Ana içeriğe atla

aykırılaşmak adına aynılaşmak

bazıları farklıdır... yetkinlikleri ya da ilgi çekici yanları ile kendilerinden söz ettirirler... mesela zeki müren... zeki müren, hem etkinliğini, hem de ilgi çekiciliğini bir arada yaşamıştır... hayatı ödünsüz yaşayabilen nadir insanlardan biri olarak hatırlanacaktır...

zeki müren
unutulmayacaktır çünkü sesi ve yorumu farklıdır... sesi ve yorumu farklı olan bir çok sanatçı olduğuna göre, en önemli unutulmama sebebi bence farklı olmasıdır... her açıdan farklı... özellikle dinlediğim bir sanatçı olmadı hiç zeki müren çünkü iyi bir sanat müziği yada klasik türk müziği dinleyicisi değilim... ama bana bir kaç türk sanatçı adı söyler misin denilirse eğer ---şimdiye kadar kimse sormadı bunu bana hiç--- ilk söyleyeceğim bir kaç isimden biridir... bence gerçek bir büyük sanatçıdır ve en çok beğendiğim yönü ise tarzını her şeyiyle bu millete kabul ettirebilmiş olmasıdır; kendisini çok sevdirerek, hem de onlarca yıl önce!...

erkin koray
erkin koray da farklıdır... yukarıdaki fotoğrafın çekildiği yıllarda bu derece aykırı olabilmek her baba yiğidin de harcı değildir... daha bir çok isim yazılabilir ama ben aklıma ilk gelen 2 kişiyi yazdım...

toplumun aykırı ve farklı kabul ettiği bir çok isim var ama önemli olan, ilk olabilmek!... diğer önemli olan da aykırı olduğunun farkında bile olmamak, doğal aykırı olmak...

günümüzde de bir sürü farklı olmaya çalışan aykırımız var! o sözde aykırıların hayranları bizlere yani hala daha zeki müren, barış manço, erkin koray vs hayranı olanlara dinozor diyorlar... ben büyük bir mutlulukla kabul ediyorum dinozorluğu... çünkü hala daha o dönemin bırakın ilerisinde olmayı onlarca yıl gerisindeyiz...

erkin koray
teknolojik olarak eskiye oranla çok gelişmiş olabiliriz ama insanlık olarak çok gerideyiz... sadece biz değil, bütün dünya... bütün dünya diyorum çünkü yok artık eskisi gibi michael jackson çıkmıyor yada madonna... yeni bir pink floyd, led zeppelin, santana yada deep purple da çıkmıyor... çıkamıyor... kolay kolay da çıkamaz artık çünkü dünyanın hızlı yuvarlak yapısı uygun değil...

aykırılıkta bile çok gerisindeyiz 60 lı 70 li yılların... 2000 li yıllarda aykırılık olsun diye aykırıymış gibi davranmak çok kolay... orayı burayı boyayıp, burna hızma takıp sahneye çıkmak çok kolay... zaten sokaklar öyle aykırılarla dolu!... kolaysa zeki müren, barış manço, erkin koray yada john lennon kadar, frank zappa, freddie mercury, jimi hendrix ve janis joplin kadar aykırı olabilin ve aykırı halinizle milyonları peşinizden sürükleyin de görelim bakalım...

konuyu dağıtmayayım... hemen nedense müziğe kaydım, aslında beni gıcık eden şey şu:

"aykırılaşmak adına aynılaşmak"

şöyle oluyor bu aynılaşmak; adam kendini farklı zannediyor! daha doğrusu, zannetmiyor, hiç de farklı olmadığını çok iyi biliyor ama farklı olmak zorunda ya! farklı olduğunu nasıl gösterecek el aleme? mutlaka bir şeyler yapmalı! acilen... zaten imaj meykır lık filan da bu sebeple çıktı... imajını meyk etmeli ki farklı olsun, aykırı olsun... mick jagger in image maker i var mıydı acaba? yoksa o zaten öyle mi doğmuştu?... çıkış konumuz zeki müren ve erkin koray idi... ben onların aykırı olmak için çabaladıklarını hiç zannetmiyorum! sorun burada... onlar öyle idiler...

şimdi, adam farklı olmak için çabalıyor ve bunun en kolayı biçim değiştirmek! bu sefer farklı olmaya çalışanlar başlıyorlar biçim değiştirmeye... çünkü "fark" yaratabilecekleri başka hiç bir şey yok ortada!...

ikinci ve asıl önemli olan sorun da burada çıkıyor: bu farklı olmaya çalışan adamlar aslında gerçekten farklı olmadıkları ve sadece aykırı tip olmaya çalıştıkları için benzer şekillerde farklılaşmaya başlıyorlar! çünkü sonuçta bu adamlar gerçekte çok fazla basma kalıp oldukları için fazla seçenek bulamıyorlar!

ve şaka gibi bir kabus ortaya çıkıyor! aynı olmak!... tühhh...

birbirinin tıpa tıp benzeri olan, siyah metallica tişörtlü, uzun saçlı, küpeli, hızmalı rocker lar doldurdu ortalığı... o kadar aynılaştılar ki farklı olma adına, bir kaç sene önce polis yakaladığı benzer tipi satanist diye nezarete attı ... sırf 60 lı yıllardaki abileri ablaları gibi olabilme adına gençler hap kullanmaya başladılar!... ülkemizde 2000 li yıllara geldiğimiz halde yüzünü boyayan şarkıcılar türedi 30 sene geriden, alice cooper ve kiss benzeri... michael jacksonvari sahne çıkışları yapmaya kalkan (eminim bunun kursunu bile almışlardır) popçularımız türedi...

bu "aykırılık" konusu aslında çok geniş bir konu... benim bahsettiğim sadece dış görünüş aykırılığı ve insanoğlu dış görünüşünü zaten sürekli değiştirdiği için çok fazla seçenek kalmıyor...

1967 yılında kullanılan minicik bir aksesuar olağanüstü bir değişim ve farklılık iken, bugün artık kulağınıza otobüs taksanız bile çok da matah bir farklılık yaratmış olamazsınız çünkü önemli olan en zor zamanda ilk olabilmektir!

erkin korayın 70 li yıllarda kullandığı çok masum sayılabilecek çıplaklığı çok büyük bir adımken, bugün çıplaklığı bırakın, derinizi soyup, iç organlarınızı omuzlarınızda taşısanız aynı etkiyi yaratamazsınız çünkü artık farklılık yada aykırılık değil o... sadece yaratıcı olamama neticesinde başvurulan taklit...

yaratıcı olabilenler 60 larda ve 70 lerde kaldılar... günümüzde hiç mi yok fark yaratabilen, gerçekten aykırı olabilen? çok var aslında... hatta eskiye oranla çok daha fazla var ama onlara prim veren yok çünkü artık prim verecek olanlar da taklitlerle oyalanmaktan öteye gidemiyorlar ve onlar da zaten aynılar!...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

çağla karaali

çağla karaali çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?... konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onların okulları bu çocuk

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ev stüdyosu ortamı

müzik stüdyosu izolasyonu stüdyo ortamına ev içinde oda deniyor:)... yani evin içinde bir yerler... yine işin büyüklüğüne göre maliyet çok değişecek... mesela siz çalışırken çok gürültü olacak mı? ... keyboard kullanacaksanız sesini az açarsınız... yada kulaklık kullanırsınız... monitör kabin en iyisidir ama mecburen gerekebilir çoğu zaman kulaklık... o zaman, kulaklığın çok iyi olması şart... eletro gitar çalacaksanız gürültüye engel olmak çok zor ama teknoloji gelişti iyice amfi yerine direk olarak bir çok keyboarda yada audio/midi arabirimine gitarı girebiliyorsunuz... kulaklıkla elektro gitar çalmanız da mümkün... davul çalacaksanız::)))... işiniz zor tabii... o zaman yalıtım yapacaksınız odaya çünkü daha ilk gün eve polis gelecektir... tabii davul makinesi, ritm makinesi, eskiden ritm box denen zımbırtılardan kullanacaksanız yada dijital davul seti kullanacaksanız iş basit... "çok iyi" bir kulaklık işinizi görecektir... ama "adam gibi" bildiğin davul (

EmiSunshine

EmiSunshine tam adı emilie sunshine hamilton ama EmiSunshine adını kullanıyor... ben ilk izlediğimde, kendisinin bu kadar genç olduğunu anlamamıştım!... 25 civarı diye düşünmüştüm yaşını ama 2004 doğumlu çıktı... 14 yaşında henüz ama ben tarzına ve sanatçı ruhuna resmen hayran kaldım... çok küçük yaşlarda çekilmiş videoları var, o yaşlarda bile giyimi, aksesuarları, sahnede duruşu, yüz ifadeleri, vücut dili, fotoğraflarda verdiği pozlar vs vs vs, her yönden yaratıcı ve sanatçı bir yapıya sahip... şimdi bu yazdıklarım daha çok moda dergisine uygun ve magazinsel oldu ama sadece bu sebeplerle bu sayfada paylaşmam mümkün değil kendisini... çok daha fazlasına sahip emilie... Emilie Sunshine Hamilton tam bir yetenek bombası emisunshine... çok iyi şarkı söylüyor, sesi çok iyi, tarzı çok iyi ve sesini oldukça iyi kullanıyor... bir çok enstrümanı iyi seviyede çalıyor yani multienstrümantalist... ve kendine ait eserleri var... anlayacağınız söz yazıyor, beste yapıyor... bu kadar da d

zaman içinde gitar

klasik gitar bildiğimiz gitar işte üstteki... tarih ne kadar gerilere gidiyorsa, gitar da neredeyse o kadar gidiyor gerilere... benim ilk rastladığım bilgi sümerlere, hititlere kadar gidiyor... bir de mitolojide gitar benzeri şeyler var... mitoloji denen şey tam olarak ne vakte düşüyor var mı bilen?... işte o zamanlara kadar gidiyor bu iş... çok eskilere yani... kafamın basmadığı zamanlar... ne varsa anadoluda ve mezopotamyada var gerçekten... bu sümerlere hayranım... bildiğim kadarıyla mö 3500-4000 li yıllar gibi... hititler de öyle... gerçi ben mö 1400 lere kadar bulabildim gitarın orijinini... aşağıdaki resimlerin ilki berlinde, ikincisi ise istanbulda bulunuyor şu anda... hititlerde gitar hititlerde gitar benim bulabildiğim, gitara benzeyen en eski müzik aletleri yukarıdakiler... ama çoğu tarihçi ve müzikolog daha da eskilere götürüyor gitarı ama bence artık o kadarı da abartı oluyor çünkü gitara pek de benzemiyorlar... örneğin aşağıdaki de gitarın atası olarak kabul

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

zahit bizi tan eyleme, şaraba eyle ihtiram...

konumuz "zahit" ama zahit hakkında yazabilmek için önce uzunca bir zaman ayırıp, kitap karıştırıp, mürekkep yalamak gerekiyormuş gerçekten... ilk anladığım o oldu... hemen belirteyim; zahit daha yaygın kullanılıyor ama doğrusu "zahid" ... aslında konu; " dinlediklerim " ancak "ben şu zahit adlı eseri çok severek dinliyorum, alın bu da videosu vs vs vs" denip de geçilecek bir eser değil... zaten zahit bizi tan eyleme deyişini bilmeyen ve sevmeyen yoktur... kıyıda köşede kalmış bir şeyi keşfetmiş olamayacağımdan ötürü, asıl amaç tabii ki farklı... neredeyse ilkokul yıllarından beri hayranlıkla dinlediğim "bu zahit de neymiş yahu" diye anca meraklandım zannedersem... çoğu zaman bu esere kısaca zahit denir geçilir... eğer sadece interneti kurcalarsanız ve bu kurcalamanız sadece öylesine gerçekleşirse, aslında birbirinin devamı yada tamamlayıcısı denebilecek zahitler ile karşılaşırsınız... kafanız da karışır biraz... zaten gördüğüm kada