Ana içeriğe atla

gençlerden başarılı konserler

bilkent çocuk senfoni orkestrası
çocuk senfoni orkestralarımızın sayısı yavaş yavaş artıyor... tabii bu arada gençlik senfoni orkestralarımızın sayısı da hızla artıyor... ülkemizde de gençlerin ve çocukların günden güne daha etkili bir biçimde ön plana çıkıyor olmaları ve çalışmalarıyla, başarılarıyla her geçen gün adlarından daha fazla söz ettiriyor olmaları çok güzel... öğretmenleri, ön ayak olanları, ellerinden tutanları, destekleyenleri tabii ki var ama sonuçta bu başarılı çalışmalarda çocukların ve gençlerin yetenekleri ve çabaları hem alkışlanmayı hak ediyor hem de umut veriyor...

"sessiz" "bebek patlaması" ve "kayıp" kuşakları bir kenara atıyorum... 1980 sonrası dünyaya gelen y kuşağı çocukları ve özellikle 2000 sonrası doğan z kuşağı çocukları gerçekten çok farklılar, çok yetenekliler ve başarılılar... tabii aslında bana bu sınıflandırmalar çok saçma geliyor ama blog ya burası sonuçta! yazıyorum işte bir şeyler... nesilleri sınıflandırıp da "o nesil şöyleydi, bu nesil böyle" gibi zırva karşılaştırmalar yapmak da bana çok saçma geliyor çünkü içinde bulunduğumuz yüzyılın yarısı zaten savaşlarla geçti!... iki büyük dünya savaşı, hastalıklar, açlık, krizler ve bir çok ülkede yaşanan darbelerle telef oldu gitti yukarıda bir kenara atıverdiğim nesiller... bu arada kendimi de attım bir kenara, o ünlü 68 kuşağını da... ne yapalım, salladım hepsini:)... özellikle de o sürekli havalı havalı konuşan, attı mı mangalda kül bırakmayan hatta mangalı bile uçuran 68 kuşağı denen kuşağı zaten yıllar yıllar önce atmıştım bir kenara...

şimdi yükselen değer z kuşağı ve internet çağının çocukları oluyorlar... çok farklılar, zekiler ve her ne kadar sadece ekran kaydırmayı bildikleri düşünülüyor olsa da çok yetenekliler... büyük ihtimalle ekran kaydırma dışındaki şeyler de onlara basit geldiği için pek bulaşmıyorlar ama ihtiyarlara tuhaf geliyor bu durum... eski kuşaklardan çok daha hassaslar bir çok konuda ama sert değiller... yöntemleri çok farklı... neyse fazla dırdır yaptım yine, işte bu çocuklarda şimdi sıra... devir onların devri ve bereket ihtiyarlar henüz uyanmadılar ama bu çocuklar dünyayı değiştirecekler... farkındaysanız, biraz serpildikleri yaşlara girdiler ve ihtiyarlara dikleniyorlar bu aralar... isteseniz de istemeseniz de, biz buradayız artık, değişmek zorundasınız, değişmezseniz değiştireceğiz bunun dönüşü yok diyor 15 yaşındaki greta thunberg... bir kaç çocuk okulu boykot ediyoruz, bütün dünyada manşet olduk, sayımız arttığında neler yapabileceğimizi tahmin edin de diyor... ve ihtiyarlar hala daha onların sadece ekran kaydırmayı bildiklerini düşünüyorlar...

bu çocukların bir kısmı toplanmış ve bilkent çocuk senfoni orkestrası olmuş... orkestra kurulurken haberdar oldum, maaşallah diyeyim de nazar değmesin, üzerinden 2 ay geçti mi geçmedi mi tam bilmiyorum, ilk konserlerini 5 aralık 2018 tarihinde verdiler bile!... tamam, bilkentlisiniz zaten, öğretmenleriniz, olanaklarınız oldukça iyi ama arkadaş bu kadar kısa sürede turşu kursanız bile olmazdı:)... ne kadar çabuk hazırlandınız da konsere çıkıp, mozart'ın divertimentolarını (kv 136-138) çaldınız anlamadım...

şef barış demirezer ve bilkent çocuk senfoni
orkestra zamanla gelişip büyüyecektir... şimdiki ilk ekip 5-8. sınıf öğrencilerinden oluşuyor ve ilk fotoğrafları paylaşıldığında dikkatimi çeken ilk şey, kızların erkeklere göre çok daha fazla olmasıydı... kurucu şefliğini barış demirezer'in yaptığı bilkent çocuk senfoni orkestrasının ilk kadrosunu sağdan soldan toplama olarak bir araya getirdim, umarım hatalı yada eksik toplamamışımdır isimleri...

birinci keman; baş keman derin şensoy, nil ipek şabi, doğa ekici, ipek özgendiz...
ikinci keman; grup şefi gökçe duru tatar, ada çağlar, selin samsar, ada kuruşçu...
viyola: grup şefi arcan isenkul, ceylin deniz eldeş, pınar özoral, yeşim teker...
viyolonsel: grup şefi sarp sümbül, ekin dila demirtaş, nehir nisa alemdar, asya çit, zeynep dirican, şenol sonat uğun, belit çiftçi, ırmak öztekin...
kontrbas: grup şefi elif ölmez ve öncü erk gökdoğan...

eda öncül ve arya su gülenç
bir diğer önemli konser ise; iki yetenekli genç piyanistimiz arya su gülenç ve eda öncül'ün solist olarak yer aldıkları bilkent gençlik senfoni orkestrası konseri idi... bu iki başarılı genç piyanist, yoonie han'ın sanat yönetmenliğinde 2018 haziran ayında düzenlenen bilkent piyano festivalinde bu konsere çıkmaya hak kazanmışlardı... 12 ve 13 aralık tarihlerinde aynı programla iki ayrı konser veren orkestrayı ilk gün rustam rahmedov, ikinci gün omit mousavi yönetti...

program neden aynı idi bilmiyorum... yarışma değil ki bu! konser!... ben kendi adıma belirteyim ki; çok tuhaf karşıladım... şeflerin ayrı olması da ilginç... program aynı ama şefler farklı!... konser bu yahu... insanlar müzik dinlemek için gidiyorlar oraya... iki gece üst üste aynı eserleri çalmanın ve farklı şeflerle dinletmenin bir anlamı mı var?... bence zırvalık... var mı bunun bir anlamı?... kim yaptıysa bence olmadı... çok kızıyorum böyle şeylere... yahu geçtiğimiz haziran ayında bu gençleri belirlediniz ve bu konseri planladınız... bereket eda ve aryaya aynı eseri seslendirtmemişler, o zaman ciddi kızardım... gerçi kızsam ne olacak...

konseri izlemedim, video da paylaşılmadı henüz ama yapılan yorumlardan anladığım kadarıyla, her iki konser de çok beğeni toplamış ve her iki genç piyanistimiz de eserleri çok başarılı bir şekilde seslendirmişler...

bilmediğim ama konser sonrasında facebookta yapılan bir yorumda okuduğum bir konu da beni çok sevindirdi... henüz 13 yaşında olmasına rağmen, viyolacı iklim özenli de orkestraya dahil edilmiş ve viyola grubunda o da çalmış... işte bu gibi uygulamaların sürekli her çalgı grubunda yapılması lazım diye düşünüyorum... iklim özenli de benim bir süredir takip etmeye çalıştığım çok başarılı bir genç yetenek...

iklim özenli (viyola) ve tuna tüney (piyano)
iklim özenli'den bahsetmişken, hemen piyanist tuna tüney ile birlikte 2 aralıkta verdikleri mozarthaus konserini yazayım... iklim özenli gibi, tuna tüney de son yıllarda ismini sıkça duymaya başladığım bir diğer genç yetenek... mozarthausta düzenli olarak organize edilen genç yetenekler konserleri de çok önemli genç sanatçılar için...

faruk kalaycı ve cansu naz eriş
son yıllarda isimlerinden çok söz ettiren genç piyanistlerimiz cansu naz eriş ve faruk kalaycı ise şef ramiz melik aslanov yönetimindeki istanbul üniversitesi devlet konservatuvarı senfoni orkestrası eşliğinde 11 aralık 2018 tarihinde solist olarak sahne aldılar... faruk kalaycı, çaykovski’nin birinci piyano konçertosu’nu seslendirirken, cansu naz eriş de mendelssohn’un ikinci piyano konçertosu’nu seslendirdi... çok büyük beğeni toplayan konserde son eser olarak bizet’nin l’arlesienne suitleri de orkestra tarafından seslendirildi...

naz irem türkmen ve çağdaş özkan
izmir buca belediyesi tarafından organize edilen izmir'in parlayan yıldızları konser serisi kapsamında, 3 aralık 2018 tarihinde genç keman sanatçımız naz irem türkmen sahne aldı... buca belediyesi kültür ve sanat merkezinde düzenlenen ve büyük beğeni toplayan konserde naz irem türkmen'e duo balkan'dan tanıdığımız genç ve usta piyanistimiz çağdaş özkan eşlik etti... bazı gazete haberlerinde çağdaş özkan'dan da minik piyanist diye söz edilmiş olması beni çok güldürdü ama sorun değil o kadar:)... sadece gazetecilik adına çok büyük sorun... insan yazdığı şeyi bi şöyle inceleyip, kontrol etmez mi!... yada yazacaksın madem, bari konseri de izle:)... neyse...

asıl sorun şu, onu yazmasam yine çatlarım, arkadaş "parlayan yıldız" ifadesinden başka bir ifade bulmak çok mu zor?... o kadar çok parlayan yıldız serisi oldu ki!... tamam, bu da izmirin parlayanları ama yahu değişik bir şeyler bulamıyor musunuz hiç?...

metin ülkü ve duru aydın
bu sayfada en çok bahsettiğim genç sanatçılarımızdan olan duru aydın da yakın geçmişte çok önemli iki konserde yer aldı... aslında her iki konseri de daha önce paylaşmıştım ancak burada da kısa da olsa bahsetmek istiyorum... duru da 25 kasım 2018 akşamı grand pera emek salonunda geçtiğimiz yıl aramızdan ayrılan piyanist seher tanrıyar anısına istanbul filarmoni derneğince düzenlenen gala konserinde önemli isimlerle aynı sahneyi paylaştı... 4 kasım 2018 tarihinde de iş sanat'ın çok erken kaybettiğimiz eski sanat yönetmeni meriç soylu'nun doğum günü anısına, iş sanat konser salonunda muhteşem bir resitale imza attı duru aydın... aşağıdaki bağlantılardan o paylaşımları okuyabilirsiniz...

duru aydın'dan meriç soyluya... gençlerden gelen büyük başarılar...

ayşegül sarıca
yetiştirdiği öğrencilerle ve çalışmalarıyla klasik müziğin gelişimine sağladığı yararlar dolayısıyla sevda-cenap and müzik vakfı 2018 yılı onur ödülü altın madalyası’na layık görülen piyanist Ayşegül Sarıca, 6 aralık 2018 tarihindeki ödül töreninden sonra, şef ibrahim yazıcı yönetimindeki agora gençlik senfoni orkestrasıyla mozart'ın do majör piyano sonatını seslendirdi...

agora gençlik senfoni orkestrası sayesinde bu dev isimden de bahsetmiş oldum bu paylaşımda ve dolayısıyla kendisi de genç yetenek sınıfına dahil oldu... yukarıda bir yerlerde, toplamda 80 yılı kapsayan nesilleri bir kenara salladım gitti ama ayşegül sarıca gibi isimler işte o kayıp nesil döneminde çok büyük işler çıkarmış, çok büyük başarılara imza atmış, tüm dünyaya adını öğretmiş isimler... ayşegül sarıca'nın da 5 yaşında piyanoya başlamış olduğunu, ilk solo konserini de 9 yaşındayken vermiş olduğunu düşünürsek, bu paylaşımda haklı olarak yer aldığını da görürüz... 2. dünya savaşı başlarken, piyanoya başlayıp, ilk konserini savaş bitmeden vermiş olan bir isim zaten yaşlanabilir ama asla ihtiyarlamaz... ben hem ayşegül sarıca'yı hem de bu dev isme hakkını vererek eşlik edebilecek seviyeye 1 sene gibi kısa bir sürede gelmeyi başaran agora senfoninin gençlerini kutluyorum...

peki ben bu konserleri neden yazdım?

ben zaten gençleri bu konserlerle yazmak istiyordum, o sebeple yazdım... eylül ayında yazdığım ama aralık ayında paylaştığım çocuklar neden yarıştırılır? yazısını okursanız, sevinirim... ben yetenekli çocuk ve gençlerimizi verdikleri konserlerle, yorumlarıyla ve eserleriyle tanıyıp, tanıtmayı tercih eden biriyim, sadece aldıkları derecelerle değil ama maalesef her genç yeteneği sahneye çıkaracak, orkestralara dahil edecek sayıda benzeri organizasyonlar sayıca oldukça yetersizler... mümkün olan en kısa sürede bu genç sanatçılarımızın sürekli organizasyonlara ve programlara dahil edilmelerini temenni ediyorum... ama öyle sadece 23 nisan, 19 mayıs vs gibi özel günlerde yada genç yeteneklere tahsis edilen konser serilerinde değil, her hafta her konserde bir kaç gencimizi orkestrada yada solist olarak görmek istiyorum... genç bestecilerimizin eserlerini de orkestra programlarında görmek istiyorum... umarım zamanla gerçekleşir... bakın, güzel olmadı mı verdikleri konserleri yazmak?... rekabet yok, derece yok, daha iyi, en iyi, birinci, üçüncü, finalist, yarı finalist filan yok... sadece müzik var...

Yorumlar

Ayın Çok Okunanları

aslıhan keçebaşoğlu

başarılı genç bestecilerimizden aslıhan keçebaşoğlu; finlandiya'nın ünlü sibelius müzik akademisinde master yapmaya hak kazanmış... bugün birden karşıma çıkınca bu haber, çok sevindim... kendisi hakkında iki kelam etme fırsatım da çıktı bu arada...

son yıllarda eserleri ile adını sıkça duymaya başladığımız aslıhan keçebaşoğlu ile ilgili olarak öncelikle ufak bir hatırlatmada bulunmam gerekiyor, sonra bu kısmı silip atacağım okuluna başladığında... 

hem sibelius akademisine finlandiya dışından başvuran 25 aday içinden ön eleme ile seçilen 7 kişiden biri olmayı hem de o 7 kişi içinden sıyrılıp, okula kabul edilen 2 kişiden biri olmayı başardı aslıhan keçebaşoğlu... özetle bu önemli okulda yüksek lisans yapacak ancak 7 temmuz tarihine kadar acil olarak 2500 euro desteğe ihtiyacı var... sonrasında da oturma izni ve yaşamsal giderleri için de önemli bir desteğe ihtiyacı olacak doğal olarak... ilgilenenler için adresini vereyim hemen... 

aslihankecebasoglu yazacaksınız... sonrası bildiğin…

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin...


aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim...

"çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum...

"nasıl çocuğa gitar alınır"…

çağla karaali

çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?...

konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... kendinden daha iyi bakacaksın ona...

ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onları…

idil ve ela'dan başarı haberi

yine bir gülden gökşen hoca klasiği... iki öğrenci, 2 birincilik... idil atlıer ve ela demirkaya; the muse müzik yarışmasına katılıp, birinci olmuşlardı ama ben ertelemiştim bu paylaşımı çünkü ödül olarak yunanistanda konser vereceklerdi haziran sonunda...

temmuz ayına girdik ya, "konser verilmiş mi? bi bakayım" dedim, verilmiş tabii... ben de paylaşayım artık dedim...

the muse, internet üzerinden video paylaşımına dayalı bir yarışma ve videonuzu yarışmaya göndererek katılım sağlıyorsunuz... değerlendirme sonucunda alınan puanlara göre dereceler veriliyor ve her kategorinin birincilerine konser verme imkanı sağlanıyor... bütün dünyaya açık bir yarışma ve neredeyse tüm enstrümanlara ek olarak vokal yanında, oda orkestrası, geleneksel enstrüman ve amatör kategorileri de mevcut...

ela ve idil, birinci oldukları için konser verme hakkı kazandılar ve 29 haziran günü saat 19:00 da atina'nın en büyük salonu olan megaron konser salonunda sahne aldılar... yapılan yorumlarda, büy…

cem esen

yıllardır takip etmeye çalıştığım bir isim besteci ve piyanist cem esen... daha doğrusu, takip etmeye başladığım belki de ilk genç müzisyenlerimizden kendisi ama yıllardır hakkında hiç paylaşım yapmadığım bir isim aynı zamanda... bu sayfada neden bir çok genç yetenekten henüz bahsedememiş olduğumu açıklarken de cem esen'i örnek göstermişim:)... bakınız, burada... gitmişken oraya; sağa sola da bir göz gezdirin, öyle dönün...

tabii hakkında hiç bilgi vermemiş de değilim... sağ üstteki "ara" kısmına adını yazıp, okuyabilirsiniz... mesela "neden önceliğimiz geleceğimizdir?" sorusuna yanıt ararken de cem esen'in hayran kaldığım eserlerinden biri olan free variations op. 7 eserini paylaşmıştım... bu paylaşımı ben çok önemserim ve okunmasını isterim, verdiğim bağlantıdan okuyun mutlaka...

içinde gürültü eksik olmayan bir evde dünyaya gelmiş cem esen de... yani anne de baba da müzisyen... komşuların sevmediği türden evler sanatçı evleri... "vayyy sen müziğe n…

orta çağdan günümüze hurdy gurdy

hurdy gurdy, 12. yüzyıl öncesine ait yaylı bir çalgıdan köken aldığı düşünülen oldukça eski bir müzik aleti... ilk ortaya çıktığı yer; bazı kaynaklara göre avrupa ama orta doğu orijinli olduğu konusunda neredeyse fikir birliği var gibi... üstelik atasının rebab olması da kuvvetle muhtemel... gerçi köken araştırmalarında bu kadar gerilere gidilmesi ne derece doğrudur bilmiyorum çünkü nihayetinde bütün enstrümanları en eski bir kaçına bağlayıvermek de biraz mantıksız geliyor bana... rebabın aşırı değişmiş bir hali oluyor bu durumda...

çok daha eski resimler mevcut ama ben birbirlerine benzeliklerinden dolayı jules richomme ye ait 1882 tarihli yukarıdaki tabloyu ve günümüze ait aşağıdaki fotoğrafı paylaşmayı istedim... aşağıdaki fotoğraf ise günümüzün ünlü folk rock grubu eluveitie nin gözde elemanı anna murphy ye ait... yazının sonunda bir videosunu paylaşırım mutlaka ama şimdilik şunu söylemek gerekir ki; 133 yıl öncesi ile günümüz arasında çok şey değişmiş olabilir ama işin özü aynı …

can çakmur

çok dikkat çeken, çok başarılı bir genç piyanist can çakmur... hakkında bir şeyler yazmak için hep ileri bir zamana ertelediğim isimlerden biri kendisi ama fırsat buldukça ertelediğim bu gençleri de yazmaya çalışıyorum... can çakmur, bir çok genç yeteneğimize oranla daha fazla tanınma fırsatı yakalamış olan bir isim... tabii bu tanınırlığın sebebi, elde ettiği büyük başarılar sonuçta ve dolayısıyla medyada daha fazla yer aldı... türkiyede ilgili medyanın bile ilgisini çekebilmek için bir kaç deveye birkaç hendek atlatmanız gerekiyor... zaten ondan sonra da medyaya ihtiyacınız kalmıyor:)...

can çakmur hakkında detaylı bilgi alabilmeniz için öncelikle resmi sayfasının adresini paylaşayım... çok iyi hazırlanmış güzel bir sayfaya sahip can çakmur... fırsat buldukça araya sıkıştırıyorum, her genç yeteneğimizin mutlaka böyle bir sayfası olmalı diye düşünüyorum... umarım bir çokları gibi sayfasına kilidi vurup da facebook, instagram vb gibi pek işe yaramayan ortamlara geçmez...

www.cancakmur.…

gnossienne

gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser...

önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk bağımsız dans gösterisi...

asıl adı eric alfred leslie satie olan ve adını daha sonra erik olarak değiştiren er…

gelem gelem (djelem djelem)...

"öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti"

"gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum...

çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz

çingeneler

çingene müziği

tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği için marş olarak kabul edilmiş 197…

deniz neva ertürk

"gelecekte caza geçebilir" yada "bakarsınız, progresif müzik yapar" vb gibi bir takım kehanetlerde bulunamayacağım bir paylaşım olacak gibi görünüyor genç piyanist deniz neva ertürk hakkındaki bu paylaşım... sürekli takip edenler anlamıştır ne demek istediğimi ama ilk defa okuyan anlamayabilir; ben özellikle prog ve caz hastası olduğum için, burada gençlerin kafalarını çelip, klasik müzikten biraz saptırmaya çalışan bir tipim ama deniz neva ertürk'ü dinlerken, kendisine bu tip lafların pek işlemeyeceğini anlamış bulunuyorum... gelecek ne getirir tabii bilinmez, bakarsınız yeni bir ayşedeniz doğar ama deniz neva nedense bana tam bir klasik piyanist izlenimi verdi... yani klasik eserlere harfiyen bağlı, bilinen orijinal halleri ne ise bire bir çalma azmi içinde bir konser piyanisti sezdim... anlatamadım değil mi?... farkındayım:)... ama anlatmadan bırakmam merak etmeyin...

adına inatla klasik denen bu muhteşem müzik, diğer müzik türlerinin de anası olduğu için, …