Ana içeriğe atla

kuan

müzik grubu
kuan

demircan demir ve barkın çoruh tarafından 2011 yılında başlayan bir yolculuk kuan.. önceki isimleri kök idi... bir süre fırtına gibi estiler ama önce ara verdiklerini düşünmüş olmamıza ve uzun süre beklememize rağmen, ses seda çıkmadı... bir araya geldiler mi? şu an yolculuk devam ediyor mu? işin gerçeği kesin bilmiyorum ama bildiğim tek şey var; hala esiyor kuan... esmemesi de mümkün değil çünkü o kadar farklılar ki, bir yandan esintiye kapılanın kendisini kurtarması mümkün değil, diğer yandan, aradan on yıl geçmiş olmasına rağmen, her gün kendilerini yeni keşfedenler hiç de az değil...

yukarıda şu an devam ediyorlar mı? bilmiyorum dedim, bana sorarsanız etmiyorlar aslında... ama aynı zamanda da ediyorlarmış gibi görünüyorlar.. etmiyorlar dememin sebebi; yar, har, dem ve gam ile 2015 yılında kaldı kuan.. sonrasında o albümlerin canlı performansları ve o albümlerde yer almayan eski çalışmalarla canlı kalmayı başardılar... benim aynı yazı içinde farklı ifadeler kullanmamın sebebi anlaşılmamış, açıklayayım istedim.. evet, aktifler ama gam sonrası gelmedi...

tam 10 yıl oldu kuan ile tanışıklığımız, az önce kuan ile yeni tanışan ve tanıştığına çok memnun olan insanlara tanık oldum... ekşi sözlükte haziran 2021 tarihli paylaşımlar olması çok önemli... haklarında bir şeyler karalamış mıyım acaba diye kontrol ettim, kontrol etmekle kalmadım, hayret de ettim... bu blogta kuandan hiç bahsetmemişim, çok tuhaf geldi... kendimce çok büyük ayıp... bunun sebebi; vakti zamanında çok farklı ortamlarda, tartışma platformlarında ve özellikle forumlarda fikir teatisinde bulunmuş olmam... neyi nereye yazdım? burada ne yazdım? bilmiyorum yada hatırlamıyorum işin gerçeği:)).. komik ama öyle.. komik de değil, yaşlılık işte bildiğin:)..

underrated müzisyen, grup vs vs say bir kaç tane derseniz, ilk söyleyeceğim gruptur kuan.. hiç bir nane hak etmediği halde göklere çıkarılıp, inatla ve zorla orada tutulan "overrated"lerin dünyasında underrated olabilmek ve öyle kalabilmek apayrı bir yetenek ve maharet ister... şu aşırı zırva günümüz dünyasında underrated olabilmeyi başaranlarla karşılaşsam, önümü ilikler, saygı duruşunda bulunurum...

sadece müzik dehaları "underrated" olabilmeyi başarabilirler... bu böyle biline..

büyük bir özenle anormal derecede berbat işler ortaya koyup; number one, süper ultra mega star vs olabilenlere de saygım çok büyük aslında... yani her iki uca da helal olsun.. ben kimsenin hakkını yemek istemem... aşırı berbat işler ortaya koyabilmek de maharet ister... gerçekten ciddiyim, dalga geçmiyorum.. bakıyorsun; müziği gerçekten yalamış yutmuş ama mecburen zar zor da olsa berbat bir şeyler ortaya çıkarmak zorunda olan müzisyen sayısı tahminlerin çok üstünde...

düşünsenize; albüm hazırlıyor ama kalkıp iyi olacağı tutuyor albümün!... al başına derdi... uğraşıp, iyice bozmak için de ayrıca çaba sarf etmen gerekiyor takdir edilebilmesi için.. zor iş.. neyse..

bir de "hadi bir şeyler yapalım" diye işe koyulup da istese de istemese de her zaman iyi işler ortaya koyanlar var.. kuan gibi... müzik bence doğaçlama olduğu için, önce şöyle iyi bir doğaçlama paylaşayım.. odtü konserinden..



ben kuan dedim, demircan demir ve barkın çoruh isimlerini yazdım ama yukarıda bahsettiğim gibi; kuan aslında bir yolculuk ve yolcusu da az değil... bir çok sanatçı kendilerine az yada çok eşlik ettiler.. bildiğim en önemli ve kendilerine ilk katılan uzun soluklu isimler; tahir ayne, çağrı akoğlu ve macithan terzioğlu... santur, ney, bansuri (afgan yada pakistan çalgısı), kemeçe, didgeridoo (avustralya çalgısı ve eğer bir benzeri yoksa başka, yukarıdaki tuhaf çalgı) ve handpan gibi enstrümanları da sıklıkla kullanan kuan aslında anadolu müziği yapan bir oluşum... psychedelic anadolu müziği bence...

yine bir ilave... bu tip gruplar ve müzisyenler hakkında kolay kolay bilgi sahibi olamazsınız... mümkün değil... ben, resmi ve güvenilir olmayan hiç bir bilgiyi burada paylaşmıyorum... yukarıda adı geçen müzisyenler, farklı farklı meslekleri yada eğitimleri olan kişiler... mesela bu yazıyı okuyup da "demircan demir kimmiş ki" diye merak etse biri, asla öğrenemez... deneyin görün... youtube kanalları, instagram ve facebook sayfaları, spotifylar, bilimum sözlükler vs vs havada uçuşur ama siz yine de tanıyamazsınız bir türlü demircan demir'i... eskiden çok umursardım ama artık umursamıyorum.. çok değil, 3-5 yada 10-15 sene sonra ortada kuan filan kalmayacak çünkü bilgi yok... farkında mısınız? onu da bilmiyorum ama "bir zamanlar kuan vardı" bile denemeyecek.. denemez çünkü bizde uzun soluklu, temeli sağlam database kıvamında köklü ciddi platformlar da yok, bu gruplara ve müzisyenlere ait "resmi" bilgi de yok...

barış manço hakkında da yok mesela:).. inanmıyorsanız, gidin bakın..

işin gerçeği müziğin bile kayıt altına alınmasına sıcak bakamayan, müzik bir zamanda ve bir mekanda yapılır, o anı yaşayan yaşar diyen biriyim ama bu değerlerin de 8-10 yıl içinde yok olup gitmelerine gönlüm razı değil... aklıma gelen tek bir örnek vereyim, geçeyim çünkü artık gerçekten umursamıyorum...mesela sadece tek bir albüme sahip olan italyan prog rock grubu semiramis, sadece ilgilisince bilinir.. semiramis üyeleri bile "aman kalıcı olalım" dememişlerdir... ama prog rock sayfaları, kitaplar, dergiler hatta araştırma enstitüleri yaşatır semiramis'i... sürekli bu konuya dikkat çekmemin sebebi budur... ülkemizde yok böyle bir şey...

kuan beni psychedelic ruha sahip olduğu için, bitmek bilmeyen bol doğaçlamalı hikayeler anlattıkları için cezbetmişti ve şans eseri ilk günlerinden beri de tanırım kendilerini... şans eseri dememin sebebi; kendilerinden hiç haberdar olmamak o kadar olağan ve kolay ki!... bir şekilde tanıma fırsatı bulmanız, tamamen şansınızın yaver gitmiş olması anlamına geliyor..

ben paylaşım yapıyorum, 10 yıldır da dinliyorum ama kuan hakkındaki bilgim çok sınırlı...

bildiğimi yazıp, kısa keseceğim çünkü müzikleri fazlasıyla yeterli ve amacım da sadece şimdiye kadar kuan ile tanışma fırsatı bulamamış olanlara "bakın böyle bir şey de var" demek...

çok da ilginç bir şeye tanık oldum, bulabilsem alıntı yapacağım ama nerede okuduğumu da unuttum; sıkı kuancılar, kuan'ın daha geniş kitlelerce dinlenmesini, tanınmasını da istemiyorlar... umarım kaş yapayım derken, göz çıkarmıyorumdur... bana göre, tam tersi herkes dinlemeli kuan'ı ve sayıları çok az da olsa benzerlerini...

yazdığım şeyler yanlış bile olabilir.. müziklerini dinleyin, uyarsa size, zaten yapışır kalır üzerinizde:)... tam bunu yazdığım anda karşıma harika bir video çıktı... radyo fil (radiofil?) programı.. aralarda bol doğaçlamalar serpiştirilmiş halde gün gelir, suyun öyküsü, söyle, al cenneti ve sen candan geçmeden... dikkatli olun, transa geçmeyin...bir de şu program var.. onu da izleyin...


şu "özgün müzik" diye bir zırvalığın daniskası çıkardılar ya!... sanki yeni çıkmış gibi oldu böyle yazınca, şöyle kabaca bi 30 yılımı yedi diyebilirim... ne demek arkadaş özgün müzik??.. ben anadolu pop ve anadolu rock zırvalıklarını hazmedememişken, üstüne çok daha saçma sapanını çıkarmıştı kim çıkardıysa.. yahu koskoca alimler alimi google bile kem küm ediyor "özgün müzik nedir?" diye sorunca... muhtemelen google'ın bilemediği -daha doğrusu, yapay zekasının bile anlayamadığı- tek şeydir bu zırvalık...

"özgün müzik" gerçekten varsa -ki emekle yapılan her sanat eseri zaten özgündür-; alın buyrun size özgün ve özgür müziğin gerçeği.. kuan..

kuan gibi grupları/müzisyenleri yazarken o kadar rahat oluyorum ve her şeyi yazabiliyorum ki!... bunun sebebi gerçek sanatçıların her türlü kompleksten uzak olmaları ve aslında ortaya koydukları eserden emin olmaları... yani eğer gerçekten ortaya iyi bir şeyler çıkarabiliyorsanız, umursamaz oluyorsunuz... kuanı kime dinlettiysem, beklediğim tepkiyi alamadım... ayıp olmasın diye "aa iyiymiş" deyip konuyu kesenler vs vs... vokali çok kötü bulanlar:))... şarkı söylemeyi bilmiyor diyenler:)).. sesi tuhaf, çok sigara içmişler:))...

bir pop star hakkında paylaşım yapsam, bunları yazabilir miyim?... mümkün değil...

yahu biz kuancılar o vokale hayranız en başta..

o kadar önemli bir kriter ki günümüzde "beğenilmemek"... ben sanatçı olsaydım, kesinlikle çok fazla beğeni istemezdim... aldığınız beğeni, sahip olduğunuz fanatik, takipçi, hayran vs vs vs ne kadar çoksa, o kadar berbatsınız demektir... bu da biline...

aklıma instagramda "takipçi kasma peşinde koşan" müzisyenler geldi şimdi... arkadaş yapmayın... yemin ediyorum yapmayın öyle şeyler... doğal seveniniz neyse, o olsun... bırakın; 40 seveniniz olsun, kafidir... 4 milyon da olabilir, doğal ve samimi, içten, candan olduğu sürece tabii ki güzel bir şey...

konserinize 200 kişi zar zor geliyorsa, ben ne yapayım o 40 bin takipçiyi.. de mi?...

bu yazı; kuan'dan çok under yada over "rating" üzerine oldu ama gerçekten kuanı anlatmaya gerek yok... izleyin, dinleyin, enerjiniz tutuyorsa, elektrik aldıysanız ve özellikle kuan'ı taşıyabilecekseniz:)))... mutlu bir birlikteliğiniz olur allah'ın izniyle.. kuan'ın "çok dinlenelim, herkes bize bayılsın" diye bir derdi yok... o derdi taşıyan benim sadece...

enerjiniz tutuyorsa demem öylesine değil... kuan enerjisi uyumlu kişilerce sevilebilir çünkü frekans denen şeyi bilerek, bilinçli kullanan müzisyenler... özellikle demircan demir bu konuya özel önem veren bir kişi.. bu konuda nerelerde kaç farkındalık çalışması yaptılar bilmiyorum ama örneğin manisada böyle bir çalışmaları olmuştu..

gündelik hayatımızın akışı içinde, sesleri ve frekansları çok nadiren fark ederiz... belki işten eve giderken kulaklıkla dinlediğimiz ya da sağda solda duyduğumuz müziklerden ibaret kalır bunlarla ilişkimiz... halbuki ses, frekans ve ritim üzerine farkındalık geliştirmek, bilinmeyen bir âlemin kapısını aralamak gibidir... bilinmezlerin ilmi olarak müzik, bu kapıyı aralamak için ilkel kabilelerden günümüze kadar çağlardır geliştirdiğimiz en kıymetli yol...

böyle söylemiş demircan demir ama nerede söylemiş? onu bulamadım.. önemli bulduğum için bir kenara not etmişim... o kadar önemli bir konu ki bu frekans.. müzisyenlerin çok büyük kısmının dikkate almadığından eminim ama silah üreticileri bu konuda akla hayale sığmayacak projeler üzerinde çalışıyorlar, bundan da eminim... daha doğrusu biliyorum.. dünyayı zerrelerine ayırmak da mümkün, insanları delirtmek de... her şey mümkün ve her şey frekans.. kuan da bu bilinmezlerin ilmine vakıf... bu sebeple her kuancının klişe lafıdır: "çok geç keşfetmişim ve bırakamıyorum"...

her şeyi bir kenara bırakın; günümüz insanı öyle oturup da 19 dakika 25 saniye süren bir parçayı dinlemez... afakanlar basar... günümüz insanı zaten oturup da 19 dakikalık müzik yapmaz... çocuk bile olsa o müziği yapan; ruhu dinosaurustur kesinlikle... yada enkarne filandır... 15 saniye geç gelen pizza cinayet sebebi yahu günümüzde... sanki pizzayı vaktinde yese, uzaya mekik oturtacak... neyse... benim gibi değişik cinsler dinler 20 dakika bitmeyen müziği... klasikçi, progçu, doğaçlama manyağı ve sayko takımı dışındakilerin dinleyeceği şarkı taş çatlasın 4 dakika 11 saniye filandır... bir de arap ve hint müzikleri bitmez çünkü öykü anlatır, destan anlatır hatta...

kuan

benim için kuan canlı performanstır... ama doğal olarak albümleri de çok önemli... kuan yanlış hatırlamıyorsam 2015 yılında bıraktı bu işi ama galiba 2016 yılında yeniden bir araya gelmişler... ben farkında değilim... yada geleceğiz demişler ama eskisi gibi devam edememiş yoluna... bu arada şunu belirteyim; kuan aslında hiç bir zaman tamamen bitmedi.. farklı yerlerde, mekanlarda canlı konserlerine çok rastladım...

2011 ile 2013 yıllarında; yar, har, dem ve gam albümleri çıktı... 2015 yılında da kuantüm albümünü çıkardılar ama bu albümde önceki dört albümün tamamı var... 2015 yılında iki albüm daha çıkardılar: fil ve baksı...

bu arada; nedense kendilerine ait youtube kanalında, yar albümünün adı yol olarak geçiyor... sebebini bilmiyorum...

2019 yılında da canlı kara fil albümünü çıkarmışlar, bu albümü bilmiyordum... bilmediğim bir albümleri daha çıkmış; obsesions...

spotify/kuan

kuan; hem anadolu deyiş ve nefeslerini, hem de kendi eserlerini seslendiren bir grup ve bildiğim kadarıyla kompozisyon ve düzenlemeler demircan demir'e aitler... tamamı olmayabilir... demircan demir de kendine ait çalışmalara sahip... vukuat ve zuhurat olmak üzere iki albümü bulunuyor.. bunun yanında kasap havası filmi için yaptığı müzikler de altın koza festivalinde en iyi film müziği ödülünü aldı.. farklı sanatçılarla birlikte yaptığı bir çok çalışma da var... mesela erkan güleryüz ile bir çalışmasını hatırlıyorum... daha doğrusu hatırlayamıyorum ama vardı...

yine bir ekleme; bu paylaşımda kuan adı altında bahsettiğim tüm müzisyenlerin de kendilerine ait farklı çalışmaları var... işin o kısmını size bırakıyorum... "resmi" sayfaları olsaydı, verip geçecektim ama artık arayıp bulun..

tam bitireyim derken, aklıma sürekli bir şeyler geliyor.. tahminimce kuan çok fazla sayıda yayınlanmamış, hiç bir albümde yer almamış esere sahip ve sosyal medyada zaman zaman paylaşıyorlar... bir çoğunu dinledim, tam kıvamında kuan kokan çalışmalar hepsi de... emin değilim ama bu eserleri de bir albümde toplayacaklar gibi bir bilgi de dolaşıyor... yada topladılar ama ben bilmiyorum:))..

çok az bilgiyle bu kadar çok şey yazabildim ya!.. bazen kendime de saygı duymuyor değilim:)... ben harika bir çalışmaları ile bitireyim artık... vakit buldukça eksiğini gediğini tamamlar, hataları düzeltirim artık... zaten siz boşverin eksiği gediği, hatayı filan, kuan dinleyin... ben yana yana paylaşayım canlısından ve bitireyim...


Yorumlar

  1. Bir kaö gün önce arkadaşım tavsiye etti bu grubu ve ilk dinlediğimde hiç sevmemiştşm ama şimdi sürekli dinler oldum. Yazdığınız gibi enerji ve frekans çok önemli galiba gerçekten. Sanki bu arkadaşları dinlerken çok daha yaratucı oluyorum. Tezimi bitirmem lazım, ister inanın, ister inanmayın ama gerçekten yazma hızım kat kat arttı! Ve çok sevdim müziklerini. Demek ki ilk izlenim yanlış olabiliyormuş. Bilmiyorum diyorsunuz ama en kapsamlı bilgi de sizde. Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. teşekkürler güzel katkınız için... kuan için benzer yorumu yapan o kadar çok ki:)... var bir frekans durumu:)...

      Sil
  2. BU VOKALİMİ BEYENMİYOLAR!! BEN AŞIK OLDUM BE!

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

mehmet özkanoğlu

mehmet özkanoğlu bir süredir paylaşmak istediğim bir gitarist mehmet özkanoğlu... ilk kez 1 yıl kadar önce facebook da bir paylaşımda dinlemiştim... hem de öyle bir paylaşımdı ki, bir şiir için fon müziği olarak kullanılmıştı... klasik gitarla çalınan parça ise, dost çevirmiş yüzünü adlı türkü idi... aşık veysel in... şiirle pek alakası olmayan biri olarak o video yu defalarca izlemiştim sırf parçayı dinlemek için... bence çok çok iyi bir yorum idi ama kimdi çalan??... düşünsenize! ne pis bir durum!... bir türk gitarist (yabancı da olabilirdi, bereket değilmiş) böyle gitar çalıyor ve ben tanımıyorum ve arayıp, bulmam lazım kim olduğunu!... bakmayın şimdi yukarıda parçanın adını yazdığıma, ilk dinlediğimde türkünün adını da kime ait olduğunu da bilmiyordum, sadece türküyü biliyordum... işin kötüsü, çoğu türkü de kimseye ait olmuyor ki! anonim olabiliyor, bir yada bir kaç derleyeni olabiliyor... google ın hiç bir işe yaramadığı da oluyor, onu keşfettim... bu parçayı bu kadar etkileyi

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

ilham perileri

ilham perileri (müzler) biraz sakat bir konuya dalasım geldi, bakalım işin içinden çıkabilecekmiyim... şu anda çok az bilgim var şu ünlü ilham perileri hakkında... şöyle bir olası kaynaklara da göz gezdireyim dedim, gözüm de korktu ama yıllardır hep ilgimi çeker bu ilham perileri... müzler de deniyor, musalar da... ingilizce muses... hemen her dilde yunanca orijinaline sadık kalınmış... Μοῦσαι (moũsai) ise orijinali oluyor... yunanca tabii... müz kelimesinin kökeni de "men" miş... bana pek bi alakasız geldi ama öyleymiş sonuçta... men kelimesi ise çok fazla ciddi anlamlar taşıyor: akıl, düşünce ve yaratıcılık!... umarım ingilizce insanoğlu denen "men" buradan gelmiyordur ama sanki öyle... bu kadarla da kalmıyor, bu 3 ana kavramın altını dolduran konular çok önemli; bilim, edebiyat ve sanat... konu ağır anlayacağınız... men kelimesinden köken aldığı söylenen müzler ise sanat, bilim ve edebiyat alanında eserler veren insanlara ilham getirmekle görevli periler.

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

çingene müziği

çingene müziğine geçmeden önce; aşağıdaki paylaşımlara göz atabilirsiniz... gelem, gelem... çingeneler... dünyada bilindiği üzere, bir "dünya müziği" kavramı mevcut... world music denen!... kimi de her nedense hiç de sevmediğim bir şekilde "etnik" müzik diyor... aslında o kadar mide bulandırıcı bir tanımlama ki özellikle bu etnik müzik lafı!... etnik aslında yerel yada dar bir alana özgün gibi bir anlama sahip ama güncel ve yaygın kullanımı folklorik olmanın çok ötesine geçti, ırkçılığa kadar vardı resmen!... "ötekinin müziği" oluverdi resmen... web sayfaları kapatıldı, ötekinin müziğini dinleyenler kara listelere bile alındı... o yüzden ben zaten etnik lafını hiç benimseyemedim... dünya müziği lafı da çok saçma çünkü bu sefer insan "dünya dışı bir müzik mi var acaba" gibi bir arayışa giriyor... ne yani şimdi mesela madonna uranüs müziği mi yapıyor!... Robert E. Brown - dünya müziği mutfağı /  http://www.wesleyan.edu/ evet, madonna da

can özhan ve öğrencileri

can özhan yazıya nasıl başlayacağımı bilemedim... kaç aydır duruyor bu paylaşım taslak olarak ama elbisesini giydirip, paylaşmam lazım... ben normal koşullarda can özhan gibi ünlü ustaları değil de, ünlü birer usta olacak genç sanatçılarımızı yazıyorum... can özhan da genç sanatçı ve 32 yaşında bu aralar ama bloğun konseptinin çok dışında bir sanatçı artık... çok başarılı ve benim hiperaktif sanatçı olarak tanımladığım sanatçılarımızdan can özhan da.. konserler, projeler, ustalık sınıfları, orkestra kurmalar vb bir çok farklı aktivite devam ederken, bir çok da genç kemancı yetiştirdi ve yetiştirmeye devam ediyor... hepsi de çok başarılılar ve aslında her biri ayrı ayrı paylaşımları fazlasıyla hak ediyorlar ama ben bu tip paylaşımlar yapmayı tercih ediyorum.. yani ortada bir proje, orkestra, destek programı vs gibi bir ortak çalışma içinde yer alan genç sanatçılarımızı paylaşma gibi... bu paylaşımın konusu ise; en az sanatçılığı kadar başarılı olduğu öğretmenliği can özhan'ın... v