Ana içeriğe atla

caz yapma!

caz
çoğu zaman dırdırcılara bilmeden sarf edilen masumane ama bir o kadar da kırıcı olabilen bir deyim… cazcılar çok içerlerler bu yerleşik deyime… ülkemizde yerleşik bir diğer söz de sudur: “dün gece düğüne gittik, caz da vardı, bi eğlendik bi eğlendik”…

bu ise en ağırı!!! o caz değil, düğün orkestrasıdır… simdi ise o düğün orkestraları yerlerini halk arasında adına org denilen aletlere bırakmışlardır ki orgun kilisede çalınan devasa bir müzik aleti olduğunu söylemeye gerek yok… neyse konu bu değil, asıl önemli konu, cazın elit tabakanın müziği olduğunun düşünülmesi, ağır gelmesi yada anlaşılmaz ve saçma bulunmasıdır… evet doğrudur bir bakıma, caz anlaması ve dinlenmesi en zor müzik türüdür çünkü caz doğaçlamadır!!!

caz neden seçkinlerin müziği olarak kabul edilir?

edilir ne yazık ki... edilir çünkü 1800 lü yılların sonlarında amerika da, new orleans da ortaya çıkmıştır… club music denen şeyin de köküdür… ama caz asla ve asla seçkinlerın müziği değildir… tam tersine caz ezilenlerin, darbe yiyenlerin, üzülenlerin müziğidir… kökeni afrikadaki kölelere dayanır… aslında şimdi bizde ve dünyada ışıl ışıl gece kıyafetleri giyen pırlantalı kadınlar ve smokinli erkeklerin viski esliğinde dinledikleri caz müziği afrika kölelerinin tamtam larla çalıp dans ettikleri ve isyanlarını kırgınlıklarını dışa biraz olsun yansıtabildikleri müziktir… sömürgenin yaygın olduğu dönemlerde amerika'ya getirilen siyahlar buraya kendi kültürel müziklerini de getirmişlerdir. burada köle olarak çalışırken tarlalarda söyledikleri şarkılar cazın temeli olmuştur!!! …itilmişlerin ve kakılmışların müziği caz sonra mısır patlağı gibi patlamıştır ve blues dan da etkilenerek rock ve popun hatta rap ın kaynağı olmuştur…

afrikalı köleler amerika'ya getirildikleri zaman yanlarına müzik aletlerini almalarına izin verilmemişti!!! bu da ilginç, çünkü müzik aletlerinin ağırlığından yada yük olacağından değil!!! … insani sanatından ayırdığınızda daha çabuk köleleşir de ondan…ama onlar müzikal zevklerini ve geleneklerini yanlarına almışlardı!!! demek ki insanları sanatlarından ayırmak, uzun vadede patlamalara sebep oluyor!!!... alin size bir çıkarım daha!!! afrikalıların yüzyıllar önce yaptığı bu hareket, avrupa müziğinin neden afrika kökenli amerikalılar tarafından çalındığında daha farklı duyulduğunu biraz da olsa anlamamıza yardımcı oluyor. örneğin bazı köleler avrupa kökenli kilise müziklerini, yöresel müzikleri ve dans müziklerini kendi müzik zevk ve geleneklerine uyacak şekilde değiştirdiler. onların çocukları da atalarının müzikteki bu davalarının peşinden gittiler. böylelikle bu müziksel tercih nesilden nesile devam etti… simdi yüzlerce amerika ve avrupa kökenli müzik türü var… ama çoğunda dikkatli bir kulak hala daha afrikayı hisseder… ama müziği yapan zenci ise!!! …

caz neden new orleans'da ortaya çıktı?

new orleans caz müziğinin ortaya çıkması için ideal bir yerdi. mississippi nehri'nin ağzının yakınında olan new orleans amerika için gelişmekte olan bir ticaret yoluydu ve bu nedenle o zamanlar ticaretin merkeziydi. ticari öneminin yanısıra bir liman şehri olduğu için buraya dünyanın her yerinden insanlar geliyordu ve new orleans günden güne kozmopolit bir yerleşim merkezi şeklini alıyordu. bu kadar renkli bir yerin eğlence hayati da çok renkliydi. new orleans'ta birçok bar vardı ve bu barlarda sık sık dans partileri yapılıyordu. new orleans' taki bu yoğun eğlence hayatının sonucu olarak, bölgedeki müzisyenlere birçok is imkanı doğuyordu. bu dönemde canlı müziğe çok büyük bir istek vardı ve yeniliklere olan ihtiyaç devam ediyordu. bu istek ve ihtiyaçlar müzisyenlerin yeni stiller yaratmalarına neden oldu. müzisyenler değişik ve garip yaklaşımları harmanladılar, gözden geçirip yeniden düzenlediler. bu gelişmeler cazın ortaya çıkısında büyük rol oynadı.

fransızlar 1718 yılında new orleans' a yerleşmeye başladılar ve 1719 yılında 147 adet siyah köle buraya getirildi!!! … cazın temeli burada bu kölelerin çocukları tarafından atıldı iste… seçkinlerin seçkin müziğinin temeli iste bu 147 adet afrikalı köledir!!! … onların yasadığı sıkıntıları çocukları new orleans barlarında dile getirmeye başladılar… caz sanat için yada toplum için vs değildir… caz arabesktir!!! … türk seçkinleri arabeski aşağılarlar ama dinlemeye çalıştıkları caz yada blues arabeskin ağa babasıdır… blues hüzündür… caz da… ama caz müziğinde nasıl üzüntülerinizi “inadına” arkaya atar, inadına sinir etmek için dans edersiniz!!! siz bizi köleniz yaptınız ama alın size, iste bizim müziğimizle eğlenebiliyorsunuz dercesine beyazlarla alay edersiniz… iste caz budur… blues da ise gerçek bir hüzün vardır… blues karadır… caz ışıltılı neonlardır… blues da üzüntü içe atılır, çok ama çok basittir, caz ise olabildiğine parlaktır…

amerikan iç savasından önce new orleans'ta bir çok caz bandoları vardı ancak savaşla birlikte bu bandoların sayıları arttı. new orleans ve çevresinde otuza yakin orkestra vardı. bu orkestralar askeri marşların ve yurtseverlikle ilgili şarkıların çalındığı konserler veriyorlardı. bu dönemde, bu bandoların varlığı caz orkestralarının gelişimi için uyarıcı bir unsur olmuştur. afrıkalı köleler kölesı oldukları ülkenin yurtseverlik ateşleyicileri olmuşlardır!!! … fazla söze pek gerek yok… bence asimilasyon iste bu… daha sonra beyazlar bu caz müziğini daha iyi yapmaya başladılar zaten… gerçek zenci cazı yerini beyaz caza bırakmaya başladı… sonra tabii… 1800'lerin sonunda ragtime new orleans'ta çok popülerdi. rag kelimesi askeri marşların ve afro-amerikan banjo müziğinden alınmış ritmlerin bir arada kullanıldığı müzik türü anlamına gelir… diğer bir etki de new orleans' a gelen meksikalı orkestraların müziğiydi. bu orkestralardaki birçok meksikalı müzisyen new orleans ve çevresine yerleşti ve bunlardan bazıları burada müzik öğretmenliği yapmaya başladı. onların müziği çok sevilip kabul gördü ve birçok trompetçinin stilini etkiledi… afrika müziğine ragtime da piyano giriyor meksikalıların etkisiyle de trompet!!! … müziğin evrenselliği budur işte… sonunda askeri orkestralarda kullanılan pek çok sayıda enstrüman cazda da kullanılmaya başlandı. örneğin mars düzenlemelerinde kullanılan flüt ve pikolo caz klarnetçileri tarafından taklit edilmiştir. tipik marşların davul kısımları bir ya da üç vuruş çalınırken trampet daha keskin sesiyle iki ya da dört vuruş çalınmıştır.

afrikanın tipik davul yapısında baş davulcu işaret vermeden sorumluymuş. onun çaldığı bölüm diğer müzisyenlerinkinden daha değişkendir, dolayısıyla bu doğaçlama olarak varsayılabilir. baş çalgıcının diğerlerine göre daha fazla doğaçlama yapma imkanı vardır fakat bütün grup üyeleri kendi bölümlerinde ufak tefek oynamalar yapabilirler. bazı afrika korolarında sarkıcılar koro liderinin kendi bölümlerinde değişik varyasyonlar yapmasına izin verirler. bu perspektiften bakıldığında görülmesi gereken sudur; her nasılsa bu çalışmalar bugünkü caz içerisinde bulunan doğaçlamaya yakin değildir. bati afrika şarkılarında ve afro-amerikan blues şarkılarında, kendi içinde gelişen doğaçlamalar çok çok detaylı melodilerin keşfedilmesiyle oluşmuyordu. bunun yerine müzisyenler yaratıcılıklarını bastan sona kadar devam eden tek bir sesle, zamanla, perdeyle ve müziğin başındaki ve sonundaki tınıyla oynayarak ortaya koyuyorlardı. amerikada cazın oluşmaya başladığı zamanlarda, avrupa müzik geleneklerinde doğaçlama adına iyi gelişmeler oldu. doğaçlamayla müziği süslemek 20. yüzyılın başlarında konserlerde çok kullanılan bir yoldu ve bu uzun süre pop müzik ve folklorik müzikte de kullanildi. 1800'ler boyunca konser piyanistleri bislerde sık sık doğaçlama yaparlardı. doğaçlama büyük ihtimalle avrupa dan gelmiştir!!!… doğaçlama daha sonra günümüz cazının temelini oluşturmuştur… gerçek caz, doğaçlamanın yani atmasyonun ta kendisidir…

müziğin sözcük olarak kökeni, yunan mitolojisindeki esin perilerine verilen musa adına dayanır. demek ki biz musanın gelmesini bekliyoruz!!! senfonik müzikte beste, cazda ise yorum öne çıkar; sesler yorumlanan temaya değil, yorumlayan sanatçıya özgüdür. resim için renk, şiir için dize neyse, müzik için de ses ve onun kağıda geçirilmiş hali olan nota öyledir. günümüzde özellikle müzik ve şiir, popüler kültürün yoğun saldırısı altında. bunun sonucu olarak mesela ülkemizde, müzikalitesi olmayan, şiir değeri olmayan ürünlerden geçilmiyor. bunda müzik endüstrisinin, istanbul un payı çok büyük!!! türk müziğini istanbuldan kurtarmak lazım bence!!! hatta her şeyi istanbulun elinden kurtarmak lazım… gerçek sanat ki özellikle müzik ve edebiyat endüstrileşince resmen kişiliğini kaybetmiştir… edebiyatı bi kenara koyalım… müziğin gerçeği de aslında ---bence--- doğaçlamadır!!! … müzik doğanın sesidir nasıl resim sanatı doğanın renkleriyse… müzik büyük ihtimalle klasik müzik dediğimiz avrupa müziğinin ortaya çıkmasıyla renklerini kaybetmeye başlamıştır… avrupalılar müziğe bu yapmacık kalıpları sokmuşlardır… harfi harfine notaya bağlı, yorumcuya fazla bi yorum hakkı tanımayan kalıplaşmış müzik… 9. senfoni dünyanin her yerinde her zaman tamamen ayni çalınır! ama herhangi bir caz parçası dünyanın değişik yerlerinde değişik zamanlarda hiçbir zaman ayni çalınmaz… ayni caz parçasını 10 bin kere dinleyin 10 bin tane farklı versiyonunu dinlersiniz! bence müzik budur iste! çalanın yada söyleyenin yorumudur…doğaçlama, folklorda ve caz müziğinde ortak bir özelliktir çünkü halkın kendisidir ve hiç bir icra bir sonrakine benzemez. hayatin kendisi gibidir, doğaldır ve sadedir... ozan sevinçli ya da hüzünlüyse, bu eserine yansır ve bir o kadar da yaratıcı olacaktır. ama bunu da, gırtlağıyla ya da diğer müzik enstrümanlarıyla yapıyordur… doğu müziğinde melodi, batı’da olduğundan daha karmaşıktır ve doğaçlama daha önemli bir yer tutar…

bu batılılar her şeyi kendi kalıplarına sokma derdindeler!… ille onların kalıbında olacak… farklı bir şey farklı bir renk olmayacak! … zaten farklı kültürleri asimile edip yok etmekten başka ne biliyorlar… eskiden köleleri kendi ülkelerine getiriyorlarmış, simdi de gidip yerinde yok ediyorlar… neden sizce??? mesela zencilerin müzik aletlerini amerikaya götürmelerini engellemeleri? yada folk müziğini bile kalıplara sokup bozmayı neden yapıyorlar? çünkü sanat önemlidir de ondan…

kapitalizmin ilk dönemlerinin motor endüstrisi dokumacılıktı. pamuk tarımı da yoğun emek gerektirdiğinden, bati afrika'dan amerika'ya köle ticareti dev boyutlara ulaştı. zenciler kabile geleneklerini, pamuk tarlalarında ise şarkıları seklinde devam ettirdiler. ayrıca 1790'larda metodist hareketin başlattığı misyonerlik hareketi ile köleler hristiyanlaştırılırken, misyonerler kendi ilahilerinin afrikalılaştırıldığını gördüler. çok kötü koşullarda çalışan zencilerin biraz da olsa nefes alabildiği yer, pazar günleri kiliseydi. ayinleri, afrika'dan getirdikleri ezgilerle değiştirip, kiliseyi panayır yerine çeviriyorlardı. giderek dinsel müzik, din dışı geleneğe karıştı. batı afrika kabilelerinde yasayan, özellikle vokal ve vurmalı müziğin, afrikalı zencilerle amerika'ya taşınması, batı kültürüne tümüyle yabancı bir ses dizisinin gelişmesine yol açtı. blues'un kökeni de afrika'dır. abd'nin güney eyaletlerinin kırsal alanlarında, özellikle mississippi deltası bölgesinde çıkmıştır. blues, cazın her türü üzerinde en önemli etkileri yaptığı gibi, çağdaş pop ve rock müziği üzerinde de geniş etkisi oldu. "mavi notalar" olarak da bilinen bu yabancı ses dizisi, cazın temelini oluşturdu ve notaları eğip bükerek, insan sesinin çeşitliliğini yakalayan blues geleneği cazda sürdü. şarkıların sözleri genel olarak yalın ve abartısız bir ifade taşır. karşılıksız sevda, ekonomik sıkıntı gibi konular, çoğu zaman hüzünlü bir yorumla islenir. bazen de açık saçık sözler, sert ve bıkkın bir ifadeyle hüznün yerini alır...

Yorumlar

Ayın Çok Okunanları

aslıhan keçebaşoğlu

başarılı genç bestecilerimizden aslıhan keçebaşoğlu; finlandiya'nın ünlü sibelius müzik akademisinde master yapmaya hak kazanmış... bugün birden karşıma çıkınca bu haber, çok sevindim... kendisi hakkında iki kelam etme fırsatım da çıktı bu arada...

son yıllarda eserleri ile adını sıkça duymaya başladığımız aslıhan keçebaşoğlu ile ilgili olarak öncelikle ufak bir hatırlatmada bulunmam gerekiyor, sonra bu kısmı silip atacağım okuluna başladığında... 

hem sibelius akademisine finlandiya dışından başvuran 25 aday içinden ön eleme ile seçilen 7 kişiden biri olmayı hem de o 7 kişi içinden sıyrılıp, okula kabul edilen 2 kişiden biri olmayı başardı aslıhan keçebaşoğlu... özetle bu önemli okulda yüksek lisans yapacak ancak 7 temmuz tarihine kadar acil olarak 2500 euro desteğe ihtiyacı var... sonrasında da oturma izni ve yaşamsal giderleri için de önemli bir desteğe ihtiyacı olacak doğal olarak... ilgilenenler için adresini vereyim hemen... 

aslihankecebasoglu yazacaksınız... sonrası bildiğin…

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin...


aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim...

"çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum...

"nasıl çocuğa gitar alınır"…

çağla karaali

çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?...

konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... kendinden daha iyi bakacaksın ona...

ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onları…

idil ve ela'dan başarı haberi

yine bir gülden gökşen hoca klasiği... iki öğrenci, 2 birincilik... idil atlıer ve ela demirkaya; the muse müzik yarışmasına katılıp, birinci olmuşlardı ama ben ertelemiştim bu paylaşımı çünkü ödül olarak yunanistanda konser vereceklerdi haziran sonunda...

temmuz ayına girdik ya, "konser verilmiş mi? bi bakayım" dedim, verilmiş tabii... ben de paylaşayım artık dedim...

the muse, internet üzerinden video paylaşımına dayalı bir yarışma ve videonuzu yarışmaya göndererek katılım sağlıyorsunuz... değerlendirme sonucunda alınan puanlara göre dereceler veriliyor ve her kategorinin birincilerine konser verme imkanı sağlanıyor... bütün dünyaya açık bir yarışma ve neredeyse tüm enstrümanlara ek olarak vokal yanında, oda orkestrası, geleneksel enstrüman ve amatör kategorileri de mevcut...

ela ve idil, birinci oldukları için konser verme hakkı kazandılar ve 29 haziran günü saat 19:00 da atina'nın en büyük salonu olan megaron konser salonunda sahne aldılar... yapılan yorumlarda, büy…

cem esen

yıllardır takip etmeye çalıştığım bir isim besteci ve piyanist cem esen... daha doğrusu, takip etmeye başladığım belki de ilk genç müzisyenlerimizden kendisi ama yıllardır hakkında hiç paylaşım yapmadığım bir isim aynı zamanda... bu sayfada neden bir çok genç yetenekten henüz bahsedememiş olduğumu açıklarken de cem esen'i örnek göstermişim:)... bakınız, burada... gitmişken oraya; sağa sola da bir göz gezdirin, öyle dönün...

tabii hakkında hiç bilgi vermemiş de değilim... sağ üstteki "ara" kısmına adını yazıp, okuyabilirsiniz... mesela "neden önceliğimiz geleceğimizdir?" sorusuna yanıt ararken de cem esen'in hayran kaldığım eserlerinden biri olan free variations op. 7 eserini paylaşmıştım... bu paylaşımı ben çok önemserim ve okunmasını isterim, verdiğim bağlantıdan okuyun mutlaka...

içinde gürültü eksik olmayan bir evde dünyaya gelmiş cem esen de... yani anne de baba da müzisyen... komşuların sevmediği türden evler sanatçı evleri... "vayyy sen müziğe n…

orta çağdan günümüze hurdy gurdy

hurdy gurdy, 12. yüzyıl öncesine ait yaylı bir çalgıdan köken aldığı düşünülen oldukça eski bir müzik aleti... ilk ortaya çıktığı yer; bazı kaynaklara göre avrupa ama orta doğu orijinli olduğu konusunda neredeyse fikir birliği var gibi... üstelik atasının rebab olması da kuvvetle muhtemel... gerçi köken araştırmalarında bu kadar gerilere gidilmesi ne derece doğrudur bilmiyorum çünkü nihayetinde bütün enstrümanları en eski bir kaçına bağlayıvermek de biraz mantıksız geliyor bana... rebabın aşırı değişmiş bir hali oluyor bu durumda...

çok daha eski resimler mevcut ama ben birbirlerine benzeliklerinden dolayı jules richomme ye ait 1882 tarihli yukarıdaki tabloyu ve günümüze ait aşağıdaki fotoğrafı paylaşmayı istedim... aşağıdaki fotoğraf ise günümüzün ünlü folk rock grubu eluveitie nin gözde elemanı anna murphy ye ait... yazının sonunda bir videosunu paylaşırım mutlaka ama şimdilik şunu söylemek gerekir ki; 133 yıl öncesi ile günümüz arasında çok şey değişmiş olabilir ama işin özü aynı …

can çakmur

çok dikkat çeken, çok başarılı bir genç piyanist can çakmur... hakkında bir şeyler yazmak için hep ileri bir zamana ertelediğim isimlerden biri kendisi ama fırsat buldukça ertelediğim bu gençleri de yazmaya çalışıyorum... can çakmur, bir çok genç yeteneğimize oranla daha fazla tanınma fırsatı yakalamış olan bir isim... tabii bu tanınırlığın sebebi, elde ettiği büyük başarılar sonuçta ve dolayısıyla medyada daha fazla yer aldı... türkiyede ilgili medyanın bile ilgisini çekebilmek için bir kaç deveye birkaç hendek atlatmanız gerekiyor... zaten ondan sonra da medyaya ihtiyacınız kalmıyor:)...

can çakmur hakkında detaylı bilgi alabilmeniz için öncelikle resmi sayfasının adresini paylaşayım... çok iyi hazırlanmış güzel bir sayfaya sahip can çakmur... fırsat buldukça araya sıkıştırıyorum, her genç yeteneğimizin mutlaka böyle bir sayfası olmalı diye düşünüyorum... umarım bir çokları gibi sayfasına kilidi vurup da facebook, instagram vb gibi pek işe yaramayan ortamlara geçmez...

www.cancakmur.…

gnossienne

gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser...

önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk bağımsız dans gösterisi...

asıl adı eric alfred leslie satie olan ve adını daha sonra erik olarak değiştiren er…

gelem gelem (djelem djelem)...

"öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti"

"gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum...

çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz

çingeneler

çingene müziği

tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği için marş olarak kabul edilmiş 197…

deniz neva ertürk

"gelecekte caza geçebilir" yada "bakarsınız, progresif müzik yapar" vb gibi bir takım kehanetlerde bulunamayacağım bir paylaşım olacak gibi görünüyor genç piyanist deniz neva ertürk hakkındaki bu paylaşım... sürekli takip edenler anlamıştır ne demek istediğimi ama ilk defa okuyan anlamayabilir; ben özellikle prog ve caz hastası olduğum için, burada gençlerin kafalarını çelip, klasik müzikten biraz saptırmaya çalışan bir tipim ama deniz neva ertürk'ü dinlerken, kendisine bu tip lafların pek işlemeyeceğini anlamış bulunuyorum... gelecek ne getirir tabii bilinmez, bakarsınız yeni bir ayşedeniz doğar ama deniz neva nedense bana tam bir klasik piyanist izlenimi verdi... yani klasik eserlere harfiyen bağlı, bilinen orijinal halleri ne ise bire bir çalma azmi içinde bir konser piyanisti sezdim... anlatamadım değil mi?... farkındayım:)... ama anlatmadan bırakmam merak etmeyin...

adına inatla klasik denen bu muhteşem müzik, diğer müzik türlerinin de anası olduğu için, …