Ana içeriğe atla

nihan ulutan

piyano
nihan ulutan

geçtiğimiz eylül ayı sonunda, başarılı genç piyanistimiz nihan ulutan'ın ilk adım müzik topluluğu tarafından verilen bir konserle almanya'ya uğurlandığı yönünde haberler okumuştum... okuyunca, almanya'ya okuluna giderken bile konserlerle uğurlanan bir piyanistimizi ben de paylaşayım artık dedim... uzunca bir süredir tanıdığım, takip etmeye çalıştığım, çok başarılı, çok çalışkan bir sanatçımız nihan ulutan... bu blogta da başarıları ile ilgili paylaşımlar yapmıştım ama kendisine özel bir paylaşım yapma fırsatım olmamıştı maalesef...

oğuzhan akova tarafından kurulan ilk adım müzik topluluğunun kurucu üyelerinden birisi aslında nihan ulutan... topluluk hakkında da daha detaylı bilgi sahibi olduğumda mutlaka paylaşım yapmak istiyorum çünkü yola çıkış amaçları da müzikleri de çok güzel...

paylaşımı tamamladıktan sonra, kendisine ait resmi sayfasının da olduğunu gördüm... bereket gördüm, bazı detayları düzeltebildim:)... yani yalan yanlış yazmışım, düzelttim:))... yazının bir çok yerindeki "bildiğim kadarıyla" ifadelerini silemeyeceğim şimdi, okurken emin olun:)... her şeyi blog sahibine bırakmayın:))...

nihan ulutan

almanya düsseldorf'da bulunan robert schumann hochschule'de öğrenmine devam eden nihan ulutan; ciddi anlamda piyano öğrenimine 10 yaşındayken bilkent müzik hazırlık ilkokulunda, gamze kırtıl öğretmen ile başlamış... tabii bu arada; 6 yaşından itibaren piyanoya başlayan sınıf arkadaşları ile olan farkı da kapatmış... aşağıdaki chopin'in 5 numaralı etüdünden de anlaşılacağı üzere, sadece 5 yıllık piyano eğitimi ile bu seviyeye gelmiş nihan ulutan... şu videosunu da izlemenizi öneririm...


bilkent üniversitesinde bir yıl eğitimine devam ettikten sonra, hacettepe üniversitesi ankara devlet konservatuvarı’nın yetenek sınavlarını kazanarak, sanem berkalp ile devam etmiş piyano çalışmalarına... benim gördüğüm kadarıyla, idil biret'in de emeği büyük nihan ulutan üstünde çünkü ben kendisini ayvalık uluslararası müzik akademisi (aima) tarafından her yıl düzenlenen ustalık sınıfı çalışmalarında tanıdım... neredeyse her sene bu ustalık sınıfı çalışmalarında kendisini gördüm... sadece nihan ulutan değil; bu blogta paylaştığım yada henüz hakkında paylaşım yapamadığım bir çok genç piyanisti de ben aima aracılığı ile tanıma fırsatı buldum...

leyla gencer opera ve sanat merkezinde bir paris gecesi yaşatmışlardı... ayrı bir paragraf olarak yazdım, pariste bir geceyi de okuyun diye... şimdi moda oldu, hızlı okuma kursuna gidiyor herkes... yahu ağır ağır, keyfini çıkara çıkara okusanıza her şeyi...

hacettepe üniversitesinden yüksek şeref öğrencisi olarak mezun olan nihan ulutan; piyano çalışmalarını sürdürmekte olduğu robert schumann okulunu da derece ile kazanmış... bu ünlü okulda paolo giacomenti ile çalışıyor halihazırda...

bende rachmaninoff six musical moments hastalığı var... takıntı işte... 4 numara takıntısı da had safhada... piyanist paylaşımı yaparken, videolara önce bi bakarım sonuna kadar, dört numarayı gördüysem, mutlaka paylaşılır o... profesyonel konser kaydı olmamasına rağmen, o kadar iyi bir yorum olmuş ki... salonda da dinlemeyi isterdim nihan ulutan'dan... bu paylaşımı yazdığım sürece, ard arda sadece bu eseri dinledim...


bu eseri yazarken, sadece kalbindekileri "basit bir şekilde" aktarmak istemiş rachmaninov kardeş... iyi ki basitçe anlatmaya çalışmış... parmakları kadar kalbi de sakatmış:)...

kısa bir üsre de olsa, salzburg mozarteum üniversitesinde de çalışmalar yapmış ve hatırladığım kadarıyla bir kaç konser de vermişti ama şimdi öyle bir bilgiye ulaşamadım... belki de masterclass idi... 2015 yılında hacettepe üniversitesince düzenlenen ulusal piyano yarışmasında üçüncü olmuş... bakü'de düzenlenen uluslararası piyano yarışmasında elde ettiği birincilik de kendisine azerbaycan ulusal tv kanalında konser verme fırsatını yaratmıştı... ben kendisini 2015 yılından beri tanıyorum büyük ihtimalle ve o günden beri kendisini sürekli çok daha fazla ilerlemiş gördüm... 2016 yılında da stockholm'de düzenlenen piyano yarışmasından derece ile dönmeyi başarmıştı...

piyano
nihan ulutan

ben yarışmaları sevemeyen biriyim, nihan ulutan'ı da sürekli yarışmalarda görmedim... konserler yarışmaktan çok daha yararlıdır ve her ne kadar izleyememiş olsam da, almanyada bir çok etkinliğe davet edildiğini ve konserler verdiğini biliyorum... almanya'da neuss belediye başkanının özel daveti üzerine verdiği konser, köln yunus emre enstitüsü konseri ve bunların dışında almanya'da verdiği bir çok konser oldukça önemli... takip edebildiğim kadarıyla; benim bildiğim son önemli konserini ise amerika misouri eyaletinde geçen sene beethoven'in 250 yaş günü dolayısıyla düzenlenen festivalde verdi... bu anma festivaline katılması için özel davet almış olması çok önemli ve büyük başarı...

çok fazla konser veren genç piyanistlerimizden biri nihan ulutan ama youtube kanalında bu konserlerin çoğunun kaydına rastlayamadım... bir yandan da öğrencilik devam ettiği için, sosyal medya ile ilgilenmek kolay olmuyor...

birçok konser kaydına ulaşamadım ama öğretmeni ile birlikte sahne aldıkları konserde seslendirdikleri ravel'in piyano konçertosunun 3 bölümünün de paylaşılmış olması beni çok memnun etti... harika bir performans gerçekten ama keşke profesyonel kayıt ve çekim de olsaydı... seyirci kamerası olmasına rağmen, harika... birinci bölüm aşağıda... 2. ve 3. bölümler ise bir sonraki videoda...

 

muhteşem bir eser... 2. ve 3. bölümlere hayranım... bu arada nihan ulutan ve paolo giacometti ne derler? bilmiyorum ama seyircinin iki bölüm arasında alkışlamış olmasına ben bayıldım... gerçekten bu alkışlamama geleneğine ben ciddi biçimde gıcığım... seyircinin bir ödülüdür o... alkış ihtiyacı olan yerde alkışlanır... bence müzisyenler de bu alkışlar karşısında kızmak yerine mest olmalılar... konsantrasyonu bozuluyormuş müzisyenlerin... bakın, bozulmamış işte... takır takır çalmışlar... çok ciddiyim valla bu konuda... konserlerden soğudum istediğim yerde alkışlayamıyorum diye...

neyse; resmen korsan manifesto oldu paylaşımın arasında:)... alkışladılar ya! bi anda canlandım, kendime geldim:)...

ben artık paylaşımlarda her türlü detaya girmiyorum, önemli noktaları belirtip, geçiyorum bildiğim kadarıyla... bildiğim ve hatırlayabildiğim kadarıyla, yazmadığım çok fazla konseri var nihan ulutan'ın... konser tecrübesi oldukça fazla... kendisini yakından tanımıyor olmama rağmen, bende bıraktığı izlenime göre yazıyorum; öncelikle çok fazla çalışkan ve disiplinli... iyi midir? kötü müdür? bilemem, kişiden kişiye değişir, mükemmeliyetçi ve zoru seven bir sanatçı... zoru hedefleyip, başaran bir piyanist... şimdilik bu kadar diyeyim ve ravelin piyano konçertosunun devamı ile bitireyim...

Yorumlar

  1. Olağanüstü yetenek! Bravo

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok teşekkürler.. aynen katılıyorum...

      Sil
  2. Bravo. Çokbaşarılı������

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

çağla karaali

çağla karaali çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?... konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onların okulları bu çocuk

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ev stüdyosu ortamı

müzik stüdyosu izolasyonu stüdyo ortamına ev içinde oda deniyor:)... yani evin içinde bir yerler... yine işin büyüklüğüne göre maliyet çok değişecek... mesela siz çalışırken çok gürültü olacak mı? ... keyboard kullanacaksanız sesini az açarsınız... yada kulaklık kullanırsınız... monitör kabin en iyisidir ama mecburen gerekebilir çoğu zaman kulaklık... o zaman, kulaklığın çok iyi olması şart... eletro gitar çalacaksanız gürültüye engel olmak çok zor ama teknoloji gelişti iyice amfi yerine direk olarak bir çok keyboarda yada audio/midi arabirimine gitarı girebiliyorsunuz... kulaklıkla elektro gitar çalmanız da mümkün... davul çalacaksanız::)))... işiniz zor tabii... o zaman yalıtım yapacaksınız odaya çünkü daha ilk gün eve polis gelecektir... tabii davul makinesi, ritm makinesi, eskiden ritm box denen zımbırtılardan kullanacaksanız yada dijital davul seti kullanacaksanız iş basit... "çok iyi" bir kulaklık işinizi görecektir... ama "adam gibi" bildiğin davul (

EmiSunshine

EmiSunshine tam adı emilie sunshine hamilton ama EmiSunshine adını kullanıyor... ben ilk izlediğimde, kendisinin bu kadar genç olduğunu anlamamıştım!... 25 civarı diye düşünmüştüm yaşını ama 2004 doğumlu çıktı... 14 yaşında henüz ama ben tarzına ve sanatçı ruhuna resmen hayran kaldım... çok küçük yaşlarda çekilmiş videoları var, o yaşlarda bile giyimi, aksesuarları, sahnede duruşu, yüz ifadeleri, vücut dili, fotoğraflarda verdiği pozlar vs vs vs, her yönden yaratıcı ve sanatçı bir yapıya sahip... şimdi bu yazdıklarım daha çok moda dergisine uygun ve magazinsel oldu ama sadece bu sebeplerle bu sayfada paylaşmam mümkün değil kendisini... çok daha fazlasına sahip emilie... Emilie Sunshine Hamilton tam bir yetenek bombası emisunshine... çok iyi şarkı söylüyor, sesi çok iyi, tarzı çok iyi ve sesini oldukça iyi kullanıyor... bir çok enstrümanı iyi seviyede çalıyor yani multienstrümantalist... ve kendine ait eserleri var... anlayacağınız söz yazıyor, beste yapıyor... bu kadar da d

zaman içinde gitar

klasik gitar bildiğimiz gitar işte üstteki... tarih ne kadar gerilere gidiyorsa, gitar da neredeyse o kadar gidiyor gerilere... benim ilk rastladığım bilgi sümerlere, hititlere kadar gidiyor... bir de mitolojide gitar benzeri şeyler var... mitoloji denen şey tam olarak ne vakte düşüyor var mı bilen?... işte o zamanlara kadar gidiyor bu iş... çok eskilere yani... kafamın basmadığı zamanlar... ne varsa anadoluda ve mezopotamyada var gerçekten... bu sümerlere hayranım... bildiğim kadarıyla mö 3500-4000 li yıllar gibi... hititler de öyle... gerçi ben mö 1400 lere kadar bulabildim gitarın orijinini... aşağıdaki resimlerin ilki berlinde, ikincisi ise istanbulda bulunuyor şu anda... hititlerde gitar hititlerde gitar benim bulabildiğim, gitara benzeyen en eski müzik aletleri yukarıdakiler... ama çoğu tarihçi ve müzikolog daha da eskilere götürüyor gitarı ama bence artık o kadarı da abartı oluyor çünkü gitara pek de benzemiyorlar... örneğin aşağıdaki de gitarın atası olarak kabul

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

zahit bizi tan eyleme, şaraba eyle ihtiram...

konumuz "zahit" ama zahit hakkında yazabilmek için önce uzunca bir zaman ayırıp, kitap karıştırıp, mürekkep yalamak gerekiyormuş gerçekten... ilk anladığım o oldu... hemen belirteyim; zahit daha yaygın kullanılıyor ama doğrusu "zahid" ... aslında konu; " dinlediklerim " ancak "ben şu zahit adlı eseri çok severek dinliyorum, alın bu da videosu vs vs vs" denip de geçilecek bir eser değil... zaten zahit bizi tan eyleme deyişini bilmeyen ve sevmeyen yoktur... kıyıda köşede kalmış bir şeyi keşfetmiş olamayacağımdan ötürü, asıl amaç tabii ki farklı... neredeyse ilkokul yıllarından beri hayranlıkla dinlediğim "bu zahit de neymiş yahu" diye anca meraklandım zannedersem... çoğu zaman bu esere kısaca zahit denir geçilir... eğer sadece interneti kurcalarsanız ve bu kurcalamanız sadece öylesine gerçekleşirse, aslında birbirinin devamı yada tamamlayıcısı denebilecek zahitler ile karşılaşırsınız... kafanız da karışır biraz... zaten gördüğüm kada