Ana içeriğe atla

gençlerden başarılı konserler

bilkent çocuk senfoni orkestrası
çocuk senfoni orkestralarımızın sayısı yavaş yavaş artıyor... tabii bu arada gençlik senfoni orkestralarımızın sayısı da hızla artıyor... ülkemizde de gençlerin ve çocukların günden güne daha etkili bir biçimde ön plana çıkıyor olmaları ve çalışmalarıyla, başarılarıyla her geçen gün adlarından daha fazla söz ettiriyor olmaları çok güzel... öğretmenleri, ön ayak olanları, ellerinden tutanları, destekleyenleri tabii ki var ama sonuçta bu başarılı çalışmalarda çocukların ve gençlerin yetenekleri ve çabaları hem alkışlanmayı hak ediyor hem de umut veriyor...

"sessiz" "bebek patlaması" ve "kayıp" kuşakları bir kenara atıyorum... 1980 sonrası dünyaya gelen y kuşağı çocukları ve özellikle 2000 sonrası doğan z kuşağı çocukları gerçekten çok farklılar, çok yetenekliler ve başarılılar... tabii aslında bana bu sınıflandırmalar çok saçma geliyor ama blog ya burası sonuçta! yazıyorum işte bir şeyler... nesilleri sınıflandırıp da "o nesil şöyleydi, bu nesil böyle" gibi zırva karşılaştırmalar yapmak da bana çok saçma geliyor çünkü içinde bulunduğumuz yüzyılın yarısı zaten savaşlarla geçti!... iki büyük dünya savaşı, hastalıklar, açlık, krizler ve bir çok ülkede yaşanan darbelerle telef oldu gitti yukarıda bir kenara atıverdiğim nesiller... bu arada kendimi de attım bir kenara, o ünlü 68 kuşağını da... ne yapalım, salladım hepsini:)... özellikle de o sürekli havalı havalı konuşan, attı mı mangalda kül bırakmayan hatta mangalı bile uçuran 68 kuşağı denen kuşağı zaten yıllar yıllar önce atmıştım bir kenara...

şimdi yükselen değer z kuşağı ve internet çağının çocukları oluyorlar... çok farklılar, zekiler ve her ne kadar sadece ekran kaydırmayı bildikleri düşünülüyor olsa da çok yetenekliler... büyük ihtimalle ekran kaydırma dışındaki şeyler de onlara basit geldiği için pek bulaşmıyorlar ama ihtiyarlara tuhaf geliyor bu durum... eski kuşaklardan çok daha hassaslar bir çok konuda ama sert değiller... yöntemleri çok farklı... neyse fazla dırdır yaptım yine, işte bu çocuklarda şimdi sıra... devir onların devri ve bereket ihtiyarlar henüz uyanmadılar ama bu çocuklar dünyayı değiştirecekler... farkındaysanız, biraz serpildikleri yaşlara girdiler ve ihtiyarlara dikleniyorlar bu aralar... isteseniz de istemeseniz de, biz buradayız artık, değişmek zorundasınız, değişmezseniz değiştireceğiz bunun dönüşü yok diyor 15 yaşındaki greta thunberg... bir kaç çocuk okulu boykot ediyoruz, bütün dünyada manşet olduk, sayımız arttığında neler yapabileceğimizi tahmin edin de diyor... ve ihtiyarlar hala daha onların sadece ekran kaydırmayı bildiklerini düşünüyorlar...

bu çocukların bir kısmı toplanmış ve bilkent çocuk senfoni orkestrası olmuş... orkestra kurulurken haberdar oldum, maaşallah diyeyim de nazar değmesin, üzerinden 2 ay geçti mi geçmedi mi tam bilmiyorum, ilk konserlerini 5 aralık 2018 tarihinde verdiler bile!... tamam, bilkentlisiniz zaten, öğretmenleriniz, olanaklarınız oldukça iyi ama arkadaş bu kadar kısa sürede turşu kursanız bile olmazdı:)... ne kadar çabuk hazırlandınız da konsere çıkıp, mozart'ın divertimentolarını (kv 136-138) çaldınız anlamadım...

şef barış demirezer ve bilkent çocuk senfoni
orkestra zamanla gelişip büyüyecektir... şimdiki ilk ekip 5-8. sınıf öğrencilerinden oluşuyor ve ilk fotoğrafları paylaşıldığında dikkatimi çeken ilk şey, kızların erkeklere göre çok daha fazla olmasıydı... kurucu şefliğini barış demirezer'in yaptığı bilkent çocuk senfoni orkestrasının ilk kadrosunu sağdan soldan toplama olarak bir araya getirdim, umarım hatalı yada eksik toplamamışımdır isimleri...

birinci keman; baş keman derin şensoy, nil ipek şabi, doğa ekici, ipek özgendiz...
ikinci keman; grup şefi gökçe duru tatar, ada çağlar, selin samsar, ada kuruşçu...
viyola: grup şefi arcan isenkul, ceylin deniz eldeş, pınar özoral, yeşim teker...
viyolonsel: grup şefi sarp sümbül, ekin dila demirtaş, nehir nisa alemdar, asya çit, zeynep dirican, şenol sonat uğun, belit çiftçi, ırmak öztekin...
kontrbas: grup şefi elif ölmez ve öncü erk gökdoğan...

eda öncül ve arya su gülenç
bir diğer önemli konser ise; iki yetenekli genç piyanistimiz arya su gülenç ve eda öncül'ün solist olarak yer aldıkları bilkent gençlik senfoni orkestrası konseri idi... bu iki başarılı genç piyanist, yoonie han'ın sanat yönetmenliğinde 2018 haziran ayında düzenlenen bilkent piyano festivalinde bu konsere çıkmaya hak kazanmışlardı... 12 ve 13 aralık tarihlerinde aynı programla iki ayrı konser veren orkestrayı ilk gün rustam rahmedov, ikinci gün omit mousavi yönetti...

program neden aynı idi bilmiyorum... yarışma değil ki bu! konser!... ben kendi adıma belirteyim ki; çok tuhaf karşıladım... şeflerin ayrı olması da ilginç... program aynı ama şefler farklı!... konser bu yahu... insanlar müzik dinlemek için gidiyorlar oraya... iki gece üst üste aynı eserleri çalmanın ve farklı şeflerle dinletmenin bir anlamı mı var?... bence zırvalık... var mı bunun bir anlamı?... kim yaptıysa bence olmadı... çok kızıyorum böyle şeylere... yahu geçtiğimiz haziran ayında bu gençleri belirlediniz ve bu konseri planladınız... bereket eda ve aryaya aynı eseri seslendirtmemişler, o zaman ciddi kızardım... gerçi kızsam ne olacak...

konseri izlemedim, video da paylaşılmadı henüz ama yapılan yorumlardan anladığım kadarıyla, her iki konser de çok beğeni toplamış ve her iki genç piyanistimiz de eserleri çok başarılı bir şekilde seslendirmişler...

bilmediğim ama konser sonrasında facebookta yapılan bir yorumda okuduğum bir konu da beni çok sevindirdi... henüz 13 yaşında olmasına rağmen, viyolacı iklim özenli de orkestraya dahil edilmiş ve viyola grubunda o da çalmış... işte bu gibi uygulamaların sürekli her çalgı grubunda yapılması lazım diye düşünüyorum... iklim özenli de benim bir süredir takip etmeye çalıştığım çok başarılı bir genç yetenek...

iklim özenli (viyola) ve tuna tüney (piyano)
iklim özenli'den bahsetmişken, hemen piyanist tuna tüney ile birlikte 2 aralıkta verdikleri mozarthaus konserini yazayım... iklim özenli gibi, tuna tüney de son yıllarda ismini sıkça duymaya başladığım bir diğer genç yetenek... mozarthausta düzenli olarak organize edilen genç yetenekler konserleri de çok önemli genç sanatçılar için...

faruk kalaycı ve cansu naz eriş
son yıllarda isimlerinden çok söz ettiren genç piyanistlerimiz cansu naz eriş ve faruk kalaycı ise şef ramiz melik aslanov yönetimindeki istanbul üniversitesi devlet konservatuvarı senfoni orkestrası eşliğinde 11 aralık 2018 tarihinde solist olarak sahne aldılar... faruk kalaycı, çaykovski’nin birinci piyano konçertosu’nu seslendirirken, cansu naz eriş de mendelssohn’un ikinci piyano konçertosu’nu seslendirdi... çok büyük beğeni toplayan konserde son eser olarak bizet’nin l’arlesienne suitleri de orkestra tarafından seslendirildi...

naz irem türkmen ve çağdaş özkan
izmir buca belediyesi tarafından organize edilen izmir'in parlayan yıldızları konser serisi kapsamında, 3 aralık 2018 tarihinde genç keman sanatçımız naz irem türkmen sahne aldı... buca belediyesi kültür ve sanat merkezinde düzenlenen ve büyük beğeni toplayan konserde naz irem türkmen'e duo balkan'dan tanıdığımız genç ve usta piyanistimiz çağdaş özkan eşlik etti... bazı gazete haberlerinde çağdaş özkan'dan da minik piyanist diye söz edilmiş olması beni çok güldürdü ama sorun değil o kadar:)... sadece gazetecilik adına çok büyük sorun... insan yazdığı şeyi bi şöyle inceleyip, kontrol etmez mi!... yada yazacaksın madem, bari konseri de izle:)... neyse...

asıl sorun şu, onu yazmasam yine çatlarım, arkadaş "parlayan yıldız" ifadesinden başka bir ifade bulmak çok mu zor?... o kadar çok parlayan yıldız serisi oldu ki!... tamam, bu da izmirin parlayanları ama yahu değişik bir şeyler bulamıyor musunuz hiç?...

metin ülkü ve duru aydın
bu sayfada en çok bahsettiğim genç sanatçılarımızdan olan duru aydın da yakın geçmişte çok önemli iki konserde yer aldı... aslında her iki konseri de daha önce paylaşmıştım ancak burada da kısa da olsa bahsetmek istiyorum... duru da 25 kasım 2018 akşamı grand pera emek salonunda geçtiğimiz yıl aramızdan ayrılan piyanist seher tanrıyar anısına istanbul filarmoni derneğince düzenlenen gala konserinde önemli isimlerle aynı sahneyi paylaştı... 4 kasım 2018 tarihinde de iş sanat'ın çok erken kaybettiğimiz eski sanat yönetmeni meriç soylu'nun doğum günü anısına, iş sanat konser salonunda muhteşem bir resitale imza attı duru aydın... aşağıdaki bağlantılardan o paylaşımları okuyabilirsiniz...

duru aydın'dan meriç soyluya... gençlerden gelen büyük başarılar...

ayşegül sarıca
yetiştirdiği öğrencilerle ve çalışmalarıyla klasik müziğin gelişimine sağladığı yararlar dolayısıyla sevda-cenap and müzik vakfı 2018 yılı onur ödülü altın madalyası’na layık görülen piyanist Ayşegül Sarıca, 6 aralık 2018 tarihindeki ödül töreninden sonra, şef ibrahim yazıcı yönetimindeki agora gençlik senfoni orkestrasıyla mozart'ın do majör piyano sonatını seslendirdi...

agora gençlik senfoni orkestrası sayesinde bu dev isimden de bahsetmiş oldum bu paylaşımda ve dolayısıyla kendisi de genç yetenek sınıfına dahil oldu... yukarıda bir yerlerde, toplamda 80 yılı kapsayan nesilleri bir kenara salladım gitti ama ayşegül sarıca gibi isimler işte o kayıp nesil döneminde çok büyük işler çıkarmış, çok büyük başarılara imza atmış, tüm dünyaya adını öğretmiş isimler... ayşegül sarıca'nın da 5 yaşında piyanoya başlamış olduğunu, ilk solo konserini de 9 yaşındayken vermiş olduğunu düşünürsek, bu paylaşımda haklı olarak yer aldığını da görürüz... 2. dünya savaşı başlarken, piyanoya başlayıp, ilk konserini savaş bitmeden vermiş olan bir isim zaten yaşlanabilir ama asla ihtiyarlamaz... ben hem ayşegül sarıca'yı hem de bu dev isme hakkını vererek eşlik edebilecek seviyeye 1 sene gibi kısa bir sürede gelmeyi başaran agora senfoninin gençlerini kutluyorum...

peki ben bu konserleri neden yazdım?

ben zaten gençleri bu konserlerle yazmak istiyordum, o sebeple yazdım... eylül ayında yazdığım ama aralık ayında paylaştığım çocuklar neden yarıştırılır? yazısını okursanız, sevinirim... ben yetenekli çocuk ve gençlerimizi verdikleri konserlerle, yorumlarıyla ve eserleriyle tanıyıp, tanıtmayı tercih eden biriyim, sadece aldıkları derecelerle değil ama maalesef her genç yeteneği sahneye çıkaracak, orkestralara dahil edecek sayıda benzeri organizasyonlar sayıca oldukça yetersizler... mümkün olan en kısa sürede bu genç sanatçılarımızın sürekli organizasyonlara ve programlara dahil edilmelerini temenni ediyorum... ama öyle sadece 23 nisan, 19 mayıs vs gibi özel günlerde yada genç yeteneklere tahsis edilen konser serilerinde değil, her hafta her konserde bir kaç gencimizi orkestrada yada solist olarak görmek istiyorum... genç bestecilerimizin eserlerini de orkestra programlarında görmek istiyorum... umarım zamanla gerçekleşir... bakın, güzel olmadı mı verdikleri konserleri yazmak?... rekabet yok, derece yok, daha iyi, en iyi, birinci, üçüncü, finalist, yarı finalist filan yok... sadece müzik var...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

mehmet özkanoğlu

mehmet özkanoğlu bir süredir paylaşmak istediğim bir gitarist mehmet özkanoğlu... ilk kez 1 yıl kadar önce facebook da bir paylaşımda dinlemiştim... hem de öyle bir paylaşımdı ki, bir şiir için fon müziği olarak kullanılmıştı... klasik gitarla çalınan parça ise, dost çevirmiş yüzünü adlı türkü idi... aşık veysel in... şiirle pek alakası olmayan biri olarak o video yu defalarca izlemiştim sırf parçayı dinlemek için... bence çok çok iyi bir yorum idi ama kimdi çalan??... düşünsenize! ne pis bir durum!... bir türk gitarist (yabancı da olabilirdi, bereket değilmiş) böyle gitar çalıyor ve ben tanımıyorum ve arayıp, bulmam lazım kim olduğunu!... bakmayın şimdi yukarıda parçanın adını yazdığıma, ilk dinlediğimde türkünün adını da kime ait olduğunu da bilmiyordum, sadece türküyü biliyordum... işin kötüsü, çoğu türkü de kimseye ait olmuyor ki! anonim olabiliyor, bir yada bir kaç derleyeni olabiliyor... google ın hiç bir işe yaramadığı da oluyor, onu keşfettim... bu parçayı bu kadar etkileyi

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

dünya piyanistler günü

gülsin onay daha önce hiç duymamıştım, az önce denk geliş karşıma çıktı... 6 aralık günü dünya piyanistler günüymüş... 2011 yılından beri... hikayesi de ilginç... usta piyanistimiz gülsin onay , 2011 yılında, 6 aralık günü "herkesin bir günü var, piyanistlerin neden özel bir günü yok" demiş ve 6 aralık gününü dünya piyanistler günü olarak ilan etmiş... biraz inceleyince, "şaka yollu ortaya attığım fikrimin marmarisli gazeteci ata sevgi tarafından haber yapılması üzerine bu denli ciddiye alınıp, benimseneceğini ve hatırlanacağını bilmiyordum doğrusu" dediğini de okudum... şaka yollu da olsa, ortaya atılan bu görüş benimsenmiş ve dünyaya da duyurulmuş anladığım kadarıyla ama dünyaca da benimsenmiş mi acaba diye biraz kurcalayınca, karşıma bu sefer de 8 kasım çıktı world pianist day olarak... bir de sayfa açmışlar... şöyle bir şey ... neden 8 kasım olduğunu anlamadım, daha doğrusu anlamak için uğraşmadım ama 8 kasımda farklı ülkelerden kutlayanları filan pay

org

benim hastalık boyutunda bir takıntım vardır bu org konusunda, bir kaç paylaşımımda bahsetmiştim daha önce... ülkemizde "org" olarak adlandırılan çok geniş bir müzik aleti grubu olması ve farklı adlandırılmalara gidilmeden, tamamına org adı verilmesidir bu takıntı... aslında bu takıntımda pek de haklı değilim, biliyorum ama üzerinde tuşları olan, birbiriyle alakasız her türlü cihaza tek bir isim verilip, org denmesini de hep yadırgamışımdır...  keyboardlar & piyanolar  başlıklı eski paylaşıma göz gezdirirseniz anlarsınız bu takıntımı... bu gereksiz takıntımda pek de haklı değilim dememin sebebi ise şu; aslında benim "org" denilip geçilmesini yadırgadığım cihazlar da "org" denen şeyin geliştirilmiş, elektronikleştirilmiş, dijitalleştirilmiş halleri... üstelik türkçe karşılıkları da yok ve tamamına org deyip geçmek de yanlış sayılmaz... benim takıntılı biçimde "gerçek org" dediğim ve hayranı olduğum şey aşağıdaki muhteşem varlık oluyor...

çingene müziği

çingene müziğine geçmeden önce; aşağıdaki paylaşımlara göz atabilirsiniz... gelem, gelem... çingeneler... dünyada bilindiği üzere, bir "dünya müziği" kavramı mevcut... world music denen!... kimi de her nedense hiç de sevmediğim bir şekilde "etnik" müzik diyor... aslında o kadar mide bulandırıcı bir tanımlama ki özellikle bu etnik müzik lafı!... etnik aslında yerel yada dar bir alana özgün gibi bir anlama sahip ama güncel ve yaygın kullanımı folklorik olmanın çok ötesine geçti, ırkçılığa kadar vardı resmen!... "ötekinin müziği" oluverdi resmen... web sayfaları kapatıldı, ötekinin müziğini dinleyenler kara listelere bile alındı... o yüzden ben zaten etnik lafını hiç benimseyemedim... dünya müziği lafı da çok saçma çünkü bu sefer insan "dünya dışı bir müzik mi var acaba" gibi bir arayışa giriyor... ne yani şimdi mesela madonna uranüs müziği mi yapıyor!... Robert E. Brown - dünya müziği mutfağı /  http://www.wesleyan.edu/ evet, madonna da