Ana içeriğe atla

kral arthur ve yuvarlak masa şövalyeleri

arthur; koskoca bir kral... yuvarlak masası, şövalyeleri, toplantıları gibi laflar çalınıyor yıllardır kulağıma bizim arthur ile ilgili... son zamanlarda şövalyelere çok merak sardım... ilgimi çekiyor nedense... içimde bir şövalye filan yattığı yok... ne gezer benim içimde şövalye, benim içimde yatsa yatsa garfield yatar... geçmiş yaşantılarımdan birinde şövalye olmam da mümkün değil çünkü geyiktim ben...

kral arthur ve yuvarlak masa şövalyeleri
şu ünlü yuvarlak masa, kral arthura kayınpederi cameliard kralı leodogran tarafından hediye edilmiş... düğün hediyesidir gitsen baksan... koskoca kralın bir diğer krala verdiği hediyeye bakın... şimdi ne hediyeler gidip geliyor...

yuvarlak masanın tek esprisi, eşitlik olması masada...

masanın ayakları da yok nedense... masada oturanların bir başı sonu yok... masaya baktığınızda, "hah işte kralın yeri burası" diyebileceğiniz yer de yok... günümüzde önemli masalar dikdörtgen ve uzundur hep...

bu yuvarlak masa olayı çok önemli... kral bile şövalyeleri ile eşit mesafede olmayı tercih ediyor... çünkü "kral, şövalyeleri ile kral"... arthurun korumasında olan, en yüksek şeref mertebesine yükselmeyi başarmış şövalyelerdir her biri... şövalyelik yasaları da çok ağırmış anladığım kadarıyla... zorbalık, hainlik, zalimlik gibi şeyler kesinlikle yok bu şövalyelerde... hiç bir kötülük ve kötü niyet kesinlikle yok... bakmayın şövalye dendiğine... kadınların, özellikle dulların her an yardımına koşmak gibi bir zorunlulukları var... asla "bana ne" deme hakları yok... özel kurallardan biri bu... hiç bir dünyevi amaç ve istek taşımamak da bir diğer önemli kural...

arthur da bir melek resmen... bakmayın kral olduğuna... ve unutmadan yazayım, bu kral arthur büyük ihtimalle yaşamamış... efsane yada britanya mitoloji kahramanı kral arthur... zaten ne böyle kral olur, ne de böyle şövalyeler... yaşayan gerçek bir kral arthur da var tarihte ama ikisinin aynı kişi olma ihtimalinin pek olmadığı belirtiliyor... olabilirler de...

mitolojide geçen kral arthur; savaşta ve barışta, her hali ile ideal kralın (yönetici) tasviridir...

yaşadıysa, yaşadığı dönem tam olarak bilinmemektedir ancak ağırlık kazanan görüşe göre, beşinci yüzyıl sonları ile altıncı yüzyıl başlarında yaşamış olduğu düşünülmektedir... efsane, mitolojik kahraman yada gerçek olması beni pek ilgilendirmiyor... bir sürü rivayet var ama hiç biri birbirini tutmuyor zaten... üstelik, mesela venüs ün, eros un yada nasreddin hocanın filan yaşayıp yaşamadığını önemsiyor muyuz?... kral arthur da öyle...

bence; yok öyle bir gerçek kral... tamamen "insanların iyi, adaletli, ideal kral arayışlarının bir sonucu"... yani insanlar büyük ihtimalle "ah şöyle bir kral olsaydı britanyanın başında ne iyi olurdu ama nerdeee" diyerek kendileri yarattılar bu kral arthuru... çok da iyi yapmışlar...

arthurun dillerden dillere büyüyerek efsaneleşen bir mitolojik kahraman olduğu aslında çok aşikar... birbirine benzeyen ama önemli farklar içeren bir sürü anlatım mevcut... nereli olduğu ve nereden geldiği konusunda bile çok farklı rivayetler söz konusu... romalı, kelt-roma karışımı yada truvalı olarak tasvir eden bir çok hikaye söz konusu... saksonların britanya adasını istila etmelerinden sonra arthurun romadan geldiğini söyleyen de var, truvadan geldiğini söyleyen de...

benim truvadan gitmiş olması fikri hoşuma gitti çünkü o zaman yazacak şeyler çıkıyor... romalıysa eğer, yazacak bir şey bulamıyorum... o yüzden, bence bu kral arthur truvalı... arthurun ataları truva kökenlidir... arthur, uthur pendragonun oğludur ve uthur, büyücü merlin tarafından getirilen kutsal ve büyülü kılıç excaliburu bir kayaya saplamıştır...

excalibur
ölmeden önce, excaliburu bir kayaya saplamış ve kılıcı kayadan çıkarabilen kişinin britanya kralı olmasını vasiyet etmiştir... arthur, henüz eğitimini tam olarak tamamlamamış olmasına rağmen, hiç bir şövalyenin çıkarmayı başaramadığı bu kılıcı kolaylıkla söker çıkarır ve tahta geçer... bir diğer anlatıma göre ise; kral pellinorela ile dövüşürken arthurun kılıcı kırılır ve avalon adasının leydisi vivien tarafından kendisine bir başka kılıç, yani excalibur verilir... yıllar sonra, kral arthur ölünce sir bedivere kılıcı göle atar, gölden çıkan bir el de kılıcı kaparak kaybolur... o elin avalon leydisine ait olduğu rivayet edilir... vasiyet yerine getirilmiş, egemenlik sağlanmıştır... üstelik beklenen, arzu edilen ideal ve adil bir kral tarafından... bu iki rivayette bahsedilen kılıçların farklı kılıçlar olduğu da rivayet edilmektedir ancak her anlatımdaki adı excaliburdur... excalibur, büyük britanyanın egemenliğini temsil etmektedir... excaliburun büyülü bir kılıç olarak tasvir edilmesinin sebebi, parlaklığının düşmanın gözlerini kamaştırması ve dövüşemez hale getirmesidir... meteor taşından yapıldığı ve çok sağlam olduğu rivayet edilmektedir ve bu kılıç kullanılırken yara alındığında, yaranın kısa sürede kapandığı anlatılmaktadır...

excalibur ve yüzüklerin efendisinde anlatılan yüzüğün benzer güçlere sahip olmaları da ilginçmiş... ben izlemediğim için bilmiyorum ama frodo adında biri taşıyormuş o yüzüğü...

bir başka rivayette; yuvarlak masanın merlin tarafından yapılıp, arthura verildiği söylenmektedir... bu anlatımda, merlin büyücüdür ve aynı zamanda arthurun öğretmenidir yani arthuru yetiştiren kişidir... yuvarlak masa vermesinin sebebi, masanın tam olarak şövalye sayısına bölünebilmesidir... yani kendisini hazırlayan büyücü merlin, adil olmayı ve ülkesini adil bir şekilde yönetmeyi öğretmek için vermiştir bu masayı arthura... merlin büyücü olarak geçmektedir o devirlerde ama aslında biraz farklıdır... ezoterik yani gizli bilgiye sahip kişiler de o dönemlerde büyücü olarak kabul edilirlerdi... merlin, inisiyasyon yolu ile arthura gizli bilgiyi öğretmiş, onu hazırlamış, excalibura sahip olmasını sağlamış ve yuvarlak masayı kendisine verdikten sonra ortadan kaybolmuştur...

yuvarlak masanın asıl önemi buradadır ve bu yuvarlak masanın ingiltereyi demokrasinin beşiği yaptığı söylenir... arthurun ünlü şövalyelerinin de britanyanın çok farklı kültürlerini eşit olarak temsil ettikleri belirtilmektedir... aslında kral arthur ve yuvarlak masa şövalyeleri, demokrasinin temellerini oluşturmuştur...

camelot
arthur ve şövalyeleri toplantılarını camelotta yapmaktadırlar... camelot un şato olduğu bildirilmektedir ama tam olarak nerede olduğu bilinmemektedir... 12 farklı yer söylenmektedir... nerede olduğu önemli değil... camelotun en ünlü ve güçlü şövalyesi ise, sir lancelottur... lancelot fransızdır... dış mihrak denen şey bu olmalı...

arthurun üvey kardeşi morgan, hıristiyan olan arthuru suçlamakta ve devirmeye çalışmaktadır çünkü morgan ana tanrıça inancına sahiptir... arthur, babasından devraldığı ejderha sancağını değiştirip, haçlı sancağa çevirmiştir ve bu davranışı sonucunda kendisini seven halkların desteğini yitirmiştir... desteğin giderek azalması sonucunda, yuvarlak masa şövalyeleri dağılmış, camelot istila edilmiştir...

din ne kadar önemli değil mi? tarihin yada mitolojinin anlattığı tek ideal kral bile sırf din uğruna halkı tarafından terk edilmiştir!... kral arthur aslında demokrasinin tasviridir... arthurun çekip çıkardığı excaliburun saplı olduğu taş küp şeklindedir ve kübün "sağlam kişiliği" sembolize ettiği bildirilmektedir... arthurun küpteki kılıcı çıkarabilmesi, kişilik açısından tahta oturmayı hak ettiğini sembolize etmektedir...

kutsal kase
yuvarlak masa şövalyelerinin "kutsal kase" arayışı içinde oldukları bilinmektedir... kutsal kase, isanın son akşam yemeğinde kullandığı rivayet edilen, özel güçlere sahip kaptır ve graal denmektedir... aramatyalı yusuf, isa çarmıha gerilince akan kanı bu kaseye doldurmuştur...

aslında kutsal kase lafı da ilk kez yuvarlak masa şövalyelerince kullanılmıştır ve kutsal kasenin ezoterizmde "saflığın, temizliğin ve mükemmelliğin" sembolü olduğu belirtilmektedir...

yuvarlak masada 24 şövalye oturduğu söylenmektedir ve 24 şövalye, zodyakın 12 burcunun gündüz ve gece durumlarını temsil etmektedir... yuvarlak masanın ortasındaki gül ise, ölümden sonra dirilişi sembolize etmektedir... masada bir adet de boş koltuk bulunmaktadır ve o koltuk yüce insan (insan-ı kamil) içindir...

çok zengin olmayan bir mitolojide kral arthur çok büyük bir önem taşıyor... kral arthur a benzer o kadar çok anlatı var ki diğer mitolojilerde... zannedilenin ve düşünülenin aksine, mitoloji çok çok önemli bir konudur... mitolojik kahramanlar, tanrılar, ana tanrıçalar, destanlar, efsaneler hatta meseller o kadar çok ezoterik bilgi içermektedirler ki! iyi incelemek gerekiyor, iyi anlayıp, yorumlamak gerekiyor...

anadolu mesela!... aslında o kadar zengin bir bilgiye sahip ki!... en basiti, arthurun kardeşi morganın inancı olan ana tanrıça kavramı bile köken olarak anadoludan çıkmış, akdenize yayılmıştır... sadece kırpıntıları ulaşmıştır britanyaya... mesela kybele efesten çıkmıştır... çatalhöyük çok önemlidir ana tanrıça açısından... bunun yanında pergamon yani bergama... tüm anlatmak istediğim, çok zengin topraklardayız ama kıymetini bilmiyoruz...
Britanya kralı Uther pendragon rakibi cornfal dükü Gorlois’le çatışıyordu. Ancak bir süre sonra aralarında barış oldu. Barış şerefine verilen şölende kral artık yakın dostu olan dük Gorlois’in karısı Ygraine’i burada görür. Ve sonsuz bir ihtirasa kapılır. Ona sahip olmak ister. Bu yeni sağlanmış barışı tehlikeye sokar. Dük gorlois karısı Ygraine’i Tintagel şatosuna kaçırır. Uther duyduğu arzuyu tatmin etmek için Merlin’in yardımını ister. Merlin çok usta bir büyücü idi. Bir iksir icat ederek kral Uther’i Dük gorlois’e benzetir. Aynı gece Uther dük Gorlois kimliğinde Ygraine ile birlikte olur. Ve Ygraine Arthur’a hamile kalır. Yine aynı gece Gorlois öldürülür. Uther ve Ygraine evlenirler.Bir zaman sonra Ygraine Arthur’u doğurur. Ancak merlin Ygraine ile birlikte olmak isteyen kral Uther’le yaptığı anlaşma gereği Arthur’u onlardan alır. http://dolunaydasohbet.wordpress.com
ben pek anlamam büyücüden, zodyaktan, ezoterik bilgiden, hatta çok da meraklısı olduğum mitolojiden filan... yıllardır müziğini dinlediğim, sağda solda gördüğüm kral arthuru, yuvarlak masasını ve şövalyelerini merak ederdim... okuduğum kitaplardan ve internette bulduklarımdan anladıklarım da bunlar... yukarıdaki alıntıda arthurun nasıl doğduğu konusu yanında, bir çok entrikavari hikayeler de var konuyla ilgili ve özellikle internette o olaylar dilden dile dolanıyor... daha ilginç tabii...

kral arthur ve excalibur
bence kral arthur efsanesi tamamen "bir arzunun hikayesi"... britanyanın en karanlık dönemlerinde doğmuş bir efsane... gerçek olmaması gerekiyor çünkü eğer gerçek olsaydı, demokrasinin temelleri atılmaya başlanmış olurdu ki o dönem için bu durum oldukça komik... belki de gerçekti ama arthur merlin in de yardımıyla en fazla o kadarını yapabilmişti ve din baskısı olayı başlamadan bitirmişti...

ister ana tanrıçacı olsun, ister ineğe tapsın, isterse de tek tanrılı din mensubu olsun; din gücünü elinde tutanlar, bunun elden gitmesine kolay kolay razı olmazlar... ana tanrıçacı morgan da öyle, avrupayı orta çağa sokan hıristiyan rahipler de öyle... kral arthur ise o dönem için olabilecek en büyük tehlike!

kral arthur bu hali ile gerçek bir devrimci... iyiliğin, güvenin, koruyucu büyük gücün, adaletin sembolü... şövalyeleri de öyle... her bir şövalyenin zodyakın farklı burçlarını ve her bir burcun aydınlık ve karanlığını temsil etmesi de çok önemli ve bence bu da "farklı kültürlerin kaynaşması" nı temsil ediyor... camelot şatosu ise büyük ihtimalle "ütopik bir ülke"... yuvarlak masa, demokrasinin ve adaletin sembolü... excalibur ise egemen gücün temsilcisi... tabii tamamını birleştirince, excalibur da büyük ihtimalle "halk egemenliği" oluyor...

karanlıklar içinde yaşayan gariban halkın bir düşü yani ütopyası büyük ihtimalle kral arthur... tüm bu öğrenip de anlatmaya çalıştıklarım bana aynen "şirinler" i hatırlattı:)...

benim kral arthur ve şövalyelerinden haberdar olmam çok eskilere dayanır aslında... önce rick wakeman ın "the myths and legends of king arthur and the knights of the round table" adlı progresif albümünü dinledim, hayran kaldım ve bu kadar uzun bir ada sahip olan bu albümün konusunu bu adam nereden, nasıl ve ne amaçla uydurmuş olabilir acaba diye düşünerek biraz bilgi sahibi olayım bari dedim...

rick wakeman
Rick Wakeman - King Arthur



albümün tüm parçalarına aşağıdaki video oynatma listesinden ulaşabilirsiniz...



kral arthur, şövalyeleri, yuvarlak masası ve yaşamı hakkında o kadar çok kitap, film, tiyatro, opera ve müzik çalışması var ki! inanılmaz...
operalar
henry purcell: king arthur (1691), libretto: john dryden

richard wagner: lohengrin (1848), libretto: richard wagner

richard wagner: tristan und isolde (1865), libretto: richard wagner

richard wagner: parsifal (1882), libretto: richard wagner

karl goldmark: merlin (1886), libretto: siegfried lipiner

hubert parry: guinevere (1886)

amadeu vives: arthús (1895)

ısaac albéniz: merlin (1897–1902), libretto: francis money-coutts

ernest chausson: le roi arthus (1903), libretto: ernest chausson

rutland boughton: the birth of arthur (1909), libretto: reginald buckley

harrison birtwistle: gawain (1991), libretto: david harsent

kitap, tiyatro ve filmlere değinmeyeceğim ama 2004 yılı yapmı antoine fuqua filmi "king arthur" un müzikleri de oldukça dikkat çekici... filmin müzikleri, alman besteci ve müzik prodüktörü hans zimmer e ait...

100 den fazla filmin müziği hans zimmer e ait ve 50 den fazlası da büyük ödüller almış... aslan kral, son samuray, hannibal, yağmur adam, miss daisynin şoförü, thelma & louise, the rock, görevimiz tehlike, gladyatör, pearl harbour, karayib korsanları, da vincinin şifresi, the simpsons, the bible, kung fu panda ve kara şövalye sadece benim bildiklerim ve hatırladıklarım...

King Arthur Soundtrack by Hans Zimmer



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

can özhan ve öğrencileri

can özhan yazıya nasıl başlayacağımı bilemedim... kaç aydır duruyor bu paylaşım taslak olarak ama elbisesini giydirip, paylaşmam lazım... ben normal koşullarda can özhan gibi ünlü ustaları değil de, ünlü birer usta olacak genç sanatçılarımızı yazıyorum... can özhan da genç sanatçı ve 32 yaşında bu aralar ama bloğun konseptinin çok dışında bir sanatçı artık... çok başarılı ve benim hiperaktif sanatçı olarak tanımladığım sanatçılarımızdan can özhan da.. konserler, projeler, ustalık sınıfları, orkestra kurmalar vb bir çok farklı aktivite devam ederken, bir çok da genç kemancı yetiştirdi ve yetiştirmeye devam ediyor... hepsi de çok başarılılar ve aslında her biri ayrı ayrı paylaşımları fazlasıyla hak ediyorlar ama ben bu tip paylaşımlar yapmayı tercih ediyorum.. yani ortada bir proje, orkestra, destek programı vs gibi bir ortak çalışma içinde yer alan genç sanatçılarımızı paylaşma gibi... bu paylaşımın konusu ise; en az sanatçılığı kadar başarılı olduğu öğretmenliği can özhan'ın... v

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

cansu naz eriş konseri

cansu naz eriş belçika musica mundi school 'da piyano eğitimine devam etmekte olan başarılı genç piyanistlerimizden cansu naz eriş , 21 şubat günü çok başarılı bir resital verdi musica mundi bach konser salonu nda... ben böyle tam konser kayıtları gördüğümde mutlaka paylaşmaya çalışıyorum, bu konseri paylaşmak için başladım yazmaya ama çok taze ve harika bir başarı haberi ile de karşılaştım... önce o haberi vereyim; pariste düzenlenen 18. c oncours international de chatou piyano yarışması nın yaş sınırlaması olmayan konser piyanisti kategorisi nde ikinciliğe layık görüldü... yarışmada birinciliğe layık görülen kimse de olmadığı için, doğal olarak yarışmanın birincisidir cansu naz... birinci seçilmemiş olması da yarışmanın kalitesini ve zorluğunu göstermesi açısından çok önemli... her türlü sıkıntıya, kısıtlamaya rağmen; gece gündüz çok yoğun bir çalışma ve tempo içerisinde geçirdiği şubat ayına yedi canlı etkinlik ve bir yarışma galibiyeti sıkıştırmayı başaran cansu naz eriş hakkın

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ilham perileri

ilham perileri (müzler) biraz sakat bir konuya dalasım geldi, bakalım işin içinden çıkabilecekmiyim... şu anda çok az bilgim var şu ünlü ilham perileri hakkında... şöyle bir olası kaynaklara da göz gezdireyim dedim, gözüm de korktu ama yıllardır hep ilgimi çeker bu ilham perileri... müzler de deniyor, musalar da... ingilizce muses... hemen her dilde yunanca orijinaline sadık kalınmış... Μοῦσαι (moũsai) ise orijinali oluyor... yunanca tabii... müz kelimesinin kökeni de "men" miş... bana pek bi alakasız geldi ama öyleymiş sonuçta... men kelimesi ise çok fazla ciddi anlamlar taşıyor: akıl, düşünce ve yaratıcılık!... umarım ingilizce insanoğlu denen "men" buradan gelmiyordur ama sanki öyle... bu kadarla da kalmıyor, bu 3 ana kavramın altını dolduran konular çok önemli; bilim, edebiyat ve sanat... konu ağır anlayacağınız... men kelimesinden köken aldığı söylenen müzler ise sanat, bilim ve edebiyat alanında eserler veren insanlara ilham getirmekle görevli periler.