Ana içeriğe atla
no land

bu sayfada bir çok yerde "müzik müziktir; yeri, yurdu, dini, dili, cinsiyeti falan filan yoktur vs vs vs" gibi şeyleri yeri geldikçe hep aralara bir yerlere sıkıştırmışımdır... tam da böyle bir grup buldum bu sefer... varlık sebebi bile bu olan üstelik... adı bile no land...

azeri kamil hajiyev ve iranlı sahand lesani istanbulda karşılaşıyorlar!... türkiyeden mehmet akif ersoy da katılıyor kendilerine ve bu üç isim noland in temellerini atıyorlar...

pek de tercih etmediğim bir şeydir insanların, özellikle de sanatçıların hangi ülkelerden olduklarını belirtmek ama hep de mecburen belirtmek zorunda kalmışımdır... nedense "amerikalı" yada "ingiliz" olunca başına eklenmez ülkesi ama diğer ülkelerden olunca eklenir!... hiç de anlam veremediğim şeylerden biridir bu ama işte ben de neredeyse her paylaşımda bunu belirtmek zorunda hissediyorum... alışkanlık mı olmuş nedir... ama gerçekten ilginç değil mi? ingiliz cat stevens denmez ama mesela italyan tenor pavarotti denir!... neyse geyiğe sarmadan fazla, no land a geçelim...

geçelim dedim ama pek de detaylı bilgi yok!... bu sebeple aşağıdaki videoyu izleyip, dağılabilirsiniz... neden bu grupların web sayfaları olmaz anlamış değilim... tamam; önemli olan müziktir, grubu, müzisyeni en iyi anlatan müziğidir ve gerçekten de fazlasıyla yeterlidir ama sonuçta biz de burada blog yazıyoruz!... insan biraz da bizi düşünür ve hiç olmazsa 1-2 sayfalık bir şeyler yazar... ne yapayım yani şimdi ben?... alın bu fotoları, bu da youtube adresi, gidin dinleyin mi diyeyim...

bozuk çalmışım web sayfaları yok diye ama artık var... bence yetersiz ama umarım zenginleşir... aşağıdaki sayfadan ulaşabilirsiniz... 

no land

sayfalarında albümleri var ama yine bilgi yok... ben de bayıldığım bir parçalarını paylaşayım... üzümə bax...



no land'i, elemanlarını, tarzlarını, yaşama bakışlarını (bunu nereden biliyorum anlamadım ama, yaşama bakışlarını severim gibi geldi) ve özellikle de şu yukarıdaki üzüme bax adlı parçayı çok sevdim... harika bir çalışma olmuş... bu parçayı dinlerken, tamam budur işte dedim ve gördüğünüz gibi paylaştım gitti... sevin bu grubu...

şöyle hafif bir araştırma yaptım ve bu paylaşımı kurtarmaya yetecek ve okuyanı yeterince bilgilendirebilecek bilgiye ulaştım sayılır... gerisi de artık size kalmış... hemen belirteyim; yazacaklarım kendilerine ait resmi bilgiler değil... hata olursa kabahat da benim değil...

no land elemanlarında bir ara değişim olmuş ama şu anki isimler şöyle:

kamil hajiyev (keman, vokal)
hazal akkerman (çello, geri vokal)
sahand lesani (elektro gitar, vokal)
çağatay vural (bas)
mehmet akif ersoy (akustik gitar)
oğuzcan bilgin (trompet)
can kalyoncu (davul)

ama!... mesela yukarıdaki videoda yer alanlar oldukça değişik!... davulda kadir buzkan, perkusyonda yasemin alpalan, çello da ise arzu miral çalmışlar...
çok genç bir grup için bu derece ciddi bir müzisyen değişikliği no land e nasıl yansır bilmiyorum... yada bu iyi bir birlikteliktir de, farklı çalışmalarda farklı kişiler katılmışlardır!... onu da bilmiyorum... ama özellikle viyolonsel (çello), kemanla birlikte, no land müziğinin en önemli renklerini oluşturuyorlar... trompet de katılıyor zaman zaman ve gerçekten çok değişik ve farklı bir karışım çıkıyor ortaya... bu sebeple bu konu üzerinde durdum yoksa hoşuma gitmeyen bir durum olduğu için yazmadım bunu... no land müziğinde keman ve viyolonselin birlikte oluşturdukları renk benim çok dikkatimi çekti çünkü... ne yalan söyleyeyim; benim no land i beğenmemin sebebi keman ve çello oldu... ama tabii bu benim kişisel bakışım... farklı parçalarda dinlediğim her iki çelist de oldukça iyiler...

tabii müzikler zaten oldukça hoş... yani ben keman ve çelloya dikkat çektim ama beste ve düzenleme gibi işler çok önemli... benim, yine kişisel olarak, çoğu zaman şarkıların sözleriyle pek alakam olmaz ama sözler de oldukça dikkat çekici ve bütün parçalar için söyleyemeyeceğim ancak anladığım kadarıyla sözler senarist vugar hasani ye ait...

bu arada; ben noland'den hiç olmazsa, arada sırada da olsa "enstrümantal" parçalar da duymak isterim... çok yakışır gibi geldi bana... 

no land - yüzerdik



noland müziği, doğu ve batıyı oldukça iyi bir şekilde bir araya getiriyor... tabii bu çok sığ bir tanımlama oldu ama ben müziği öyle pek de bir türe yada renge bağlamayı sevmiyorum... noland, aynı coğrafyanın farklı kültürlerinden müzisyenlerin sıkı arkadaşlıkları sonucunda oluştuğu için, her kültür kendi rengini katıyor müziklerine ve çok hoş bir karışım çıkıyor ortaya...

noland - aramızda

yukarıda henüz albümleri yok yazmıştım geçen sene ama tabii ben sürekli eklemelerde bulunuyorum... artık var albümleri... hep aramızda zaten no land ama bu farklı... ilk albümü "aramızda" çıktı 2016 yılı itibarı ile... çok güzel bir albüm...

no land - aramızda

no land in aramızda albümü, 2013 yılından beri yaptıkları çalışmaların bazılarını içermekte... albüme almayı tercih ettikleri çalışmalar genelde grubun bir araya gelme sürecinde yaptıkları çalışmalar... türkçe ve azerice olan şarkıların sözlerinin bir çoğu vugar hasaniye ait... çalışmaların tamamı gruba ait ancak sadece bir parça azeri sanatçı azer cırttan memmedovun bestesi... memmedov un bestesi olan "niye bele uzundur bu yollar" no land tarafından çok başarılı bir şekilde yorumlanmış...

albümde çalan no land elemanları ise şöyle; kamil hajiyev (keman, vokal), hazal akkerman (çello, vokal), sahand lesani (elektro gitar), çağatay vural (bas gitar), mehmet akif ersoy (akustik gitar), oğuzcan bilgin (trompet), can kalyoncu (davul)... bonus parçalarda ise, yağız nevzat ipek davul çalmış... vugar hasani ve ozan aktaş da vokal yapmışlar...

albümün kapağı benim çok hoşuma gitti... en az albüm kadar güzel... albüm kapakları çok önemli gerçekten... aramızda albümünün kapağı, no land grup elemanlarının arkadaşı vahid danaiefar tarafından, bonus parçalardan biri olan 52 hertz whale den esinlenilerek yapılan yağlı boya bir tabloymuş...

kendileri albümü sayfalarından ve soundcloud üzerinden paylaştıkları için, ben de paylaşıyorum... gerçekten çok güzel bir albüm... albümde benim hastası olduğum o muhteşem üzüme bax parçasının bulunmayışına hem anlam veremedim, hem de bozuldum:)... nasıl olmaz arkadaş o parça yahu!... vardır bir bildikleri... bana soracak değiller ya... iyi dinlemeler...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

mehmet özkanoğlu

mehmet özkanoğlu bir süredir paylaşmak istediğim bir gitarist mehmet özkanoğlu... ilk kez 1 yıl kadar önce facebook da bir paylaşımda dinlemiştim... hem de öyle bir paylaşımdı ki, bir şiir için fon müziği olarak kullanılmıştı... klasik gitarla çalınan parça ise, dost çevirmiş yüzünü adlı türkü idi... aşık veysel in... şiirle pek alakası olmayan biri olarak o video yu defalarca izlemiştim sırf parçayı dinlemek için... bence çok çok iyi bir yorum idi ama kimdi çalan??... düşünsenize! ne pis bir durum!... bir türk gitarist (yabancı da olabilirdi, bereket değilmiş) böyle gitar çalıyor ve ben tanımıyorum ve arayıp, bulmam lazım kim olduğunu!... bakmayın şimdi yukarıda parçanın adını yazdığıma, ilk dinlediğimde türkünün adını da kime ait olduğunu da bilmiyordum, sadece türküyü biliyordum... işin kötüsü, çoğu türkü de kimseye ait olmuyor ki! anonim olabiliyor, bir yada bir kaç derleyeni olabiliyor... google ın hiç bir işe yaramadığı da oluyor, onu keşfettim... bu parçayı bu kadar etkileyi

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

dünya piyanistler günü

gülsin onay daha önce hiç duymamıştım, az önce denk geliş karşıma çıktı... 6 aralık günü dünya piyanistler günüymüş... 2011 yılından beri... hikayesi de ilginç... usta piyanistimiz gülsin onay , 2011 yılında, 6 aralık günü "herkesin bir günü var, piyanistlerin neden özel bir günü yok" demiş ve 6 aralık gününü dünya piyanistler günü olarak ilan etmiş... biraz inceleyince, "şaka yollu ortaya attığım fikrimin marmarisli gazeteci ata sevgi tarafından haber yapılması üzerine bu denli ciddiye alınıp, benimseneceğini ve hatırlanacağını bilmiyordum doğrusu" dediğini de okudum... şaka yollu da olsa, ortaya atılan bu görüş benimsenmiş ve dünyaya da duyurulmuş anladığım kadarıyla ama dünyaca da benimsenmiş mi acaba diye biraz kurcalayınca, karşıma bu sefer de 8 kasım çıktı world pianist day olarak... bir de sayfa açmışlar... şöyle bir şey ... neden 8 kasım olduğunu anlamadım, daha doğrusu anlamak için uğraşmadım ama 8 kasımda farklı ülkelerden kutlayanları filan pay

org

benim hastalık boyutunda bir takıntım vardır bu org konusunda, bir kaç paylaşımımda bahsetmiştim daha önce... ülkemizde "org" olarak adlandırılan çok geniş bir müzik aleti grubu olması ve farklı adlandırılmalara gidilmeden, tamamına org adı verilmesidir bu takıntı... aslında bu takıntımda pek de haklı değilim, biliyorum ama üzerinde tuşları olan, birbiriyle alakasız her türlü cihaza tek bir isim verilip, org denmesini de hep yadırgamışımdır...  keyboardlar & piyanolar  başlıklı eski paylaşıma göz gezdirirseniz anlarsınız bu takıntımı... bu gereksiz takıntımda pek de haklı değilim dememin sebebi ise şu; aslında benim "org" denilip geçilmesini yadırgadığım cihazlar da "org" denen şeyin geliştirilmiş, elektronikleştirilmiş, dijitalleştirilmiş halleri... üstelik türkçe karşılıkları da yok ve tamamına org deyip geçmek de yanlış sayılmaz... benim takıntılı biçimde "gerçek org" dediğim ve hayranı olduğum şey aşağıdaki muhteşem varlık oluyor...

çingene müziği

çingene müziğine geçmeden önce; aşağıdaki paylaşımlara göz atabilirsiniz... gelem, gelem... çingeneler... dünyada bilindiği üzere, bir "dünya müziği" kavramı mevcut... world music denen!... kimi de her nedense hiç de sevmediğim bir şekilde "etnik" müzik diyor... aslında o kadar mide bulandırıcı bir tanımlama ki özellikle bu etnik müzik lafı!... etnik aslında yerel yada dar bir alana özgün gibi bir anlama sahip ama güncel ve yaygın kullanımı folklorik olmanın çok ötesine geçti, ırkçılığa kadar vardı resmen!... "ötekinin müziği" oluverdi resmen... web sayfaları kapatıldı, ötekinin müziğini dinleyenler kara listelere bile alındı... o yüzden ben zaten etnik lafını hiç benimseyemedim... dünya müziği lafı da çok saçma çünkü bu sefer insan "dünya dışı bir müzik mi var acaba" gibi bir arayışa giriyor... ne yani şimdi mesela madonna uranüs müziği mi yapıyor!... Robert E. Brown - dünya müziği mutfağı /  http://www.wesleyan.edu/ evet, madonna da