Ana içeriğe atla

ahmet muvaffak falay

ahmet muvaffak falay
genelde gençleri yazıyorum bu sayfada ama arada sırada esiyor kafama devleri de yazıyorum... bu paylaşım da bir dünya devi ile ilgili üstelik... devleri yazdığımda da çoğu zaman "gençlere" yazıyorum çünkü gençler gerçek sanatçıları unutmasınlar istiyorum... unutulmaz bir isim ahmet muvaffak falay yada çok daha iyi bilinen adı ile maffy falay... bazı yabancı kaynaklarda muffy falay olarak da görebilirsiniz... unutulmaz bir dünya devi olmasına rağmen, ben ülkemizde hak ettiği ölçüde tanınmadığını düşünüyorum... hatta genç bir cazcının muvaffak falayı tanımadığına çok üzülerek tanık olmam üzerine karar verdim bu paylaşımı yapmaya!... çok üzücü...

hemen şunu da belirteyim; tanınmamak günümüzde yüceltici bir durum haline bile gelmiş durumda!... tuhaf değil mi?... zırva zırva isimler tanınmak için türlü türlü zevzekliklere başvuruyorlarken, az tanınır olmak gerçek sanatçılığın kriteri oldu neredeyse... neredeyse değil, kesinlikle öyle oldu...

çok tanınmış kişilere bir bakın hele!... herkes tarafından tanındığı için caddede yürüyemeyenlere!... bırakın sanatçılığı, cümle kurmayı ve oturup kalkmayı bilmezler!... eksik olsun öyle tanınmışlık... çoğu da yalakanın önde gideni...

şu aşağıdaki sahnelerin koca çınarı oluyor maffy işte... dikkatinizi çekerim; yaş 80!... maaşallah...

Crescendo Jazzclub Norrköping - Maffy Falay Quintet



bu arada; daha önce paylaştığım türkiyede caz belgeselini de incelerseniz sık sık maffy falay adının geçtiğini de göreceksiniz...

benim bildiğim, izmir karşıyaka doğumlu üstelik benimle aynı gün yani 29 ağustosta doğmuş olması her nedense beni çok mutlu etmiştir:)... aynı gün doğmanın ne gibi bir artısı olabilir bilmiyorum ama kendisi de charlie parker ile aynı günde doğmuş olmaktan gurur duyuyormuş:)... ben de iyice gururlandım şimdi doğum günümde doğmuş olanlara baksanıza:)... izmir karşıyaka doğumlu diye biliyorum ama çok ciddi bazı kaynaklarda buca geçiyor... yine bazı kaynaklarda kuşadası geçiyor... ben eminim, izmir karşıyaka doğumlu... çok da önemli değil nerede doğduğu ama hemşehriyiz aynı zamanda:)...

muvaffak falayı yanlış hatırlamıyorsam 10 küsur sene önce sadece bir kez izlemiştim... izmirde... galiba izmir festivali idi... muvaffak falayın doğduğu şehirdeki ilk konseri idi... öyle konuşmalar vardı... 10-12 yaşında ve sanata başladıktan tam 50 küsur yıl sonra!... bir yandan da yazdıklarımı teyit edebilecek bir şeyler araştırıyorum; 1930 doğumlu, 1942 yılında başlıyor müzik yaşamına ve üstünden koskoca 52 sene geçiyor... ilk izmir konseri oluyor!... çok ilginç... üstelik çok da kötü...

bir yerde okumuştum yada gözüme çarpmıştı, genelde not alırım nerede ne okuduğumu ama bulamadım; neden trompet? sorusuna verdiği yanıt şöyle bir şeydi tıpatıp olmasa da: "e hoş bir şey yahu, ufacık ama üfleyince güzel sesler çıkarıyor"... :)...

dizzy gillespie "türkiyede bir trompetçi tanıdım, miles davis ile boy ölçüşebilir" demiştir kendisi için... çok da yakın arkadaştırlar... dexter gordon, stan getz,  benny bailey, ake persson, phil woods, sixten eriksson, quincy jones, bill evans, mccoy tyner ve daha bir çok caz deviyle çalışmıştır... kendisi de bir çok grup kurmuştur kalbur üstü müzisyenlerle...

ama bu ülke kendisiyle zerre kadar ilgilenmemiştir!... 1942 yılında caza başlayan dünya devine 2005 yılında istanbul caz festivalinde "yaşam boyu başarı" ödülü verilmiştir... tamam iyi niyetle verilmiş bir ödül ve nihayet birileri akıl edebilmişler ama ben olsam almazdım o ödülü!...
Amerikan Havayolları'na ait uçak Esenboğa'ya öğle saatlerinde indi. Pistte bir tur atıp, yolcu terminalinin önünde durdu. Kapı açıldı, merdiven yanaştı. Müzikte cazın, cazda bebop akımının tüm dünyayı sardığı günlerdi. Tam olarak söylemek gerekirse 1956 yılının 22 Nisan'ı. Dönemin süperstarları Ortadoğu turnesine çıkmıştı. Dizzy Gillespie ve Quincy Jones merdivenlerde belirdiği anda pistte Tadd Dameron'un "Good Bait"i bomba gibi patladı. Kalabalığın arasında çalan ekibin en önünde trompetçi Muvaffak Falay vardı. Arkasında ise onun sırtına iğnelenmiş notaları okumaya çalışan basçı Süheyl Denizci, davulcu Erol Pekçan, tenor saksofoncu Hayri Matkap, alto saksofoncu Celalettin Bozkurt.
Dizzy diplomat ve gazeteci kalabalığını yarıp Falay'ın önüne geldi. Parça biter bitmez genç trompetçiyi hararetle kucakladı. Adını sordu. Duyunca kafasını salladı, tebessüm etti. "Ben de" dedi. Ardından tekrar adını sordu. Yine "ben de" dedi. Aynı olay üç kez tekrarlandı. Dizzy yanındaki eşinin kulağına birşeyler fısıldadı. Bu kez eşi sordu Muvaffak Falay'a adını. Cevabı duyunca yüzü hafiften dalgalandı. Dizzy'le bakıştı, daha sonra hep birlikte şehre hareket ettiler.
Amerikalı cazcılar Ankara'da üç gün kaldı. Konserlerden sonra Türk müzikçilerle sabahlara kadar jamsession yaptılar. Son gün Dizzy konserleri sırasında, Falay'ı sahneye davet edip bir sigaralık hediye etti. Dinleyicilere dönüp "Müthiş bir trompetçiniz var, kıymetini bilin" dedi. Kulise geçtiklerinde, havaalanında yaşanan tuhaflığı anlattı Muvaffak Falay'a. Hızla söylenen isimden sadece "ma" ve "fa" seslerini yakalamış, argoda "bitirim" anlamına gelen "mother fucker" dediğini sanmıştı. Bu nedenle "ben de" cevabını vermişti!
Dizzy ne bu olayı ne de Falay'ı unuttu. Bir ay sonra Metronom'daki röportajda, Miles Davis'le kıyasladı. Böylece Ankaralı trompetçinin adını Amerika duydu. Sonraki yıllarda ise Avrupa'ya geldiğinde, defalarca birlikte çaldılar. Keşfettiği genç müzikçiyi Amerika'da ağırladı.
Muvaffak Falay ise bu olaydan sonra anne ve ablalarının ona taktığı Mafili lakabından Maffy'yi türetti. Dünyaya açılan ilk Türk cazcı oldu. kaynak: müzik söyleşileri 
izmirde endüstri meslek lisesine devam etmiş 10 gün kadar ama çok sıkılıyormuş... ailesi müzisyen bir aile olduğu için, müziğin tam ortasına doğmuş... aile müzisyen derken müziğe meraklı ve enstrüman çalan, kaliteli müzik dinleyen bir aile anladığım kadarıyla... klasik müzik dinleye dinleye büyümüş... babası da müziği çok iyi bilen biri ama kuşadasında ziraat müdürü... izmirde durmadan okuldan kaçan muvaffakı ailesi babasının yanında göndermiş anladığım kadarıyla... kuşadasında bandoda başlamış müziğe ve müzik teorisini öğrenmeye... bu sebeple kuşadası zannedilir doğum yeri... ama tabii kuşadası kendisi için çok daha fazla önem taşıyor ve kuşadası daha iyi sahipleniyor kendisini... kuşadası bandosunda temeli atan maffy, izmirde okuldan kaçıp da gittiği fuarda yeniden bir bandoya çarpıldı:)... izmir bandosu bu sefer kendisine hayran kaldı... burada da çok şey öğrendi ve bu öğrendikleri sayesinde ankara devlet konservatuvarına girdi... orada da caza bulaştı... konsevatuvarda trompeti resmen yalayıp yuttu ve avrupaya açıldı... bebop kralı oldu... amerikaya gitti, rahat etmedi orada ve isveçe dönüp oraya yerleşti... ben çok özet geçtim tabii... aradaki önemli detayları sonra gerekirse eklerim...

kaç konser verdiğini, kaç albümü olduğunu ve kimlerle birlikte çalıştığını sayamıyor ve "ooo yüzlerce, delimisin nasıl sayayım" şeklinde yanıtlıyor... özellikle bebop zamanı kısa sürede ünü tüm avrupaya yayılıyor ve bugün için muvaffak maffy falay tam bir dünya caz devi olarak tanınıyor... miles davis kadar isim yapamadı belki ama en az onun kadar büyük bir usta maffy falay... bunun sebebi de tabii çok açık; miles davis cazın anavatanında idi... muvaffak falay amerikada yapamadı ve avrupa cazına döndü...

Handle with Care (Clarke-Boland Big Band album)
1963 yılında atlantic plak tarafından çıkarılan clarke-boland big band e ait handle with care albümünde müzisyenlerin pul şeklindeki fotoğraflarının albüm kapağına basılması ve bu önemli albümde bir türk müzisyenin de yani achmet muvaffak falay adının da bulunması o dönemlerde ciddi önem verilen bir konuymuş türkiyede... o dönemlerde tabii... tabii aslında bir sene önce aynı big band tarafından çıkarılan jazz is universal albümünün kapağı da oldukça önemli idi...

Clarke-Boland Big Band - Jazz Is Universal
okay temiz gibi bazı müzisyenleri de isveçe çeken muvaffak falay, okay temiz ile sevda adlı bir grup kurdu ve kısa süre birlikte etnik cazı denediler... çok iyi bir de albüm yaptılar birlikte ama maffy falay kısa sürede kendi müziğine geri döndü... hayatı boyunca bebop, füzyon ve swing ekseninde yaptı müziğini ve çok da iyi yaptı...

1972 Sevda (Caprice) - Makedonya



"benim asıl isteğim, bu memlekete müzik bilgimi aktarabilmek. bir yer açılsın, caza gerçekten meraklı olanlar gelsin ve onlara ders vereyim istiyorum. avrupa'daki, isveç'teki insanlara cazı ve trompet çalmayı öğretiyorum ama kendi halkıma da çalmak ve öğretmek istiyorum. bakıyorum türkiye'de caz daha tam oturmamış, eksiklikler var. cazın burada iyice oturması için gençlerin iyi bir eğitim alması lazım. amerika'dan arkadaşlarımı da alıp getirsem eminim gençler deli olacaklar, bayılacaklar bu müziğe. dünyanın en güzel müziği cazdır bence. ama o kültürü tamamen edinmek çok zordur. yaşım artık 75, bıktım artık avrupa'dan ve dünyadan..."
cazkolikte leyla diana gücük ün hazırlayıp sunduğu jazz, müzik ve kadın programında iki kere maffy falay özel programı yapıldı... çok önemli iki kaynak oluyor bu programlar... kesinlikle iyice dinlemenizi tavsiye ederim...

Muvaffak `Maffy` Falay ile... [1]

Maffy Falay Özel [2]

sumru ağıryürüyen tarafından açık radyoda yayınlanan müziğin başka türlüsü programında da maffy falaya yer verildi... aşağıdan dinleyebilirsiniz...



ünlü heykelcimiz tülin atalay tarafından yapılan muvaffak maffy falay heykeli yanlış bilmiyorsam 2011 yılında kuşadası kalekapısına dikildi... duyduğumda beni hem sevindiren hem de şaşırtan bir haber olmuştu bu vefa örneği... can-ı gönülden kutluyorum bir kez daha...
Muvaffak Falay gibi Kuşadası’nda yetişen dünyaca ünlü bir müzisyenin heykelini yaptırdıkları için duydukları mutluluğu dile getiren Kuşadası Belediye Kültür ve Turizm Komisyonu Başkanı Murat Saraç, “Bu bizim açımızdan bir vefadır. Mufvaffak Falay gibi bir değere sahip çıktık. Falay’a sadece Kuşadası değil tüm Türkiye sahip çıkmalıdır” dedi.
türkiyeden çıkan en büyük caz sanatçımız... türkiyenin dünyaca tanınan ilk solo cazcısı... yaşayan bir efsane... 1930 doğumlu olup, 10 yaşından itibaren müzikle iç içe olan, günümüze kadar aktif olarak çalışan ve çalışmaya da devam edecek bir sanatçının hayatında kim bilir neler neler yaşanmıştır anlatılacak... kalınca bir kitap yazılmalı, belgeseller yapılmalı... benden ancak bu kadarcık bir paylaşım çıkıyor işte koskoca bir maffy için... elimde daha bir çok bilgi var çoğu da oldukça enteresan ama hem doğruluklarından şüpheliyim hem de yine hatırlatayım, burası basit bir blog:)... en iyisi ben şöyle hoş bir şeyle bitireyim artık...

Muvaffak "Maffy" Falay 6tet "Monk Blues"

Muvaffak Maffy Falay (tp), Engin Recepogullari (ts), Elvan Araci (tb), Can Cankaya (p), Kagan Yildiz (b), Ferit Odman (d)



e hadi başlamışken bulduğum bazı diğer çalışmaları da ekleyeyim... bol maffyli olsun benim paylaşım:)...

Levande Livet - Strömmens Pärla 1973... trompet maffy falay...



Per-Ola Gadd Group - My Conception

Maffy Falay - trumpet
Per-Ola Gadd - bass
Carl Orrje - piano
James Bradley Jr - drums

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

mehmet özkanoğlu

mehmet özkanoğlu bir süredir paylaşmak istediğim bir gitarist mehmet özkanoğlu... ilk kez 1 yıl kadar önce facebook da bir paylaşımda dinlemiştim... hem de öyle bir paylaşımdı ki, bir şiir için fon müziği olarak kullanılmıştı... klasik gitarla çalınan parça ise, dost çevirmiş yüzünü adlı türkü idi... aşık veysel in... şiirle pek alakası olmayan biri olarak o video yu defalarca izlemiştim sırf parçayı dinlemek için... bence çok çok iyi bir yorum idi ama kimdi çalan??... düşünsenize! ne pis bir durum!... bir türk gitarist (yabancı da olabilirdi, bereket değilmiş) böyle gitar çalıyor ve ben tanımıyorum ve arayıp, bulmam lazım kim olduğunu!... bakmayın şimdi yukarıda parçanın adını yazdığıma, ilk dinlediğimde türkünün adını da kime ait olduğunu da bilmiyordum, sadece türküyü biliyordum... işin kötüsü, çoğu türkü de kimseye ait olmuyor ki! anonim olabiliyor, bir yada bir kaç derleyeni olabiliyor... google ın hiç bir işe yaramadığı da oluyor, onu keşfettim... bu parçayı bu kadar etkileyi

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

ilham perileri

ilham perileri (müzler) biraz sakat bir konuya dalasım geldi, bakalım işin içinden çıkabilecekmiyim... şu anda çok az bilgim var şu ünlü ilham perileri hakkında... şöyle bir olası kaynaklara da göz gezdireyim dedim, gözüm de korktu ama yıllardır hep ilgimi çeker bu ilham perileri... müzler de deniyor, musalar da... ingilizce muses... hemen her dilde yunanca orijinaline sadık kalınmış... Μοῦσαι (moũsai) ise orijinali oluyor... yunanca tabii... müz kelimesinin kökeni de "men" miş... bana pek bi alakasız geldi ama öyleymiş sonuçta... men kelimesi ise çok fazla ciddi anlamlar taşıyor: akıl, düşünce ve yaratıcılık!... umarım ingilizce insanoğlu denen "men" buradan gelmiyordur ama sanki öyle... bu kadarla da kalmıyor, bu 3 ana kavramın altını dolduran konular çok önemli; bilim, edebiyat ve sanat... konu ağır anlayacağınız... men kelimesinden köken aldığı söylenen müzler ise sanat, bilim ve edebiyat alanında eserler veren insanlara ilham getirmekle görevli periler.

can özhan ve öğrencileri

can özhan yazıya nasıl başlayacağımı bilemedim... kaç aydır duruyor bu paylaşım taslak olarak ama elbisesini giydirip, paylaşmam lazım... ben normal koşullarda can özhan gibi ünlü ustaları değil de, ünlü birer usta olacak genç sanatçılarımızı yazıyorum... can özhan da genç sanatçı ve 32 yaşında bu aralar ama bloğun konseptinin çok dışında bir sanatçı artık... çok başarılı ve benim hiperaktif sanatçı olarak tanımladığım sanatçılarımızdan can özhan da.. konserler, projeler, ustalık sınıfları, orkestra kurmalar vb bir çok farklı aktivite devam ederken, bir çok da genç kemancı yetiştirdi ve yetiştirmeye devam ediyor... hepsi de çok başarılılar ve aslında her biri ayrı ayrı paylaşımları fazlasıyla hak ediyorlar ama ben bu tip paylaşımlar yapmayı tercih ediyorum.. yani ortada bir proje, orkestra, destek programı vs gibi bir ortak çalışma içinde yer alan genç sanatçılarımızı paylaşma gibi... bu paylaşımın konusu ise; en az sanatçılığı kadar başarılı olduğu öğretmenliği can özhan'ın... v

çingene müziği

çingene müziğine geçmeden önce; aşağıdaki paylaşımlara göz atabilirsiniz... gelem, gelem... çingeneler... dünyada bilindiği üzere, bir "dünya müziği" kavramı mevcut... world music denen!... kimi de her nedense hiç de sevmediğim bir şekilde "etnik" müzik diyor... aslında o kadar mide bulandırıcı bir tanımlama ki özellikle bu etnik müzik lafı!... etnik aslında yerel yada dar bir alana özgün gibi bir anlama sahip ama güncel ve yaygın kullanımı folklorik olmanın çok ötesine geçti, ırkçılığa kadar vardı resmen!... "ötekinin müziği" oluverdi resmen... web sayfaları kapatıldı, ötekinin müziğini dinleyenler kara listelere bile alındı... o yüzden ben zaten etnik lafını hiç benimseyemedim... dünya müziği lafı da çok saçma çünkü bu sefer insan "dünya dışı bir müzik mi var acaba" gibi bir arayışa giriyor... ne yani şimdi mesela madonna uranüs müziği mi yapıyor!... Robert E. Brown - dünya müziği mutfağı /  http://www.wesleyan.edu/ evet, madonna da

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o