Ana içeriğe atla

orpheusun liri

lir
lyra yani lir bilinen en eski müzik aletlerinden biri oluyor... koskoca hermes icad etmiş liri...

hermes daha küçücük bir çocukken kaplumbağanın kabuğunu çıkarmış ve kabuğa bağırsak germiş... olmuş lir... hayatımı versem aklıma gelmezdi bu... neyse, bu koskoca hermes... icad ettiği liri almış, kardeşi apollon a hediye etmiş... hermes de apollon da doğal olarak zeus un çocukları oluyorlar çünkü neredeyse herkesin babası zeus zaten... alınan hediye başkasına verilmez ama bunlar da tanrı, sorgulanmaz şimdi... apollon da liri çok daha küçük bir çocuk olan orpheus a hediye etmiş...

sonunda kıymetini anlayana ulaşmış lir... orpheus liri o kadar güzel çalar ki, o çaldığı zaman her şeyin sustuğu söylenir... o derece yani... bitki ve hayvanların bile susup, orpheus u dinledikleri rivayet ediliyor... lir çalmayı perilerden öğrenmiştir çünkü... büyük ihtimalle bizim müzler yani musesler öğretmişlerdir... ilham perilerimiz buradalar... orpheus sanatçı bir kişiliğe sahip olduğu için olsa gerek, öyle diğerleri gibi güçlü kuvvetli bir adam değilmiş... savaşlarda filan savaşamazmış pek ama çok da işe yararmış değişik şekillerde... bir savaş seferi esnasında gemi dalgalar tarafından öyle berbat sallanıyormuş ki! batacaklarmış neredeyse ama orpheus lirini çalmaya başlayınca deniz kudurmayı bırakmış... kurtulmuşlar...

besteci webster young; aşağıdaki videoda orpheusun çaldığı lire en yakın enstrüman hakkında bilgi veriyor... yukarıda hermesin liri kaplumbağa kabuğundan yaptığını yazmıştım... işte bu sebeple gerçek lir aşağıdaki enstrüman oluyor... aslında yunan mitolojisindeki lute yani lavta olarak bilinen müzik aletinin atası aslında...



israildeki megiddo (armageddon) kazılarında arkeologlarca bulunan megiddo liri... çok güzel...



aşağıdaki ise sakson liri... bu parça da çok hoş...



eurydike ve orpheus
eurydike ile evlidir orpheus ve deliler gibi aşıktır eşine... eurydike bir gün dolanırken, aristaios kendisine saldırır!... düşük seviyeli bir tanrı!... aristaios arıların tanrısıdır ve eurydike ye o da aşıktır... eurydike kaçmaya başlar ama arılar saldırır kendisine ve arılardan ürkünce şuursuz bir şekilde koşmaya başlar eurydike... bir yılana basar dikkatsizce ve yılan sokup öldürür kendisini... yunan mitolojisinde ölüler "ölüler diyarı" olarak bilinen cehenneme gider...

bu tanrılara pek de yakışmayan ölüme kahrolur orpheus çünkü çok aşıktır eurydike ye ve kimsenin cesaret edemediği ölüler diyarına gitmeye karar verir... gider de... çok berbat bir yer olan ölüler diyarında lirini çalmaya başlayınca, oradaki bütün yaratıklar ve hatta ölüler diyarının tanrısı olan hades bile mest olurlar orpehus un lirini duyunca ve "madem bu kadar seviyorsun eurydike yi, sana vereceğiz onu, ama bir şartımız var, önden yürüyeceksin ve burayı terk etmeden asla onun yüzüne bakmayacaksın" der hades... neden ki!...

orpheus çaresizce kabul eder tabii ne yapsın... yola çıkarlar ama içine bir kurt düşer ve "ya vermemişlerse bana eurydike yi" diye düşünür... yahu ne gerek var bu gizemli isteklere anlamış değilim... verdiniz kızı madem bir sürü şarta şurta ne gerek var... neyse, içi içini yer ve döner arkasına bakar eurydike ye... baktığı anda ölür eşi bir kez daha... bu sefer ölüler diyarına almazlar artık...

offenbach ın orpheus in the underworld operası da işte bu olayı anlatmaktadır...



orpheus eurydike ye çok aşık olduğu için, diğer kadınlar tarafından öldürülmüştür bir rivayete göre... galiba orpheus ölüler diyarını ziyaret ettiğinde çok fazla şey öğrenmiş ve bu öğrendiklerini nedense sadece erkeklere gizlice anlatmaya başlamış... (ne öğrendi acaba merak ettim)... sadece erkeklere anlattığı için kadınlar çok bozulmuşlar ve kendilerini küçümsenmiş hissetmişler çok... bunun üzerine öldürmüşler orpheus u... ilginç...

orpheusun ölümü
orpheus ölünce, kadınlar cesedini parçalarlar ve nehre atarlar!... e yuh yani artık... ne kadınlar var... ortamda başka erkek yoktu galiba... orpheusun ceset parçaları lesbos olarak bilinen bir adaya kadar ulaşır... tabii meşhur liri de... lesbos adası sakinleri kendisine bir cenaze töreni yaparlar... orpheusun mezarından bile lir sesi yükseldiği rivayet edilmektedir ve lesbos adası bu sebeple lirik sanatın yurdu olarak kabul edilmektedir...

lyria
lesbos neresi mi? uzaklarda değil, burnumuzun dibindeki midilli adası oluyor kendileri... olay efeste geçiyor ve büyük ihtimalle parçalayıp attıkları nehir de bizim büyük yada küçük menderestir... o da burnumuzun dibindeki selçukta...

orpheusun ölümünden sonra, tanrılar hayran oldukları lirini gökyüzüne taşımışlardır ve orpheusun liri bugün lyria takım yıldızı olarak bilinmektedir... kartal takım yıldızı olarak da bilinmektedir ve yazın gökteki en parlak yıldızlardan biri olan vega bu lyria takım yıldızına aittir... yaz geçmeden bakın...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

mehmet özkanoğlu

mehmet özkanoğlu bir süredir paylaşmak istediğim bir gitarist mehmet özkanoğlu... ilk kez 1 yıl kadar önce facebook da bir paylaşımda dinlemiştim... hem de öyle bir paylaşımdı ki, bir şiir için fon müziği olarak kullanılmıştı... klasik gitarla çalınan parça ise, dost çevirmiş yüzünü adlı türkü idi... aşık veysel in... şiirle pek alakası olmayan biri olarak o video yu defalarca izlemiştim sırf parçayı dinlemek için... bence çok çok iyi bir yorum idi ama kimdi çalan??... düşünsenize! ne pis bir durum!... bir türk gitarist (yabancı da olabilirdi, bereket değilmiş) böyle gitar çalıyor ve ben tanımıyorum ve arayıp, bulmam lazım kim olduğunu!... bakmayın şimdi yukarıda parçanın adını yazdığıma, ilk dinlediğimde türkünün adını da kime ait olduğunu da bilmiyordum, sadece türküyü biliyordum... işin kötüsü, çoğu türkü de kimseye ait olmuyor ki! anonim olabiliyor, bir yada bir kaç derleyeni olabiliyor... google ın hiç bir işe yaramadığı da oluyor, onu keşfettim... bu parçayı bu kadar etkileyi

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

dünya piyanistler günü

gülsin onay daha önce hiç duymamıştım, az önce denk geliş karşıma çıktı... 6 aralık günü dünya piyanistler günüymüş... 2011 yılından beri... hikayesi de ilginç... usta piyanistimiz gülsin onay , 2011 yılında, 6 aralık günü "herkesin bir günü var, piyanistlerin neden özel bir günü yok" demiş ve 6 aralık gününü dünya piyanistler günü olarak ilan etmiş... biraz inceleyince, "şaka yollu ortaya attığım fikrimin marmarisli gazeteci ata sevgi tarafından haber yapılması üzerine bu denli ciddiye alınıp, benimseneceğini ve hatırlanacağını bilmiyordum doğrusu" dediğini de okudum... şaka yollu da olsa, ortaya atılan bu görüş benimsenmiş ve dünyaya da duyurulmuş anladığım kadarıyla ama dünyaca da benimsenmiş mi acaba diye biraz kurcalayınca, karşıma bu sefer de 8 kasım çıktı world pianist day olarak... bir de sayfa açmışlar... şöyle bir şey ... neden 8 kasım olduğunu anlamadım, daha doğrusu anlamak için uğraşmadım ama 8 kasımda farklı ülkelerden kutlayanları filan pay

org

benim hastalık boyutunda bir takıntım vardır bu org konusunda, bir kaç paylaşımımda bahsetmiştim daha önce... ülkemizde "org" olarak adlandırılan çok geniş bir müzik aleti grubu olması ve farklı adlandırılmalara gidilmeden, tamamına org adı verilmesidir bu takıntı... aslında bu takıntımda pek de haklı değilim, biliyorum ama üzerinde tuşları olan, birbiriyle alakasız her türlü cihaza tek bir isim verilip, org denmesini de hep yadırgamışımdır...  keyboardlar & piyanolar  başlıklı eski paylaşıma göz gezdirirseniz anlarsınız bu takıntımı... bu gereksiz takıntımda pek de haklı değilim dememin sebebi ise şu; aslında benim "org" denilip geçilmesini yadırgadığım cihazlar da "org" denen şeyin geliştirilmiş, elektronikleştirilmiş, dijitalleştirilmiş halleri... üstelik türkçe karşılıkları da yok ve tamamına org deyip geçmek de yanlış sayılmaz... benim takıntılı biçimde "gerçek org" dediğim ve hayranı olduğum şey aşağıdaki muhteşem varlık oluyor...

çingene müziği

çingene müziğine geçmeden önce; aşağıdaki paylaşımlara göz atabilirsiniz... gelem, gelem... çingeneler... dünyada bilindiği üzere, bir "dünya müziği" kavramı mevcut... world music denen!... kimi de her nedense hiç de sevmediğim bir şekilde "etnik" müzik diyor... aslında o kadar mide bulandırıcı bir tanımlama ki özellikle bu etnik müzik lafı!... etnik aslında yerel yada dar bir alana özgün gibi bir anlama sahip ama güncel ve yaygın kullanımı folklorik olmanın çok ötesine geçti, ırkçılığa kadar vardı resmen!... "ötekinin müziği" oluverdi resmen... web sayfaları kapatıldı, ötekinin müziğini dinleyenler kara listelere bile alındı... o yüzden ben zaten etnik lafını hiç benimseyemedim... dünya müziği lafı da çok saçma çünkü bu sefer insan "dünya dışı bir müzik mi var acaba" gibi bir arayışa giriyor... ne yani şimdi mesela madonna uranüs müziği mi yapıyor!... Robert E. Brown - dünya müziği mutfağı /  http://www.wesleyan.edu/ evet, madonna da