Ana içeriğe atla

orta çağdan günümüze hurdy gurdy

“Jeune fille à la vieille”, by Jules Richomme (1882)
hurdy gurdy, 12. yüzyıl öncesine ait yaylı bir çalgıdan köken aldığı düşünülen oldukça eski bir müzik aleti... ilk ortaya çıktığı yer; bazı kaynaklara göre avrupa ama orta doğu orijinli olduğu konusunda neredeyse fikir birliği var gibi... üstelik atasının rebab olması da kuvvetle muhtemel... gerçi köken araştırmalarında bu kadar gerilere gidilmesi ne derece doğrudur bilmiyorum çünkü nihayetinde bütün enstrümanları en eski bir kaçına bağlayıvermek de biraz mantıksız geliyor bana... rebabın aşırı değişmiş bir hali oluyor bu durumda...

çok daha eski resimler mevcut ama ben birbirlerine benzeliklerinden dolayı jules richomme ye ait 1882 tarihli yukarıdaki tabloyu ve günümüze ait aşağıdaki fotoğrafı paylaşmayı istedim... aşağıdaki fotoğraf ise günümüzün ünlü folk rock grubu eluveitie nin gözde elemanı anna murphy ye ait... yazının sonunda bir videosunu paylaşırım mutlaka ama şimdilik şunu söylemek gerekir ki; 133 yıl öncesi ile günümüz arasında çok şey değişmiş olabilir ama işin özü aynı sonuçta...

Anna Murphy - Eluveitie
hurdy gurdy nin atası sayılabilecek en eski enstrüman aslında organistrum... daha eskilere gidip de alakasız sonuçlara varmak bence hatalı... organistrum gitara benzer bir şekle sahip ve tuşları sap kısmında... tek sesli bir enstrüman ve sesin çıkmasını sağlayan teker çok daha küçük... her iki enstrümanda da kolla çevrilerek döndürülen bu teker, yaylı çalgılardaki yayın (arşe) yerine geçiyor... organistrum oldukça büyük bir enstrüman olduğu için iki kişi çalınmakta idi...

Organistrum
iki kişi tarafından çalınan başka enstrüman var mı acaba diye kafa yordum ama bulamadım... bir enstrümanın iki kişi tarafından çalınması gerçekten kolay bir şey değil... bu sebeple olsa gerek, sonraki dönemde organistrum ufalmaya başlamış ve sonunda tek kişinin çalabileceği boyutlara inmiş... organistrumun yavaş yavaş hurdy gurdyleşmeye başlayan ilk örneklerine özellikle ispanya ve fransada rastlanmaktaymış... sonuçta solo ve daha hızlı çalınabilen haline kavuşmuş ve farklı dillerde farklı isimler almakla birlikte, en çok bilinen adı ile hurdy gurdy doğmuş...

Organistrum - San Miguel de Estella, Navarra - İspanya
organistrumdan hurdy gurdy e geçiş doğal olarak birden bire olmamıştır... bu değişim sürecinde organistrum ve hurdy gurdy yanında symphonia olarak bilinen ve orta çağda kullanılmış olan üçüncü bir farklı form da mevcut...
Symphonia (ferrebeekeeper.wordpress.com)
doğumu rönesans öncesinde gerçekleşen hurdy gurdy, rönesans ile birlikte popülerlik kazanmaya başlamış ve en çok kullanılan çalgılardan biri olmuş... bu dönemden itibaren kullanılan hurdy gurdy lerde artık sap ses kutusunun üzerindedir ve eskisine oranla oldukça kısadır...

rönesansın son dönemlerinde kullanılan 2 farklı tipi mevcut bu çalgının... birinde şekil daha çok gitara benzerken, diğer tipinde şekil lavtaya benzemektedir. lavta (lute) tipli olanın daha çok fransada yaygın olduğu söyleniyor...

uzh i ya li moloda, tonkopriaditsa byla



matthias loibner, hurdy gurdy ustalarından biri olarak kabul ediliyor ve aşağıdaki video da ona ait geleneksel kullanıma ait bir diğer önemli örnek...



17. yüzyılın sonlarına doğru müzikten beklenti hızla değişti ve çok seslilik ağır basmaya başladı... bu sebeple hurdy gurdy de bu beklentiyi karşılayamaz hale geldi... sonuçta diğer enstrümanların ön plana çıkmasıyla yavaş yavaş unutulmaya başlandı ve yüksek sosyete tarafından değil de daha alt sınıf halk tarafından çalınır ve dinlenir oldu...

ama!... denince bilirsiniz işler değişir birden:)... yakın tarihte yeniden gündeme geldi ve çok kullanılır oldu... zannedersem işin içine "biraz" teknoloji de girdi ama emin de değilim çünkü bu alet tam olarak nasıl sesler çıkarabiliyor yada bu işin ustaları nasıl sesler çıkarabiliyorlar bilmiyorum... aşağıdaki video bugünlerde sosyal paylaşım sitelerinde çok görünür oldu ve "orta çağın elektro gitarı" gibi ifadeler geçiyor... orta çağın elektro gitarı demek ne derece doğrudur bilmiyorum ama buna karşı çıkanlar "ne ilgisi var bunun elektro gitarla yahu" diyen çağımız gitarcıları:)... olaya biraz da farklı yönden bakmak lazım diye düşünüyorum; yapı olarak evet elektro gitarla alakası yok ama çıkardığı sesi orta çağ koşullarında düşününce, evet bir benzetme olarak o dönemin ilginç seslerinden kabul edilebilecek bir sese de mevcut...

omen - guilhem desq



yukarıdaki videoyu sosyal paylaşım sitelerinde görünce ve insanların çok da ilgisini çektiğini anlayınca bu paylaşımı yapmaya gerek duydum çünkü aslında hurdy gurdy bizim çok iyi bildiğimiz, yıllardır çok beğenerek dinlediğimiz bir enstrüman... müzikle iç içe olan bir çok müzisyen bile nedense "yeni keşfedilmiş orta çağ enstrümanı" muamelesi yapmış! şaşırdım... aşağıda aslında çok da iyi bildiğimiz bir örneğini paylaşacağım... çok dinledik, çok da severek dinledik aslında uzunca bir süredir... loreena mckennitt in santiago parçasında kullanılmış olan bir enstrümandır... 01:45 den itibaren ara ara sololarını izleyebilirsiniz... ayrıca diğer enstrümanlara da dikkat edin derim izlerken...

loreena mckennitt - santiago



hurdy gurdy çalınması öyle pek de kolay olmayan, fotoğraflarda görüldüğü gibi basit olmayan, biraz karmaşık bir ensrüman... benim çok fazla detaya girmem oldukça zor çünkü uzun uzun anlatmak lazım burada... eğer çok ilgilenen varsa, aşağıda bağlantısını verdiğim sayfada oldukça detaylı bir şekilde anlatılıyor bütün mekanizma... benim gariban bloğumda o derece detaya girmek abesle iştigal olur:)... bunun yanında olympic musical instruments benim bulabildiğim en önemli, belki de tek üretici...

http://www.hotpipes.com/hgdemo.html

günümüzdeki en bilinen halini de ekleyip bitireyim... günümüzde bir çok grup ve sanatçı kullanmaya başladı bu enstrümanı ve çok da iyi oldu bence... eskilerin bir kenara atılmaması ve zamana uyarlanarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum renklerin kaybolmaması ve yok olup gitmemesi açısından...

Eluveitie - Thousandfold - Live Hellfest 2010



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

mehmet özkanoğlu

mehmet özkanoğlu bir süredir paylaşmak istediğim bir gitarist mehmet özkanoğlu... ilk kez 1 yıl kadar önce facebook da bir paylaşımda dinlemiştim... hem de öyle bir paylaşımdı ki, bir şiir için fon müziği olarak kullanılmıştı... klasik gitarla çalınan parça ise, dost çevirmiş yüzünü adlı türkü idi... aşık veysel in... şiirle pek alakası olmayan biri olarak o video yu defalarca izlemiştim sırf parçayı dinlemek için... bence çok çok iyi bir yorum idi ama kimdi çalan??... düşünsenize! ne pis bir durum!... bir türk gitarist (yabancı da olabilirdi, bereket değilmiş) böyle gitar çalıyor ve ben tanımıyorum ve arayıp, bulmam lazım kim olduğunu!... bakmayın şimdi yukarıda parçanın adını yazdığıma, ilk dinlediğimde türkünün adını da kime ait olduğunu da bilmiyordum, sadece türküyü biliyordum... işin kötüsü, çoğu türkü de kimseye ait olmuyor ki! anonim olabiliyor, bir yada bir kaç derleyeni olabiliyor... google ın hiç bir işe yaramadığı da oluyor, onu keşfettim... bu parçayı bu kadar etkileyi

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

dünya piyanistler günü

gülsin onay daha önce hiç duymamıştım, az önce denk geliş karşıma çıktı... 6 aralık günü dünya piyanistler günüymüş... 2011 yılından beri... hikayesi de ilginç... usta piyanistimiz gülsin onay , 2011 yılında, 6 aralık günü "herkesin bir günü var, piyanistlerin neden özel bir günü yok" demiş ve 6 aralık gününü dünya piyanistler günü olarak ilan etmiş... biraz inceleyince, "şaka yollu ortaya attığım fikrimin marmarisli gazeteci ata sevgi tarafından haber yapılması üzerine bu denli ciddiye alınıp, benimseneceğini ve hatırlanacağını bilmiyordum doğrusu" dediğini de okudum... şaka yollu da olsa, ortaya atılan bu görüş benimsenmiş ve dünyaya da duyurulmuş anladığım kadarıyla ama dünyaca da benimsenmiş mi acaba diye biraz kurcalayınca, karşıma bu sefer de 8 kasım çıktı world pianist day olarak... bir de sayfa açmışlar... şöyle bir şey ... neden 8 kasım olduğunu anlamadım, daha doğrusu anlamak için uğraşmadım ama 8 kasımda farklı ülkelerden kutlayanları filan pay

org

benim hastalık boyutunda bir takıntım vardır bu org konusunda, bir kaç paylaşımımda bahsetmiştim daha önce... ülkemizde "org" olarak adlandırılan çok geniş bir müzik aleti grubu olması ve farklı adlandırılmalara gidilmeden, tamamına org adı verilmesidir bu takıntı... aslında bu takıntımda pek de haklı değilim, biliyorum ama üzerinde tuşları olan, birbiriyle alakasız her türlü cihaza tek bir isim verilip, org denmesini de hep yadırgamışımdır...  keyboardlar & piyanolar  başlıklı eski paylaşıma göz gezdirirseniz anlarsınız bu takıntımı... bu gereksiz takıntımda pek de haklı değilim dememin sebebi ise şu; aslında benim "org" denilip geçilmesini yadırgadığım cihazlar da "org" denen şeyin geliştirilmiş, elektronikleştirilmiş, dijitalleştirilmiş halleri... üstelik türkçe karşılıkları da yok ve tamamına org deyip geçmek de yanlış sayılmaz... benim takıntılı biçimde "gerçek org" dediğim ve hayranı olduğum şey aşağıdaki muhteşem varlık oluyor...

çingene müziği

çingene müziğine geçmeden önce; aşağıdaki paylaşımlara göz atabilirsiniz... gelem, gelem... çingeneler... dünyada bilindiği üzere, bir "dünya müziği" kavramı mevcut... world music denen!... kimi de her nedense hiç de sevmediğim bir şekilde "etnik" müzik diyor... aslında o kadar mide bulandırıcı bir tanımlama ki özellikle bu etnik müzik lafı!... etnik aslında yerel yada dar bir alana özgün gibi bir anlama sahip ama güncel ve yaygın kullanımı folklorik olmanın çok ötesine geçti, ırkçılığa kadar vardı resmen!... "ötekinin müziği" oluverdi resmen... web sayfaları kapatıldı, ötekinin müziğini dinleyenler kara listelere bile alındı... o yüzden ben zaten etnik lafını hiç benimseyemedim... dünya müziği lafı da çok saçma çünkü bu sefer insan "dünya dışı bir müzik mi var acaba" gibi bir arayışa giriyor... ne yani şimdi mesela madonna uranüs müziği mi yapıyor!... Robert E. Brown - dünya müziği mutfağı /  http://www.wesleyan.edu/ evet, madonna da