Ana içeriğe atla

eve gelen konser

eve gelen konser - telefunken http://www.brandwaygroup.com/
aslında ben eski plak satanları tanıtacaktım ama olmamıştı... onu da bir dahaki sefere yazarız artık... önce dünyanın en hızlı halini yaşayan nesil demiştim, şimdi de o yazının devamı niteliğinde biraz nostalji yapayım dedim hazır "eski plak" demişken...

apayrı bir zevktir bu eski plakları arayıp, bulmak... hatta bulamamak daha büyük bir zevktir çünkü aramaya devam ederek daha fazla heyecan yaşarsınız... diyelim ki, electric light orchestranın bir lp (33 devirlik long play oluyor bu, yani büyük plak; bir de 45 devirlik ufak plak var) sini arıyorsunuz... ilk girdiğiniz dükkanda kalktınız buldunuz!... olmadı işte bu... 8-9 dükkan dolanıp da bulursanız keyif verir bu iş... 8-9 eski plakçıyı dolaşacaksınız, onlarla sohbet edeceksiniz, çayınızı da içeceksiniz ve bulamadığınız plağı aramak için yine yola çıkacaksınız... bu zevklidir çünkü o esnada aradığınız plağı bulamadınız ama aramadığınız çok güzel plaklar buldunuz ve aldınız!... böyledir bu iş...

yada 2 sene önce piyasaya çıkmış jethro tull lp sinin türkiyeye de gelmesini bekleyeceksiniz... o gelecek bir yerlere... arayıp, bulacaksınız... buldunuz diyelim, büyük ihtimalle alamazsınız o plağı çünkü 1 adet!... herkes dinleyecek onu!... nasıl mı?... tabii ki plakçınız sizin için onu kasete kopyalayacak... bir kaç gün sonra gidip alacaksınız... bazen 15-20 gün sonra gel diyecekler ve siz sabırla ve heyecanla bekleyeceksiniz... izmirde bedri plak vardı bu işin duayeni... jethro tull albümü için beni 1.5 ay bekletmişti...


insanın başına gelebilecek en berbat durumdu yukarıdaki... düşünsenize, en sevdiğiniz kasetinizin içi dışına çıkmış!... bazen öyle berbat olurdu ki bu, en az zararla düzeltebilmek için vidalarını açıp, bantı makaraya çok düzgün bir şekilde yeniden sarmanız ve iş kaba tabiriyle daha da boka sarmadan kaseti yeniden vidalamanız gerekirdi:)... toparlayamayıp, çöpe attığım kasetim bile olmuştu hem de zorla bulunan alan parson's project kaseti!...

şimdilerde ise; en ufak, çözülebilir bir sorun yaşansa bile, çöpe gidiyor!... at gitsin... yenisi var nasıl olsa!...

kalemle kaset sarma durumu son zamanlarda facebookta filan çok çıktı, ona değinmeye gerek yok artık...

karışık kaset isteyecek canınız!... mesela en güzel tangolar... yada ne bileyim, summer hits of 97!... (bu summer hits denen şeyi de anlamış değilim ya neyse) liste yapacaksınız kendiniz istediğiniz parçaları... plakçıya gideceksiniz... o listenize bakacak, elinde olmayanlar çıkacak, onun tavsiyelerine göre yeniler ilave edilecek... kasette boş yer mi kaldı? yarım parça bile olsa oraya alakalı alakasız bir şey yüklenecek:))... e para veriyoruz o kadar, boş kalmasın:)... o zamanlar en sinir olduğum şeylerden biriydi plakçının deep purple kasetinin boş kalan yerine kalkıp da nilüfer yüklemesi... tamam, nilüfer hanımla bir alıp veremediğim yok ama arkadaş bari alakalı bir şey koy oraya!... hadi örneği ters de verelim; nilüfer kasetinin sonuna kalkıp da ian gillan ın eşşek gibi bas bas bağırdığı deep purple konserinden parça konur mu!... ama aynen dediğim gibi oluyordu...

yahu anlatılacak bir şeyi yok ki şimdinin... internetten indir istediğini! (ki hırsızlıktır) yada belli yerlerden parasıyla indir (öyle yapın), kaydet pc ye yada her ne ise işte o müzik dinlediğin... binlerce parça! elinin altında... kesinlikle zevkli değil... asla değil... müzik dinlemek değil bu...

gerçekten müzik dinlemek değil bu... adam gibi dinlemek lazım usulüne göre... müzik dinlemek emek işidir... zordur... gayret ve efor sarf edilmelidir... müziği yapana saygıdır bu... adam uğraşmış, sen de en azından dinlerken uğraşacaksın:)...

http://www.reelprosoundguys.com/
uğraşacaksın deyince şaka yollu, aklıma gerçekten ne kadar çok gayret sarf ettiğimiz geldi eskiden... şimdi çok kolay, her nereden dinliyorsan, istediğin parçayı, tıkla çalsın... istersen sırayla çalsın, istersen random çalsın... çok beğendiğin parçayı istersen üst üste bıkana kadar çalsın... öyle değildi ki kaset dinlerken... mesela şu yukarıdaki makaralı teypte bulup dinleyin bakalım istediğiniz parçayı!... kaç metreydi o bandın uzunluğu? unuttum şimdi... tabii bir kolaylığı vardı onun da... şimdi fotoğrafta göremedim ama sayacı vardı üzerinde... o koskoca banda kayıt tamamlandıktan sonra, oturup, hangi parça hangi rakamdayken başlıyor not ederdiniz ve o kağıt makaranın içinde dururdu... mesela bandın başında sayacı sıfırladınız diyelim, atıyorum, cem karacanın resimdeki göz yaşları parçası diyelim ki 315 de başlıyor ve siz onu dinlemek istiyorsunuz... sayaç 315 e gelene kadar bandı hızlı sarardınız ve oraya gelince başlardınız dinlemeye...

kasetlerde sadece ilk parçayı dinlemek kolaydı... sar başa dinle... ben kasetin b yüzünün 3. parçasını dinlemek istiyordum mesela nedense!... son zamanlarda onu da yapabilen sistemler çıkmıştı ama zaten hemen arkasından zırt diye şimdiki kolaylıklar başladı... yada mesela arka arkaya 8 ayrı kasedin farklı farklı parçalarını dinlemek istiyordum ardı ardına!... hatta diyelim ki 1. 3. ve 6. parçaları dinlemek istiyorum:)... yada ben aynı parçayı üst üste 9 kere dinlemek istiyorum!... hadi bakalım, kolay gelsin:)...

plaklarda kolaydır bu iş... pikabın kolunu dinleyeceğin parçanın başına getir dinle... ama bugün düşününce o bile zor!... pikap salonun karşısında, sen yan gelip uzanmışsın kanepeye!... olacak iş değil valla bugünün teknolojisine iyice alışmış biri olarak, pek uymadı şu anda bana da...


tabii yukarıdaki gibi otomatik olarak bir çok plağı çalabilen sistemler de vardı... hala daha var... daha sonra "jukebox" çıktı... yada daha önce, bilmiyorum... hatta pc ler yaygınlaşınca pc versiyonu da çıktı... wurlitzer idi yanlış hatırlamıyorsam bu müzik kutularını geliştirip yaygınlaştıran... içinde 2000 plak olurdu mesela... daha sonra cd ye döndü... atarsın parayı, dilediğin parçayı seçersin ve senin için çalar, sizin parçanızdır, kız bayılır buna:)... hala daha çok yaygın bazı ülkelerde... tabii kafeler, barlar ve umuma açık mekanlar için... evine alan görgüsüz de olmuştur mutlaka...

wurlitzer demişken, tabii günümüzde de oldukça yaygın aslında ve jukebox ların artık ipod luları var... aslında minicik bir şey olması lazım artık ama eski havayı verebilmek için kocaman yapıyorlar... o da aşağıda... tabii minikleri de mevcut... eski değil bunlar, görüntü aynı ama teknoloji güncel... bir kaç bin pound...


dönelim yine kasetlere... kasetler de geri dönüyorlar, hazır olun... hem de öyle bir dönüş ki!... sony firması 185 terabaytlık manyetik kaset üretmeye başlayacak yakında... belki de başlamıştır... evet, 185 tb lik kaset!... yani 185 bin gb oluyor ki devasa bir boyut... tahminlerin çok üzerinde bir geri dönüş söz konusu... blu-ray dan 3700 kat daha fazla depolama kapasitesine sahip!...

daha önce de belirttiğim gibi, plaklara da dönüş zaten başladı... bu geri dönüş tekrar lambalı radyolara hatta gramofona kadar gider mi bilemem ama "lambalı" deyince aklıma geldi; en iyi gitar amfileri de şu an lambalıdır:)...

şunu da ilave etmem lazım çünkü nostalji yazımız artık tatlı tatlı bitmeli... kaliteden ödün vermeyenler, çok mecbur kalmadıkça o matah bir şey zannedilen "dijitale" hiç geçmediler ki zaten!...

günümüzün en kaliteli hi-end olarak adladırılan müzik sistemlerinin önemli bir bölümü lambalıdır... çok yüksek fiyatlara satılan bu sistemlerin yine önemli bir bölümü analogtur... dijital değildir yani...

bu arada daha önce yazdığım silindirden dijitale adlı yazıyı da dilerseniz okuyabilirsiniz...

plaklar, canlı ve gerçek seslere en yakın sesleri, verebildikleri için çok değerlidirler... kasetlerin de bildiğim kadarıyla çok az bir kısmı dijitaldir yani neredeyse tamamına yakını analog kayıttır... özellikle plaklar kaliteyi arayan dinleyiciler için vazgeçilmezdirler ve bugün de eski plaklar meraklısına ulaşmaktadırlar... görüşme fırsatı bulduğum bir kaç eski plak ve kaset satıcısı "satışların fena olmadığını" söylediler... satıcı dilini doğru tercüme edersek eğer, benim bundan anladığım, satışların iyi olduğu:)...

bir de şu çok önemli aslında; yine benim bildiğim kadarıyla, özellikle 80 li yıllarda bir çok sanatçı albümlerini sadece kaset olarak yayınlamışlardı... yani şu anda bazı önemli sanatçıların belki de tüm eserleri sadece kaset şeklinde olabilir... belki talep olmuşsa sonraki yıllarda cd olarak da basılmışlardır bilmiyorum...

yahu nereden başladım da geldim buralara kadar ben!... gerçekten yazıya başlarken tek amacım türkiyedeki önemli plak ve kaset satan mağazaları yazacaktım... neyse artık o sonraya kaldı...

kaset bambaşkadır... bir bakıma mektup gibidir... şimdi mektup da kalmadı ya!... mektup özeldir... kaset de öyledir... plağa kayıt yapamazsınız... ama kasete yapılır... hem de defalarca... kızlara kaset hazırlanırdı eskiden:)... şimdi aklıma geldi:)... çok güzel bir karışık kaset hazırlardın, verirdin kıza bayılsın diye... gerçi kız bayılınca da bir şey olmazdı... o da ayrı... saftık biz:)...

aslında değişen çok fazla bir şey yok sadece boktan püsürükten, dejenere insanlar olduk; o kadar... değişen bir şey yok çünkü şimdi cem yılmazın oyunları youtube dan izleniyor... eskiden de zeki alasya ve metin akpınarın oyunları kasetlerden dinlenirdi...

özetle; plak ve kaset gerçeğe en yakın sesleri verirler... analogturlar... işin içine dijital yani "yalan benzetme" girmemiştir... günümüzün o "ileri teknolojisi" evet, kabul etmemek mümkün değil, çok temiz ve dilediğiniz dijital efektlerle müzik dinlemenizi sağlayabilir ama en fazla "iyi birer taklittir" o sesler... ben dinlemiyor muyum?... tabii ki sürekli dinliyorum ve şunu da kabul ediyorum çoğu zaman; "evet, dijital çoğu durumda analogdan daha iyi olabiliyor"... ama ben kasetleri gerçekten çok seviyorum...

son olarak şunu da açıklığa kavuşturmakta yarar var, "plak neden daha kaliteli ses versin ki?" diyenler de oluyor... evet, doğrudur, cd sesi çok daha temizdir... ama asla unutulmaması gereken bir gerçek de şudur: bütün kayıt işlemleri tamamlanmış ve sunuma hazır hale getirilmiş müziğin baskı öncesindeki son hali "neredeyse mükemmeldir" fakat o müziği "ufak" alanlara yükleyebilmeniz için "sıkıştırmanız" gerekmektedir... mesela ufacık depolama alanlarına binlerce müzik sığdırılıyor ya günümüzde!... işte o sıkıştırma sayesinde oluyor bu... o ses dosyalarının sonundaki voc, wav, mp3, mid, mod, wmv gibi uzantılar ne anlama geliyor zannediyorsunuz?... plaklarda bu sıkıştırmaya gerek olmadığı için ses bozulmamaktadır fazla ama sıkıştırılan sesler resmen koca bir kağıdın avuç içinde sıkılarak buruşturulmasına benzemektedir... bu sebeple plak diyoruz, manyetik bant diyoruz ve istiyoruz... nostalji yapmıyoruz aslında...

akla uygun olmayan hiç bir konuda eskiye özlem duymaya da hiç gerek yok... bazı konularda belki eski iyi idi... ama bir çok konuda yeni iyidir... geçmişe değil de geleceğe bakmak lazımdır... sadece dejenere olup, bayağılaşmanın anlamı yok...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

can özhan ve öğrencileri

can özhan yazıya nasıl başlayacağımı bilemedim... kaç aydır duruyor bu paylaşım taslak olarak ama elbisesini giydirip, paylaşmam lazım... ben normal koşullarda can özhan gibi ünlü ustaları değil de, ünlü birer usta olacak genç sanatçılarımızı yazıyorum... can özhan da genç sanatçı ve 32 yaşında bu aralar ama bloğun konseptinin çok dışında bir sanatçı artık... çok başarılı ve benim hiperaktif sanatçı olarak tanımladığım sanatçılarımızdan can özhan da.. konserler, projeler, ustalık sınıfları, orkestra kurmalar vb bir çok farklı aktivite devam ederken, bir çok da genç kemancı yetiştirdi ve yetiştirmeye devam ediyor... hepsi de çok başarılılar ve aslında her biri ayrı ayrı paylaşımları fazlasıyla hak ediyorlar ama ben bu tip paylaşımlar yapmayı tercih ediyorum.. yani ortada bir proje, orkestra, destek programı vs gibi bir ortak çalışma içinde yer alan genç sanatçılarımızı paylaşma gibi... bu paylaşımın konusu ise; en az sanatçılığı kadar başarılı olduğu öğretmenliği can özhan'ın... v

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

cansu naz eriş konseri

cansu naz eriş belçika musica mundi school 'da piyano eğitimine devam etmekte olan başarılı genç piyanistlerimizden cansu naz eriş , 21 şubat günü çok başarılı bir resital verdi musica mundi bach konser salonu nda... ben böyle tam konser kayıtları gördüğümde mutlaka paylaşmaya çalışıyorum, bu konseri paylaşmak için başladım yazmaya ama çok taze ve harika bir başarı haberi ile de karşılaştım... önce o haberi vereyim; pariste düzenlenen 18. c oncours international de chatou piyano yarışması nın yaş sınırlaması olmayan konser piyanisti kategorisi nde ikinciliğe layık görüldü... yarışmada birinciliğe layık görülen kimse de olmadığı için, doğal olarak yarışmanın birincisidir cansu naz... birinci seçilmemiş olması da yarışmanın kalitesini ve zorluğunu göstermesi açısından çok önemli... her türlü sıkıntıya, kısıtlamaya rağmen; gece gündüz çok yoğun bir çalışma ve tempo içerisinde geçirdiği şubat ayına yedi canlı etkinlik ve bir yarışma galibiyeti sıkıştırmayı başaran cansu naz eriş hakkın

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ilham perileri

ilham perileri (müzler) biraz sakat bir konuya dalasım geldi, bakalım işin içinden çıkabilecekmiyim... şu anda çok az bilgim var şu ünlü ilham perileri hakkında... şöyle bir olası kaynaklara da göz gezdireyim dedim, gözüm de korktu ama yıllardır hep ilgimi çeker bu ilham perileri... müzler de deniyor, musalar da... ingilizce muses... hemen her dilde yunanca orijinaline sadık kalınmış... Μοῦσαι (moũsai) ise orijinali oluyor... yunanca tabii... müz kelimesinin kökeni de "men" miş... bana pek bi alakasız geldi ama öyleymiş sonuçta... men kelimesi ise çok fazla ciddi anlamlar taşıyor: akıl, düşünce ve yaratıcılık!... umarım ingilizce insanoğlu denen "men" buradan gelmiyordur ama sanki öyle... bu kadarla da kalmıyor, bu 3 ana kavramın altını dolduran konular çok önemli; bilim, edebiyat ve sanat... konu ağır anlayacağınız... men kelimesinden köken aldığı söylenen müzler ise sanat, bilim ve edebiyat alanında eserler veren insanlara ilham getirmekle görevli periler.