Ana içeriğe atla

müzik camiamızın sosyal medya sınavı

sosyal medya
bu yazının konusu internetin gerekliliği, gereksizliği yada faydası ve zararı değil... konu, zaten interneti ve özellikle sosyal medyayı kullanmaya çalışanlarla ilgili... blog da müzik bloğu olduğu için, konumuz interneti kullanmaya çalışan müzisyenler ve müzik camiası oluyor... bence kullanmaya çalışıp da zaman harcayacaklarına, hiç kullanmasalar çok daha iyi... bu arada hemen yine belirteyim, ben azarlar gibi yazıyormuşum bu tip yazıları, sonuçta kendimle ilgili herhangi bir çıkar filan söz konusu olmadığı ve sadece müzisyenlerimizi düşünerek yazdığım için, çok da fazla dikkat edemeyeceğim, kusura bakmayın çünkü bir çok konuda aklın yolu birdir ve müzisyen de ortalamanın oldukça üstünde bir akla sahiptir... bu yazıyı, ben olsam öyle değil de böyle yapardım şeklinde okursanız sevinirim...

özellikle sosyal medya kullanımı çok anlamsızlaştı ülkemizde... bu konuda dikkatimi çeken konuları yazacağım...

önce en önemlisini yazayım; sosyal medya "bu hali ile", kesinlikle web sayfası yerine kullanılabilecek bir ortam değil...

zaten sosyal medyanın amacı da o değil... sosyal medya, anlık bilgilendirmelerin yapılabileceği bir ortam... sosyal medya platformları size yaklaşmakta olan etkinliğinizi duyurma fırsatı verir... aldığınız bir ödülü takipçilerinizle paylaşma imkanı da verir... o gün bir eser seslendirmişsinizdir, onu da paylaşma imkanı sağlar... fotonuzu paylaşırsınız... videonuzu vs... anket yaparsınız, soru sorarsınız... albümünüzün hazırlık aşamalarını paylaşırsınız, albümünüz çıkınca paylaşırsınız... uzun süre görünmemişsinizdir, sizi özlemişlerdir, merhaba naber? dersiniz falan filan... budur sosyal medya denen zımbırtı...

sosyal medyayı yukarıda yazdığım konular için kullanırsınız... anlıktır, günlüktür, haftalıktır ama evladiyelik değildir... yaptığınız paylaşım yoğunluğuna göredir onun ömrü...  bir kaç dakika, bir kaç saat yada bir kaç gündür... albümünüz hakkında bilgilendirme yaparsınız, o bilgilendirme o dönem içindir... ben 2 sene sonra o bilgilendirmeyi bulamam, göremem... hatta durmadan paylaşım yapanlar için bu süre çok daha kısadır... sabah yaptığınız paylaşımı ben öğleden sonra göremem... uzun uzun uğraşmam gerekir görebilmem için... bu arada; siz de göremezsiniz kolay kolay kendi paylaşımınız olmasına rağmen!... bu yazdıklarım, özellikle en yoğun biçimde kullanılan facebook ve hizmetleri için geçerli...

en önemli konu da şu: arama motorları arayıp taramaz o paylaşımınızı... neden taramaz? yahu sosyal paylaşımın amacı o değil ki tarasın!... bir gün içinde yapılan milyarlarca paylaşımı tarayıp da istediğinizde size sunacak hali yok ya mesela google ın... her sosyal medya ortamının kendisine ait robotu ve yapay zekası vardır... kendine çalışır...

peki şimdi şunu sorayım; bütün bu yazdıklarımı zaten herkes biliyor... hal böyle iken, bir müzisyenin resmi web sayfası yerine, sosyal medyayı kullanmasının anlamı, mantığı nedir?... ülkemizde moda oldu iyice, kolay geliyor zannedersem ve var olan web sayfaları bile kapatılıp, sosyal medya sayfaları bu amaçla kullanılıyor!... bunun zerre kadar bir mantığı var mı?...

web sayfası yerine, eğer sosyal medya platformlarını kullanıyorsanız, bilin ki akıntıya kürek çekiyorsunuz... hiç bir anlamı yok, boşa zaman harcıyorsunuz... kendinizi kandırmakla meşgulsünüz... hiç uğraşmayın boşuna...

bir de özellikle ülkemiz sosyal medya paylaşımlarında gördüğüm ve beni resmen sinir eden durumlar var... bunlar da zerre kadar olumlu ve yapıcı amacı olmayan, gereksiz ve hiç bir işe yaramayan paylaşımlar...

mesela en sinir olduğum tarz paylaşımlarla başlayayım... müzisyenimiz video paylaşıyor!... dur bi bakayım diyorsunuz hevesle çünkü sevdiğiniz bir müzisyen... ama video 11 saniye!... yemin ederim, kendinizden soğutmak için yapabileceğiniz en muhteşem hareketi yapıyorsunuz!... o kadar kısa paylaşımlar sadece albümüz çıkmıştır, tanıtım yapıyorsunuzdur, o zaman yapılabilir... o zaman bile en azından 30 saniye yada 1 dakika olmalıdır...

kendinizden soğutmak için yapabileceğiniz bir diğer şey de şu: "dün gece konserimiz vardı" gibi bir şey yazan bir video paylaşılıyor, video bir tanıdık tarafından telefonla çekilmiş, kalite yerlerde sürünüyor... alelade seçilmiş bir an... görüntü kötü, ses kötü ve üstelik 1 dakika... ne anlama geliyor bu?... söyleyeyim: berbat bir konserdi!... bence amaç sadece geçiştirmek... başka bir şey değil... üstelik "sizi zerre kadar önemsemiyorum sevgili hayranlarım" demek oluyor aynı zamanda...

bir diğer konu ise bir çok anlamsız ve işe yaramayan fotoğraf ve videoların paylaşılması... örneğin; bir masterclass yapılıyor... yada müzik kampı... yada benzeri bir etkinlik, ne olduğu önemli değil... 1 gece yada 5 gün sürüyor... paylaşımlar yapılıyor: "ustalık sınıfı etkinliğimiz çok verimli geçti"... altında da 25 adet fotoğraf... tanınmış bir piyanistimiz 9 öğrenciye 2 gün boyunca bir şeyler anlatmış... 25 adet fotoğrafa bakıyoruz, bakıyoruz, bakıyoruz... o kadar!... sadece bakıyoruz... herhangi bir açıklama yok, bilgi malumat yok, özellikle katılan öğrencilerin isimleri yok... özetle; hiç bir şey yok... yahu bu paylaşımın anlamı ne?... o fotoğraflardaki kişilerin kim olduklarını ben bilmedikten sonra, neler olup bittiği konusunda fikrim oluşmadıktan sonra, ben ne yapayım ki o fotoğrafları?...

ben her şeyi eksiksiz isteyen biriyim... bir şey ya tam yapılır, yada hiç yapılmaz... herkes benim gibi olmak zorunda mı?... tabii ki zorunda:)... beklemiyordunuz değil mi bu cevabı?... zorunda tabii yahu... bunun başka bir cevabı olabilir mi?... arkadaş, hiç kimse alınmasın, gücenmesin... sayfa açıyorsanız, bol bol takip edilsin de istiyorsanız, benim vaktimi boşa harcamaya hiç hakkınız yok... paylaşım yapıyorsanız, tam yapacaksınız... üstelik paylaştığınız fotoğraflardaki kişilere karşı çok büyük bir ayıp içindesiniz... çok başarılı bir öğrenciniz, gidip italyada derece almış, foto var ama öğrencinizin adı yok!... bunların her birinin örnekleri hazır, mevcut ama şimdi yazmıyorum...

ben şimdiye kadar hiç bir yabancı sayfada açıklaması olmayan fotoğraf ve videoya rastlamadım!... hem de ne açıklama!... en ince detayına kadar... bizim sayfalarımızda bir video paylaşılıyor, genç bir delikanlı, bir yerlerde piyano çalıyor... o kadar!... peki bana ne bundan?... biri bir yerde piyano çalıyor!... o çalan kim?... nerede ve neden çalmış?... ne zaman çalmış?... kim dinlemiş?... çaldığı eser kimin? ve eserin adı ne?... bunlar yok... ne var? sadece şu var: bizim öğrencimiz!... reklamdan öte bir şey değil ki bu... ne demek bu biliyor musunuz?... "biz yetiştirdik... yoksa hiç bir başarı elde edemezdi!" istediğiniz kadar itiraz edin, döner dolaşır, bu davranışın ucu oraya çıkar çünkü bahsedilen tek şey sizsiniz!...

benim kendi adıma en çok önemsediğim konular şu yukarıda yazdıklarım... bunun yanında pek de önemli olmayan bir çok tuhaflık var... mesela dünya çapında bir sanatçımızın sayfasında resmen "fedai" çetesi var!... sayfayı beğenen kişi sayısından çok daha önemli olması gerekmez mi bir sanatçının hayran kitlesinin kalitesi?... sanatçının müziğinden çok siyasi görüşü üzerine odaklı bir kitle, o sanatçı için bence yıkımdır... 60 bin fedain olacağına, 6 bin sevenin olsun... bazı müzisyenlerin sayfalarına girip, biraz gerçekçi yorumlar yazmaya kalktığınızda, kraldan çok daha fazla kralcı bir çete üzerinize saldırıyor... buraya kadar normal karşılayabilirim... anormal olan şu; müzisyenimiz bu durumdan hiç rahatsız olmuyor... belki de büyük bir mutluluk ve gurur da yaşıyordur... bilemem... sanatçı sayfasında küfürleşmeler, ötekileştirmeler, siyasi ve dini tartışmalar, kavgalar olmamalıdır...

şimdi aklıma gelen bir diğer konu ise; müzisyenin durmadan paylaşım yapması... bir müzisyenden benim beklediğim, günde en fazla bir kaç paylaşımdır... hatta haftada yada ayda... sabahtan akşama, gece yarılarına kadar, günde 80 paylaşım yapanlar var!... bu ne demek?... bu müzisyen; "vakti bol, boş işlerle uğraşan bir müzisyendir" demek!... üstelik, önemli olabilecek paylaşımlar da arada kaynayıp gidiyor demek...bir çok takipçi için de sayfanın takibinin bırakılması demek aynı zamanda...

aklıma geldikçe yada tanık oldukça ilave ediyorum buraya... az önce bir müzisyenimizin sayfasında yeniden karşılaşınca aklıma geldi; özellikle yurt dışında ikamet eden bazı müzisyenlerimiz türkçeyi unutmuşlar... yada önemsemiyorlar... yada en iyi ihtimalle takipçilerinin ana dilleri ingilizce, italyanca, fransızca ve almanca... türkçe paylaşım hiç yok... tamam, belki de ülkemizde ilgiliniz çok az, bir çoğumuz da kültürsüz olabiliriz ama arkadaş, ben sizi bizim gençler tanısınlar diye paylaşım yapıyorum, web sayfanıza ve/veya sosyal medya sayfalarınıza yönlendiriyorum onları... web sayfanız ingilizce... facebook sayfanız almanca vs vs vs... çok önemli bir şey olmuş, artık ne ise, altına türkiyeden takipçileriniz de almanca filan takdirlerini belirtmişler ama hiç bir şey anlaşılmıyor... o sayfalardan anında çıkıyorum...

durmadan internetten bahseden blog sahibi biri olduğum için, artık kimse bana inanmaz ama internet bağımlısı değilim, sosyal medya batağına saplanmış biri hiç değilim... sadece, bu blogdaki yazılar sağda solda okunsun diye etkili bir kaç platformu kullanan biriyim -ki kullanmak da denmez, burada paylaşılan yazılar otomatik olarak oralarda da paylaşılıyorlar-... o kadar... ancak daha önce de defalarca yazdığım gibi, interneti önemsiyorum... bu doğru... daha doğrusu, internetin doğru ve etkin kullanımını çok önemsiyorum...



internetin 2 amacı var... birincisi; bizleri köle ve kukla yapmak... hatta yönetmek... daha doğrusu, kendi başına hareket edemeyecek hale getirip; kendisi karar veremeyen, bağımlı insanlar yapmak bizi... bence bu internet asıl bu sebeple var... ikincisi ise; bizi bu internete mecbur bırakacak hizmetleri vermek... bunların bilincindeyim ve inanın muhtemelen sizden çok daha fazla bilincindeyim... internetteki yapay zekalar, sizi sizden çok daha iyi tanıyorlar... ne zaman ne yapacağınızı, hangi durumda neye karar vereceğinizi, nereden ne satın alacağınızı ve neye inanıp inanmadığınızı sizden çok daha iyi biliyorlar... bilmiyorsanız, bunu da unutmayın... mesela; arama motorlarında piyano aradınız, facebooka da girdiniz -ki zaten açık değil mi o hep?... bankanızdan size piyano alabileceğiniz miktarda çok cazip kredi önerisi mutlaka gelecektir... budur yani en masum örnek... neyse, bu sayfanın konusu bu değil ama dikkatli olun...

özetle; internetin ve sosyal medyanın doğru kullanılmadığı taktirde çok ciddi büyük bir tehlikeye dönüşebileceğini, doğru ve etkin kullanımın ise bize devasa avantajlar getireceğini unutmadan kullanmak zorundayız... ben eminim ki; müzisyenlerimizin çok büyük bölümü bu işi oyun olarak görüyorlar... özellikle genç ve çocuk müzisyenler... web sayfası size özeldir ve kontrolü sizdedir ama sosyal medyada kontrol sizde değildir... mesleksel yada sanatsal açıdan sosyal medyaya adım atmak bence üzerinde önceden düşünülmesi ve ona göre davranılması gereken bir konudur... "sayfa takipçim çok olsun" denmemelidir... ticari bir sayfa değil ki o sayfa!... kafe yada tüpgaz sayfası değil... takipçileriniz yorumlar yazacaklar, hatta paylaşımlarda da bulunacaklar!... sayfanızla ilgilenebilecek misiniz?... iki takipçiniz birbirine girip, tartışmaya ve kavgaya tutuşsalar ne yapacaksınız?... bazılarının yaptığı gibi, birini destekleyip, diğerine mi yükleneceksiniz?... biri gelip de olumsuz yazılar yazarsa ne yapacaksınız?... vs vs vs... bunların fazlası yaşanıyor sosyal medyada... ben sadece aklıma gelenleri yazmaya çalıştım... gerisi yine müzisyenlerimize kalmış...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

mehmet özkanoğlu

mehmet özkanoğlu bir süredir paylaşmak istediğim bir gitarist mehmet özkanoğlu... ilk kez 1 yıl kadar önce facebook da bir paylaşımda dinlemiştim... hem de öyle bir paylaşımdı ki, bir şiir için fon müziği olarak kullanılmıştı... klasik gitarla çalınan parça ise, dost çevirmiş yüzünü adlı türkü idi... aşık veysel in... şiirle pek alakası olmayan biri olarak o video yu defalarca izlemiştim sırf parçayı dinlemek için... bence çok çok iyi bir yorum idi ama kimdi çalan??... düşünsenize! ne pis bir durum!... bir türk gitarist (yabancı da olabilirdi, bereket değilmiş) böyle gitar çalıyor ve ben tanımıyorum ve arayıp, bulmam lazım kim olduğunu!... bakmayın şimdi yukarıda parçanın adını yazdığıma, ilk dinlediğimde türkünün adını da kime ait olduğunu da bilmiyordum, sadece türküyü biliyordum... işin kötüsü, çoğu türkü de kimseye ait olmuyor ki! anonim olabiliyor, bir yada bir kaç derleyeni olabiliyor... google ın hiç bir işe yaramadığı da oluyor, onu keşfettim... bu parçayı bu kadar etkileyi

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

dünya piyanistler günü

gülsin onay daha önce hiç duymamıştım, az önce denk geliş karşıma çıktı... 6 aralık günü dünya piyanistler günüymüş... 2011 yılından beri... hikayesi de ilginç... usta piyanistimiz gülsin onay , 2011 yılında, 6 aralık günü "herkesin bir günü var, piyanistlerin neden özel bir günü yok" demiş ve 6 aralık gününü dünya piyanistler günü olarak ilan etmiş... biraz inceleyince, "şaka yollu ortaya attığım fikrimin marmarisli gazeteci ata sevgi tarafından haber yapılması üzerine bu denli ciddiye alınıp, benimseneceğini ve hatırlanacağını bilmiyordum doğrusu" dediğini de okudum... şaka yollu da olsa, ortaya atılan bu görüş benimsenmiş ve dünyaya da duyurulmuş anladığım kadarıyla ama dünyaca da benimsenmiş mi acaba diye biraz kurcalayınca, karşıma bu sefer de 8 kasım çıktı world pianist day olarak... bir de sayfa açmışlar... şöyle bir şey ... neden 8 kasım olduğunu anlamadım, daha doğrusu anlamak için uğraşmadım ama 8 kasımda farklı ülkelerden kutlayanları filan pay

org

benim hastalık boyutunda bir takıntım vardır bu org konusunda, bir kaç paylaşımımda bahsetmiştim daha önce... ülkemizde "org" olarak adlandırılan çok geniş bir müzik aleti grubu olması ve farklı adlandırılmalara gidilmeden, tamamına org adı verilmesidir bu takıntı... aslında bu takıntımda pek de haklı değilim, biliyorum ama üzerinde tuşları olan, birbiriyle alakasız her türlü cihaza tek bir isim verilip, org denmesini de hep yadırgamışımdır...  keyboardlar & piyanolar  başlıklı eski paylaşıma göz gezdirirseniz anlarsınız bu takıntımı... bu gereksiz takıntımda pek de haklı değilim dememin sebebi ise şu; aslında benim "org" denilip geçilmesini yadırgadığım cihazlar da "org" denen şeyin geliştirilmiş, elektronikleştirilmiş, dijitalleştirilmiş halleri... üstelik türkçe karşılıkları da yok ve tamamına org deyip geçmek de yanlış sayılmaz... benim takıntılı biçimde "gerçek org" dediğim ve hayranı olduğum şey aşağıdaki muhteşem varlık oluyor...

çingene müziği

çingene müziğine geçmeden önce; aşağıdaki paylaşımlara göz atabilirsiniz... gelem, gelem... çingeneler... dünyada bilindiği üzere, bir "dünya müziği" kavramı mevcut... world music denen!... kimi de her nedense hiç de sevmediğim bir şekilde "etnik" müzik diyor... aslında o kadar mide bulandırıcı bir tanımlama ki özellikle bu etnik müzik lafı!... etnik aslında yerel yada dar bir alana özgün gibi bir anlama sahip ama güncel ve yaygın kullanımı folklorik olmanın çok ötesine geçti, ırkçılığa kadar vardı resmen!... "ötekinin müziği" oluverdi resmen... web sayfaları kapatıldı, ötekinin müziğini dinleyenler kara listelere bile alındı... o yüzden ben zaten etnik lafını hiç benimseyemedim... dünya müziği lafı da çok saçma çünkü bu sefer insan "dünya dışı bir müzik mi var acaba" gibi bir arayışa giriyor... ne yani şimdi mesela madonna uranüs müziği mi yapıyor!... Robert E. Brown - dünya müziği mutfağı /  http://www.wesleyan.edu/ evet, madonna da