Ana içeriğe atla

şef hikmet şimşek

şef hikmet şimşek
bu paylaşımı yapmaya karar vermem çok ilginç oldu... sinirle karar verdim ve başladım... iki sebeple sinirlendim; birincisi ve önemsizi, hikmet şimşek denince akla ilk gelenin, yıllarca ekranlarda başarıyla gösterime devam eden "pazar konseri" programının olması ve o programın genel olarak "sıkıcılığı" ile anılması... ben bunu anlayamıyorum işte... aradan geçmiş bilmem kaç yıl, hiç üşenmeden sıkıcılığını yazmaya değecek kadar mı önemli bu!... sıkılıvereydiniz yahu 1 saat... programın tamamı yaklaşık 800 saat... yani 33 gün... hayatınızın toplam 1 ayı eder tamamı... ben de sizden çok sıkıldım ama her yere yazmıyorum, şimdi ilk defa buraya yazıyorum... yani haftada 1 saat sıkılmaya tahammülünüz yok da o 1 saati çok mu matah yaşadınız!... eğlencenin dibine mi vurdunuz? yada ne bileyim, çok iyi değerlendirdiniz o 1 saati de, yörüngeye mekik mi oturttunuz? ne oldu yani?... bu önemsiz kısmı...

o sıkıcı bulduğunuz ve televizyonu kapatıverdiğiniz konu hikmet şimşek değil, klasik müzik... o müziğe hiç bir zaman klasik müzik demedim, bakmayın burada kategori olarak kullandığıma zorunlu olarak... o müzik, evrensel çok sesli müziktir... zamanı yoktur o müziğin... sıkıcı bulunan, o çok sesliliktir, evrenselliktir... işin bu kısmını geçiyorum çünkü geleceğiniz ve hayatınız, vaktinde neyi yararlı ve eğlenceli, neyi yararsız ve sıkıcı bulduğunuz ile aşırı derecede ilişkilidir... hatta direk olarak eğlenceli yada sıkıcı bulduklarınızsınızdır... kaderdir o...

tabii ki hikmet şimşek denince akıllara "pazar konseri"nin gelmesi de gayet normal... benim bu paylaşımı yapmamın en önemli sebebi de o program çünkü halk, kendisini o programla tanıdı... sıkılmayıp, televizyonu kapatmayan da o program sayesinde sevdi müziği... pazar konseri programının ne olduğunu, ne kadar önemli olduğunu kendisinin son programında verdiği bilgilerle anlatmak daha anlamlı olacağı için aşağıdaki videoyu paylaşayım hemen... kontrbas sanatçımız numan pekdemir paylaşmış, onun da müziğe katkısı oldukça büyüktür...



pazar konseri, ciddi biçimde sıkıcı bulunan program... sadece nezaket icabı aksini yazamam ama resmen "işkence idi" diyenlerin bile neredeyse tamamı, cümleye hep olumlu devam etmişler!... yani bir kısmı sorunun kendisinden kaynaklandığını ifade etmiş, bir kısmı trt'ye kızmış, bir kısmı "kıymetini bilememişiz, keşke şimdi de olsaydı o program" demiş... daha da ilginci, o program sayesinde klasik müziği sevdiğini ve konservatuvara gittiğini ifade eden bir sanatçı bile pazar konserini sıkıcı bulduğunu söylüyor:)...

şef hikmet şimşek ve resmen çocuğu diyebileceğim pazar konseri ayrılmaz bir bütün olarak her zaman akıllarda kalacak... işte bakın bu yazdığım, sadece süslü püslü, nazik bir cümle... onore etmek için yazılmış bir şey... düpedüz yalan aslında... bir süre daha akıllarda kalacak muhtemelen, o kadar... ben süslü püslü yalan ifadeleri asla kullanmam... o nesil şu an hayatta olduğu için hatırlanıyor... unutulacak gidecek...

en başta yazdığım ilk cümleyi bir daha okursanız, iki konuya sinirlenmiştim... birincisini bitirdik... sıra ikincisine geldiği için yukarıdaki paragrafı yazdım... hikmet şimşek unutulacak... şu anda da orta yaş ve üzeri tarafından pazar konseri sayesinde hatırlanıyor... bu, hikmet şimşek ile ilgili bir sorun değil... o hayat amacını fazlasıyla gerçekleştirdi, elinden gelenin çok fazlasını yaptı ve ebediyete intikal etti... kendisini saygıyla anıyoruz...

hikmet şimşek; sadece pazar konseri mi? değil tabii, bildiğim kadarıyla şef hikmet şimşek'in katkılarını da yazcağım ama ben kimim ki?... benim bu minik bloğun bir paylaşımına sığacak kadar basit mi bu iş?...

hayatını sanata, müziğe adamış bir orkestra şefi... onun ötesinde bir çok ilke imza atmış bir isim... profesördür kendisi, yazmıyorum onu... devlet sanatçısıdır, onu da yazmıyorum... onları geçin... sanatçının başına prof vs eklemeye ne gerek var... vivaldi, satie deyip, geçiyoruz sonuçta değil mi?... şeftir, onu yazarım...

şimdi de gidin, google'a hikmet şimşek yazın... ne var? ne okudunuz hakkında?... resmi bir sayfa var mı?... viki var... ekşi var... ölüm haberleri var... bir de bereket bir kaç yerde biyografisi var... bir kaç de videosu paylaşılmış; vefakar, kadir kıymet bilir kişilerce...

yani bugün, bir genç yada bir çocuk, "yahu kimmiş bu hikmet şimşek" deyip de hakkında bilgi almak istese, öğrenebilecekleri maksimum bu kadar...

ben bu paylaşıma koyabileceğim, şöyle kendisine yakışır bir adet fotoğraf bulamadım!... inanmıyorsanız, buyrun, gidin bakın... bakmayın yukarıdaki fotoğrafın hafiften havalı göründüğüne... biri minik bir fotosunu büyütmüş, fotoğraf bozulmuş resmen... yahu 15 yıl tv programı yaptı, çok daha uzun süre orkestra yönetti... şöyle pırıl pırıl, anlamlı bir fotoğrafı da mı yok! orkestrayı yönetirken yada arkasında orkestra, seyirciyi selamlarken... inanılır gibi değil... benim gibi bazı tipler, resmen uğraşmışlar bir fotoğraf üretebilmek için:)... arkaya yeni bir orkestra fotoğrafı koyup, üzerine hikmet şimşek fotosu monte eden bile var:)...

şu paylaşıma bi göz atarsanız sevinirim... sosyal medya kullanımı üzerine orada gerekli başka linkler de var... okuyunca, göreceksiniz, maalesef hikmet şimşek de bu konuda güzel bir örnek oldu...

gözümün aradığı en basit şey, en azından resmi bir web sayfası idi... en azından, "yetkili birileri tarafından derlenmiş, güvenilir doğru bilgiler sunan, yaptığı çalışmaları detayları ile veren, güvenilir bir web sayfası... arama motorlarında en tepede çıkan doğru düzgün bir sayfa... ama yok...

bu olması gereken en minimum şey... valla samimiyetle söylüyorum, yakınları, öğrencileri vs, kim ise işte ilgilisi, bilgilisi; gönderin bana bilgi, belge, fotoğraf, video ne varsa, imkanlarım ölçüsünde ben açıvereyim bir web sayfası... bu kadar mı zor bu arkadaş anlamıyorum ki ben... aşağıda hikmet şimşek'in yaşamı boyunca verdiği olağanüstü hizmeti yazacağım ama o kadar anlamsız ve eksik kalacak ki!... mesela festival kavramını hayata geçirmiş... mesela plak kayıtları yapmış... hangi festivaller?... hangi eserleri kiminle kaydetmiş?... vs vs vs... kuru kuru, zerre kadar faydası olmayan yarım yamalak bilgiler...

peki olması gereken o mudur?... yani web sayfası her şey mi?... herhangi bir web sayfasının olması aslında hiç bir anlam ifade etmiyor!... yani bir süre idare eder, ilgilenen olmayınca da kaybolur gider... bugünün ve geleceğin bilgi kaynağı; kabul edelim yada direnelim, internettir... bu sebeple; sürdürülebilir ve güvenilir bir kaynağın olması kesinlikle şarttır...

yani web sayfasının kurumsal olması şart... nedir kurumsal?... kültür bakanlığı olabilir... hikmet şimşek adını yaşatan bir vakıf olabilir -ki olması gereken tam olarak da budur- konu ile ilgili bir dernek olabilir, ciddi bir organizasyon da olabilir... mesela klasik müzik sevenler derneği vs vs vs... yada başlatmış olduğu bir festival hala hayatta ise, o festival olur... ama bakın olması gereken, vakıftır... hadi olmadı diyelim, ailesi yada çalışma arkadaşlarıdır, orkestralarıdır vs vs vs...

evet, bunlar büyük işler ama bahsettiğimiz isim de büyük isim... hikmet şimşek, büyük işlerle uğraştığına göre, büyük işleri hak eden bir isim demek ki... ben yazıp, geçiyorum ama bakın olması zorunlu olan bir şeyi yazıyorum... sadece hikmet şimşek de değil konu... büyük işlerle uğraşan herkes için, bu büyük işlerin de yapılması lazım... hikmet şimşek, tek başına yapacağını yapmıştır, şimdi gerekirse 10 kişi de bu işi yapmalıdır...

hikmet şimşek gibi kişiler için bir müze olması zorunludur... bakın olması gerekir değil, olması zorunludur... örnekler verip, detayına girip uzatmak da istemiyorum... bu yazdıklarımın örneği yüzlerce, binlerce... sadece hikmet şimşek için de yazmıyorum...

yıllar yıllar sonra adına düzenlenen kel alaka bir kaç anma konseriyle mi yaşayacak bu insanların adı?...

kendisine ait, özel olmayan çalışma notları, kendisinin yazdığı orkestra notları kitabı, arşivi, plakları, kayıtları, ödülleri, anıları vs vs vs... ne varsa... bunlar dijital olarak ilgilisine sunulabilmeli... bunlar bilinmeyen şeyler değil ki, ben neden yazıyorum, onu da anlamadım... bilmesi gereken zaten biliyor, önemli olan yapmak...

mesela hikmet şimşek'in hazırlayıp sunduğu pazar konseri programının 800 haftalık trt'de mevcut arşiv kayıtları acaba konservatuvarlarımızda ulaşılabilir şekilde var mı? gibi bir soru geldi aklıma... kesinlikle vardır... vardır eminim... dalga geçmiyorum, vardır mutlaka ama nerede olduğunu bilen var mıdır:))...

arşiv demişken, aklıma geldi... ahmet adnan saygun ile kısa bir röportajını paylaşayım...



özetle; hikmet şimşek ve tüm çalışmaları, kendisine ait bütün arşivi şusu busu, rahatlıkla ilgilisine sunulabilir, hatta satılabilir... satılabilir vs deyince bir de kızanlar çıkıyor... kopyası çıkarılır, isteyene satılır yahu... sanatta yeterlik çalışması yapıyordur biri, satarsın, ne var bunda?... yeter ki işe yarasın... bunu kim yapabilir? yapmalı? bilemem...

konservatuvarlarımızda, en azından birinde mutlaka hikmet şimşek salonu, dersliği, kütüphanesi filan da vardır kesinlikle... onu yazmaya bile gerek görmüyorum, vardır yani...

şef hikmet şimşek (1924- 2001)

siirt'in pervari ilçesinde doğan hikmet şimşek'in babası subaymış ve başta konya ve ilçeleri olmak üzere, anadolu'nun çeşitli yerlerinde geçmiş çocukluğu... müziğe ilgisi muhtemelen çok erken başlamıştır ama konya askeri ortaokulunda okurken öğretmenleri fark etmişler müziğe olan yatkınlığını ve müzik konusunda kendisini geliştirme fırsatını da orada yakalamış ancak müziğe ciddi biçimde başlaması harp okulundaki öğrencilik yıllarına denk geliyor... harp okulu öğrencisiyken, ağır bir hastalık geçirdiği için bir süre hastanede yatmış ve ne yapsın, yatarken radyo dinlemiş... o zamanlar radyo bugünkü gibi değildi... uzun uzun klasik müzik programları varmış! ki kendisi bu programları dinlerken, müziğin hayatı olması gerektiğini anlamış...

keman öğrenmeye başlamış, boş durmamış, önemli isimlerle tanışmış, kendisini geliştirmiş ve hatta cemal reşit rey ve ulvi cemal erkin gibi bestecilerimizin sınvaları ile kendisini test etmiş ve başarılı olmuş... sonrasında da ankara devlet konservatuvarına girmiş... kendisini o derece geliştirmiş ki, konservatuvara sınıf atlayarak başlamış, hasan ferid alnar ve eduard zückmeyer ile çalışmış, ahmed adnan saygunun bestecilik sınıfından da birincilikle mezun olmuş...

okulda armoni ve solfej dersleri veriyormuş ama aklı da orkestra şefliğindeymiş... bir etkinlikte ferid alnar yerine orkestrayı yönetmiş -ki galiba cumhurbaşkanlığı senfoni orkestrasıymış- oldukça başarılı bulunmuş... bu başarılar üzerine devlet tarafından avrupada eğitime gönderilmiş iki kez ve sonrasında da cumhurbaşkanlığı senfoni orkestrası'nın şefliğine getirilmiş... ankara devlet konservatuvarındaki öğretmenlik görevi ile birlikte, bu görevi de yürütmüş... ben çok fazla kısa kestim gördüğünüz gibi çünkü müzik adına neler yaptığını ayrıca yazmak istiyorum...

hikmet şimşek neler yaptı

25 yıl civarı cumhurbaşkanlığı senfoni orkestrasının yönetiminde idi...

ankara üniversitesi devlet konservatuvarı öğretim üyesi idi...

sadece "pazar konseri" programını yapmadı, "çağdaş türk bestecileri" ve "birlikte söyleyelim" programlarını da hazırladı ve sundu... özellikle türk bestecilerinin tanıtılmasında ve evrensel müziğin çocuklara ve kitlelere sevdirilmesinde önemli rol oynadı...çağdaş türk bestecileri programı, uydu üzerinden tüm dünyada yayınlandı...

ankara radyosu oda orkestrası'nı kurdu...

ankara radyosu çok sesli korosu'nu kurdu...

trt televizyonu müzik bölümünü'nün kurulmasına hizmet etti...

kültür bakanlığı devlet çoksesli korosu'nu kurdu...

izmir, çukurova ve bursa devlet senfoni orkestralarını kurdu...

anadolu oda orkestrasını kurdu...

orkestra notları kitabını yazdı... belki başka kitapları da vardır, ben bilmiyorum...

ben bu faaliyetlerini ciddi kaynaklardan derledim, şunu da belirtmem gerekir ki, bu kurumların kurulmasında ve faaliyete geçmesinde mutlaka başka isimler de önemli katkılarda bulunmuşlardır...

türkiye'deki ilk müzik festivallerinin yönetimini üstlendi... bu festivaller hangileridir bilmiyorum şimdilik, bulursam eklerim ama şunu belirteyim, şu tek bir cümle ile geçiliveren iş bile tek başına devasa bir iş... ben en azından şunu yazayım; bu ülkede müzik festivali kavramını başlatan ve hayata geçiren isimdir...

dünyanın önemli orkestraları ile verdiği 200 den fazla konserde türk bestecilerin eserlerini tanıttı... hemen hemen her konser programına bestecilerimizi dahil etti... bu başarılı konserleri sebebiyle, bir çok ülkeden liyakat nişanı aldı...

eserlerimizin plak kayıtlarını en ünlü orkestralarla çalarak plak yaptı... bu kayıtların plak, kaset ve cd olarak basımlarını sağladı... mesela bu konu da çok önemli ama detayları yok... sadece bilen biliyordur... hangi orkestralarla hangi bestecilerin hangi eserleri kaydedildi? benim bildiğim sadece budapeşte senfoni orkestrası ile kaydedilen cemal reşit rey'in türkiye senfonik şiiri... diğerlerini bilmiyorum...

yukarısı kalsın o şekilde çünkü zar zor bir yerlerden bulduğum da anlaşılsın... bu plaklardan biri dört türk orkestra eseri...  muhtemelen yukarıda yazdığım türkiye senfonik şiiri de bu plakta idi... budapeşte filarmoni orkestrası ile kaydedilmiş... diğeri ise macar radyo orkestrası ile kaydedilen orkestra eşliğinde türk halk türküleri... bu iki plak haricinde de kayıtları olması lazım...

yaptığı plak kayıtları ile uluslararası ödüller aldı... benim bildiğim en önemlisi, fransa plak akademi ödülüdür...

avrupada atatürk yılı sebebiyle düzenlediği konserlerde 19 türk eserini yönetti ve bant kayıtlarını yaptırarak radyodan yayınlattı bu eserleri...

vatikanda yunus emre oratoryosunu seslendirmesi ve viyanda senfoni orkestrası ile mehteri bir arada kullanması, dünyada da isim yapmasını sağlamıştır...

konser turneleri ile evrensel müziği üç büyük kent dışına da taşımıştır...

hikmet şimşek, çok iyi bir kolleksiyonerdi... biblolardan, deniz taşlarına, mumlardan duvar tabaklarına, parfümlere ve mutfak eşyalarına kadar toplar ve biriktirirmiş... bunu neden yazıyorum? böyle insanlar, aynı zamanda arşivcidirler... büyük kütüphaneleri vardır... plakları, kayıtları vs vs vs... hikmet şimşek; müzik adına sahip olduğu ne varsa, tamamını ankara devlet konservatuvarına verilmesini vasiyet etmiştir...
“Bütün müzik varlıklarımı, okumuş olduğum, beni yetiştiren Ankara Devlet Konservatuvarı'na vasiyet etmiş bulunuyorum. Bütün bu salondaki möblelerimle birlikte, elektronik âletler, plaklar, bantlar, kitaplar, notalar ve müzikle ilgili biblolarımdan orada güzel bir müzik dinleme odası yapılsın. Ben her şeyimi oradaki eğitimim sayesinde kazandım, dolayısıyla oraya gitsin...”
böyle söylemiş... anadoluda imal edilen ilk piyanolar da orada... okuyun derim...

1995 yılında verilen hikmet şimşek 40. sanat yılı konserinden bir bölüm... bu kayıtta koroda şarkı söyleyen bir korist paylaşmış... güneş kaya...



ölümünden sonra tören istememiştir... bu sebeple tören de yapılmamıştır... ölümüne kadar sürekli "ülkeme borcumu ödeyemedim" diyen hikmet şimşek, ölümünden sonra bedeninin kadavra olarak tıp fakültesinde kullanılmasını vasiyet etti... ve bu vasiyeti yerine getirildi...

en az göze çarpan eseri ise; yetiştirdiği müzisyenlerdir...

kendisini 2001 yılında kaybettik... 2011 yılında faaliyete geçen izmir karşıyaka opera ve tiyatro sahnesinin adı, ölümünden 14 sene sonra, 2015 yılında "hikmet şimşek sanat merkezi" olarak değiştirildi de adı bugün bu salonla yaşıyor... keşke, ölümünün 10. yılında, bu salonun ilk açılışında bu düşünülmüş olsaydı ki salon 2011 yılında faaliyete geçti... şöyle adına yakışır bir anma konseri ile ismi bu salona verilmiş olsaydı... mutlaka çok arzu edilmiş olmasına rağmen, yapılamamıştır...

hikmet şimşek'in ölümünün 10. yılında anma konseri düzenlenmedi... ondan önceki 9 yıl düzenlendi ama eşi tarafından düzenlendi... yani aslında hiç anma konseri düzenlenmedi demek gerekir... halbuki kendisi kadavrasını bile bağışladı... müzikle ilgili sahip olduğu her şeyi de konservatuvara bağışladı...

şimdiye kadar sadece bir kaç hikmet şimşek'i anma konseri verildi... eşi tarafından organize edilenleri yazmıyorum... ilk konser; 10 ekim 2019 tarihinde, şef gints glinka yönetimindeki bursa bölge devlet senfoni orkestrasınca verildi ve solist viyolonselci knut weber idi... ikinci konser ise; ertesi gün şef nesrin bayramoğulları yönetimindeki izmir devlet senfoni orkestrası tarafından verildi ve solist kemancı svetlin roussev idi... başka anma konserleri de buldum ama haberini yapmışlar ancak yılı yok:)... neyse... tarihi yazmayı mutlaka istemişlerdir ama unutulmuş demek ki... izdso vermiş, 18 ve 19 ekimde... yılını bilmiyorum... şef rengim gökmen yönetmiş konseri, solist ise bu konserlerde çok daha anlamlı imiş... piyanist hüseyin sermet... 2018 yılında da 11 ekimde bursa bölge devlet senfoni orkestrası bir konser vermiş cemi-i can deliorman yönetiminde...


bugünkü klasik müzik camiamızın kendisine çok fazla şey borçlu olduğunu düşünüyorum çünkü en az 2 nesile bu müziği tanıtmaya çalışan hikmet şimşektir... bir çok kurumun kuruluşunda ve faaliyetinde emeği çok büyüktür... bir yerlerde konserler veriliyorsa, orada müzisyenler çalışıyorsa ve izleyici de varsa; tabii ki tek başına bunların hepsinin başaranı olması mümkün değil ama emin olun katkısı çok fazla...

bir insanın katkısını anlamak için yapılacak en doğru şey, hiç yaşamamış olduğunu farz etmektir... çıkarın hikmet şimşek'i ülke müziğinden, anlaşılır...

ben şimdi burada yazmıyorum ama sanki hak ettiği ölçüde anılmıyor ve saygı görmüyor kendisi... diyeyim en azından...

yine vurgulayayım; bu ülkede kendisi gibi değerli isimler yok mu? tabii ki var... hikmet şimşek öncesi var... onun sürekli ön plana çıkarmaya çalıştığı bestecilerimiz var... bir kısmı da onun hocasıdır... cumhurbaşkanlığı senfoni orkestrasının çok ciddi bir geçmişi var ki oldukça köklü bir orkestradır... çok değerli şeflerimiz var... ve yine belirteyim; bir ilde devlet senfoni orkestrası kurulurken yada bir festival düzenlenirken, katkısı olan bir çok isim olur... ben bu paylaşımda her isimden bahsedemem... bu paylaşım, hikmet şimşek paylaşımıdır... bir çok isim çalışmıştır, katkı sağlamıştır ama şu nokta da çok önemli; hikmet şimşek, neyin eksik olduğunu, neyin olması gerektiğini düşünen, fikir geliştiren ve onu yaptırtmak için aşırı çaba sarf eden, tuttuğunu koparan, gerektiğinde süleyman demirele ve hatta kenan evrene laf eden, gerektiğinde devlete bir şeyleri yaptırtabilen, imkan yarattıran, işi takip eden ve belli bir noktaya kadar da bizzat işi yapan kişi olmuştur...

kendisi için, bursa bölge devlet senfoni orkestrası viyolonsel sanatçısı burç balcı tarafından hazırlanmış kısa ama çok anlamlı bir videoyu da paylaşıp, umarım şimdilik bitiriyorum...

Yorumlar

  1. Hikmet Şimşek sayesinde müzisyenlik yapıp ekmek yiyenler bugün onu küçümsüyorlar, arkasından dedikodu yapıyorlat.. Onların hepsini bir araya getirseniz, yaptıkları işleri toplasanız, 1 Hikmet Şimşek etmezler. Çopu kendisine albüm çıkarmaktan acizken Hikmet Şimşek kaç ülkeye kaç tane albüm basan kişidir. O sanat camiasını toplayıp, bir araya getirip, değer yarattı ama şimdikiler birbirlerini yiyorlar. Teşekkürler bu yazınız için, sağolun varolun ve bu işlrr bana mı düştü demeyin, evet gerçekten sizler de yazıp çizmezseniz kimsenin umrunda olmayacak.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. özür dilerim, çok geç gördüm yorumunuzu... evet, bir çok konu konuşuluyor, ben çok uzağım dedikodu kısmına ama hak ettiği değerin kendisine verilmediğinden de eminim... çok teşekkürler...

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

mehmet özkanoğlu

mehmet özkanoğlu bir süredir paylaşmak istediğim bir gitarist mehmet özkanoğlu... ilk kez 1 yıl kadar önce facebook da bir paylaşımda dinlemiştim... hem de öyle bir paylaşımdı ki, bir şiir için fon müziği olarak kullanılmıştı... klasik gitarla çalınan parça ise, dost çevirmiş yüzünü adlı türkü idi... aşık veysel in... şiirle pek alakası olmayan biri olarak o video yu defalarca izlemiştim sırf parçayı dinlemek için... bence çok çok iyi bir yorum idi ama kimdi çalan??... düşünsenize! ne pis bir durum!... bir türk gitarist (yabancı da olabilirdi, bereket değilmiş) böyle gitar çalıyor ve ben tanımıyorum ve arayıp, bulmam lazım kim olduğunu!... bakmayın şimdi yukarıda parçanın adını yazdığıma, ilk dinlediğimde türkünün adını da kime ait olduğunu da bilmiyordum, sadece türküyü biliyordum... işin kötüsü, çoğu türkü de kimseye ait olmuyor ki! anonim olabiliyor, bir yada bir kaç derleyeni olabiliyor... google ın hiç bir işe yaramadığı da oluyor, onu keşfettim... bu parçayı bu kadar etkileyi

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

ilham perileri

ilham perileri (müzler) biraz sakat bir konuya dalasım geldi, bakalım işin içinden çıkabilecekmiyim... şu anda çok az bilgim var şu ünlü ilham perileri hakkında... şöyle bir olası kaynaklara da göz gezdireyim dedim, gözüm de korktu ama yıllardır hep ilgimi çeker bu ilham perileri... müzler de deniyor, musalar da... ingilizce muses... hemen her dilde yunanca orijinaline sadık kalınmış... Μοῦσαι (moũsai) ise orijinali oluyor... yunanca tabii... müz kelimesinin kökeni de "men" miş... bana pek bi alakasız geldi ama öyleymiş sonuçta... men kelimesi ise çok fazla ciddi anlamlar taşıyor: akıl, düşünce ve yaratıcılık!... umarım ingilizce insanoğlu denen "men" buradan gelmiyordur ama sanki öyle... bu kadarla da kalmıyor, bu 3 ana kavramın altını dolduran konular çok önemli; bilim, edebiyat ve sanat... konu ağır anlayacağınız... men kelimesinden köken aldığı söylenen müzler ise sanat, bilim ve edebiyat alanında eserler veren insanlara ilham getirmekle görevli periler.

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

çingene müziği

çingene müziğine geçmeden önce; aşağıdaki paylaşımlara göz atabilirsiniz... gelem, gelem... çingeneler... dünyada bilindiği üzere, bir "dünya müziği" kavramı mevcut... world music denen!... kimi de her nedense hiç de sevmediğim bir şekilde "etnik" müzik diyor... aslında o kadar mide bulandırıcı bir tanımlama ki özellikle bu etnik müzik lafı!... etnik aslında yerel yada dar bir alana özgün gibi bir anlama sahip ama güncel ve yaygın kullanımı folklorik olmanın çok ötesine geçti, ırkçılığa kadar vardı resmen!... "ötekinin müziği" oluverdi resmen... web sayfaları kapatıldı, ötekinin müziğini dinleyenler kara listelere bile alındı... o yüzden ben zaten etnik lafını hiç benimseyemedim... dünya müziği lafı da çok saçma çünkü bu sefer insan "dünya dışı bir müzik mi var acaba" gibi bir arayışa giriyor... ne yani şimdi mesela madonna uranüs müziği mi yapıyor!... Robert E. Brown - dünya müziği mutfağı /  http://www.wesleyan.edu/ evet, madonna da

can özhan ve öğrencileri

can özhan yazıya nasıl başlayacağımı bilemedim... kaç aydır duruyor bu paylaşım taslak olarak ama elbisesini giydirip, paylaşmam lazım... ben normal koşullarda can özhan gibi ünlü ustaları değil de, ünlü birer usta olacak genç sanatçılarımızı yazıyorum... can özhan da genç sanatçı ve 32 yaşında bu aralar ama bloğun konseptinin çok dışında bir sanatçı artık... çok başarılı ve benim hiperaktif sanatçı olarak tanımladığım sanatçılarımızdan can özhan da.. konserler, projeler, ustalık sınıfları, orkestra kurmalar vb bir çok farklı aktivite devam ederken, bir çok da genç kemancı yetiştirdi ve yetiştirmeye devam ediyor... hepsi de çok başarılılar ve aslında her biri ayrı ayrı paylaşımları fazlasıyla hak ediyorlar ama ben bu tip paylaşımlar yapmayı tercih ediyorum.. yani ortada bir proje, orkestra, destek programı vs gibi bir ortak çalışma içinde yer alan genç sanatçılarımızı paylaşma gibi... bu paylaşımın konusu ise; en az sanatçılığı kadar başarılı olduğu öğretmenliği can özhan'ın... v