Ana içeriğe atla

ozan bircan

ozan bircan
kabak kemane sanatçısı ozan bircan çok iyi ve çok yönlü bir müzisyen... kesinlikle benim eksikliğim, çok geç keşfettiğim müzisyenlerden biri ne yazık ki... ne yalan söyleyeyim; ben son yılların en parlak gitar ustalarından biri olan guthrie govan ile birlikte çaldıkları videoyu izledikten sonra tanıdım kendisini... the aristocrats ın istanbul konserinde ön grup olarak sahne almış ozan bircan band... ve birlikte flatlands adlı parçayı da çalmışlar... ben bir kaç ay önce izleyebildim o videoyu ve anca şimdi yazmak nasip oldu... gördüğümde hem çok şaşırmıştım hem de çok hoşuma gitmişti...

hemen o videoyu paylaşayım...



istanbul teknik üniversitesi klasik türk müziği devlet konservatuvarı mezunu olan ozan bircan, henüz öğrenciyken trt'de kemane sanatçısı olarak çalışmayı başarmış bir isim... müzisyen bir aileye sahip olması mutlaka kendisinin gelişiminde çok etkili olmuştur ama ben bir çok yerde söylenip geçildiği gibi "zaten aile müzisyen, tabii başarılı olur" gibi lafları hiç sevmem... hala devam ediyor mu oradaki görevine bilmiyorum ama mezun olduğu kurumda öğretim görevlisi olarak çalışmış olduğunu biliyorum...

aslında halk müziği sanatçısı ama rock a gönül vermiş... özellikle progresif çalışmaları ile ön planda ama ilk ilgisini çeken de metal müzik olmuş... bildiğim kadarıyla iron maiden hayranı... aileden gelen gelenek de bir yere kadar... doğal olarak sahip olduğu bilgi ve beceriyle içinde yaşayanı bu şekilde bir araya getirme yolunu seçmiş ozan bircan ve bence çok da iyi bir sentez yapmayı başarmış...



yukarıdaki kısım ile bu kısım arasında 5 sene var neredeyse:)... yani ekleme yapıyorum çünkü daha önce pek de yeterli bilgim yoktu ama şimdi kısaca da olsa ilavelerde bulunayım...

itü eğitimi sonrasında, haliç üniversitesinde master çalışması da yapan ozan bircan, itü'de öğretim görevlisi olarak çalıştı, milli eğitim bakanlığında öğretmenlik yaptı ve yaklaşık 10 yıldır da haliç üniversitesinde öğretim görevlisi olarak çalışıyor... şu anda aynı zamanda istanbul büyükşehir belediyesi orkestralar şube müdürlüğü görevini de sürdürüyor... istanbul radyosu yanında, istanbul üniversitesinde, istanbul büyükşehir belediyesinde ve kültür bakanlığında sanatçı olarak çalıştı... okuyunca yazım hatası mı ki diye düşünmeden edemedim ama 7000 in üzerinde organizasyonda ve albümde yer almış ve yüzlerce sanatçı ile çalışmış... film müzikleri, şunlar bunlar var daha yazmadığım:)... bana da hep böyle yerinde duramayan sanatçılar denk geliyor... ben işin rock kısmını yazıp, bırakırım, gerisine karışmam... zaten govan ile sahneye çıkıp kabak kemane çalmış olmasından şüphelenip, orada bırakacaktım ama olmadı:)... yani benim burada yazabileceğim en olmayacak şeyi de yaptı sonuçta... neyse artık...

emre köse (vokal), burak koşbay (gitar), arda manav (gitar), barış koşbay (bas) ve emre kutucularoğlu (davul) ile birlikte 2017 yılında dishearten grubu olarak çıkardıkları portal of anatolia albümü oldukça beğeni toplamıştı özellikle ozan bircan'ın metale kattığı kemane ve anadolu ezgileri sayesinde... gerçi ben de şimdi black metal'den pek de anlamayan biri olarak, bütün olayı, koskoca albümün başarısını tek bir kişiye bağlamayayım ama black metalde kabak kemanenin metal gurularından büyük eleştiriler almadan beğenilmiş olması bile çok büyük bir başarı... ozan bircan bu albümde klavyeleri de çalmıştı... dishearten hakkında çok detaylı bilgim yok ama geçmişinin 90 lı yılların sonuna kadar dayandığını biliyorum...



2019 yılında da, eylül ayında zannedersem ozan bircan'ın bildiğim kadarıyla ilk albümü restart your life çıktı... oldukça başarılı ve çok daha olgun, yerine daha fazla oturmuş bir albüm... ki albümlük bir konseptin ilk albümü olan restart your life'ın çıkış parçası killer at the murder scene'i paylaşıp, gerisini size bırakayım çünkü şu anda tüm dijital platformlarda satışta olan bir albüm... mutlaka satın alıp dinleyin derim çünkü çok başarılı ve oldukça geniş bir kesime hitap edebilecek düzeyde bir albüm...



bu tip albümler ağırlıklı olarak yurtdışında çok ilgi çekiyor çünkü değişiklik her zaman ilgi çeker... bizim için alışılmış bir sesin sınırları dışında kullanılması bir çok kişiyi rahatsız edebilir ama yabancı bir kulak için olağanüstü gelebilir... metal ve genel olarak rock'ta orta çağ enstrümanlarının kullanılıyor olması ilgi çekiyorsa, kemane neden çekmesin... mesela hurdy gurdy ve benzeri enstrümanların kullanımı oldukça yaygın ve dinleyen için çok da çekici...

bir diğer önemli konu da şu; ülkemizde bu müziğin hitab edeceği düşünülen kesim, he şeye ağız burun kıvıran bir kesim... snoblar için bir şeyler karalamıştım, buradan okuyabilirsiniz... rock snoblarının da pek bir farkı yok maalesef... tabii herkes için yazmıyorum bunları... her şeye ağız burun kıvıran ve aslında olağanüstü olan her şeyi de kaçıran, dünyadan habersiz bir kesime bir şeyleri kabul ettirmek çok zor ve gereksiz... erkin koray, moğollar, asia minor, tayfun karatekin vs gibi isimleri hak ettikleri yere koyabilenler bu ülkeden pek çıkmadılar...

aslında tuhaf bir algı bu... enstrümanları müzik türlerine göre ayırmak... rock; gitarla yapılabilir de kemane ile, tambur, ud yada bağlama ile neden yapılamasın... nigel kennedy keman ile hendrix çalınca oluyor da, kabak kemane yada kemençe ile neden yapılmasın?... cazda kullanılmayan enstrüman kalmadı ama rock olunca konu tuhaf karşılanıyor...

restart your life albümünün devamı olacak ikinci albüm çıkıncaya kadar şimdilik bitireyim... az önce izlediğim ve hayran kaldığım bir çalışmayı da ekleyeyim huzurlarınızdan ayrılmadan önce... klarnet ustamız serkan çağrı ile yaptıkları islam rzayev bestesi dut ağacı boyunca... gitarda serhan yasdıman, basta emrah günaydın, klavyede kıvanç hakkı haseki, perküsyonda mehmet akatay ve davulda erhan seçkin gibi ustalar eşlik etmişler kendilerine...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

çağla karaali

çağla karaali çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?... konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onların okulları bu çocuk

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ev stüdyosu ortamı

müzik stüdyosu izolasyonu stüdyo ortamına ev içinde oda deniyor:)... yani evin içinde bir yerler... yine işin büyüklüğüne göre maliyet çok değişecek... mesela siz çalışırken çok gürültü olacak mı? ... keyboard kullanacaksanız sesini az açarsınız... yada kulaklık kullanırsınız... monitör kabin en iyisidir ama mecburen gerekebilir çoğu zaman kulaklık... o zaman, kulaklığın çok iyi olması şart... eletro gitar çalacaksanız gürültüye engel olmak çok zor ama teknoloji gelişti iyice amfi yerine direk olarak bir çok keyboarda yada audio/midi arabirimine gitarı girebiliyorsunuz... kulaklıkla elektro gitar çalmanız da mümkün... davul çalacaksanız::)))... işiniz zor tabii... o zaman yalıtım yapacaksınız odaya çünkü daha ilk gün eve polis gelecektir... tabii davul makinesi, ritm makinesi, eskiden ritm box denen zımbırtılardan kullanacaksanız yada dijital davul seti kullanacaksanız iş basit... "çok iyi" bir kulaklık işinizi görecektir... ama "adam gibi" bildiğin davul (

EmiSunshine

EmiSunshine tam adı emilie sunshine hamilton ama EmiSunshine adını kullanıyor... ben ilk izlediğimde, kendisinin bu kadar genç olduğunu anlamamıştım!... 25 civarı diye düşünmüştüm yaşını ama 2004 doğumlu çıktı... 14 yaşında henüz ama ben tarzına ve sanatçı ruhuna resmen hayran kaldım... çok küçük yaşlarda çekilmiş videoları var, o yaşlarda bile giyimi, aksesuarları, sahnede duruşu, yüz ifadeleri, vücut dili, fotoğraflarda verdiği pozlar vs vs vs, her yönden yaratıcı ve sanatçı bir yapıya sahip... şimdi bu yazdıklarım daha çok moda dergisine uygun ve magazinsel oldu ama sadece bu sebeplerle bu sayfada paylaşmam mümkün değil kendisini... çok daha fazlasına sahip emilie... Emilie Sunshine Hamilton tam bir yetenek bombası emisunshine... çok iyi şarkı söylüyor, sesi çok iyi, tarzı çok iyi ve sesini oldukça iyi kullanıyor... bir çok enstrümanı iyi seviyede çalıyor yani multienstrümantalist... ve kendine ait eserleri var... anlayacağınız söz yazıyor, beste yapıyor... bu kadar da d

zaman içinde gitar

klasik gitar bildiğimiz gitar işte üstteki... tarih ne kadar gerilere gidiyorsa, gitar da neredeyse o kadar gidiyor gerilere... benim ilk rastladığım bilgi sümerlere, hititlere kadar gidiyor... bir de mitolojide gitar benzeri şeyler var... mitoloji denen şey tam olarak ne vakte düşüyor var mı bilen?... işte o zamanlara kadar gidiyor bu iş... çok eskilere yani... kafamın basmadığı zamanlar... ne varsa anadoluda ve mezopotamyada var gerçekten... bu sümerlere hayranım... bildiğim kadarıyla mö 3500-4000 li yıllar gibi... hititler de öyle... gerçi ben mö 1400 lere kadar bulabildim gitarın orijinini... aşağıdaki resimlerin ilki berlinde, ikincisi ise istanbulda bulunuyor şu anda... hititlerde gitar hititlerde gitar benim bulabildiğim, gitara benzeyen en eski müzik aletleri yukarıdakiler... ama çoğu tarihçi ve müzikolog daha da eskilere götürüyor gitarı ama bence artık o kadarı da abartı oluyor çünkü gitara pek de benzemiyorlar... örneğin aşağıdaki de gitarın atası olarak kabul

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

zahit bizi tan eyleme, şaraba eyle ihtiram...

konumuz "zahit" ama zahit hakkında yazabilmek için önce uzunca bir zaman ayırıp, kitap karıştırıp, mürekkep yalamak gerekiyormuş gerçekten... ilk anladığım o oldu... hemen belirteyim; zahit daha yaygın kullanılıyor ama doğrusu "zahid" ... aslında konu; " dinlediklerim " ancak "ben şu zahit adlı eseri çok severek dinliyorum, alın bu da videosu vs vs vs" denip de geçilecek bir eser değil... zaten zahit bizi tan eyleme deyişini bilmeyen ve sevmeyen yoktur... kıyıda köşede kalmış bir şeyi keşfetmiş olamayacağımdan ötürü, asıl amaç tabii ki farklı... neredeyse ilkokul yıllarından beri hayranlıkla dinlediğim "bu zahit de neymiş yahu" diye anca meraklandım zannedersem... çoğu zaman bu esere kısaca zahit denir geçilir... eğer sadece interneti kurcalarsanız ve bu kurcalamanız sadece öylesine gerçekleşirse, aslında birbirinin devamı yada tamamlayıcısı denebilecek zahitler ile karşılaşırsınız... kafanız da karışır biraz... zaten gördüğüm kada