Ana içeriğe atla

tülay german & françois rabbath

tülay german

toulai et françois rabbath

françois rabbath hakkında daha önce renaud garcia-fons paylaşımında çok kısaca bahsetmiştim... garcia-fons un hocasıdır kendisi ve laf aramızda boynuz kulağı bence çok fazla geçmiştir ama hoca françois rabbath'ın da hakkını yemeyelim şimdi, en önemli kontrbas virtüözlerinden biridir... tabii kulvarları sonradan azcık ayrıldığı için ve ben garcia-fons'a resmen hayran olduğum için böyle yazdım... yahu işe bak, hakkında yazı yazdığım adama kulak dedim:)... neyse, ben françois rabbath'ı pek bilmezdim, sadece isim olarak ve karşıma ara sıra denk geliş çıkan bir kaç klasik videosundan bilirdim...

bu yazıyı yazıyor olmamın sebebi de zaten karşıma denk geliş çıkan bir çalışması oldu... muhteşem bir kontrbas, yanında da "resmen bağlama bu be!" dedirten bir enstrüman!... françois rabbath, suriye asıllı olduğu için, "herhalde suriye çalgısı bu, yakınız ya aynı coğrafyadayız, halklarımız da aynı zaten" filan dedim önce ama bağlamanın tıpa tıp aynısı olması sebebiyle, araştırmacı blogçu kişiliğim birden depreşti ve anında anlayıverdim o çalanın gerçekten ne olduğunu...

eh hemen paylaşayım da dinleyiverin gari...



francois rabbath ın baş yapıtlarından biri olarak kabul edilen, dialogues & creations albümünden evasion... dinlediniz? ne kadar da bağlamaya benziyor değil mi?... benziyor çünkü bağlama zaten:)... üstelik kendisi çalıyor... o da ayrı bir güzellik çünkü sonuçta françois bir fransız... hafiften kendi tarzı da hissediliyor ama tarz olarak da uzak çalınmamış...

tabii ister istemez insanın aklına da takılıyor... arkadaş bir kontrbas virtüözü nereden icap eder de bağlama öğrenir ve onu kalkar başyapıtlarından birinde ciddi biçimde kullanır?... de mi ama!?... :D

işte bu noktada ikinci bir ilginçlik ile karşılaştım ve ne kadar mutlu oldum bilemezsiniz... hikayesini nakledeyim de bilin o zaman...

1976 yılında, fransa radyosunda, eve griliquez tarafından sunulan bir programda, eve nazım hikmet şiirleri okuyacaktır... tülay german da türkiyeden gelecek olan bir bağlama ustasıyla birlikte nazım şiirlerinden oluşan parçalar okuyacaktır... françois rabbath ise kontrbası ile onlara eşlik edecektir... ama türkiyeden gelecek olan bağlama ustası gelmez!... ayıp etmiş kimse o usta ama iyi ki de gitmemiş... tülay german tabii çok üzülür belki çok da sinirlenir filan bilmiyorum ama hafiften şaka yollu bir şekilde saz çalma işini françois rabbath a önerir... rabbath ın da kabul edeceği tutar!!... e yok artık yahu... ne cesaret:)... o zamanlarda radyo programları canlı olurdu bildiğim kadarıyla... canlı programda bilmediğim bir enstrümanı çalacaksın!... bizce sıkıntı yok tabii iyi de yapmış ama ne bileyim yani...

rabbath, deli cesareti ile atladığı bu işi oldukça da iyi becermiş çünkü "melek" olarak tanımladığı tülay german ın sesine hayran kalmış... büyülenmiş resmen... sonra birlikte çalışmaya başlamışlar ve 1980 yılında "toulai et françois rabbath" albümünü çıkarmışlar... belirtmeme gerek yok ama buradaki toulai, tülay oluyor...

toulai et françois rabbath

1981 yılında "académie charles cros grand prix du disque" ödülünü alan "toulai et françois rabbath" albümünde kontrbasa ek olarak bağlama da françois rabbath tarafından çalınmıştır... bu albümde bağlama gitara yakın bir tarzdadır ve tülay german ile de uyum oldukça iyidir... albüm, nazım hikmetin "sen mutluluğun resmini yapabilir misin abidin?" sorusuyla tamamlanır...

bu albümün kaydı neredeyse bir günde tamamlanmış... tülay german söylemiş, françois rabbath ise bağlama çalmış... ertesi gün rabbath kontrbasları eklemiş... çok beğenilen, doğal bir albüm olmuş...

ne yazık ki, bu albüme ait kayıt bulamadım:(... daha doğrusu, paylaşabileceğim bir kayda ulaşamadım şimdilik...

yıllar sonra buldum... spotify icat edildi ve buldum... aşağıda...



albümdeki parçalar şöyle:

leylim ley
bana seni gerek seni
kirdilar
mapusane
gozumde daim hayal-i cana
kadinlarimizin yuzleri
ne bilir
kalkti goc eyledi avsar elleri
gelin canlar bir olalim
elif
sarki soylemek ıstiyorum
dere geliyor

pek tutmadı benim liste ile paylaşılan albüm ama olacak o kadar:)... daha önce yazdığım parça isimlerini silmedim çünkü onları yukarıdaki albüm kapağından aldım sonuçta... yani spotifyda paylaşılan albüm eksik......

1982 yılında da "hommage à nâzım hikmet" albümünü çıkarmışlar... yani nazım hikmet e saygı... bu albümdeki tüm parçaları aşağıdaki playlistten dinleyebilirsiniz...

hommage à nâzım hikmet

Yorumlar

  1. Güzel yazı, teşekkürler. Bahsettiğiniz 1980 tarihli albümün yeni plak baskısı çıkmış, 2021 yılında.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok teşekkürler önemli katkınız için:)..

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

mehmet özkanoğlu

mehmet özkanoğlu bir süredir paylaşmak istediğim bir gitarist mehmet özkanoğlu... ilk kez 1 yıl kadar önce facebook da bir paylaşımda dinlemiştim... hem de öyle bir paylaşımdı ki, bir şiir için fon müziği olarak kullanılmıştı... klasik gitarla çalınan parça ise, dost çevirmiş yüzünü adlı türkü idi... aşık veysel in... şiirle pek alakası olmayan biri olarak o video yu defalarca izlemiştim sırf parçayı dinlemek için... bence çok çok iyi bir yorum idi ama kimdi çalan??... düşünsenize! ne pis bir durum!... bir türk gitarist (yabancı da olabilirdi, bereket değilmiş) böyle gitar çalıyor ve ben tanımıyorum ve arayıp, bulmam lazım kim olduğunu!... bakmayın şimdi yukarıda parçanın adını yazdığıma, ilk dinlediğimde türkünün adını da kime ait olduğunu da bilmiyordum, sadece türküyü biliyordum... işin kötüsü, çoğu türkü de kimseye ait olmuyor ki! anonim olabiliyor, bir yada bir kaç derleyeni olabiliyor... google ın hiç bir işe yaramadığı da oluyor, onu keşfettim... bu parçayı bu kadar etkileyi

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

dünya piyanistler günü

gülsin onay daha önce hiç duymamıştım, az önce denk geliş karşıma çıktı... 6 aralık günü dünya piyanistler günüymüş... 2011 yılından beri... hikayesi de ilginç... usta piyanistimiz gülsin onay , 2011 yılında, 6 aralık günü "herkesin bir günü var, piyanistlerin neden özel bir günü yok" demiş ve 6 aralık gününü dünya piyanistler günü olarak ilan etmiş... biraz inceleyince, "şaka yollu ortaya attığım fikrimin marmarisli gazeteci ata sevgi tarafından haber yapılması üzerine bu denli ciddiye alınıp, benimseneceğini ve hatırlanacağını bilmiyordum doğrusu" dediğini de okudum... şaka yollu da olsa, ortaya atılan bu görüş benimsenmiş ve dünyaya da duyurulmuş anladığım kadarıyla ama dünyaca da benimsenmiş mi acaba diye biraz kurcalayınca, karşıma bu sefer de 8 kasım çıktı world pianist day olarak... bir de sayfa açmışlar... şöyle bir şey ... neden 8 kasım olduğunu anlamadım, daha doğrusu anlamak için uğraşmadım ama 8 kasımda farklı ülkelerden kutlayanları filan pay

org

benim hastalık boyutunda bir takıntım vardır bu org konusunda, bir kaç paylaşımımda bahsetmiştim daha önce... ülkemizde "org" olarak adlandırılan çok geniş bir müzik aleti grubu olması ve farklı adlandırılmalara gidilmeden, tamamına org adı verilmesidir bu takıntı... aslında bu takıntımda pek de haklı değilim, biliyorum ama üzerinde tuşları olan, birbiriyle alakasız her türlü cihaza tek bir isim verilip, org denmesini de hep yadırgamışımdır...  keyboardlar & piyanolar  başlıklı eski paylaşıma göz gezdirirseniz anlarsınız bu takıntımı... bu gereksiz takıntımda pek de haklı değilim dememin sebebi ise şu; aslında benim "org" denilip geçilmesini yadırgadığım cihazlar da "org" denen şeyin geliştirilmiş, elektronikleştirilmiş, dijitalleştirilmiş halleri... üstelik türkçe karşılıkları da yok ve tamamına org deyip geçmek de yanlış sayılmaz... benim takıntılı biçimde "gerçek org" dediğim ve hayranı olduğum şey aşağıdaki muhteşem varlık oluyor...

çingene müziği

çingene müziğine geçmeden önce; aşağıdaki paylaşımlara göz atabilirsiniz... gelem, gelem... çingeneler... dünyada bilindiği üzere, bir "dünya müziği" kavramı mevcut... world music denen!... kimi de her nedense hiç de sevmediğim bir şekilde "etnik" müzik diyor... aslında o kadar mide bulandırıcı bir tanımlama ki özellikle bu etnik müzik lafı!... etnik aslında yerel yada dar bir alana özgün gibi bir anlama sahip ama güncel ve yaygın kullanımı folklorik olmanın çok ötesine geçti, ırkçılığa kadar vardı resmen!... "ötekinin müziği" oluverdi resmen... web sayfaları kapatıldı, ötekinin müziğini dinleyenler kara listelere bile alındı... o yüzden ben zaten etnik lafını hiç benimseyemedim... dünya müziği lafı da çok saçma çünkü bu sefer insan "dünya dışı bir müzik mi var acaba" gibi bir arayışa giriyor... ne yani şimdi mesela madonna uranüs müziği mi yapıyor!... Robert E. Brown - dünya müziği mutfağı /  http://www.wesleyan.edu/ evet, madonna da