Ana içeriğe atla

kral arthur ve yuvarlak masa şövalyeleri

arthur; koskoca bir kral... yuvarlak masası, şövalyeleri, toplantıları gibi laflar çalınıyor yıllardır kulağıma bizim arthur ile ilgili... son zamanlarda şövalyelere çok merak sardım... ilgimi çekiyor nedense... içimde bir şövalye filan yattığı yok... ne gezer benim içimde şövalye, benim içimde yatsa yatsa garfield yatar... geçmiş yaşantılarımdan birinde şövalye olmam da mümkün değil çünkü geyiktim ben...

kral arthur ve yuvarlak masa şövalyeleri
şu ünlü yuvarlak masa, kral arthura kayınpederi cameliard kralı leodogran tarafından hediye edilmiş... düğün hediyesidir gitsen baksan... koskoca kralın bir diğer krala verdiği hediyeye bakın... şimdi ne hediyeler gidip geliyor...

yuvarlak masanın tek esprisi, eşitlik olması masada...

masanın ayakları da yok nedense... masada oturanların bir başı sonu yok... masaya baktığınızda, "hah işte kralın yeri burası" diyebileceğiniz yer de yok... günümüzde önemli masalar dikdörtgen ve uzundur hep...

bu yuvarlak masa olayı çok önemli... kral bile şövalyeleri ile eşit mesafede olmayı tercih ediyor... çünkü "kral, şövalyeleri ile kral"... arthurun korumasında olan, en yüksek şeref mertebesine yükselmeyi başarmış şövalyelerdir her biri... şövalyelik yasaları da çok ağırmış anladığım kadarıyla... zorbalık, hainlik, zalimlik gibi şeyler kesinlikle yok bu şövalyelerde... hiç bir kötülük ve kötü niyet kesinlikle yok... bakmayın şövalye dendiğine... kadınların, özellikle dulların her an yardımına koşmak gibi bir zorunlulukları var... asla "bana ne" deme hakları yok... özel kurallardan biri bu... hiç bir dünyevi amaç ve istek taşımamak da bir diğer önemli kural...

arthur da bir melek resmen... bakmayın kral olduğuna... ve unutmadan yazayım, bu kral arthur büyük ihtimalle yaşamamış... efsane yada britanya mitoloji kahramanı kral arthur... zaten ne böyle kral olur, ne de böyle şövalyeler... yaşayan gerçek bir kral arthur da var tarihte ama ikisinin aynı kişi olma ihtimalinin pek olmadığı belirtiliyor... olabilirler de...

mitolojide geçen kral arthur; savaşta ve barışta, her hali ile ideal kralın (yönetici) tasviridir...

yaşadıysa, yaşadığı dönem tam olarak bilinmemektedir ancak ağırlık kazanan görüşe göre, beşinci yüzyıl sonları ile altıncı yüzyıl başlarında yaşamış olduğu düşünülmektedir... efsane, mitolojik kahraman yada gerçek olması beni pek ilgilendirmiyor... bir sürü rivayet var ama hiç biri birbirini tutmuyor zaten... üstelik, mesela venüs ün, eros un yada nasreddin hocanın filan yaşayıp yaşamadığını önemsiyor muyuz?... kral arthur da öyle...

bence; yok öyle bir gerçek kral... tamamen "insanların iyi, adaletli, ideal kral arayışlarının bir sonucu"... yani insanlar büyük ihtimalle "ah şöyle bir kral olsaydı britanyanın başında ne iyi olurdu ama nerdeee" diyerek kendileri yarattılar bu kral arthuru... çok da iyi yapmışlar...

arthurun dillerden dillere büyüyerek efsaneleşen bir mitolojik kahraman olduğu aslında çok aşikar... birbirine benzeyen ama önemli farklar içeren bir sürü anlatım mevcut... nereli olduğu ve nereden geldiği konusunda bile çok farklı rivayetler söz konusu... romalı, kelt-roma karışımı yada truvalı olarak tasvir eden bir çok hikaye söz konusu... saksonların britanya adasını istila etmelerinden sonra arthurun romadan geldiğini söyleyen de var, truvadan geldiğini söyleyen de...

benim truvadan gitmiş olması fikri hoşuma gitti çünkü o zaman yazacak şeyler çıkıyor... romalıysa eğer, yazacak bir şey bulamıyorum... o yüzden, bence bu kral arthur truvalı... arthurun ataları truva kökenlidir... arthur, uthur pendragonun oğludur ve uthur, büyücü merlin tarafından getirilen kutsal ve büyülü kılıç excaliburu bir kayaya saplamıştır...

excalibur
ölmeden önce, excaliburu bir kayaya saplamış ve kılıcı kayadan çıkarabilen kişinin britanya kralı olmasını vasiyet etmiştir... arthur, henüz eğitimini tam olarak tamamlamamış olmasına rağmen, hiç bir şövalyenin çıkarmayı başaramadığı bu kılıcı kolaylıkla söker çıkarır ve tahta geçer... bir diğer anlatıma göre ise; kral pellinorela ile dövüşürken arthurun kılıcı kırılır ve avalon adasının leydisi vivien tarafından kendisine bir başka kılıç, yani excalibur verilir... yıllar sonra, kral arthur ölünce sir bedivere kılıcı göle atar, gölden çıkan bir el de kılıcı kaparak kaybolur... o elin avalon leydisine ait olduğu rivayet edilir... vasiyet yerine getirilmiş, egemenlik sağlanmıştır... üstelik beklenen, arzu edilen ideal ve adil bir kral tarafından... bu iki rivayette bahsedilen kılıçların farklı kılıçlar olduğu da rivayet edilmektedir ancak her anlatımdaki adı excaliburdur... excalibur, büyük britanyanın egemenliğini temsil etmektedir... excaliburun büyülü bir kılıç olarak tasvir edilmesinin sebebi, parlaklığının düşmanın gözlerini kamaştırması ve dövüşemez hale getirmesidir... meteor taşından yapıldığı ve çok sağlam olduğu rivayet edilmektedir ve bu kılıç kullanılırken yara alındığında, yaranın kısa sürede kapandığı anlatılmaktadır...

excalibur ve yüzüklerin efendisinde anlatılan yüzüğün benzer güçlere sahip olmaları da ilginçmiş... ben izlemediğim için bilmiyorum ama frodo adında biri taşıyormuş o yüzüğü...

bir başka rivayette; yuvarlak masanın merlin tarafından yapılıp, arthura verildiği söylenmektedir... bu anlatımda, merlin büyücüdür ve aynı zamanda arthurun öğretmenidir yani arthuru yetiştiren kişidir... yuvarlak masa vermesinin sebebi, masanın tam olarak şövalye sayısına bölünebilmesidir... yani kendisini hazırlayan büyücü merlin, adil olmayı ve ülkesini adil bir şekilde yönetmeyi öğretmek için vermiştir bu masayı arthura... merlin büyücü olarak geçmektedir o devirlerde ama aslında biraz farklıdır... ezoterik yani gizli bilgiye sahip kişiler de o dönemlerde büyücü olarak kabul edilirlerdi... merlin, inisiyasyon yolu ile arthura gizli bilgiyi öğretmiş, onu hazırlamış, excalibura sahip olmasını sağlamış ve yuvarlak masayı kendisine verdikten sonra ortadan kaybolmuştur...

yuvarlak masanın asıl önemi buradadır ve bu yuvarlak masanın ingiltereyi demokrasinin beşiği yaptığı söylenir... arthurun ünlü şövalyelerinin de britanyanın çok farklı kültürlerini eşit olarak temsil ettikleri belirtilmektedir... aslında kral arthur ve yuvarlak masa şövalyeleri, demokrasinin temellerini oluşturmuştur...

camelot
arthur ve şövalyeleri toplantılarını camelotta yapmaktadırlar... camelot un şato olduğu bildirilmektedir ama tam olarak nerede olduğu bilinmemektedir... 12 farklı yer söylenmektedir... nerede olduğu önemli değil... camelotun en ünlü ve güçlü şövalyesi ise, sir lancelottur... lancelot fransızdır... dış mihrak denen şey bu olmalı...

arthurun üvey kardeşi morgan, hıristiyan olan arthuru suçlamakta ve devirmeye çalışmaktadır çünkü morgan ana tanrıça inancına sahiptir... arthur, babasından devraldığı ejderha sancağını değiştirip, haçlı sancağa çevirmiştir ve bu davranışı sonucunda kendisini seven halkların desteğini yitirmiştir... desteğin giderek azalması sonucunda, yuvarlak masa şövalyeleri dağılmış, camelot istila edilmiştir...

din ne kadar önemli değil mi? tarihin yada mitolojinin anlattığı tek ideal kral bile sırf din uğruna halkı tarafından terk edilmiştir!... kral arthur aslında demokrasinin tasviridir... arthurun çekip çıkardığı excaliburun saplı olduğu taş küp şeklindedir ve kübün "sağlam kişiliği" sembolize ettiği bildirilmektedir... arthurun küpteki kılıcı çıkarabilmesi, kişilik açısından tahta oturmayı hak ettiğini sembolize etmektedir...

kutsal kase
yuvarlak masa şövalyelerinin "kutsal kase" arayışı içinde oldukları bilinmektedir... kutsal kase, isanın son akşam yemeğinde kullandığı rivayet edilen, özel güçlere sahip kaptır ve graal denmektedir... aramatyalı yusuf, isa çarmıha gerilince akan kanı bu kaseye doldurmuştur...

aslında kutsal kase lafı da ilk kez yuvarlak masa şövalyelerince kullanılmıştır ve kutsal kasenin ezoterizmde "saflığın, temizliğin ve mükemmelliğin" sembolü olduğu belirtilmektedir...

yuvarlak masada 24 şövalye oturduğu söylenmektedir ve 24 şövalye, zodyakın 12 burcunun gündüz ve gece durumlarını temsil etmektedir... yuvarlak masanın ortasındaki gül ise, ölümden sonra dirilişi sembolize etmektedir... masada bir adet de boş koltuk bulunmaktadır ve o koltuk yüce insan (insan-ı kamil) içindir...

çok zengin olmayan bir mitolojide kral arthur çok büyük bir önem taşıyor... kral arthur a benzer o kadar çok anlatı var ki diğer mitolojilerde... zannedilenin ve düşünülenin aksine, mitoloji çok çok önemli bir konudur... mitolojik kahramanlar, tanrılar, ana tanrıçalar, destanlar, efsaneler hatta meseller o kadar çok ezoterik bilgi içermektedirler ki! iyi incelemek gerekiyor, iyi anlayıp, yorumlamak gerekiyor...

anadolu mesela!... aslında o kadar zengin bir bilgiye sahip ki!... en basiti, arthurun kardeşi morganın inancı olan ana tanrıça kavramı bile köken olarak anadoludan çıkmış, akdenize yayılmıştır... sadece kırpıntıları ulaşmıştır britanyaya... mesela kybele efesten çıkmıştır... çatalhöyük çok önemlidir ana tanrıça açısından... bunun yanında pergamon yani bergama... tüm anlatmak istediğim, çok zengin topraklardayız ama kıymetini bilmiyoruz...
Britanya kralı Uther pendragon rakibi cornfal dükü Gorlois’le çatışıyordu. Ancak bir süre sonra aralarında barış oldu. Barış şerefine verilen şölende kral artık yakın dostu olan dük Gorlois’in karısı Ygraine’i burada görür. Ve sonsuz bir ihtirasa kapılır. Ona sahip olmak ister. Bu yeni sağlanmış barışı tehlikeye sokar. Dük gorlois karısı Ygraine’i Tintagel şatosuna kaçırır. Uther duyduğu arzuyu tatmin etmek için Merlin’in yardımını ister. Merlin çok usta bir büyücü idi. Bir iksir icat ederek kral Uther’i Dük gorlois’e benzetir. Aynı gece Uther dük Gorlois kimliğinde Ygraine ile birlikte olur. Ve Ygraine Arthur’a hamile kalır. Yine aynı gece Gorlois öldürülür. Uther ve Ygraine evlenirler.Bir zaman sonra Ygraine Arthur’u doğurur. Ancak merlin Ygraine ile birlikte olmak isteyen kral Uther’le yaptığı anlaşma gereği Arthur’u onlardan alır. http://dolunaydasohbet.wordpress.com
ben pek anlamam büyücüden, zodyaktan, ezoterik bilgiden, hatta çok da meraklısı olduğum mitolojiden filan... yıllardır müziğini dinlediğim, sağda solda gördüğüm kral arthuru, yuvarlak masasını ve şövalyelerini merak ederdim... okuduğum kitaplardan ve internette bulduklarımdan anladıklarım da bunlar... yukarıdaki alıntıda arthurun nasıl doğduğu konusu yanında, bir çok entrikavari hikayeler de var konuyla ilgili ve özellikle internette o olaylar dilden dile dolanıyor... daha ilginç tabii...

kral arthur ve excalibur
bence kral arthur efsanesi tamamen "bir arzunun hikayesi"... britanyanın en karanlık dönemlerinde doğmuş bir efsane... gerçek olmaması gerekiyor çünkü eğer gerçek olsaydı, demokrasinin temelleri atılmaya başlanmış olurdu ki o dönem için bu durum oldukça komik... belki de gerçekti ama arthur merlin in de yardımıyla en fazla o kadarını yapabilmişti ve din baskısı olayı başlamadan bitirmişti...

ister ana tanrıçacı olsun, ister ineğe tapsın, isterse de tek tanrılı din mensubu olsun; din gücünü elinde tutanlar, bunun elden gitmesine kolay kolay razı olmazlar... ana tanrıçacı morgan da öyle, avrupayı orta çağa sokan hıristiyan rahipler de öyle... kral arthur ise o dönem için olabilecek en büyük tehlike!

kral arthur bu hali ile gerçek bir devrimci... iyiliğin, güvenin, koruyucu büyük gücün, adaletin sembolü... şövalyeleri de öyle... her bir şövalyenin zodyakın farklı burçlarını ve her bir burcun aydınlık ve karanlığını temsil etmesi de çok önemli ve bence bu da "farklı kültürlerin kaynaşması" nı temsil ediyor... camelot şatosu ise büyük ihtimalle "ütopik bir ülke"... yuvarlak masa, demokrasinin ve adaletin sembolü... excalibur ise egemen gücün temsilcisi... tabii tamamını birleştirince, excalibur da büyük ihtimalle "halk egemenliği" oluyor...

karanlıklar içinde yaşayan gariban halkın bir düşü yani ütopyası büyük ihtimalle kral arthur... tüm bu öğrenip de anlatmaya çalıştıklarım bana aynen "şirinler" i hatırlattı:)...

benim kral arthur ve şövalyelerinden haberdar olmam çok eskilere dayanır aslında... önce rick wakeman ın "the myths and legends of king arthur and the knights of the round table" adlı progresif albümünü dinledim, hayran kaldım ve bu kadar uzun bir ada sahip olan bu albümün konusunu bu adam nereden, nasıl ve ne amaçla uydurmuş olabilir acaba diye düşünerek biraz bilgi sahibi olayım bari dedim...

rick wakeman
Rick Wakeman - King Arthur



albümün tüm parçalarına aşağıdaki video oynatma listesinden ulaşabilirsiniz...



kral arthur, şövalyeleri, yuvarlak masası ve yaşamı hakkında o kadar çok kitap, film, tiyatro, opera ve müzik çalışması var ki! inanılmaz...
operalar
henry purcell: king arthur (1691), libretto: john dryden

richard wagner: lohengrin (1848), libretto: richard wagner

richard wagner: tristan und isolde (1865), libretto: richard wagner

richard wagner: parsifal (1882), libretto: richard wagner

karl goldmark: merlin (1886), libretto: siegfried lipiner

hubert parry: guinevere (1886)

amadeu vives: arthús (1895)

ısaac albéniz: merlin (1897–1902), libretto: francis money-coutts

ernest chausson: le roi arthus (1903), libretto: ernest chausson

rutland boughton: the birth of arthur (1909), libretto: reginald buckley

harrison birtwistle: gawain (1991), libretto: david harsent

kitap, tiyatro ve filmlere değinmeyeceğim ama 2004 yılı yapmı antoine fuqua filmi "king arthur" un müzikleri de oldukça dikkat çekici... filmin müzikleri, alman besteci ve müzik prodüktörü hans zimmer e ait...

100 den fazla filmin müziği hans zimmer e ait ve 50 den fazlası da büyük ödüller almış... aslan kral, son samuray, hannibal, yağmur adam, miss daisynin şoförü, thelma & louise, the rock, görevimiz tehlike, gladyatör, pearl harbour, karayib korsanları, da vincinin şifresi, the simpsons, the bible, kung fu panda ve kara şövalye sadece benim bildiklerim ve hatırladıklarım...

King Arthur Soundtrack by Hans Zimmer



Yorumlar

Ayın Çok Okunanları

cem esen

yıllardır takip etmeye çalıştığım bir isim besteci ve piyanist cem esen... daha doğrusu, takip etmeye başladığım belki de ilk genç müzisyenlerimizden kendisi ama yıllardır hakkında hiç paylaşım yapmadığım bir isim aynı zamanda... bu sayfada neden bir çok genç yetenekten henüz bahsedememiş olduğumu açıklarken de cem esen'i örnek göstermişim:)... bakınız, burada... gitmişken oraya; sağa sola da bir göz gezdirin, öyle dönün...

tabii hakkında hiç bilgi vermemiş de değilim... sağ üstteki "ara" kısmına adını yazıp, okuyabilirsiniz... mesela "neden önceliğimiz geleceğimizdir?" sorusuna yanıt ararken de cem esen'in hayran kaldığım eserlerinden biri olan free variations op. 7 eserini paylaşmıştım... bu paylaşımı ben çok önemserim ve okunmasını isterim, verdiğim bağlantıdan okuyun mutlaka...

içinde gürültü eksik olmayan bir evde dünyaya gelmiş cem esen de... yani anne de baba da müzisyen... komşuların sevmediği türden evler sanatçı evleri... "vayyy sen müziğe n…

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin...


aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim...

"çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum...

"nasıl çocuğa gitar alınır"…

aslıhan keçebaşoğlu

başarılı genç bestecilerimizden aslıhan keçebaşoğlu; finlandiya'nın ünlü sibelius müzik akademisinde master yapmaya hak kazanmış... bugün birden karşıma çıkınca bu haber, çok sevindim... kendisi hakkında iki kelam etme fırsatım da çıktı bu arada...

son yıllarda eserleri ile adını sıkça duymaya başladığımız aslıhan keçebaşoğlu ile ilgili olarak öncelikle ufak bir hatırlatmada bulunmam gerekiyor, sonra bu kısmı silip atacağım okuluna başladığında... 

hem sibelius akademisine finlandiya dışından başvuran 25 aday içinden ön eleme ile seçilen 7 kişiden biri olmayı hem de o 7 kişi içinden sıyrılıp, okula kabul edilen 2 kişiden biri olmayı başardı aslıhan keçebaşoğlu... özetle bu önemli okulda yüksek lisans yapacak ancak 7 temmuz tarihine kadar acil olarak 2500 euro desteğe ihtiyacı var... sonrasında da oturma izni ve yaşamsal giderleri için de önemli bir desteğe ihtiyacı olacak doğal olarak... ilgilenenler için adresini vereyim hemen... 

aslihankecebasoglu yazacaksınız... sonrası bildiğin…

çağla karaali

çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?...

konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... kendinden daha iyi bakacaksın ona...

ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onları…

idil ve ela'dan başarı haberi

yine bir gülden gökşen hoca klasiği... iki öğrenci, 2 birincilik... idil atlıer ve ela demirkaya; the muse müzik yarışmasına katılıp, birinci olmuşlardı ama ben ertelemiştim bu paylaşımı çünkü ödül olarak yunanistanda konser vereceklerdi haziran sonunda...

temmuz ayına girdik ya, "konser verilmiş mi? bi bakayım" dedim, verilmiş tabii... ben de paylaşayım artık dedim...

the muse, internet üzerinden video paylaşımına dayalı bir yarışma ve videonuzu yarışmaya göndererek katılım sağlıyorsunuz... değerlendirme sonucunda alınan puanlara göre dereceler veriliyor ve her kategorinin birincilerine konser verme imkanı sağlanıyor... bütün dünyaya açık bir yarışma ve neredeyse tüm enstrümanlara ek olarak vokal yanında, oda orkestrası, geleneksel enstrüman ve amatör kategorileri de mevcut...

ela ve idil, birinci oldukları için konser verme hakkı kazandılar ve 29 haziran günü saat 19:00 da atina'nın en büyük salonu olan megaron konser salonunda sahne aldılar... yapılan yorumlarda, büy…

tarık kaan, ilyun ve mina'dan başarı haberi

şu yukarıda gördüğünüz üç genç piyanistimiz; tarık kaan alkan, mina urgun ve ilyun bürkev, ispanya al hambra'da düzenlenen 9. uluslararası maria herrero piyano yarışmasına gittiler ve güzel derecelerle döndüler...

ilyun bürkev ve tarık kaan alkan, kendi kategorilerinde birinci olurlarken, mina urgun da kategorisinde üçüncü olmayı başardı... her üç genç yeteneğimiz de mimar sinan güzel sanatlar üniversitesi'nde öğrenimlerine devam ediyorlar... mina urgun ise henüz yarı zamanlı olarak piyano eğitimi alıyor olmasına rağmen bu büyük başarıyı elde etti... her üç genç piyanistimizi, öğrenim gördükleri yüz aklarımızdan biri olan okullarını, öğretmenlerini ve ailelerini ayrı ayrı kutluyorum... mina'yı ise apayrı ve özel olarak kutluyorum...

üç gencimizi de maalesef daha önce paylaşma fırsatı bulamamıştım... tarık kaan alkan'ı önceki başarılarından dolayı tanıyorum ve bu sayfada defalarca hakkında güzel haberler verdim... bir paylaşımı buradan okuyabilirsiniz... kısaca da olsa…

can çakmur

çok dikkat çeken, çok başarılı bir genç piyanist can çakmur... hakkında bir şeyler yazmak için hep ileri bir zamana ertelediğim isimlerden biri kendisi ama fırsat buldukça ertelediğim bu gençleri de yazmaya çalışıyorum... can çakmur, bir çok genç yeteneğimize oranla daha fazla tanınma fırsatı yakalamış olan bir isim... tabii bu tanınırlığın sebebi, elde ettiği büyük başarılar sonuçta ve dolayısıyla medyada daha fazla yer aldı... türkiyede ilgili medyanın bile ilgisini çekebilmek için bir kaç deveye birkaç hendek atlatmanız gerekiyor... zaten ondan sonra da medyaya ihtiyacınız kalmıyor:)...

can çakmur hakkında detaylı bilgi alabilmeniz için öncelikle resmi sayfasının adresini paylaşayım... çok iyi hazırlanmış güzel bir sayfaya sahip can çakmur... fırsat buldukça araya sıkıştırıyorum, her genç yeteneğimizin mutlaka böyle bir sayfası olmalı diye düşünüyorum... umarım bir çokları gibi sayfasına kilidi vurup da facebook, instagram vb gibi pek işe yaramayan ortamlara geçmez...

www.cancakmur.…

orta çağdan günümüze hurdy gurdy

hurdy gurdy, 12. yüzyıl öncesine ait yaylı bir çalgıdan köken aldığı düşünülen oldukça eski bir müzik aleti... ilk ortaya çıktığı yer; bazı kaynaklara göre avrupa ama orta doğu orijinli olduğu konusunda neredeyse fikir birliği var gibi... üstelik atasının rebab olması da kuvvetle muhtemel... gerçi köken araştırmalarında bu kadar gerilere gidilmesi ne derece doğrudur bilmiyorum çünkü nihayetinde bütün enstrümanları en eski bir kaçına bağlayıvermek de biraz mantıksız geliyor bana... rebabın aşırı değişmiş bir hali oluyor bu durumda...

çok daha eski resimler mevcut ama ben birbirlerine benzeliklerinden dolayı jules richomme ye ait 1882 tarihli yukarıdaki tabloyu ve günümüze ait aşağıdaki fotoğrafı paylaşmayı istedim... aşağıdaki fotoğraf ise günümüzün ünlü folk rock grubu eluveitie nin gözde elemanı anna murphy ye ait... yazının sonunda bir videosunu paylaşırım mutlaka ama şimdilik şunu söylemek gerekir ki; 133 yıl öncesi ile günümüz arasında çok şey değişmiş olabilir ama işin özü aynı …

gnossienne

gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser...

önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk bağımsız dans gösterisi...

asıl adı eric alfred leslie satie olan ve adını daha sonra erik olarak değiştiren er…

light in babylon

dinlediğimde hayran kaldığım, uzun süredir paylaşmak istediğim ancak bir türlü beceremediğim bir grup light in babylon... itiraf edeyim, ön plana çıkan 2 konu var light in babylonda, şarkı söyleyen kız ve müziğin rengi... düşündüm bir an "nedir müziğin rengi" diye! tabii yok öyle bir şey ama hadi tarzı diyelim; özetle yaptıkları müzik... kişi olarak ön plana çıkan ise bence vokalist kız, yani adını bin bir zahmetle öğrendiğim michal elia kamal... israilli oluyor kendisi ama iran orijinliymiş... hemen belirteyim, vokal ön plana çıkıyor derken kesinlikle gruptaki diğer müzisyenleri bir kenara atıyor değilim!... çok başarılılar ancak michal elia kamal şarkı söylerken apayrı bir dünyaya gidiyor sanki... sesi çok iyi ve çok severek şarkı söylediği apaçık belli... izlerken kendisinin söylediği parçayı resmen yaşadığını görüyorsunuz...

santur çalan ise türk... metehan çiftçi... michal elia kamal ve julian demarque (fransız, gitarist) gezgin müzisyenler olarak 2009 yılında istanbul…