olan ihtiyaç devam ediyordu. bu istek ve ihtiyaçlar müzisyenlerin yeni stiller yaratmalarına neden oldu. müzisyenler değişik ve garip yaklaşımları harmanladılar, gözden geçirip yeniden düzenlediler. bu gelişmeler cazın ortaya çıkısında büyük rol oynadı.

fransızlar 1718 yılında new orleans' a yerleşmeye başladılar ve 1719 yılında 147 adet siyah köle buraya getirildi!!! … cazın temeli burada bu kölelerin çocukları tarafından atıldı iste… seçkinlerin seçkin müziğinin temeli iste bu 147 adet afrikalı köledir!!! … onların yasadığı sıkıntıları çocukları new orleans barlarında dile getirmeye başladılar… caz sanat için yada toplum için vs değildir… caz arabesktir!!! … türk seçkinleri arabeski aşağılarlar ama dinlemeye çalıştıkları caz yada blues arabeskin ağa babasıdır… blues hüzündür… caz da… ama caz müziğinde nasıl üzüntülerinizi “inadına” arkaya atar, inadına sinir etmek için dans edersiniz!!! siz bizi köleniz yaptınız ama alın size, iste bizim müziğimizle eğlenebiliyorsunuz dercesine beyazlarla alay edersiniz… iste caz budur… blues da ise gerçek bir hüzün vardır… blues karadır… caz ışıltılı neonlardır… blues da üzüntü içe atılır, çok ama çok basittir, caz ise olabildiğine parlaktır…

amerikan iç savasından önce new orleans'ta bir çok caz bandoları vardı ancak savaşla birlikte bu bandoların sayıları arttı. new orleans ve çevresinde otuza yakin orkestra vardı. bu orkestralar askeri marşların ve yurtseverlikle ilgili şarkıların çalındığı konserler veriyorlardı. bu dönemde, bu bandoların varlığı caz orkestralarının gelişimi için uyarıcı bir unsur olmuştur. afrıkalı köleler kölesı oldukları ülkenin yurtseverlik ateşleyicileri olmuşlardır!!! … fazla söze pek gerek yok… bence asimilasyon iste bu… daha sonra beyazlar bu caz müziğini daha iyi yapmaya başladılar zaten… gerçek zenci cazı yerini beyaz caza bırakmaya başladı… sonra tabii… 1800'lerin sonunda ragtime new orleans'ta çok popülerdi. rag kelimesi askeri marşların ve afro-amerikan banjo müziğinden alınmış ritmlerin bir arada kullanıldığı müzik türü anlamına gelir… diğer bir etki de new orleans' a gelen meksikalı orkestraların müziğiydi. bu orkestralardaki birçok meksikalı müzisyen new orleans ve çevresine yerleşti ve bunlardan bazıları burada müzik öğretmenliği yapmaya başladı. onların müziği çok sevilip kabul gördü ve birçok trompetçinin stilini etkiledi… afrika müziğine ragtime da piyano giriyor meksikalıların etkisiyle de trompet!!! … müziğin evrenselliği budur işte… sonunda askeri orkestralarda kullanılan pek çok sayıda enstrüman cazda da kullanılmaya başlandı. örneğin mars düzenlemelerinde kullanılan flüt ve pikolo caz klarnetçileri tarafından taklit edilmiştir. tipik marşların davul kısımları bir ya da üç vuruş çalınırken trampet daha keskin sesiyle iki ya da dört vuruş çalınmıştır.

afrikanın tipik davul yapısında baş davulcu işaret vermeden sorumluymuş. onun çaldığı bölüm diğer müzisyenlerinkinden daha değişkendir, dolayısıyla bu doğaçlama olarak varsayılabilir. baş çalgıcının diğerlerine göre daha fazla doğaçlama yapma imkanı vardır fakat bütün grup üyeleri kendi bölümlerinde ufak tefek oynamalar yapabilirler. bazı afrika korolarında sarkıcılar koro liderinin kendi bölümlerinde değişik varyasyonlar yapmasına izin verirler. bu perspektiften bakıldığında görülmesi gereken sudur; her nasılsa bu çalışmalar bugünkü caz içerisinde bulunan doğaçlamaya yakin değildir. bati afrika şarkılarında ve afro-amerikan blues şarkılarında, kendi içinde gelişen doğaçlamalar çok çok detaylı melodilerin keşfedilmesiyle oluşmuyordu. bunun yerine müzisyenler yaratıcılıklarını bastan sona kadar devam eden tek bir sesle, zamanla, perdeyle ve müziğin başındaki ve sonundaki tınıyla oynayarak ortaya koyuyorlardı. amerikada cazın oluşmaya başladığı zamanlarda, avrupa müzik geleneklerinde doğaçlama adına iyi gelişmeler oldu. doğaçlamayla müziği süslemek 20. yüzyılın başlarında konserlerde çok kullanılan bir yoldu ve bu uzun süre pop müzik ve folklorik müzikte de kullanildi. 1800'ler boyunca konser piyanistleri bislerde sık sık doğaçlama yaparlardı. doğaçlama büyük ihtimalle avrupa dan gelmiştir!!!… doğaçlama daha sonra günümüz cazının temelini oluşturmuştur… gerçek caz, doğaçlamanın yani atmasyonun ta kendisidir…

müziğin sözcük olarak kökeni, yunan mitolojisindeki esin perilerine verilen musa adına dayanır. demek ki biz musanın gelmesini bekliyoruz!!! senfonik müzikte beste, cazda ise yorum öne çıkar; sesler yorumlanan temaya değil, yorumlayan sanatçıya özgüdür. resim için renk, şiir için dize neyse, müzik için de ses ve onun kağıda geçirilmiş hali olan nota öyledir. günümüzde özellikle müzik ve şiir, popüler kültürün yoğun saldırısı altında. bunun sonucu olarak mesela ülkemizde, müzikalitesi olmayan, şiir değeri olmayan ürünlerden geçilmiyor. bunda müzik endüstrisinin, istanbul un payı çok büyük!!! türk müziğini istanbuldan kurtarmak lazım bence!!! hatta her şeyi istanbulun elinden kurtarmak lazım… gerçek sanat ki özellikle müzik ve edebiyat endüstrileşince resmen kişiliğini kaybetmiştir… edebiyatı bi kenara koyalım… müziğin gerçeği de aslında ---bence--- doğaçlamadır!!! … müzik doğanın sesidir nasıl resim sanatı doğanın renkleriyse… müzik büyük ihtimalle klasik müzik dediğimiz avrupa müziğinin ortaya çıkmasıyla renklerini kaybetmeye başlamıştır… avrupalılar müziğe bu yapmacık kalıpları sokmuşlardır… harfi harfine notaya bağlı, yorumcuya fazla bi yorum hakkı tanımayan kalıplaşmış müzik… 9. senfoni dünyanin her yerinde her zaman tamamen ayni çalınır! ama herhangi bir caz parçası dünyanın değişik yerlerinde değişik zamanlarda hiçbir zaman ayni çalınmaz… ayni caz parçasını 10 bin kere dinleyin 10 bin tane farklı versiyonunu dinlersiniz! bence müzik budur iste! çalanın yada söyleyenin yorumudur…doğaçlama, folklorda ve caz müziğinde ortak bir özelliktir çünkü halkın kendisidir ve hiç bir icra bir sonrakine benzemez. hayatin kendisi gibidir, doğaldır ve sadedir... ozan sevinçli ya da hüzünlüyse, bu eserine yansır ve bir o kadar da yaratıcı olacaktır. ama bunu da, gırtlağıyla ya da diğer müzik enstrümanlarıyla yapıyordur… doğu müziğinde melodi, batı’da olduğundan daha karmaşıktır ve doğaçlama daha önemli bir yer tutar…

bu batılılar her şeyi kendi kalıplarına sokma derdindeler!… ille onların kalıbında olacak… farklı bir şey farklı bir renk olmayacak! … zaten farklı kültürleri asimile edip yok etmekten başka ne biliyorlar… eskiden köleleri kendi ülkelerine getiriyorlarmış, simdi de gidip yerinde yok ediyorlar… neden sizce??? mesela zencilerin müzik aletlerini amerikaya götürmelerini engellemeleri? yada folk müziğini bile kalıplara sokup bozmayı neden yapıyorlar? çünkü sanat önemlidir de ondan…

kapitalizmin ilk dönemlerinin motor endüstrisi dokumacılıktı. pamuk tarımı da yoğun emek gerektirdiğinden, bati afrika'dan amerika'ya köle ticareti dev boyutlara ulaştı. zenciler kabile geleneklerini, pamuk tarlalarında ise şarkıları seklinde devam ettirdiler. ayrıca 1790'larda metodist hareketin başlattığı misyonerlik hareketi ile köleler hristiyanlaştırılırken, misyonerler kendi ilahilerinin afrikalılaştırıldığını gördüler. çok kötü koşullarda çalışan zencilerin biraz da olsa nefes alabildiği yer, pazar günleri kiliseydi. ayinleri, afrika'dan getirdikleri ezgilerle değiştirip, kiliseyi panayır yerine çeviriyorlardı. giderek dinsel müzik, din dışı geleneğe karıştı. batı afrika kabilelerinde yasayan, özellikle vokal ve vurmalı müziğin, afrikalı zencilerle amerika'ya taşınması, batı kültürüne tümüyle yabancı bir ses dizisinin gelişmesine yol açtı. blues'un kökeni de afrika'dır. abd'nin güney eyaletlerinin kırsal alanlarında, özellikle mississippi deltası bölgesinde çıkmıştır. blues, cazın her türü üzerinde en önemli etkileri yaptığı gibi, çağdaş pop ve rock müziği üzerinde de geniş etkisi oldu. "mavi notalar" olarak da bilinen bu yabancı ses dizisi, cazın temelini oluşturdu ve notaları eğip bükerek, insan sesinin çeşitliliğini yakalayan blues geleneği cazda sürdü. şarkıların sözleri genel olarak yalın ve abartısız bir ifade taşır. karşılıksız sevda, ekonomik sıkıntı gibi konular, çoğu zaman hüzünlü bir yorumla islenir. bazen de açık saçık sözler, sert ve bıkkın bir ifadeyle hüznün yerini alır...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

mehmet özkanoğlu

mehmet özkanoğlu bir süredir paylaşmak istediğim bir gitarist mehmet özkanoğlu... ilk kez 1 yıl kadar önce facebook da bir paylaşımda dinlemiştim... hem de öyle bir paylaşımdı ki, bir şiir için fon müziği olarak kullanılmıştı... klasik gitarla çalınan parça ise, dost çevirmiş yüzünü adlı türkü idi... aşık veysel in... şiirle pek alakası olmayan biri olarak o video yu defalarca izlemiştim sırf parçayı dinlemek için... bence çok çok iyi bir yorum idi ama kimdi çalan??... düşünsenize! ne pis bir durum!... bir türk gitarist (yabancı da olabilirdi, bereket değilmiş) böyle gitar çalıyor ve ben tanımıyorum ve arayıp, bulmam lazım kim olduğunu!... bakmayın şimdi yukarıda parçanın adını yazdığıma, ilk dinlediğimde türkünün adını da kime ait olduğunu da bilmiyordum, sadece türküyü biliyordum... işin kötüsü, çoğu türkü de kimseye ait olmuyor ki! anonim olabiliyor, bir yada bir kaç derleyeni olabiliyor... google ın hiç bir işe yaramadığı da oluyor, onu keşfettim... bu parçayı bu kadar etkileyi

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

dünya piyanistler günü

gülsin onay daha önce hiç duymamıştım, az önce denk geliş karşıma çıktı... 6 aralık günü dünya piyanistler günüymüş... 2011 yılından beri... hikayesi de ilginç... usta piyanistimiz gülsin onay , 2011 yılında, 6 aralık günü "herkesin bir günü var, piyanistlerin neden özel bir günü yok" demiş ve 6 aralık gününü dünya piyanistler günü olarak ilan etmiş... biraz inceleyince, "şaka yollu ortaya attığım fikrimin marmarisli gazeteci ata sevgi tarafından haber yapılması üzerine bu denli ciddiye alınıp, benimseneceğini ve hatırlanacağını bilmiyordum doğrusu" dediğini de okudum... şaka yollu da olsa, ortaya atılan bu görüş benimsenmiş ve dünyaya da duyurulmuş anladığım kadarıyla ama dünyaca da benimsenmiş mi acaba diye biraz kurcalayınca, karşıma bu sefer de 8 kasım çıktı world pianist day olarak... bir de sayfa açmışlar... şöyle bir şey ... neden 8 kasım olduğunu anlamadım, daha doğrusu anlamak için uğraşmadım ama 8 kasımda farklı ülkelerden kutlayanları filan pay

org

benim hastalık boyutunda bir takıntım vardır bu org konusunda, bir kaç paylaşımımda bahsetmiştim daha önce... ülkemizde "org" olarak adlandırılan çok geniş bir müzik aleti grubu olması ve farklı adlandırılmalara gidilmeden, tamamına org adı verilmesidir bu takıntı... aslında bu takıntımda pek de haklı değilim, biliyorum ama üzerinde tuşları olan, birbiriyle alakasız her türlü cihaza tek bir isim verilip, org denmesini de hep yadırgamışımdır...  keyboardlar & piyanolar  başlıklı eski paylaşıma göz gezdirirseniz anlarsınız bu takıntımı... bu gereksiz takıntımda pek de haklı değilim dememin sebebi ise şu; aslında benim "org" denilip geçilmesini yadırgadığım cihazlar da "org" denen şeyin geliştirilmiş, elektronikleştirilmiş, dijitalleştirilmiş halleri... üstelik türkçe karşılıkları da yok ve tamamına org deyip geçmek de yanlış sayılmaz... benim takıntılı biçimde "gerçek org" dediğim ve hayranı olduğum şey aşağıdaki muhteşem varlık oluyor...

çingene müziği

çingene müziğine geçmeden önce; aşağıdaki paylaşımlara göz atabilirsiniz... gelem, gelem... çingeneler... dünyada bilindiği üzere, bir "dünya müziği" kavramı mevcut... world music denen!... kimi de her nedense hiç de sevmediğim bir şekilde "etnik" müzik diyor... aslında o kadar mide bulandırıcı bir tanımlama ki özellikle bu etnik müzik lafı!... etnik aslında yerel yada dar bir alana özgün gibi bir anlama sahip ama güncel ve yaygın kullanımı folklorik olmanın çok ötesine geçti, ırkçılığa kadar vardı resmen!... "ötekinin müziği" oluverdi resmen... web sayfaları kapatıldı, ötekinin müziğini dinleyenler kara listelere bile alındı... o yüzden ben zaten etnik lafını hiç benimseyemedim... dünya müziği lafı da çok saçma çünkü bu sefer insan "dünya dışı bir müzik mi var acaba" gibi bir arayışa giriyor... ne yani şimdi mesela madonna uranüs müziği mi yapıyor!... Robert E. Brown - dünya müziği mutfağı /  http://www.wesleyan.edu/ evet, madonna da