Ana içeriğe atla

pariste bir gece

pariste bir gece

leyla gencer opera ve sanat merkezinde bir paris gecesi yaşandı 25 aralık günü... kışın en soğuk günlerinde sıcacık bir piyano gecesi yaşanmasının sebebi de çok önemli ve çok güzel!... 2015 yılında idil biretin ustalık sınıfına katılmış olan genç piyanistlerin, büyük usta idil birete teşekkürlerini sunma biçimi oldukça zarif olmuş...

1998 yılında prof. filiz ali tarafından kurulan ayvalık uluslararası müzik akademisi bünyesinde benim bildiğim kadarıyla bir kaç yıldır ustalık sınıfları açan idil biretin 2015 yılı masterclass öğrencileri nihan ulutan, yağmur şimşek, utku geçgel, yıldız çiçek sivri, ferhat can büyük, emre nurbeyler ve leyla cemiloğlu idil birete teşekkürlerini chopin, ravel ve debussy eserleriyle sundular... bu bestecilerin ortak yönleri, pariste yaşamış olmaları ve paris kültürüyle eserler vermiş olmaları... piyanist idil biret de harika çocuk olarak parise gönderilmişti ve kendisi de paris kültürü ile yetişmişti... bence çok hoş bir konsept gecesi olmuş...

konsere katılan piyanistlerden sadece emre nurbeyler hakkında daha önce paylaşım yapmıştım, okursanız sevinirim... benim çok beğendiğim ve diğer müzisyenlere sürekli örnek olarak gösterdiğim kendisine ait piyano bloğunu da mutlaka inceleyin ve izleyin derim...

ben izleyemedim ama aldığım haberlere göre harika bir konser olmuş... ben her fırsatta araya mutlaka sıkıştırıyorum, bir konserin muhteşem olması için, içten gelen büyük bir heves ve heyecan taşıması lazım ve bu da gençlerle oluyor... başka türlü olamıyor...

bol piyanolu paris kokan bu konserde seslendirilen eserler ise şöyle;

nihan ulutan frederic chopin - berceuse ve scherzo no:2

emre nurbeyler maurice ravel - alborado del gracioso (aynalar)

yıldız çiçek sivri frederic chopin - 1 numaralı ballade

utku geçgel frederic chopin - polonaise no 2 ve claude debussy - clair de lune

yağmur şimşek maurice ravel -sonatine m 40

leyla cemiloğlu claude debussy - estampes l 100

ferhat can büyük frederic chopin - scherzo no 3 ve mazurka no 4


soldan sağa; nihan ulutan, yağmur şimşek, utku geçgel, yıldız çiçek sivri, ferhat can büyük, emre nurbeyler ve leyla cemiloglu
konser kayıtlarına ulaşırsam bir şekilde, buraya eklerim mutlaka... daha doğrusu, tüm piyanistlerin kayıtlarına ulaşırsam çünkü birini paylaş, birini paylaşama! olmuyor öyle... her biri ayrı ayrı çok değerliler... ben hepsini yürekten kutluyorum... saçma sapan, can sıkıcı haberlerle dolu şu günlerde, hele hele neredeyse bütün kalbur üstü müzisyenleri (koskoca kızılordu korosuyla birlikte hem de!) alıp götüren şu berbat 2016 yılının son haftasında, böylesine güzel bir haber almış olmak gerçekten çok iyi geldi... bu pırıl pırıl gençler iyi ki varlar...


aima 2015 - idil biret ve masterclass öğrencileri (fotoğraf: emre nurbeyler)
yukarıda konser kayıtlarına ulaşırsam eklerim demiştim, emre nurbeyler ve yıldız çiçek sivrinin kayıtlarına ulaştım ancak diğer isimlerin bu konsere ait kayıtları henüz yok... ben tamamını yüklemeyi tercih ederdim ama olmadı... nihan ulutan, yağmur şimşek ve ferhat can büyük'ün başka performanslara ait videolarını ekledim mecburen... eğer kendileri yeni video yüklerlerse ben de paylaşırım... ama ne yazık ki utku geçkel ve leyla cemiloğluna ait hiç bir video bulamadım... onların da isimlerini defalarca övgü dolu sözlerle çok duydum ama ne yazık ki henüz dinleyemedim... aşağıda 5 piyanistimize ait videoları mutlaka izleyin derim... diğer iki piyanisti de ilk fırsatta -daha doğrusu onlar video paylaştıklarında- mutlaka eklerim...

şimdi ben kafama takarım, bu iki genç piyanistin neden videosu yok diye ama gençlere kızılmaz:)... bir yandan eğitimleri devam ediyor, bir yandan konserler, masterclasslar filan... biliyorum, hepsi çok yoğunlar... ben emekliliği yaklaştığı halde web sayfası olmayanlara kızıyorum, gençlere kızamam ama umarım ilk fırsatta kayıtları, sayfaları filan olur!!! :)... ben bulamadıysam, özür dilerim...

yahu ilk defa laf edemedim, içimde kaldı ama şu aşağıdaki videoları mutlaka izleyin, hepsi de gerçekten harika yetenekler... defalarca yazdım farklı paylaşımlarda, buraya da yazıyorum; bizim gençler gerçekten gümbür gümbür geliyorlar... yarışmaların filan mevsimi oluyor zannedersem, bazen uluslararası derece yazmaktan yoruluyorum:)... hepsi de isimlerinden çok fazla bahsettirecekler yakın gelecekte kesinlikle... aileleri ile birlikte hepsini ve onları yetiştirenleri kutluyorum... ben yine şöyle bitireyim, artık klişeleşti ama ne yapalım; en az 1-2 cazcı çıksa? bu isimlerden?...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

çağla karaali

çağla karaali çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?... konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onların okulları bu çocuk

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ev stüdyosu ortamı

müzik stüdyosu izolasyonu stüdyo ortamına ev içinde oda deniyor:)... yani evin içinde bir yerler... yine işin büyüklüğüne göre maliyet çok değişecek... mesela siz çalışırken çok gürültü olacak mı? ... keyboard kullanacaksanız sesini az açarsınız... yada kulaklık kullanırsınız... monitör kabin en iyisidir ama mecburen gerekebilir çoğu zaman kulaklık... o zaman, kulaklığın çok iyi olması şart... eletro gitar çalacaksanız gürültüye engel olmak çok zor ama teknoloji gelişti iyice amfi yerine direk olarak bir çok keyboarda yada audio/midi arabirimine gitarı girebiliyorsunuz... kulaklıkla elektro gitar çalmanız da mümkün... davul çalacaksanız::)))... işiniz zor tabii... o zaman yalıtım yapacaksınız odaya çünkü daha ilk gün eve polis gelecektir... tabii davul makinesi, ritm makinesi, eskiden ritm box denen zımbırtılardan kullanacaksanız yada dijital davul seti kullanacaksanız iş basit... "çok iyi" bir kulaklık işinizi görecektir... ama "adam gibi" bildiğin davul (

EmiSunshine

EmiSunshine tam adı emilie sunshine hamilton ama EmiSunshine adını kullanıyor... ben ilk izlediğimde, kendisinin bu kadar genç olduğunu anlamamıştım!... 25 civarı diye düşünmüştüm yaşını ama 2004 doğumlu çıktı... 14 yaşında henüz ama ben tarzına ve sanatçı ruhuna resmen hayran kaldım... çok küçük yaşlarda çekilmiş videoları var, o yaşlarda bile giyimi, aksesuarları, sahnede duruşu, yüz ifadeleri, vücut dili, fotoğraflarda verdiği pozlar vs vs vs, her yönden yaratıcı ve sanatçı bir yapıya sahip... şimdi bu yazdıklarım daha çok moda dergisine uygun ve magazinsel oldu ama sadece bu sebeplerle bu sayfada paylaşmam mümkün değil kendisini... çok daha fazlasına sahip emilie... Emilie Sunshine Hamilton tam bir yetenek bombası emisunshine... çok iyi şarkı söylüyor, sesi çok iyi, tarzı çok iyi ve sesini oldukça iyi kullanıyor... bir çok enstrümanı iyi seviyede çalıyor yani multienstrümantalist... ve kendine ait eserleri var... anlayacağınız söz yazıyor, beste yapıyor... bu kadar da d

zaman içinde gitar

klasik gitar bildiğimiz gitar işte üstteki... tarih ne kadar gerilere gidiyorsa, gitar da neredeyse o kadar gidiyor gerilere... benim ilk rastladığım bilgi sümerlere, hititlere kadar gidiyor... bir de mitolojide gitar benzeri şeyler var... mitoloji denen şey tam olarak ne vakte düşüyor var mı bilen?... işte o zamanlara kadar gidiyor bu iş... çok eskilere yani... kafamın basmadığı zamanlar... ne varsa anadoluda ve mezopotamyada var gerçekten... bu sümerlere hayranım... bildiğim kadarıyla mö 3500-4000 li yıllar gibi... hititler de öyle... gerçi ben mö 1400 lere kadar bulabildim gitarın orijinini... aşağıdaki resimlerin ilki berlinde, ikincisi ise istanbulda bulunuyor şu anda... hititlerde gitar hititlerde gitar benim bulabildiğim, gitara benzeyen en eski müzik aletleri yukarıdakiler... ama çoğu tarihçi ve müzikolog daha da eskilere götürüyor gitarı ama bence artık o kadarı da abartı oluyor çünkü gitara pek de benzemiyorlar... örneğin aşağıdaki de gitarın atası olarak kabul

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

zahit bizi tan eyleme, şaraba eyle ihtiram...

konumuz "zahit" ama zahit hakkında yazabilmek için önce uzunca bir zaman ayırıp, kitap karıştırıp, mürekkep yalamak gerekiyormuş gerçekten... ilk anladığım o oldu... hemen belirteyim; zahit daha yaygın kullanılıyor ama doğrusu "zahid" ... aslında konu; " dinlediklerim " ancak "ben şu zahit adlı eseri çok severek dinliyorum, alın bu da videosu vs vs vs" denip de geçilecek bir eser değil... zaten zahit bizi tan eyleme deyişini bilmeyen ve sevmeyen yoktur... kıyıda köşede kalmış bir şeyi keşfetmiş olamayacağımdan ötürü, asıl amaç tabii ki farklı... neredeyse ilkokul yıllarından beri hayranlıkla dinlediğim "bu zahit de neymiş yahu" diye anca meraklandım zannedersem... çoğu zaman bu esere kısaca zahit denir geçilir... eğer sadece interneti kurcalarsanız ve bu kurcalamanız sadece öylesine gerçekleşirse, aslında birbirinin devamı yada tamamlayıcısı denebilecek zahitler ile karşılaşırsınız... kafanız da karışır biraz... zaten gördüğüm kada