Ana içeriğe atla

yasemin kayabay

balerin, bale
yasemin kayabay

genç balerin yasemin kayabay'ın hangi fotoğrafını paylaşacağıma bir türlü karar veremedim ve en sonunda yukarıdakini seçtim... ilk defa bir balerin paylaşımı yaptığım için başlayamadım yazmaya bir türlü... fotoğraflar daha çok önem kazanıyor tabii ve tüm fotoğraflarında da doğal olarak estetik yön ağır basıyor... müzikten pek anladığım söylenemez, baleden ise hiç anlamam... izlerim sadece... aslında "sanattan anlamak" nedir? onu da anlayamadım bir türlü ya neyse artık...

yasemin kayabay'ın fotolarını aşırdım profilinden, fazlası için tıklayınız ve tıklamakla kalmayıp, mutlaka takipte de kalınız... ileride "ben bu dünya sanatçısının küçüklüğünü bilirim" deme şansınız olsun... bu arada; genç sanatçılarımızın tamamını mutlaka takip edin, sadece başarılarıyla gururlanmak yetmez... bu takip işini de en çok o sanattan anlayan kesim yapmalı tabii... sadece büyük başarılar kazandıklarında değil, o başarılara hazırlanırlarken de yanlarında olmalılar... başarılara imza attıklarında ben bile bir şekilde haberdar oluyorum zaten bu dünyadan haberi olmayan medyaya rağmen... önemli olan, o başarılar gelmeden haberdar olmak... de mi?...

balerin, bale
yasemin kayabay

12 yaşında yasemin kayabay ve mimar sinan üniversitesi devlet konservatuvarı sahne sanatları bölümü, bale anasanat dalı'nda, evelyn tunçsav ve ışıl konya alataş'ın öğrencisi olarak devam ediyor öğrenimine... kendisi hakkında daha önce hiç paylaşım yapmamıştım ama geçtiğimiz yıl 21-26 mart tarihlerinde estonyada düzenlenen uluslararası tallinn bale yarışmasında aldığı dereceden bahsetmiştim... aldığı derece yanında, en prestijli bale yarışmalarından biri olan youth america grand prix finalinde de dans etmeye hak kazanmıştı...

müzik çalmaya başladığı anda mutluluktan uçan ve her fırsatta baleye aşık olduğunu söyleyen yasemin, üçüncü olduğu tallinn bale yarışmasında kendi kategorisinde yarışan en küçük balerin idi... bu sebeple, aldığı bu derece çok büyük bir başarı çünkü özellikle balede sadece bir kaç aylık farkın bile önemi çok büyük...

bu arada, artık her paylaşımda araya sıkıştırmaya çalıştığım konuyu buraya da yazayım; sanatta yarışma gibi bir şeyin olmasına da, çocukların yarışmalarına da ısınamadım bir türlü... yarışmalardan çok, sanatçının ruhunu ve yüreğini ortaya koyarak sanatını icra etmesi önemli benim için ve izlediğimiz yada dinlediğimiz anda bunu alabiliyorsak iş bitmiştir... yasemin de bunu fazlasıyla veriyor izleyene... sadece yarışma videolarını izleyebildim ve soğuk bir yarışma performansından çok, samimi bir dans var yaseminde... bunun yanında, yaseminin tiyatral yönü de çok gelişmiş... bu ifadem terminolojik olarak hatalı olabilir çünkü balenin içinde zaten var ağırlıklı olarak ama klasik balede teknik daha ön plandayken, özellikle modern dansta bu çok daha net ortaya çıkıyor... ben anlamadığım, anlasam da anlatamayacağım konularda neden ahkam kesiyorum ki!...



her ne kadar yarışmalara karşı olsam da, bu sadece benim kişisel ve oldukça fantastik bir bakış açım oluyor... zaten bu sayfa başından sonuna kadar yarışma haberleriyle dolu olduğu sürece, hiç kimse beni ciddiye almaz ama ciddiyim... tabii diğer yandan dünya sahnelerinde bir sanatçı olacaksanız, bu yarışma denen aşamalardan da geçmek zorundasınız herhalde -maalesef- ... yarıştırmadan anlayamıyor musunuz arkadaş iyi sanatçı olup olmadığını?...

dönelim yine şu yarışmalara:)... youth america grand prix, dünyanın en önemli yarışmalarından biri ve yasemin geçtiğimiz nisan ayında new york'da sahne alacaktı ancak hazırlanması için çok kısa bir zamanı kaldığı için, sakatlanma riskine karşı bu programda değişikliğe gidilmiş... yarışma ekibi ise; yasemin'in hakkının kaybolmaması için, kendisini barcelona yada paris'te sahne alması için davet etmiş... geçtiğimiz aralık ayında da barcelona'da sahneye çıktı yasemin... yukarıdaki performansı da barcelona'dan... barcelona'daki 2019 yarı finalinden güzel haberlerle döndü genç balerinimiz, nisan ayında new yorkta finale katılacak... o final sonrasında yine paylaşımda bulunurum...

yasemin kayabay hakkında detaylı ve birinci ağızdan bilgiye pek ulaşamadım, yazdıklarımı farklı yerlerden öğrenip, birleştiriyorum... bu sebeple yazdıklarım belki biraz hatalı olabilir ama sonuçta new yorkta değil, barcelonada sahneye çıktı yasemin kayabay... bu kadar önemli bir yarışmayı düzenleyen ekibin, yasemini mutlaka sahnede görmek istemesinden daha büyük bir derece olabilir mi?... işte yarışma ile sanat ruhunu ayıran ince çizgi de tam olarak burada...


tiyatroya gönül vererek eğitimine başlayan ama kısa sürede baleye aşık olan yasemin kayabay'ın başarıları sadece yarışmalardan da ibaret değil... zürih dance academy ve berlin state ballet gibi önemli dans okullarından eğitim bursu, kore bale vakfından da yaz okulu bursu kazanmış yasemin...

yukarıda, koreografisi gökçe sönmemiş’e, müzik düzenlemesi ayhan mutlu’ya ait olan brahms eseri ninni (lullaby) isimli modern çalışmayı paylaşmıştım, aşağıda da yine barcelona'dan klasik bale performansı fairy doll'u paylaşayım... ben en yeni videolarını paylaştım burada ama tüm çalışmalarına aşağıdaki youtube kanalından ulaşabilirsiniz... rol aldığı tiyatro oyunlarını da izlerseniz sevinirim...

youtube/yasemin kayabay



yasemin kayabay çok çalışkan bir genç balerin ve çok başarılı... geçen sene katılamadığı new york finallerine bu sene nisan ayında katılabilecek... iyi bir derece alacağını düşünüyorum ama daha önce de belirttiğim gibi benim için oraya gidiyor olması da çok büyük başarı... asıl başarılar, ilerleyen yıllarda sadece iyi derecelerle değil, sahne performanslarıyla da gelecek... yasemin kayabay adını çok fazla duyacağımızdan eminim... yasemin'in klasik bale sınırları dışına da çıkacağını düşünüyorum... büyük ihtimalle klasik baleyi bırakmayacak ama bir çok karpuzu koltuğuna sığdıracağı ve başarıyla dansa devam edeceği kesin... sınırları zorlayıp, fark yaratacak bir dansçı olarak görüyorum ben yasemin kayabay'ı... şimdilik bu kadar diyeyim, kısa bir süre sonra yeni eklemelerde bulunurum nasıl olsa...

bale, balerin
yasemin kayabay
ekleme/9 haziran 2019...

1 haziran günü cemal reşit rey konser salonunda swanilda oldu ve büyük bir başarıyla dans etti yasemin kayabay... her ne kadar balenin adı coppelia olsa da, sihirli bebekten çok swanilda baş karakter bu balede... çok büyük beğeni topladı bu dansı ile... gerek müziği, gerekse hikayesi ile en sevilen balelerden biri coppelia... swanildanın nişanlısı franz, coppelianın oyuncak bebeğine kur yapar ama pişman olup swanildaya döner... 1800'lerden beri aynı hikaye:)... yok, mağara adamlarından beridir o:)... neyse, izleyin işte, foutte de, final de harika... bu arada o hareketin foutte olduğunu öğrenene kadar da canım çıktı, umarım öğrenebilmişimdir hakikaten... nerden bulaştım şu bale işine:))...



ekleme/aralık 2019

adını sürekli duyuracak başarılarıyla demiştim ilk paylaşımı yaparken, maaşallah gerçekten de duyuruyor yasemin kayabay... 2019 yazında, ağustos idi zannedersem, italya palermo'da düzenlenen ve üç hafta süren, palermo ballet summer intensive programına katıldı yasemin ve oradan da ödülle dönmeyi başardı... aldığı ödül de çok güzel; medici tv tarafından verilen en çalışkan öğrenci ödülü... ben daha önce fark etmiştim çok çalışkan olduğunu ve bakınız, yukarıda yazmıştım... gerçi ben ödül vermedim ama olsun...

bu arada aklıma gelmişken hemen yazayım, yasemin kayabay'ın kardeşi de yolda!... o da geliyor, en fazla 2 sene sonra onun da hakkında paylaşım yaparım, şimdiden bilin adını... ela kayabay... ela da katılmıştı summer intensive etkinliğine...

yasemin kayabay ile ilgili önemli haber yukarıdaki idi... bir de daha da önemli bir başarı haberi var... geçen sene bu paylaşımı yapmama vesile olan dünyanın en önemli bale ve dans yarışmalarından biri olarak kabul edilen yagp 2020 ye de katıldı yasemin, ve geçen seneki başarısını tekrarladı... bu yarışmanın ilk etabı avrupada da yapılıyor, yagp cattolica'ya katılan yasemin kayabay; hem klasik bale hem de çağdaş dans kategorilerinde ilk 12'ye girerek new york finallerine katılmaya hak kazandı... çağdaş dans kategorisinde de üçüncü olmayı başardı... bu başarıları sebebiyle çok da güzel ödüller aldı yasemin... münih bale akademisinde 1 aylık eğitim ve zürih bale akademisinden 1 yıllık tam burs...

ama maalesef bu aralar yaptığım her paylaşıma eklediğim bir sorun var, o da şu covid19 haşeresi... her şeyi mahvettiği gibi, sanatın da canını okudu ama sonuçta bu etkinliklerin hepsi de ertelenmiş olmalarına rağmen mutlaka yapılacaklar ve yasemin new york'tan da başarıyla dönecek... sağlık olsun...

yagp'de kendisine modern dans kategorisinde üçüncülük ödülünü getiren harika performansı ile şimdilik bu eklemeyi de bitireyim... innervoice... koreografisi ebru cansız'a ait... müzik ise no, baby... ahinoam nini (feat gil dor)... letters to bach albümünden... tabii ki eser j. s. bach...

Yorumlar

  1. Bu paylaşımlarınızı okyup bu başarılı çocuklarımızı tanıdıkça ne kadar çok mutlu oluyorum, gurur duyuyorum ve geleceğimize umutla bakıyorum ki bilemezsiniz. Şu tatlılığa, başarıya bakarmısınız, canım benim. Öpüpyorum, kutluyorum seni Yaseminciğim, adın gibi zarifsin.. Çok üzülüyorum ama hepiniz bir bir yurt dışına gidiyorsunuz,, tabii gidin, eğitim alın ama ülkemizi hiç bırakmayın.Atamızın gerçek çocukları sizlersiniz, O'nun görmek istediği gelecek sizdiniz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok teşekkür ederim serap hanım güzel katkılarınız için...

      Sil
  2. Güzel sözleriniz için çok teşekkür ederim ... Çok mutlu oldum❤️ ❤️

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de çok mutlu oldum yorumunuzu görünce:))... Güzel sözlerimin sebebi, sizin başarılarınız, bale sevginiz ve azminiz:))...

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

mehmet özkanoğlu

mehmet özkanoğlu bir süredir paylaşmak istediğim bir gitarist mehmet özkanoğlu... ilk kez 1 yıl kadar önce facebook da bir paylaşımda dinlemiştim... hem de öyle bir paylaşımdı ki, bir şiir için fon müziği olarak kullanılmıştı... klasik gitarla çalınan parça ise, dost çevirmiş yüzünü adlı türkü idi... aşık veysel in... şiirle pek alakası olmayan biri olarak o video yu defalarca izlemiştim sırf parçayı dinlemek için... bence çok çok iyi bir yorum idi ama kimdi çalan??... düşünsenize! ne pis bir durum!... bir türk gitarist (yabancı da olabilirdi, bereket değilmiş) böyle gitar çalıyor ve ben tanımıyorum ve arayıp, bulmam lazım kim olduğunu!... bakmayın şimdi yukarıda parçanın adını yazdığıma, ilk dinlediğimde türkünün adını da kime ait olduğunu da bilmiyordum, sadece türküyü biliyordum... işin kötüsü, çoğu türkü de kimseye ait olmuyor ki! anonim olabiliyor, bir yada bir kaç derleyeni olabiliyor... google ın hiç bir işe yaramadığı da oluyor, onu keşfettim... bu parçayı bu kadar etkileyi

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

dünya piyanistler günü

gülsin onay daha önce hiç duymamıştım, az önce denk geliş karşıma çıktı... 6 aralık günü dünya piyanistler günüymüş... 2011 yılından beri... hikayesi de ilginç... usta piyanistimiz gülsin onay , 2011 yılında, 6 aralık günü "herkesin bir günü var, piyanistlerin neden özel bir günü yok" demiş ve 6 aralık gününü dünya piyanistler günü olarak ilan etmiş... biraz inceleyince, "şaka yollu ortaya attığım fikrimin marmarisli gazeteci ata sevgi tarafından haber yapılması üzerine bu denli ciddiye alınıp, benimseneceğini ve hatırlanacağını bilmiyordum doğrusu" dediğini de okudum... şaka yollu da olsa, ortaya atılan bu görüş benimsenmiş ve dünyaya da duyurulmuş anladığım kadarıyla ama dünyaca da benimsenmiş mi acaba diye biraz kurcalayınca, karşıma bu sefer de 8 kasım çıktı world pianist day olarak... bir de sayfa açmışlar... şöyle bir şey ... neden 8 kasım olduğunu anlamadım, daha doğrusu anlamak için uğraşmadım ama 8 kasımda farklı ülkelerden kutlayanları filan pay

org

benim hastalık boyutunda bir takıntım vardır bu org konusunda, bir kaç paylaşımımda bahsetmiştim daha önce... ülkemizde "org" olarak adlandırılan çok geniş bir müzik aleti grubu olması ve farklı adlandırılmalara gidilmeden, tamamına org adı verilmesidir bu takıntı... aslında bu takıntımda pek de haklı değilim, biliyorum ama üzerinde tuşları olan, birbiriyle alakasız her türlü cihaza tek bir isim verilip, org denmesini de hep yadırgamışımdır...  keyboardlar & piyanolar  başlıklı eski paylaşıma göz gezdirirseniz anlarsınız bu takıntımı... bu gereksiz takıntımda pek de haklı değilim dememin sebebi ise şu; aslında benim "org" denilip geçilmesini yadırgadığım cihazlar da "org" denen şeyin geliştirilmiş, elektronikleştirilmiş, dijitalleştirilmiş halleri... üstelik türkçe karşılıkları da yok ve tamamına org deyip geçmek de yanlış sayılmaz... benim takıntılı biçimde "gerçek org" dediğim ve hayranı olduğum şey aşağıdaki muhteşem varlık oluyor...

çingene müziği

çingene müziğine geçmeden önce; aşağıdaki paylaşımlara göz atabilirsiniz... gelem, gelem... çingeneler... dünyada bilindiği üzere, bir "dünya müziği" kavramı mevcut... world music denen!... kimi de her nedense hiç de sevmediğim bir şekilde "etnik" müzik diyor... aslında o kadar mide bulandırıcı bir tanımlama ki özellikle bu etnik müzik lafı!... etnik aslında yerel yada dar bir alana özgün gibi bir anlama sahip ama güncel ve yaygın kullanımı folklorik olmanın çok ötesine geçti, ırkçılığa kadar vardı resmen!... "ötekinin müziği" oluverdi resmen... web sayfaları kapatıldı, ötekinin müziğini dinleyenler kara listelere bile alındı... o yüzden ben zaten etnik lafını hiç benimseyemedim... dünya müziği lafı da çok saçma çünkü bu sefer insan "dünya dışı bir müzik mi var acaba" gibi bir arayışa giriyor... ne yani şimdi mesela madonna uranüs müziği mi yapıyor!... Robert E. Brown - dünya müziği mutfağı /  http://www.wesleyan.edu/ evet, madonna da