Ana içeriğe atla

la llorona frida

frida kahlo & diego
"birden aklıma esti nedense" diye başlamışım ama ben tamamlayana kadar köprünün altından sular akmaya devam etti maalesef... tam da denk geldi infiale sebep olan cinayetlere... gerçi her hangi bir paylaşımın, herhangi bir kadın katline denk gelmemesi de mucize... nehir kenarlarında, su birikintilerinde dolaşmamıza gerek yok la llorona'larımızı görmek için... ağlamak, erkekler için bu kadar ayıp sayılmasaydı keşke... ağlayamayan, ağlatıyor muhtemelen... işin özünü ve özetini yine frida söyleyip geçmiş vaktinde: ahlak ve namus denince, sadece kadından bahsetmeye başlayan herkes; ahlaksızdır ve namussuzdur...

birden esti aklıma nedense ve şu la llorona ile ilgili bir şeyler karalayayım dedim... birazdan bahsederim mutlaka, en az iki tane farklı la llorona konusu mevcut, fazlası da olabilir, ben bilmiyorum yada türevlerini de çıkarabiliriz, onu biliyorum... ne demek istediğimi ben de anlamadım ama sonra anlaşılır belki...

benim asıl bahsedeceğim, şarkı olan la llorona ve bu şarkının tüm dünyaca yaygın olarak tanınmasına sebep olan da frida olduğu için, onun ve büyük aşkı diego'nun bir fotoğrafını paylaşmak istedim... öylesine bir fotoğraf da değil, uğraştım çok ve bunu seçtim... olan biten her şeyi fazlasıyla anlatıyor bu fotoğraf... kendi teninden daha çok sevdiği diegosu ile... fridaya “beni anlamadın demeyeceğim... beni anladın... zaten en dayanılmaz acı buydu... sen beni anladın ve anlamana rağmen canımı yaktın...” dedirten diego... tablolarında artık kendisini mutlu çizememesinin tek sebebi olan diego... 6 yaşından, son nefesine kadar aralıksız acılar içinde yaşayan bir insanı mutsuz eden tek konu olmak da çok kötü olmalı...

bu paylaşım uzun olacak, bana öyle gelmeye başladı... frida, daha doğrusu frida kahlo artık dünyanın en önemli figürlerinden ve sembollerinden biri... frida dendiğinde, peşinden çok fazla şeyi de beraberinde getiriyor... film ve kitaplar bu konuda çok etkili oldular... kadının ve dişiliğin sembolü artık frida ama suyu da çıkarıldı resmen... frida desenli çarşaflar, masa örtüleri, takılar, perdeler ve hatta pazar çantaları görmekten, daha da önemlisi frida üzerinden mesaj verilmesinden de bıkkınlık geldi... gerçek frida ile sembol frida'nın arası çok fazla açılmaya başlandı...

la llorona (la yorona), kelime olarak ağlamak anlamına gelen ispanyolca llorar fiilinden geliyor... ama kullanım şekilleri ve anlam olarak çok daha geniş bir etkiye sahip... öylesine bir ağlamak değil... ağlayan bebek derken de kullanabilirsiniz, sorun değil ama özellikle yas tutmak, derin acılar içinde olmak vs gibi anlamları çok daha etkili... yani kısa ve gelip geçici ağlamak için de kullanabilirsiniz bu fiili ama bu paylaşımda "sabretmesi ve katlanması çok zor, kolayca geçmeyen ağır üzüntü, derin yas" gibi bir anlamı aklınızdan çıkarmayın...

zaten aklınızdan çıkarsanız bile, la llorona'yı birazdan dinlediğinizde içinize yerleşecek... kesinlikle yerleşecek... yerleşmemesi mümkün değil... özellikle frida filmi soundtrack'ı olarak kullanılan chavela vargas yorumunu dinlediğinizde... la llorona, çok fazla sanatçı tarafından seslendirilmiş olan bir meksika şarkısı ve benim dinlediklerimin neredeyse tamamı ayrı ayrı muhteşemler ancak özellikle chavela vargas öyle bir söylüyor ki!... özellikle filmde... kendisi tarafından söylenen orijinal hali bile yanında solda sıfır kalıyor... tabii bu yazdıklarım benim fikrim, kişiden kişiye değişebilir...

sona bırakacaktım ama hemen paylaşayım bu versiyonunu... soundtrack versiyonu haricinde, sadece bir kaç yorum daha bana çok etkili geldi, aşağıda paylaşırım, diğerlerini de siz bulursunuz artık...

la llorona - chavela vargas



eğer ispanyolca bilmiyorsanız, sözlerini anlamanıza pek de gerek yok... chavela vargas, sözlerin anlaşılmasına gerek bırakmayacak şekilde söylemiş zaten... orijinal stüdyo kaydında yok bu etki!... teknik, yetenek, ses, tarz, üslup vs vs vs değil bu... burada etkili olan tek konu var; chavela vargas bu şarkıyı yaşamış!... frida etkisi olabilir çünkü aynı zamanda frida ve diego ile fazlaca zaman geçirmiş bir isim kendisi... kendi yaşadıkları olabilir, başka şey olabilir... ama vargas burada şarkı söylemiyor!... üçüncü dünya ülkesi kadını ya sonuçta vargas, kendi hayatı film şeridi gibi geçmiş olabilir bu şarkıyı söylerken...

belki de alakası yoktur yahu:)... ben kendi fikrimi yazıyorum ama araştıracağım ve eğer kendi ağzından yorumlar bulursam, eklerim...

chavela vargas

chavela vargas

en az frida kahlo kadar önemli bir isim... en az onun kadar etkileyici bir sembol isim... bakın, en az diyorum... ama chavela vargas'ı dünyaya biraz olsun tanıtan da frida kahlo oldu... asıl adı isabel vargas lizano ve şu anda tam 100 yaşında... 1919 yılında costa rica'da dünyaya gelmiş ve henüz çocuk yaştayken evden kaçıp, meksikaya yerleşmiş... yerleşmiş dediğim de, büyük ihtimalle bir süre sokaklarda geçirmiş hayatını... hayatının önemli bir kısmı sokak şarkıcılığı ile geçmiş...

chavela vargas hakkında ayrıca paylaşım yapsam çok daha iyi olacak çünkü kendisi sadece la llrona'dan ibaret de değil... bu paylaşım la llorona olarak kalmazsa, çok uzayacak... chavela vargas hakkındaki bilgim de oldukça sınırlı ama şimdilik bildiğim kadarıyla kısaca bilgi vereyim... 40 yaşına yakın bir zamanda profesyonel müziğe başlamıştır... acele edenlere duyurulur!!... mariachi gruplarında şarkı söylemeye başalamıştır ve kısa sürede meksika'nın en sevilen şarkıcılarından biri olmuştur... meksika'nın gerçekten çok derin bir kültürü ve geleneksel bir yaşam tarzı var... daha doğrusu tüm güney amerika ülkelerinin... tadından yenmez ve gerçekten iyi tanınması çok faydalıdır... mariachi mesela geleneksel müzik grupları ve ismini bu kültürden almış olan mariachi aynı zamanda dünyanın en ünlü tekilası... bir meksikalı için mariachi çok anlam ifade ediyor... laf lafı açıyor, dünyanın en ünlüleri dendiğinde, meksika hiç de yabana atılacak bir ülke değil... dünyanın en ünlü ve bence en iyi birası olan corona, limon, tuz, mariachi ve arkada çalan mariachi yada tercihen carlos santana... çok önemli figürler var meksikada... bileğine limon sıkıp, üzerine tuz ekip, corona (miniği coronita) yuvarlayıp, üstüne mariachi... ve aslında büyük acılar çeken ama durmadan da gülüp eğlenen, dans eden insanlar... bunlara ilaveten; frida kahlo, chavela vargas, carlos santana ve salma hayek ve çok daha fazlası...

dünyada oldukça derin kültüre sahip iki coğrafya var... birincisi orta doğu, ikincisi ise güney amerika... ve en az onlar kadar derin olan bir de anadolu var...



nasıl dağıtıyorum konuyu yahu... sonra da uzun diye millet okumayı bırakıyor... napalım, okuyan okur... ama gerçekten la llorona öylesine bir şarkı değil... özellikle meksika için o kadar derin ki ağlayan kadın, bu şarkının içinde frida kahlo da var, chavela da var... dünyadaki kadınların çok büyük kısmı da bu şarkının içinde...

chavela vargas, erkeklerin şarkı söylediği mariachi şarkılarını söyleyen nadir kadınlardandır... cancion (şarkı) ranchera olarak ifade edilen bu şarkılar, meksika geleneksel müziğidir ve erkeklerce söylenir ranchera... çocukluğundan itibaren erkek kıyafetleri giymiştir chavela... konserlerinde ise mutlaka kırmızı pançosuyladır... sürekli puro ve tekila içermiş ve belinde tabancasız dolaşmazmış... kaç yerde okumuştum, tepesini attırdıklarında, silahı çekip, takır takır basamış mermiyi:)...

kendisi uzun süre kabul etmemiştir ama eşcinselliğin de sembolü olmuştur... silahla kadın kaçırdığı bile rivayet edilir... daha bir çok şey yazılıp çiziliyor hakkında ama detayını ve doğruluğunu bilmeden de yazmak istemiyorum... frida filminde de frida kahlo ile aşk yaşadığı vurgulanıyor ama bu iş bizim mozart-salieri efsaneleri gibi de olabilir çünkü vargas, meksika'nın neredeyse önemli tüm şahsiyetleri ile ciddi dostluklar içinde olan bir isim... yani şehir efsanelerine de dönüşmüş olabilir her şey...

neyse, dediğim gibi, bu la llorona vs dediğimiz anda iş gördüğünüz gibi büyüyor... olay sadece vargas tarafından söylenen bir la llorona şarkısı değil...

chavela vargas, yaşadığı hayatın zorlukları sebebiyle, 15 yıldan uzun bir süre sahneleri bırakmış ve 1991 yılında kendisi barlardan toplanıp, film müziği söylemesi için yeniden hayata döndürülmüştür...

2002 yılında, frida filminde yer alır ve 2003 yılında carnegie hall konseriyle ortalığı sallar...

chavela vargas
chavela vargas tarafından ilk olarak 1961 yılında söylenen la llorona, aslında bir meksika halk şarkısı... bildiğiniz türkü... anonim... "la llorona" bir kadın... ağlayan, acı çeken kadın... bir kadın türküsü... bu benim yorumum değil, öyle gerçekten... "la puebla" kültürüne ait bir şarkı yani kırsal kesim, köy, kasaba şarkısı... halka ait... kent şarkısı değil kesinlikle... birazdan bildiğim kadarıyla anlatmaya çalışırım, kökenleri çok eski ve derin bir halk şarkısı olan la llorona, 1941 yılında andres henestrosa tarafından ait olduğu yerden çıkarılıp, yeniden tanıtılarak popülerleştirildi...

yukarıda bahsettiğim gibi, bu paylaşım, eğer ben sıkılmazsam, oldukça uzun olacak çünkü la llorona, sadece basit bir ağlama fiili değil, sadece bir şarkı da değil, sadece yas da değil... la llorona, meksika kültüründe oldukça derin bir kavram ve çoğu yerli ve yabancı kaynakta farklı konular birbirine karıştırılmış olsa da, kökeni azteklere ve belki de daha eskilere dayanan bir kavram...

la llorona, frida filminde iki farklı versiyonla kullanılmış... daha doğrusu iki farklı kadın şarkıcı tarafından seslendirilmiş... ilkini yukarıda paylaşmıştım, diğeri ise lila downs yorumu... ikisi de ayrı ayrı etkileyici...

la llorona - lila downs



benim kişisel favorim chavela vargas yorumu ama lila downs yorumu da muhteşem... filmdeki yorumu ise aşağıda...



yukarıdaki videoda çalan la llorona, mariachi grubu tarafından seslendirilmiş bir ranchera... yeri gelmişken yazayım dedim...

aşağıda da o muhteşem chavela vargas sahnesi... burada chavela bir hayalet olarak geliyor... bu nasıl bir la llorona'dır?...


la llorona (the weeping woman) efsanesi

tüm güney amerikada, meksika çıkışlı olan ve bu şarkı ile bağlantılı olup olmadığı net biçimde anlaşılamayan bir de la llorona efsanesi var... la llorona şarkısının sözleri de değişkenlik gösteriyor zaman zaman, bu efsane de... bence ciddi biçimde iç içe geçmiş durumdalar...

la llorona efsanesinin -ki masal yada hayali kahraman vs demek daha doğru- ülkeden ülkeye detayları değişiyor ama la llorona, çocukları nehirde boğulan yada çocuklarını nehirde boğan bir kadın... detayları dediğim gibi değişiyor... bu kadın tamamen beyaz giyen bir hayalet ve büyük pişmanlık içinde sürekli ağlıyor ve sürekli nehir kenarlarında, kiliselerde ve mezarlıklarda dolaşıyor ve ağlayarak çocuklarını arıyor... bu kısımlar değişmeyen kısımlar ama çocukları öldüren kendisi mi? yoksa babaları mı? konusu değişiyor... bir anlatıda; baba çocukları ihmal ediyor, onları terk ediyor... bir anlatıda ise çocuklar bir sadakatsizliğin sonucu olarak doğuyorlar ve baba onları nehirde boğuyor... la llorona, tüm anlatılarda, hikayenin sonunda intihar ediyor...

en yaygın anlatımlara göre; eşi, la llorona ve çocukları terk ediyor ve la llorona geçirdiği kriz sonucunda, çocuklarını nehirde boğarak öldürüyor ve bunun pişmanlığı ile sürekli çocuklarını arıyor... özetle; la llorona, tarifi imkansız acılar içinde, sürekli ağlayarak, özellikle nehir ve su kenarlarında durmadan çocuklarını arıyor... ve çocuklarını kendisi öldürmüşse de, ne yaptığını ve ne olup bittiğini de hatırlamıyor...

meksikada bir llorona anlatımı (wikimedia)
bazı kaynaklarda efsane, bazı kaynaklarda ise masal olarak geçiyor ve kökeninin azteklere dayandığı ifade ediliyor... azteklere kadar dayanan bazı masallarda, la llorona'nın adı chalchiuhtlicue (yılan kadın) ve geceleri su kenarlarında yalnız dolaşan çocukları boğarak öldürüyor... güney amerikada ve hatta amerika birleşik devletlerinin güney eyaletlerinde, gece çocukların dışarı çıkmalarını engellemek için korkutuyorlarmış aileler bu masalı anlatarak... amerikada snake woman olarak biliniyor... bazı kaynaklara göre ise; aynı kadın jade-skirted olarak biliniyor ve azteklerin onun şerrinden korunmak için zaman zaman çocukları kurban ettikleri belirtiliyor... ne manyak manyak masallar, efsaneler yahu... her coğrafyada var bu tuhaflık... aztekler bu yaratığı tanrı olarak kabul ediyorlarmış...

ne lloronaymış, llorona yordu beni... pardon, llordu beni::))) ama kendimi durduramıyorum, eşeledikçe farklı hikayeler çıkıyor... topu topu 1 paragraflık bir hikaye arkadaş, boğulan çocuklarını arayan bir kadın... 1 cümle... ama hikayeler çok renkli... tabii bu konuları renklendireceksin ki, film olsun... la llorona'nın filmi de var... onu da siz bulun artık...

bu hikaye de güzel, bakın... la llorona, meksika'nın fethi esnasında, fethe gelen herman cortes'e tercümanlık yapan la malinche adında bir kız... sonra onun sevgilisi oluyor ve 3 çocuk doğuruyor... ama herman pislik yapıyor ve bir ispanyol kadınla evleniyor... erkek milleti işte... benim hüzün dolu yazıda hüzün filan kalmadı... la malinche de kriz geçiriyor ve çocuklarını öldürüyor...

bu da son olsun, mitolojik ve en beğendiğim hikaye bu oldu... konu yine la malinche ve cortes... ama bu hikayeye göre, cortes, çocukları alıp, ispanyaya götürmek ister... malinche de buna engel olmaları için tanrılara yalvarır... tanrılardan biri der ki: "çocukların gitmelerine izin verirsen, o çocuklardan biri geri dönecek ve tüm halkınızı katledecek"... bunun üzerine, malinche, çocuklarını yakındaki bir nehirde boğar... olur size yine llorona...

efsane hakkında son sözü de ben söyleyeyim, aynı hikaye neredeyse dünyanın her yerinde zaten var... 5 kıtada da aynı hikaye var...  bizim türk filmlerinde de var... yunan mitolojisinde de dionysos tarafından çılgına çevrilen agave, oğlunu öldürür ve kalan ömrünü acılar içinde kıvranarak geçirir mesela... çok ilginç bir nokta var burada; meksikanın geleneksel içkisi tekila da agave kaktüsünden yapılıyor!... bir başka ilginçlik ise; agave bitkisinin çok yavaş büyüyen bir bitki olması ve ömrünün son yılında hızla büyüyüp, ölmesidir!... ilginç değil mi?...

la llorona heykeli (wikimedia)
la llorona esfanesinden etkilendiği yada la llorona'nın kullanıldığı üç konu biliyorum... mutlaka fazlası, hatta yerel ölçekte çok daha fazlası mutlaka vardır... birincisi; frida filmi... ikincisi; 2017 yılında disney ve pixar yapımı coco filmi, üçüncüsü ise bu yılın başlarında gösterime giren, ülkemizde lanetli gözyaşları olarak oynayan, the curse of la llorona filmi...

frida kahlo

anlat anlat bitmez... bereket, bu paylaşımdaki en çok tanınan kişi ve herkes muhtemelen benden çok daha bilgili bu konuda... bildiğim kadarıyla kısaca frida'dan da bahsetmeden olmaz çünkü bu paylaşımdaki la llorona özellikle kendisi oluyor...

dünyada en çok tanınan bir kaç sembol isimden biri... tabii bu tanınma, hakkındaki filmden sonra gerçekleşti, o da ayrı bir sorun... acıların kadını... meksikanın en ünlü sanatçılarından biri aynı zamanda... carlos santana bile artık daha geride kalmıştır... salma hayek için bir şey diyemeyeceğim çünkü çok başarılı bir sanat hayatına ek olarak, frida filminde de frida karakterini canlandırdığı için, ona da frida gözüyle bakılıyor artık:)...

1907 yılında dünyaya gelmiş frida... meksikalılara sorarsanız, doğumu 1910 dur! çünkü fridayı meksika devrimi sonrası ile ilişkilendirirler... daha doğrusu, kendisi meksika devrimini doğum günü olarak ilan etmiştir... 6 temmuz 1907 de doğmuştur ama kendisi bunu 7 temmuz 1910 olarak değiştirmiştir... eski meksika ile alakasının kalmasını istememiştir...

frida'nın biyografisi her yerde var, bulup okursunuz... ben kendisini kısaca yazayım... tam adı, magdalena carmen frida kahlo calderon... magdalena ve carmen kendisinin vaftiz isimleri ama frida almanca barış anlamına gelmekte ve almancada ie harfi kullanılmaktadır... frida, adındaki bu özelliği çok seviyordu ve frieda olarak yazıyordu ancak almanyada nazi hareketinin yükselmesi sonrasında, e yi kaldırıp, yine sadece i harfini kullanmaya başlamıştır... bu arada; fridanın babası almandır ama bir çok türkçe kaynakta macar yahudisi olarak geçiyor... ban alman olarak biliyorum... yahudi de olabilir ama macar kısmını ben bilmiyorum... çok da önemli değil...

aşağıda frida hakkında her şeyi bulabileceğiniz güzel bir belgesel buldum, onu paylaşıyorum... bir çok dile çevrilmiş ancak maalesef türkçesini yada alt yazılısını bulamadım...



kendisini intihara sürükleyecek kadar acı çeken bir frida kahlo söz konusu... şöyle demiştir: "başıma gelen en iyi şey, acılara alışmaya başlamam oldu"... bu sebeple frida, aynı zamanda bir la llorona'dır diyebiliriz yani ağlayan kadın... ama fridanın gerçekten ne kadar ağlamış olabileceğini bilmiyorum, tahmin etmek de zor çünkü çok cesur aynı zamanda... yani ben acılar içinde kıvranıp da bir kenara sinip, ağlayan bir kadın olamayacağını düşünüyorum... yaşadığı tüm acıları ve sağlık sorunlarını rahatlıkla göğüsledi ama diegonun vefasızlığını kolay kolay atlatamadı...

6 yaşında geçirdiği çocuk felci sebebiyle yaşadığı sıkıntı yetmezmiş gibi, 18 yaşında geçirdiği feci bir trafik kazası sonucunda vücudunda neredeyse kırılmayan kemik kalmadı... 30 dan fazla ameliyat geçirdi... yataktan kalkamıyordu ve yapabileceği tek şey resim yapmaktı... resme olan yeteneğini, öğrenciyken çalıştığı matbaada fark etmişti... oldukça iyi bir okulda okuyordu ve diegoyu daha çocukken bu okuldan tanıyordu... diego okulda ders veren ünlü bir ressamdı... resimlerini yatarken yaptı... 2 sene yataktan çıkamadı... yürümeye başlayınca, sanat camiasından oluşan büyük bir çevre edindi... meksika komünist partisine üye oldu... diego rivera ile evlendi... ayrıldı, yeniden evlendi... 2 evlilik yaptılar... diego rivera'nın sadakatsizlikleri hiç bitmedi... frida'nın da bu esnada birlikte olduğu başka isimler de oldu... en ünlüsü de troçki'dir... troçki öldürüldü, diego gitti... sağlık sorunları hiç bitmedi... ama resim yapmayı da hiç bir zaman bırakmadı frida... sanat okulunda öğretmenlik de yaptı 10 yıl... ölümünden bir sene önce bacağı kesildi... 1954 yılında da vefat etti...

frida kahlo'nun doğduğu ve çocukluğunu geçirdiği mavi ev, yıllar sonra eşi diego'yu ve kendisini evlilerken yeniden ağırlamıştı ve bu ev, ölümü sonrasında, eşi tarafından müze heline getirilmişti... aşağıdaki bağlantıdan casa azul (mavi ev) olarak bilinen bu müze hakkında bilgi alabilirsiniz...

www.museofridakahlo.org.mx

hakkında detaylı bilgiye ulaşmak için de aşağıdaki bağlantıya gidebilirsiniz...

www.fridakahlo.org/

her ne kadar müzik sayfası olsa da burası, ilk fırsatımda çok detaylı bir frida paylaşımı da yapmak istiyorum... bakalım ne zaman nasip olacak...

frida kahlo'yu şu şekilde özetlemek mümkün: tutku, acı, cesaret, direnç, azim, dik duruş, kadın, feminizm, komünizm, önder, sembol... tabii ki hepsinden önemlisi; sanatçı... dünyanın en tanınmış ressamlarından biri ve dünyanın en tanınmış ressamlarından övgüler alan bir ressam... hayatının neredeyse tamamı hastalıklarla geçmiş olmasına rağmen, 200 den fazla eser, bir çok ülkede sergi... milyon dolarlara satılan tablolar... ve belki de en acısı, kendi ülkesinde anca ölmeden bir sene önce kişisel sergisini açabilmiş olması... yukarıdaki kısa film sahnesi o sergiye yatağı ile getirilişini anlatmaktadır...



bu paylaşımda maalesef fridaya daha fazla yer ayıramayacağım... chavela vargas ve frida kahlo aslında çok daha fazlası ancak konumuz la llorona...

şarkı, la llorona efsanesinden kaynak aldığı ve anonim olduğu için, dinleyeceğiniz hemen her la llorona birbirinden farklı olacaktır... bu sizi şaşırtmasın... şimdiye kadar derlenen la llorona sözleri oldukça uzun ve bu sözler, bugüne kadar söylenen versiyonlardan derlenmiş... orijinallerin de yavaş yavaş kaybolmaya yüz tuttuğu söyleniyor çünkü sözler meksika devrimi sonrasında kurcalana kurcalana değişikliğe uğramış... nehir kıyılarında çocuklarını arayan la llorona'dan zaman zaman oldukça uzaklaşılıyor... anonim olduğu ve azteklere kadar uzandığı için, belki de orijinal hali çoktan kayboldu gitti...

yüzlerce şarkıcı tarafından seslendirilmiştir bugüne kadar ama bildiğim kadarıyla en önemli isimler; joan baez, mercedes sosa, eugenia leon, raphael, dulce pontes, emilie-claire barlow, nana mouskouri, amanda martinez, karim baggili, sofia rei, natalia doco ve tabii ki chavela vargas ile lila downs... eğer merak ediyorsanız, bu isimlerin yorumlarını bulup dinleyin derim... her biri ayrı güzel...

bulup dinlersiniz dilediğiniz versiyonunu ama ben elis dubaz yorumunu da çok beğendim... çağatay azat ile birlikte... onu paylaşayım...



la llorona'nın devasa boyutlara ulaşan toplam sözlerine baktığımızda, yoğunlaşılan noktaları ben aşağıda özet şeklinde yazayım istedim... nakaratları ve her satırdaki llorona ifadelerini attım... anlam veremediğim yerleri de attım... yani anlamadım:)))... tam anlayabilmek için büyük ihtimalle o coğrafyada yaşamak gerekiyor... ama özetle aşağıdakilerden bahsediliyor denebilir... gerisi meraklısına kalmış artık...

Bir gün tapınaktan çıktın,
Seni geçerken gördüm
Giydiğin güzel bir elbise ile,
Bakire olduğunu sanıyordum

Herkes bana zenci diyor, (chavela vargas, buradan başlıyor)
Siyah ama sevgi dolu
Yeşil şili biberi gibiyim,
Baharatlı ama lezzetli

Üzüntü ve üzüntülü olmayan nedir?
Herkes ve her şey benim için üzülüyor
Dün seni görünce ağladım,
Ve bugün ağlıyorum çünkü seni gördüm

Gökyüzü mavisi gözlüm,
yağmur gözlüm...
Hayatım pahasına,
Seni sevmekten vazgeçmeyeceğim

Kimin şarkı söylediğini sorarlarsa - Ne yazık ki, Llorona!
Onlara bir kimsesiz olduğumu söyle
Savaştan kim geliyor - Llorona!
Geliyor onun aşkı arayışı içinde

En yüksek çam ağacına, tırmandım.
Seni görüp görmediğimi anlamak için
Çam çok yumuşak olduğundan, Llorona,
Beni ağlarken gördüğünde o da ağladı.

Llorona,
Düşünmeye başladım ve dedim ki:
Yatağımın amacı ne, Llorona,
Eğer benimle yatmazsan?

Denizden bir mektup geldi Llorona,
Denizkızı bana gönderdi.
Bana yazdığı mektupta dedi ki;
Kimin sevgisi varsa acı çeker.

Ne yazık ki,
Llorona beni nehre götürdü.
Beni şalınla sar, Llorona
Çünkü soğuktan ölüyorum.

Yas tutmadığımı söylüyorlar,
Çünkü beni ağlarken görmüyorlar.
Ses çıkarmayan ölüler var,
Ve onların acıları çok daha büyük!

Gökyüzüne tırmanabilsem, Llorona,
Yıldızları sana düşürürdüm.
Ayağa kalktığımda
Güneş ile seni taçlandırırım

Ne yazık ki,
Dün ve bugün
Dün bir harikaydım,
Ve bugün bir gölge bile değilim.

Ne yazık ki,
Veda ediyorum,
Dizlerimin üstünde sana tapıyorum.

Çiçeklerin içinde ne olduğunu bilmiyorum,
Mezarlık çiçekleri
Rüzgar vurdukça,
Ağlıyor gibi görünüyorlar

Sen benim sevgilimsin,
Beni seni sevmekten alıkoyacaklar,
Ama seni asla unutmayacağım.

Aşkı bilmeyen O,
Şehitliğin ne olduğunu da bilmiyor.

Ruhumda iki öpücük taşıyorum,
Beni asla terketmeyecek,
Annemden kalan sonuncusu,
Ve sana ilk verdiğim şey.

Llorona, beni götür
Bütün sevginin unutulduğu yere,
Ve ıstırap başlasın.

Gözlerini kaldır ve bak,
Karanlık gökyüzünde
Göze batan bir yıldız,
Ve ne yazık ki iç çeker,
Geri çekilen Venüs,
Güzelliğini kıskanır.

Ne yazık ki,
Beni aydınlatan ışık,
beni karanlıkta bıraktı.

İlk aşk,
Harika ve doğru
Ama son aşk daha iyi,
Ve ilkinden daha büyük.

Şarkı söylüyorum,
Kalbim neşeli
Biri de acıdan şarkı söylüyor, Llorona!

Bana sevgini ver.
Cennet bekleyebilir,
ama kalbim asla.

Seni seviyorum
Çünkü öyle hissediyorum.
Seni seviyorum çünkü ortaya çıkıyor,
Ruhumun içinden.

Seni daha çok sevmemi istiyorsun.
Hayatımı sana verdim,
Daha ne istiyorsun, daha mı istiyorsun?

Ne yazık ki,
Sevgilim
Dün seni yasta gördüm,
Demirhindi ağacının altında

Sana çok tapıyorum.
Seni sevdiğimi bilmiyorsun,
Çünkü ağladığımı bilmiyorsun senin için.

Ölmemi istiyorsun.
Ölmeme izin ver böylece belki de başkası yaşar.

bir de geçen sene angela aguilar adında meksikalı bir genç kızdan dinlemiştim... bu şarkıyı kendine has değişik sesi ve tarzıyla o kadar güzel içselleştirip söylemiş ki... 2018 yılında çıkan albümündeki diğer şarkılardan oldukça farklı -hatta çok eğreti duruyor albümde- ama bence hakkını fazlasıyla vererek söylüyor bu şarkıyı... kendisi meksikanın ünlü şarkıcısı pepe aguilar'ın kızı ve diğer kardeşleri de şarkı söylüyorlar... kardeşleri leonarda aguilar ve mojo aguilar... angela aguilar da ünlü artık meksikada... ve la llorona sayesinde, dünyada da tanınmaya başladı... hatta oldukça ünlü de diyebilirim artık... la llorona tarzından uzak ve en genç jenerasyona ait bir yorum olması sebebiyle, angela aguilar yorumu ile bitireyim artık... klibi aşağıda... bu klip, paylaştığım diğer videolardan farklı olarak, sadece la llorona efsanesini anlatması açısından önemlidir...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin...


aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim...

"çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum...

"nasıl çocuğa gitar alınır"…

gnossienne

gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser...

önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk bağımsız dans gösterisi...

asıl adı eric alfred leslie satie olan ve adını daha sonra erik olarak değiştiren er…

çağla karaali

çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?...

konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... kendinden daha iyi bakacaksın ona...

ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onları…

org

benim hastalık boyutunda bir takıntım vardır bu org konusunda, bir kaç paylaşımımda bahsetmiştim daha önce... ülkemizde "org" olarak adlandırılan çok geniş bir müzik aleti grubu olması ve farklı adlandırılmalara gidilmeden, tamamına org adı verilmesidir bu takıntı... aslında bu takıntımda pek de haklı değilim, biliyorum ama üzerinde tuşları olan, birbiriyle alakasız her türlü cihaza tek bir isim verilip, org denmesini de hep yadırgamışımdır... keyboardlar & piyanolar başlıklı eski paylaşıma göz gezdirirseniz anlarsınız bu takıntımı... bu gereksiz takıntımda pek de haklı değilim dememin sebebi ise şu; aslında benim "org" denilip geçilmesini yadırgadığım cihazlar da "org" denen şeyin geliştirilmiş, elektronikleştirilmiş, dijitalleştirilmiş halleri... üstelik türkçe karşılıkları da yok ve tamamına org deyip geçmek de yanlış sayılmaz...

benim takıntılı biçimde "gerçek org" dediğim ve hayranı olduğum şey aşağıdaki muhteşem varlık oluyor...


şunun …

aslıhan keçebaşoğlu

başarılı genç bestecilerimizden aslıhan keçebaşoğlu; finlandiya'nın ünlü sibelius müzik akademisinde master yapmaya hak kazanmış... bugün birden karşıma çıkınca bu haber, çok sevindim... kendisi hakkında iki kelam etme fırsatım da çıktı bu arada...

akdeniz üniversitesi devlet konservatuvarının piyano bölümünde liseyi tamamladıktan sonra, bilkent üniversitesi müzik ve sahne sanatları fakültesi kompozisyon bölümünde onur türkmen ile sürdürdü çalışmalarını ve eğitimini başarıyla tamamladı... asıl hocası onur türkmen olmakla birlikte; kendisine büyük emeği geçen diğer hocalarından da bahsetmeden olmaz... yiğit aydın ile armoni ve orkestrasyon, tolga yayalar ile polifoni, fugue ve post tonal teori (yazdığıma pişman olmaya başladım:))... aynen yazsan olmuyor, türkçeleştirsen olmuyor, ne biçim ders arkadaş bunlar... tonal ötesi:)))...)... neyse; konuya hakimmişim gibi davranayım, bir çok "uzman yazar!" öyle yapıyor, benim neyim eksik:)... maria nowotna ile kulak eğitimi (ne güz…

cem esen

yıllardır takip etmeye çalıştığım bir isim besteci ve piyanist cem esen... daha doğrusu, takip etmeye başladığım belki de ilk genç müzisyenlerimizden kendisi ama yıllardır hakkında hiç paylaşım yapmadığım bir isim aynı zamanda... bu sayfada neden bir çok genç yetenekten henüz bahsedememiş olduğumu açıklarken de cem esen'i örnek göstermişim:)... bakınız, burada... gitmişken oraya; sağa sola da bir göz gezdirin, öyle dönün...

tabii hakkında hiç bilgi vermemiş de değilim... sağ üstteki "ara" kısmına adını yazıp, okuyabilirsiniz... mesela "neden önceliğimiz geleceğimizdir?" sorusuna yanıt ararken de cem esen'in hayran kaldığım eserlerinden biri olan free variations op. 7 eserini paylaşmıştım... bu paylaşımı ben çok önemserim ve okunmasını isterim, verdiğim bağlantıdan okuyun mutlaka... aşağıdaki paylaşımları da bu yazıdan sonra yaptım, onları da araya ilave edeyim dedim... aşağıdakiler de okunacak...

cem esen'den cosmic variations

cem esen ve ayşe ece güneşş…

orta çağdan günümüze hurdy gurdy

hurdy gurdy, 12. yüzyıl öncesine ait yaylı bir çalgıdan köken aldığı düşünülen oldukça eski bir müzik aleti... ilk ortaya çıktığı yer; bazı kaynaklara göre avrupa ama orta doğu orijinli olduğu konusunda neredeyse fikir birliği var gibi... üstelik atasının rebab olması da kuvvetle muhtemel... gerçi köken araştırmalarında bu kadar gerilere gidilmesi ne derece doğrudur bilmiyorum çünkü nihayetinde bütün enstrümanları en eski bir kaçına bağlayıvermek de biraz mantıksız geliyor bana... rebabın aşırı değişmiş bir hali oluyor bu durumda...

çok daha eski resimler mevcut ama ben birbirlerine benzeliklerinden dolayı jules richomme ye ait 1882 tarihli yukarıdaki tabloyu ve günümüze ait aşağıdaki fotoğrafı paylaşmayı istedim... aşağıdaki fotoğraf ise günümüzün ünlü folk rock grubu eluveitie nin gözde elemanı anna murphy ye ait... yazının sonunda bir videosunu paylaşırım mutlaka ama şimdilik şunu söylemek gerekir ki; 133 yıl öncesi ile günümüz arasında çok şey değişmiş olabilir ama işin özü aynı …

ıraz yıldız

çok fazla paylaşıma aynı şekilde başladım, artık tat da vermiş olabilir ama ıraz yıldız da oldukça uzun bir süredir hakkında mutlaka yazmak istediğim çok önemli genç sanatçılardan biri... ve ben şimdiden bu klişeleşmeye başlayan girişe ek olarak, klişeleşmeye başlayan kapanış cümlemi de en baştan yazayım; yakın yada uzak gelecekte kesinlikle kalbur üstü bir cazcı olacak ıraz... hiç kimseye bu kadar emin olarak yazmamıştım bu öngörümü... bütün derdim, klasikçileri cazcı yapmak benim:)...

ıraz yıldızı ben fazıl say sayesinde tanıdım... fazıl sayın övgüyle bahsettiği genç bir piyanisti yakalarım da bırakır mıyım hiç... o zamandan beri aklımda ama şimdi o yazıyı bulamadım... bulunca eklerim mutlaka... izlediğim ilk videosunu hemen paylaşayım... bu kadar mı hissederek çalınır!... aslında çok daha yakın tarihli canlı kayıtları da var ama ben özellikle bu kaydı paylaşıyorum..

fazıl say - nazım balad 1



burada da bir çok kez elimden geldiğince paylaşmaya çalıştım, son yıllarda ülkemizde genç y…

samida

gürcü dilinde üç kız kardeş anlamına geliyor samida... yani yukarıdaki fotoğrafta gördüğümüz üç sanatçı; damla şahin, yudum şahin ve tamara şahin kardeş oluyorlar... ilk defa yüzleri göstermeyen bir fotoğraf seçtim burada, ilginç oldu ama fotoğraf güzel ne yapalım, aşağıda tekrar paylaşırım, tanış olursunuz artık... ben de az önce tanıştım kendileriyle ve hemen paylaşmaya başladım... bir yandan dinliyorum müziklerini, bir yandan da yazıyorum... ilk izlenimlerimi yazayım hemen: parçalar kısa:)... bir de şunu yazayım, yeni tanış oldum dedim ama bu kardeşlerden birini tanıyorum sanki...

ben genelde bu şekilde paylaşım yaptığım için, yazmaya başlayıp da sonradan paylaşımı iptal ettiğim de az olmadı ama samida şu anda oldukça iyi gidiyor... youtube tarafından bana önerildiği için izlediğim ilk videoları "budur işte!" dedirtmişti, şu anda evet kesinlikle budur işte diyorum... çok başarılılar... dinlemeye başladığınız anda eğitimli müzisyenleri dinlemekte olduğunuzu hemen anlıyors…

gökay özgür

uzun süredir ilgiyle takip ettiğim ve bir süredir de yazmak isteyip, bir türlü yazamadığım, diğer yandan hakkında az da paylaşım yapmadığım bir genç piyanist gökay özgür... bir kaç yıldır mimar sinan güzel sanatlar üniversitesi istanbul devlet konservatuvarı'nda prof. dr. gülden gökşen ile piyano eğitimlerine devam eden öğrencilerin başarı haberlerini sıkça paylaşır oldum... mesela bir tanesine şöyle bir göz gezdirin derim çünkü oradaki fotoğrafa hayranım ben... boy boy, envayi çeşit piyanist göreceksiniz, işte o boy boy genç piyanistin en boylusu olarak sürekli dikkatimi çekerdi gökay özgür ama hakkında yeterli bilgim olmadığı için şimdiye kadar paylaşamamıştım...

fotoğrafta abi gibi duran gökay özgür, gülden gökşen'in diğer öğrencilerinin gerçekten abileridir... piyanoya 15 yaşında başlamış ve bu sebeple sanat otoritelerini şaşırtıyormuş çünkü 15 yaş çok geç bir yaşmış piyanoya başlamak için... "5 aylıktı, kürdilihicazkar makamında ağlar, mama kaşığını evfer usulünde v…