Ana içeriğe atla

müzik camiamızın sosyal medya sınavı

sosyal medya
bu yazının konusu internetin gerekliliği, gereksizliği yada faydası ve zararı değil... konu, zaten interneti ve özellikle sosyal medyayı kullanmaya çalışanlarla ilgili... blog da müzik bloğu olduğu için, konumuz interneti kullanmaya çalışan müzisyenler ve müzik camiası oluyor... bence kullanmaya çalışıp da zaman harcayacaklarına, hiç kullanmasalar çok daha iyi... bu arada hemen yine belirteyim, ben azarlar gibi yazıyormuşum bu tip yazıları, sonuçta kendimle ilgili herhangi bir çıkar filan söz konusu olmadığı ve sadece müzisyenlerimizi düşünerek yazdığım için, çok da fazla dikkat edemeyeceğim, kusura bakmayın çünkü bir çok konuda aklın yolu birdir ve müzisyen de ortalamanın oldukça üstünde bir akla sahiptir... bu yazıyı, ben olsam öyle değil de böyle yapardım şeklinde okursanız sevinirim...

özellikle sosyal medya kullanımı çok anlamsızlaştı ülkemizde... bu konuda dikkatimi çeken konuları yazacağım...

önce en önemlisini yazayım; sosyal medya "bu hali ile", kesinlikle web sayfası yerine kullanılabilecek bir ortam değil...

zaten sosyal medyanın amacı da o değil... sosyal medya, anlık bilgilendirmelerin yapılabileceği bir ortam... sosyal medya platformları size yaklaşmakta olan etkinliğinizi duyurma fırsatı verir... aldığınız bir ödülü takipçilerinizle paylaşma imkanı da verir... o gün bir eser seslendirmişsinizdir, onu da paylaşma imkanı sağlar... fotonuzu paylaşırsınız... videonuzu vs... anket yaparsınız, soru sorarsınız... albümünüzün hazırlık aşamalarını paylaşırsınız, albümünüz çıkınca paylaşırsınız... uzun süre görünmemişsinizdir, sizi özlemişlerdir, merhaba naber? dersiniz falan filan... budur sosyal medya denen zımbırtı...

sosyal medyayı yukarıda yazdığım konular için kullanırsınız... anlıktır, günlüktür, haftalıktır ama evladiyelik değildir... yaptığınız paylaşım yoğunluğuna göredir onun ömrü...  bir kaç dakika, bir kaç saat yada bir kaç gündür... albümünüz hakkında bilgilendirme yaparsınız, o bilgilendirme o dönem içindir... ben 2 sene sonra o bilgilendirmeyi bulamam, göremem... hatta durmadan paylaşım yapanlar için bu süre çok daha kısadır... sabah yaptığınız paylaşımı ben öğleden sonra göremem... uzun uzun uğraşmam gerekir görebilmem için... bu arada; siz de göremezsiniz kolay kolay kendi paylaşımınız olmasına rağmen!... bu yazdıklarım, özellikle en yoğun biçimde kullanılan facebook ve hizmetleri için geçerli...

en önemli konu da şu: arama motorları arayıp taramaz o paylaşımınızı... neden taramaz? yahu sosyal paylaşımın amacı o değil ki tarasın!... bir gün içinde yapılan milyarlarca paylaşımı tarayıp da istediğinizde size sunacak hali yok ya mesela google ın... her sosyal medya ortamının kendisine ait robotu ve yapay zekası vardır... kendine çalışır...

peki şimdi şunu sorayım; bütün bu yazdıklarımı zaten herkes biliyor... hal böyle iken, bir müzisyenin resmi web sayfası yerine, sosyal medyayı kullanmasının anlamı, mantığı nedir?... ülkemizde moda oldu iyice, kolay geliyor zannedersem ve var olan web sayfaları bile kapatılıp, sosyal medya sayfaları bu amaçla kullanılıyor!... bunun zerre kadar bir mantığı var mı?...

web sayfası yerine, eğer sosyal medya platformlarını kullanıyorsanız, bilin ki akıntıya kürek çekiyorsunuz... hiç bir anlamı yok, boşa zaman harcıyorsunuz... kendinizi kandırmakla meşgulsünüz... hiç uğraşmayın boşuna...

bir de özellikle ülkemiz sosyal medya paylaşımlarında gördüğüm ve beni resmen sinir eden durumlar var... bunlar da zerre kadar olumlu ve yapıcı amacı olmayan, gereksiz ve hiç bir işe yaramayan paylaşımlar...

mesela en sinir olduğum tarz paylaşımlarla başlayayım... müzisyenimiz video paylaşıyor!... dur bi bakayım diyorsunuz hevesle çünkü sevdiğiniz bir müzisyen... ama video 11 saniye!... yemin ederim, kendinizden soğutmak için yapabileceğiniz en muhteşem hareketi yapıyorsunuz!... o kadar kısa paylaşımlar sadece albümüz çıkmıştır, tanıtım yapıyorsunuzdur, o zaman yapılabilir... o zaman bile en azından 30 saniye yada 1 dakika olmalıdır...

kendinizden soğutmak için yapabileceğiniz bir diğer şey de şu: "dün gece konserimiz vardı" gibi bir şey yazan bir video paylaşılıyor, video bir tanıdık tarafından telefonla çekilmiş, kalite yerlerde sürünüyor... alelade seçilmiş bir an... görüntü kötü, ses kötü ve üstelik 1 dakika... ne anlama geliyor bu?... söyleyeyim: berbat bir konserdi!... bence amaç sadece geçiştirmek... başka bir şey değil... üstelik "sizi zerre kadar önemsemiyorum sevgili hayranlarım" demek oluyor aynı zamanda...

bir diğer konu ise bir çok anlamsız ve işe yaramayan fotoğraf ve videoların paylaşılması... örneğin; bir masterclass yapılıyor... yada müzik kampı... yada benzeri bir etkinlik, ne olduğu önemli değil... 1 gece yada 5 gün sürüyor... paylaşımlar yapılıyor: "ustalık sınıfı etkinliğimiz çok verimli geçti"... altında da 25 adet fotoğraf... tanınmış bir piyanistimiz 9 öğrenciye 2 gün boyunca bir şeyler anlatmış... 25 adet fotoğrafa bakıyoruz, bakıyoruz, bakıyoruz... o kadar!... sadece bakıyoruz... herhangi bir açıklama yok, bilgi malumat yok, özellikle katılan öğrencilerin isimleri yok... özetle; hiç bir şey yok... yahu bu paylaşımın anlamı ne?... o fotoğraflardaki kişilerin kim olduklarını ben bilmedikten sonra, neler olup bittiği konusunda fikrim oluşmadıktan sonra, ben ne yapayım ki o fotoğrafları?...

ben her şeyi eksiksiz isteyen biriyim... bir şey ya tam yapılır, yada hiç yapılmaz... herkes benim gibi olmak zorunda mı?... tabii ki zorunda:)... beklemiyordunuz değil mi bu cevabı?... zorunda tabii yahu... bunun başka bir cevabı olabilir mi?... arkadaş, hiç kimse alınmasın, gücenmesin... sayfa açıyorsanız, bol bol takip edilsin de istiyorsanız, benim vaktimi boşa harcamaya hiç hakkınız yok... paylaşım yapıyorsanız, tam yapacaksınız... üstelik paylaştığınız fotoğraflardaki kişilere karşı çok büyük bir ayıp içindesiniz... çok başarılı bir öğrenciniz, gidip italyada derece almış, foto var ama öğrencinizin adı yok!... bunların her birinin örnekleri hazır, mevcut ama şimdi yazmıyorum...

ben şimdiye kadar hiç bir yabancı sayfada açıklaması olmayan fotoğraf ve videoya rastlamadım!... hem de ne açıklama!... en ince detayına kadar... bizim sayfalarımızda bir video paylaşılıyor, genç bir delikanlı, bir yerlerde piyano çalıyor... o kadar!... peki bana ne bundan?... biri bir yerde piyano çalıyor!... o çalan kim?... nerede ve neden çalmış?... ne zaman çalmış?... kim dinlemiş?... çaldığı eser kimin? ve eserin adı ne?... bunlar yok... ne var? sadece şu var: bizim öğrencimiz!... reklamdan öte bir şey değil ki bu... ne demek bu biliyor musunuz?... "biz yetiştirdik... yoksa hiç bir başarı elde edemezdi!" istediğiniz kadar itiraz edin, döner dolaşır, bu davranışın ucu oraya çıkar çünkü bahsedilen tek şey sizsiniz!...

benim kendi adıma en çok önemsediğim konular şu yukarıda yazdıklarım... bunun yanında pek de önemli olmayan bir çok tuhaflık var... mesela dünya çapında bir sanatçımızın sayfasında resmen "fedai" çetesi var!... sayfayı beğenen kişi sayısından çok daha önemli olması gerekmez mi bir sanatçının hayran kitlesinin kalitesi?... sanatçının müziğinden çok siyasi görüşü üzerine odaklı bir kitle, o sanatçı için bence yıkımdır... 60 bin fedain olacağına, 6 bin sevenin olsun... bazı müzisyenlerin sayfalarına girip, biraz gerçekçi yorumlar yazmaya kalktığınızda, kraldan çok daha fazla kralcı bir çete üzerinize saldırıyor... buraya kadar normal karşılayabilirim... anormal olan şu; müzisyenimiz bu durumdan hiç rahatsız olmuyor... belki de büyük bir mutluluk ve gurur da yaşıyordur... bilemem... sanatçı sayfasında küfürleşmeler, ötekileştirmeler, siyasi ve dini tartışmalar, kavgalar olmamalıdır...

şimdi aklıma gelen bir diğer konu ise; müzisyenin durmadan paylaşım yapması... bir müzisyenden benim beklediğim, günde en fazla bir kaç paylaşımdır... hatta haftada yada ayda... sabahtan akşama, gece yarılarına kadar, günde 80 paylaşım yapanlar var!... bu ne demek?... bu müzisyen; "vakti bol, boş işlerle uğraşan bir müzisyendir" demek!... üstelik, önemli olabilecek paylaşımlar da arada kaynayıp gidiyor demek...bir çok takipçi için de sayfanın takibinin bırakılması demek aynı zamanda...

aklıma geldikçe yada tanık oldukça ilave ediyorum buraya... az önce bir müzisyenimizin sayfasında yeniden karşılaşınca aklıma geldi; özellikle yurt dışında ikamet eden bazı müzisyenlerimiz türkçeyi unutmuşlar... yada önemsemiyorlar... yada en iyi ihtimalle takipçilerinin ana dilleri ingilizce, italyanca, fransızca ve almanca... türkçe paylaşım hiç yok... tamam, belki de ülkemizde ilgiliniz çok az, bir çoğumuz da kültürsüz olabiliriz ama arkadaş, ben sizi bizim gençler tanısınlar diye paylaşım yapıyorum, web sayfanıza ve/veya sosyal medya sayfalarınıza yönlendiriyorum onları... web sayfanız ingilizce... facebook sayfanız almanca vs vs vs... çok önemli bir şey olmuş, artık ne ise, altına türkiyeden takipçileriniz de almanca filan takdirlerini belirtmişler ama hiç bir şey anlaşılmıyor... o sayfalardan anında çıkıyorum...

durmadan internetten bahseden blog sahibi biri olduğum için, artık kimse bana inanmaz ama internet bağımlısı değilim, sosyal medya batağına saplanmış biri hiç değilim... sadece, bu blogdaki yazılar sağda solda okunsun diye etkili bir kaç platformu kullanan biriyim -ki kullanmak da denmez, burada paylaşılan yazılar otomatik olarak oralarda da paylaşılıyorlar-... o kadar... ancak daha önce de defalarca yazdığım gibi, interneti önemsiyorum... bu doğru... daha doğrusu, internetin doğru ve etkin kullanımını çok önemsiyorum...



internetin 2 amacı var... birincisi; bizleri köle ve kukla yapmak... hatta yönetmek... daha doğrusu, kendi başına hareket edemeyecek hale getirip; kendisi karar veremeyen, bağımlı insanlar yapmak bizi... bence bu internet asıl bu sebeple var... ikincisi ise; bizi bu internete mecbur bırakacak hizmetleri vermek... bunların bilincindeyim ve inanın muhtemelen sizden çok daha fazla bilincindeyim... internetteki yapay zekalar, sizi sizden çok daha iyi tanıyorlar... ne zaman ne yapacağınızı, hangi durumda neye karar vereceğinizi, nereden ne satın alacağınızı ve neye inanıp inanmadığınızı sizden çok daha iyi biliyorlar... bilmiyorsanız, bunu da unutmayın... mesela; arama motorlarında piyano aradınız, facebooka da girdiniz -ki zaten açık değil mi o hep?... bankanızdan size piyano alabileceğiniz miktarda çok cazip kredi önerisi mutlaka gelecektir... budur yani en masum örnek... neyse, bu sayfanın konusu bu değil ama dikkatli olun...

özetle; internetin ve sosyal medyanın doğru kullanılmadığı taktirde çok ciddi büyük bir tehlikeye dönüşebileceğini, doğru ve etkin kullanımın ise bize devasa avantajlar getireceğini unutmadan kullanmak zorundayız... ben eminim ki; müzisyenlerimizin çok büyük bölümü bu işi oyun olarak görüyorlar... özellikle genç ve çocuk müzisyenler... web sayfası size özeldir ve kontrolü sizdedir ama sosyal medyada kontrol sizde değildir... mesleksel yada sanatsal açıdan sosyal medyaya adım atmak bence üzerinde önceden düşünülmesi ve ona göre davranılması gereken bir konudur... "sayfa takipçim çok olsun" denmemelidir... ticari bir sayfa değil ki o sayfa!... kafe yada tüpgaz sayfası değil... takipçileriniz yorumlar yazacaklar, hatta paylaşımlarda da bulunacaklar!... sayfanızla ilgilenebilecek misiniz?... iki takipçiniz birbirine girip, tartışmaya ve kavgaya tutuşsalar ne yapacaksınız?... bazılarının yaptığı gibi, birini destekleyip, diğerine mi yükleneceksiniz?... biri gelip de olumsuz yazılar yazarsa ne yapacaksınız?... vs vs vs... bunların fazlası yaşanıyor sosyal medyada... ben sadece aklıma gelenleri yazmaya çalıştım... gerisi yine müzisyenlerimize kalmış...

Yorumlar

Çok Okunanlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin...


aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim...

"çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum...

"nasıl çocuğa gitar alınır"…

gnossienne

gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser...

önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk bağımsız dans gösterisi...

asıl adı eric alfred leslie satie olan ve adını daha sonra erik olarak değiştiren er…

çağla karaali

çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?...

konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... kendinden daha iyi bakacaksın ona...

ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onları…

org

benim hastalık boyutunda bir takıntım vardır bu org konusunda, bir kaç paylaşımımda bahsetmiştim daha önce... ülkemizde "org" olarak adlandırılan çok geniş bir müzik aleti grubu olması ve farklı adlandırılmalara gidilmeden, tamamına org adı verilmesidir bu takıntı... aslında bu takıntımda pek de haklı değilim, biliyorum ama üzerinde tuşları olan, birbiriyle alakasız her türlü cihaza tek bir isim verilip, org denmesini de hep yadırgamışımdır... keyboardlar & piyanolar başlıklı eski paylaşıma göz gezdirirseniz anlarsınız bu takıntımı... bu gereksiz takıntımda pek de haklı değilim dememin sebebi ise şu; aslında benim "org" denilip geçilmesini yadırgadığım cihazlar da "org" denen şeyin geliştirilmiş, elektronikleştirilmiş, dijitalleştirilmiş halleri... üstelik türkçe karşılıkları da yok ve tamamına org deyip geçmek de yanlış sayılmaz...

benim takıntılı biçimde "gerçek org" dediğim ve hayranı olduğum şey aşağıdaki muhteşem varlık oluyor...


şunun …

aslıhan keçebaşoğlu

başarılı genç bestecilerimizden aslıhan keçebaşoğlu; finlandiya'nın ünlü sibelius müzik akademisinde master yapmaya hak kazanmış... bugün birden karşıma çıkınca bu haber, çok sevindim... kendisi hakkında iki kelam etme fırsatım da çıktı bu arada...

akdeniz üniversitesi devlet konservatuvarının piyano bölümünde liseyi tamamladıktan sonra, bilkent üniversitesi müzik ve sahne sanatları fakültesi kompozisyon bölümünde onur türkmen ile sürdürdü çalışmalarını ve eğitimini başarıyla tamamladı... asıl hocası onur türkmen olmakla birlikte; kendisine büyük emeği geçen diğer hocalarından da bahsetmeden olmaz... yiğit aydın ile armoni ve orkestrasyon, tolga yayalar ile polifoni, fugue ve post tonal teori (yazdığıma pişman olmaya başladım:))... aynen yazsan olmuyor, türkçeleştirsen olmuyor, ne biçim ders arkadaş bunlar... tonal ötesi:)))...)... neyse; konuya hakimmişim gibi davranayım, bir çok "uzman yazar!" öyle yapıyor, benim neyim eksik:)... maria nowotna ile kulak eğitimi (ne güz…

cem esen

yıllardır takip etmeye çalıştığım bir isim besteci ve piyanist cem esen... daha doğrusu, takip etmeye başladığım belki de ilk genç müzisyenlerimizden kendisi ama yıllardır hakkında hiç paylaşım yapmadığım bir isim aynı zamanda... bu sayfada neden bir çok genç yetenekten henüz bahsedememiş olduğumu açıklarken de cem esen'i örnek göstermişim:)... bakınız, burada... gitmişken oraya; sağa sola da bir göz gezdirin, öyle dönün...

tabii hakkında hiç bilgi vermemiş de değilim... sağ üstteki "ara" kısmına adını yazıp, okuyabilirsiniz... mesela "neden önceliğimiz geleceğimizdir?" sorusuna yanıt ararken de cem esen'in hayran kaldığım eserlerinden biri olan free variations op. 7 eserini paylaşmıştım... bu paylaşımı ben çok önemserim ve okunmasını isterim, verdiğim bağlantıdan okuyun mutlaka... aşağıdaki paylaşımları da bu yazıdan sonra yaptım, onları da araya ilave edeyim dedim... aşağıdakiler de okunacak...

cem esen'den cosmic variations

cem esen ve ayşe ece güneşş…

orta çağdan günümüze hurdy gurdy

hurdy gurdy, 12. yüzyıl öncesine ait yaylı bir çalgıdan köken aldığı düşünülen oldukça eski bir müzik aleti... ilk ortaya çıktığı yer; bazı kaynaklara göre avrupa ama orta doğu orijinli olduğu konusunda neredeyse fikir birliği var gibi... üstelik atasının rebab olması da kuvvetle muhtemel... gerçi köken araştırmalarında bu kadar gerilere gidilmesi ne derece doğrudur bilmiyorum çünkü nihayetinde bütün enstrümanları en eski bir kaçına bağlayıvermek de biraz mantıksız geliyor bana... rebabın aşırı değişmiş bir hali oluyor bu durumda...

çok daha eski resimler mevcut ama ben birbirlerine benzeliklerinden dolayı jules richomme ye ait 1882 tarihli yukarıdaki tabloyu ve günümüze ait aşağıdaki fotoğrafı paylaşmayı istedim... aşağıdaki fotoğraf ise günümüzün ünlü folk rock grubu eluveitie nin gözde elemanı anna murphy ye ait... yazının sonunda bir videosunu paylaşırım mutlaka ama şimdilik şunu söylemek gerekir ki; 133 yıl öncesi ile günümüz arasında çok şey değişmiş olabilir ama işin özü aynı …

ıraz yıldız

çok fazla paylaşıma aynı şekilde başladım, artık tat da vermiş olabilir ama ıraz yıldız da oldukça uzun bir süredir hakkında mutlaka yazmak istediğim çok önemli genç sanatçılardan biri... ve ben şimdiden bu klişeleşmeye başlayan girişe ek olarak, klişeleşmeye başlayan kapanış cümlemi de en baştan yazayım; yakın yada uzak gelecekte kesinlikle kalbur üstü bir cazcı olacak ıraz... hiç kimseye bu kadar emin olarak yazmamıştım bu öngörümü... bütün derdim, klasikçileri cazcı yapmak benim:)...

ıraz yıldızı ben fazıl say sayesinde tanıdım... fazıl sayın övgüyle bahsettiği genç bir piyanisti yakalarım da bırakır mıyım hiç... o zamandan beri aklımda ama şimdi o yazıyı bulamadım... bulunca eklerim mutlaka... izlediğim ilk videosunu hemen paylaşayım... bu kadar mı hissederek çalınır!... aslında çok daha yakın tarihli canlı kayıtları da var ama ben özellikle bu kaydı paylaşıyorum..

fazıl say - nazım balad 1



burada da bir çok kez elimden geldiğince paylaşmaya çalıştım, son yıllarda ülkemizde genç y…

samida

gürcü dilinde üç kız kardeş anlamına geliyor samida... yani yukarıdaki fotoğrafta gördüğümüz üç sanatçı; damla şahin, yudum şahin ve tamara şahin kardeş oluyorlar... ilk defa yüzleri göstermeyen bir fotoğraf seçtim burada, ilginç oldu ama fotoğraf güzel ne yapalım, aşağıda tekrar paylaşırım, tanış olursunuz artık... ben de az önce tanıştım kendileriyle ve hemen paylaşmaya başladım... bir yandan dinliyorum müziklerini, bir yandan da yazıyorum... ilk izlenimlerimi yazayım hemen: parçalar kısa:)... bir de şunu yazayım, yeni tanış oldum dedim ama bu kardeşlerden birini tanıyorum sanki...

ben genelde bu şekilde paylaşım yaptığım için, yazmaya başlayıp da sonradan paylaşımı iptal ettiğim de az olmadı ama samida şu anda oldukça iyi gidiyor... youtube tarafından bana önerildiği için izlediğim ilk videoları "budur işte!" dedirtmişti, şu anda evet kesinlikle budur işte diyorum... çok başarılılar... dinlemeye başladığınız anda eğitimli müzisyenleri dinlemekte olduğunuzu hemen anlıyors…

gökay özgür

uzun süredir ilgiyle takip ettiğim ve bir süredir de yazmak isteyip, bir türlü yazamadığım, diğer yandan hakkında az da paylaşım yapmadığım bir genç piyanist gökay özgür... bir kaç yıldır mimar sinan güzel sanatlar üniversitesi istanbul devlet konservatuvarı'nda prof. dr. gülden gökşen ile piyano eğitimlerine devam eden öğrencilerin başarı haberlerini sıkça paylaşır oldum... mesela bir tanesine şöyle bir göz gezdirin derim çünkü oradaki fotoğrafa hayranım ben... boy boy, envayi çeşit piyanist göreceksiniz, işte o boy boy genç piyanistin en boylusu olarak sürekli dikkatimi çekerdi gökay özgür ama hakkında yeterli bilgim olmadığı için şimdiye kadar paylaşamamıştım...

fotoğrafta abi gibi duran gökay özgür, gülden gökşen'in diğer öğrencilerinin gerçekten abileridir... piyanoya 15 yaşında başlamış ve bu sebeple sanat otoritelerini şaşırtıyormuş çünkü 15 yaş çok geç bir yaşmış piyanoya başlamak için... "5 aylıktı, kürdilihicazkar makamında ağlar, mama kaşığını evfer usulünde v…