Ana içeriğe atla

müzik dinleme sanatı


konunun başlığını yazmam bile abartmıyorum yarım saati geçti!... "müzik nasıl dinlenir" dedim, olmadı... "müzik dinlemenin kuralları" dedim, çok saçma oldu... "müzik dinleme adabı" da olmadı... iyi müzik dinleme, müziği iyi dinleme, "iyi bir dinleyici nasıl olmalı" hoşuma gitti ama sanki arkadaşının derdini dinleyen kişiyi çağrıştırdı!... daha bir çok şey yazdım, sildim çünkü hiç biri tam anlatmak istediğimi karşılamadı... sonunda, "müzik dinleme sanatı" nda karar kıldım çünkü bence gerçekten müziği yapmak ne kadar sanatsa, o müziği hakkını vererek dinleyebilmek de neredeyse aynı oranda sanat!... bence bu müzik dinleme olayı gerçekten başlı başına bir sanat...

bu düşüncemi şöyle açayım, diyelim ki dünyanın en iyi aşçılarından birinin (eşinizle birlikte okuyorsanız, tabii ki eşiniz) elinden çıkmış sanat eseri gibi bir yemeği yiyeceksiniz! yemek en ince ayrıntısına kadar özenilerek, titizlikle yapılmış... muhteşem, harikulade bir yemek yani öyle böyle değil... ve siz o yemeğin başına geçip, geleneksel yemeğimiz pilav üstü az kuru muamelesi çekerseniz; aşçı eşinizse, bence evden çıkın hemen... durum budur özetle... yani o yemeğe hakkını verecekseniz, veremeyecekseniz eğer, hiç başına geçmeyeceksiniz... mesela eşinizin yaptığı portakallı hindinin tam ortasından dalıp, eşeleyip, parçalayıp, hindiyi cesete döndürmeyeceksiniz...

müzik dinlemek de aynen böyledir işte... ortada bir şaheser var ve müzik dinlemeyi beceremiyorsak eğer, resmen o eseri ceset yapıyoruz demektir ve müziği cesede çeviren kişi sayısı çok yüksek... bence cesede çevirmeden dinleyebilen sayısı ülkemizde olsa olsa bir kaç binle ifade edilebilir!... kötümser değilim, abartmıyorum da...

müzik dinlemeyi bilen yok mu peki? mümkün mü böyle bir şey! tabii ki var... hastalık derecesinde müzik dinleme sanatı icra eden bir sürü kişi var(dır)...en basiti, bir çok müzisyen, sanatçı, kolleksiyoncu, radyo ve tv programcısı ve bir sürü olası sade vatandaş dinleyici sayılabilir... bir de audiofiller var ki ben konu dışı tutuyorum onları çünkü iyi dinleyici olmanın ötesinde, seste mükemmeli ararlar... ben daha çok sade vatandaş dinleyicilerle ilgileniyorum... aşağıdaki linkler yardımcı olabilir bu konuda... uygunsanız, durmayın, sıkı bir odyofil olun...

stereo mecmuası

http://www.audiophile.org/

tanıdığım değil belki ama bildiğim bir çok iyi dinleyici var ama hatırlayamadıklarıma ayıp olmasın diye yazmıyorum... tam da bu noktada eski hey dergilerinden birinde gördüğüm bir fotoğrafı hatırladım, 70 li yılların sonudur büyük ihtimalle, hey dergisinde "erol pekcan ın boyundan büyük plak kolleksiyonu var" şeklinde bir haber ve kısa bir röportaj vardı, ummuyordum ama internette aradım buldum o fotoğrafı... erol pekcan ın 2500 plağının olduğu belirtiliyor... bu rakam bugün bu yazıyı okuyanlara çok komik gelebilir ama o yıllar için bu rakam çok yüksek... erol pekcan bildiğim iyi müzisyenlerden ve dinleyicilerden biridir... 2500 plak bugün basit bir mp3 çalara sığar ama işte o mp3 çalar ve içindeki mp3 lerin hiç bir değeri yoktur! erol pekcan ın 2500 plağı ise paha biçilmezdir çünkü özellikle o devirlerde o kadar plağa sahip olabilmek çok ama çok zor idi... o zamanları bilmeyenler için örnek vereyim hemen, plakçınızda 1 adet plak olurdu (tabii aradığınız plak plakçınızda varsa!) herkes gidip o plağı kasete çektirirdi... istediğiniz plağı yurt dışından getirtebilirdiniz... erol pekcan da öyle yapmış zaten... müzik dinlemek budur işte...


fotoğrafı dip sahaf plak deposu nun sayfasında buldum... bu arada büyük ihtimalle tam da konu ile alakalı olabilecek bir sayfa keşfetmiş oldum:)...

peki müzik dinleme sanatı nasıl icra edilir? bir başka deyişle, iyi bir müzik dinleyicisi nasıl olunur? ben sadece kendi bakış açımı yazabilirim buraya, bu konuda akademik çalışmalar bile var, o kadarını bilemem... benim üzerinde durduğum konu, teknik bir konu da değil yani ses sistemi ayarı nasıl yapılır gibi de değil...

mesela, şu dinlenen müzik türü ile başlayalım çünkü "benim görüşüme göre" en önemli konu bu... bu konuda ben kesinlikle sınırları olan biri değilim... işin özü şudur: hangi tür müziği dinlersen dinle ama iyi dinleyici ol... hiç bir sınır konamaz buna zaten... bakmayın çevresine tepeden bakanlar için iyi bir dinleyici 2-3 türün dışına çıkamaz... yok öyle bir şey...

benim müzik türü konusunda üzerinde durduğum tek konu, "diskolarda kulüplerde dans edilsin diye yapılmış olan müzik türlerinin dinlenmesi!" ... sağda solda çok fazla tanık oluyorum bu duruma! ve bu konuda çok netim, insanlar diskoda dans etsinler diye yapılmış olan o malum müzikleri dinleyen kişinin bırakın iyi dinleyici olması, kötü dinleyici olması bile mümkün değildir... tahmin yürütmek çok zor ama bana sanki ülkemiz gençliğinin çok büyük bölümü sadece bu sebepten dolayı sınıfta kalmış gibi geliyor... eskiden öyle değildi!... eskiden dediğim, 20-30 sene önce ve öncesi... ne zaman bu elektronik müzik denen şey rayından çıktı, müzik dinleyicisinin kalitesi de dibe vurdu... bu elektronik müzik konusu çok tehlikeli çünkü çok geniş bir kavram... elektronik müzik bir derya ve sadece dans edilsin diye yapılan kısmı çok çok küçük! buna rağmen nasıl olup da dünyadaki bütün türler içinde gidip de o kısmı bulup dinleyen milyonlarca insan var bu ülkede gerçekten inanamıyorum...

özetle: dinlenilen müzik türü hiç önemli değildir! önemli olan tek şey dinlenilen müziğin kalitesidir!... insanlar saatlerce dans etsinler diye dj ler tarafından üretilen yada mixlenen müziği dinleyebilenleri inisiyatifimi kullanarak bir kalemde silip atıyorum çünkü öyle bir kültür bence yok...

tür konusunu hallettik zannedersem ama şimdi en önemli konulardan birine geldi sıra: kalite!...

kalite, hatalı bir şekilde zannedildiği gibi, değişken bir konu değildir!... kalite her alanda olduğu gibi, müzik açısından da ölçülebilen, sınıflanabilen bir konudur ve "ihtiyacımı karşılıyorsa, kalitelidir" gibi çok söylenen ifade tamamen yanlıştır... bir şey eğer ihtiyacınızı karşılayacak kadarsa; ya ihtiyacınız azdır yada o şey en fazla en düşük beklentinizi karşılıyordur...

kalite çok derin bir konu ama örnekler vermeye çalışayım... mesela orhan gencebay ın hatasız kul olmaz parçasını dinliyorsunuz... bu parçayı orhan gencebay çok kalabalık bir kadro ile birlikte seslendirmiştir ve orijinali çok kalitelidir... hatasız kul olmaz parçasının o kadar çok versiyonu var ki! kalkıp da sadece tek bir klavye (org olarak genellenen, düğünlerde çalınan alet) eşliğinde söylenen versiyonunu dinliyorsanız, zevkler tartışılamamakla birlikte, kalite anlayışınız tartışılabilir ama orhan gencebaydan dinliyorsanız kaliteli müzik dinliyorsunuz diyebilirim...

dom dom kurşunu adlı eseri aşık mahzuni, ibrahim tatlıses yada edip akbayram gibi isimlerden dinlemek ile, eline mikrofon tutuşturulmuş küçük bilmem kimin cırtlak sesinden dinlemek arasında da çok fark olması gerektiği de açık...

türk pop müziği dinliyorsanız; sadece piyasaya yönelik yapılmış olan, anlamsız sözlere sahip, arap müziği altına uyduruk flamenko serpiştirilmiş, özellikle yaz aylarında dillere dolanan; çoğu zaman tek bir albüm çıkarabilmiş, eski manken, yeni dizi yıldızı şarkıcılara ait parçalar dinliyorsanız durum farklı, ama yıllardır piyasadan düşmemiş, bir çok albümü çıkmış, bir çok iyi müzisyenle birlikte çalışan, sağlam kadrosu olan, canlı söyleyebilen, konser verebilen bir pop müzik sanatçısını dinliyorsanız durum doğal olarak çok daha farklı...

opera, klasik, blues, rock, caz ve her birinin türevleri için de belli kalite sınırları tabii var ama bu türler için örnekler vermek çok güç... biraz elitist ve dar görüşlü bir yaklaşım sergileyerek, rahatlıkla şu cümleyi kuracağım: "bu türler zaten herkesin çıkıp da yapabileceği türler değil, değişmekle birlikte genel olarak kalitelidirler"... bu cümleye kızılabilir tabii ama 2 nokta var; birincisi, burası benim bloğum:)))... ikincisi ve asıl önemli olanı, bir eski manken mesela yada herhangi biri birden bire çıkıp da "dur ben şarkıcı olayım, bu yaz caz albümü çıkarayım yada bu sene devlet opera bale de gösterilere çıkayım diyemez ama yazlık pop albümü çıkarabilir:)))... var mı itirazı olan? yoktur... zaten olamaz da...

kalite işini umarım anlatabilmişimdir... herhangi bir müzik türünde eğer sanatçılar ciddi bir emek harcayarak bir ürün ortaya çıkarmışlarsa, o ürün tartışmasız kalitelidir...

diyelim ki buraya kadar tamam... herhangi bir müzik türünün kaliteli örneklerini severek dinliyoruz... peki yeterli mi? bence değil... bu aşamadan sonrası işin biraz daha detay kısmı ama asıl anlatmak istediği noktalar da bundan sonraki konular...

iyi bir müzik dinleyicisi bence müzik dinlemeyi apayrı bir olay olarak yapan kişidir... ne demek bu? şu demek; o anda sadece müzik dinlenmelidir... çok basit!... "ben 2 saat müzik dinleyeceğim" denerek, ayrı bir zamanı özel olarak yaratarak ve kendini sadece o müziğe vererek müzik dinlenmelidir... biri ile sohbet ederken kenarda çalan müziği dinlemek, barda otururken çalan müziği dinlemek, metroda 2 durak arasında ille de o kulaklığı takıp müzik dinlemek yada kitap okurken müzik dinlemek, kesinlikle müzik dinlemek değildir!... mesela kitap okurken müzik dinlenemez mi? tabii ki dinlenir ve ben mesela çok severim kitap dergi okurken yada bir iş yaparken müzik dinlemeyi ama o yapılan şey müzik dinlemek değildir! kitap okumaktır!... yemek yaparken radyoda çalan müziği dinlemek, yemek yapmaktır! aynı şekilde, sohbet ederken müzik dinlemek de sohbet etmektir...

en önemli konu: müzik dinlemek; kendini vererek, müziğe odaklanarak, müziği üretenle bütünleşerek, her notayı ayrı ayrı hissederek, sindirerek, apayrı bir ritüel şeklinde olmalıdır... hele hele aynı zamanda müzisyenseniz yada hobiniz müzikse, o anda çalan yada söyleyen kişi hangi teknikleri kullanmış, hangi akorları basıyor, başka türlü nasıl çalabilirdi vs vs vs devreye girer... zaman, mekan, konum, durum ve pozisyon hiç önemli değildir... amaç sadece bir şekilde o müziği dinlemek olduğu sürece, tuvalette amuda kalkarak bile dinlenebilir (bunu denemeyin)...

müzik mümkün olduğunca gerçek yada doğal sesi verebilen cihazlarla dinlenmelidir... mümkün olduğunca dememin sebebi, bu işin direk olarak imkanlarla ve parayla ilgili olmasındandır... sahip olunabilecek en iyi cihazla dinlenmelidir müzik... basit bir mp3 çalar olabilir bu cihaz, sorun değil... daha doğrusu bu işin sonu çok gelişmiş ve çok pahalı müzik sistemlerine kadar gider ve konumuz o değil... yukarıda linkini verdiğim stereo mecmuasına bakın bu konuda...

müzik dinleme işi sistemli olmalıdır... diyelim ki hard rock dinliyorsunuz... en azından hard rock ın en önemli örneklerini, gruplarını, kilometre taşlarını, tarihçesini, felsefesini, ruhunu, özünü vs vs vs bilerek, adım adım öğrenerek dinlenmelidir o müzik... müzik dinlenirken hangi müzik aletlerinin kullanılmış olduğu, albümlerdeki tüm parçalar, müzisyenlerin adları, kullanılan teknikler, parça isimleri, parçaların sözleri vs vs vs bilinmelidir... akla hayale gelebilecek her şey öğrenilmelidir... sonu yok... dinlediğiniz grubun basçısı günde kaç kere tuvalete gidiyor? bunu bile mümkünse bilmelisiniz...

iyi bir dinleyici, herhangi bir türde her şeyi bilmelidir... hatta en kötü örnekleri, grupları, parçaları da bilmeli ve dinlemeli, karşılaştırmalıdır... severek dinlediği tür yada türlerde mümkün olduğunca iyi bir kolleksiyoner olmalıdır... mesela barok müzik dinliyorsa barok adına ne varsa bilmeli, sahip olmalı, herhangi bir eser dinlediğinde o eserin kime ait olabileceği, zamanı, yorumcunun tarzı, orkestranın detayları ve akla gelebilecek yada gelmeyecek her türlü konuya vakıf olmalıdır...

iyi bir dinleyici "sound" denen ve tam türkçesi olmayan konuyu anlayabilmelidir... bu konu çok önemli... şöyle bir örnek verebiliriz; iyi bir barış manço dinleyicisi es kaza daha önce hiç dinlememiş olduğu bir barış manço parçası çalmaya başladığı anda "ahhaaa işte bu barış manço parçası!" diyebilmeli... zor iş! gerçekten zor...

yazının başlarında "müziği dinlemek, en az müziği yapmak kadar zordur" gibi bir ifade kullanmıştım... işte o burada devreye giriyor... barış manço o kadar iyi ki daha ilk notalar çalarken "bu parça benim" diyebiliyor... herkes bunu beceremez... dinleyici de o kadar iyi olmalı ki daha ilk notalarda "bu parça barış mançonun" diyebilmeli...

müzik dinlemek, zannedildiği gibi eğlence değildir... boş zaman geçirme yada yapılan işe fon oluşturma da değildir... müzik dinlemek ciddi bir iştir... dinlenen müziğe ve o müziğin sahibi olan sanatçıya hak ettiği değeri verebilmektir... bu sebeple, gerçek müzik dinleyicisi çok çok azdır!

iyi bir dinleyici az çok kolleksiyoner de olmalıdır... bütçe imkanları çerçevesinde, orijinal cd yada plaklar satın alınmalıdır... yukarıda bahsettiğimiz şekilde, erol pekcan ın sahip olduğu arşivin çok fazlasına sahip olabiliriz, bugün bu çok kolay ama bu arşiv bizi asla iyi dinleyici yapmaya yetmez... burada doğal olarak bütçe imkanları devreye giriyor çünkü bir çok kişi için böyle bir arşive sahip olabilmek neredeyse mümkün değil! ... olabildiğince diyelim bu konuya da... ahkam kesmek kolay ama bugün ortalama bir öğrencinin de gidip pink floyd un double cd sini alabilmesi çok zor!

ülkemizde eğer 10 000 tane iyi dinleyici varsa, bu bence iyi bir rakamdır! bu konuda ben biraz hassas ve kötümserim galiba ama tahminen öyle bir rakam oluştu kafamda... bu durum günümüzde tüm dünyada böyle! gerçekten böyle... iyi dinleyici olmak aslında hiç de zor değil, sadece bilinçli olmak gerekiyor ama günümüzde bilinçli olmak çok zor işte sorun orada...

Yorumlar

  1. Sizi tanımıyorum. Ama bu yazınızı okuduktan sonra çok dar görüşlü ve sizin sevmediğinizi sevenlere size göre kalitesiz dinleyici gözüyle baktığınızı rahatça söyleyebilirim. Ben her tür müziği dinlerim. İyi bir dinleyici olduğumu da söyleyebilirim. Size göre kalitesiz olan elektronik müzikleride severek dinlerim. Kaliteli müzik dinleyebilmek için aracıma ses sistemi dahi yaptırdım. Kimi zaman bir tenhaya parkedip uzun uzun sürelerle müzik dinliyorum. Hiçbirşey yapmadan, gözlerimi kapatıp kendimi müziğe teslim ediyorum. Emin olun, nasılki bir Cahit Berkay bestesi sizi uzaklara götürüyorsa , sizin beğenmediğiniz müzik ilede aynı hazları, aynı tatları fazlasıyla yaşayabiliyorum. Saygılar.

    YanıtlaSil
  2. sayın NdR_ yorumunuz için çok teşekkür ederim... siz bence yazıyı "bana cevap yazma" amacıyla okumuşsunuz çünkü benim gibi "arabeskten popa; türküden elektronik müziğe kadar her türe çok büyük bir saygı besleyen başka birini asla bulamazsınız"... çok iddialıyım, bol reklam alma uğruna her şeyi yazan kişiler haricinde asla bulamazsınız... bulursanız yazın bana... şu yorum yazdığınız yazının bile bir çok yerinde vurgulamışım şunu "iyi dinleyin, ne dinlediğiniz önemli değil"... üstelik yazdığınızdan anladığım kadarıyla siz zaten oldukça iyi bir dinleyicisiniz... tam benim vurguladığım gibi; arabanızı çekiyorsunuz tenhaya ve hakkını vererek dinliyorsunuz... e sorun ne peki?... siz gidip benim bir türlü müzik olarak kabul edemediğim (ki kesinlikle müzik değildir) "techno" ya takılı kalmışsınız... yazıdaki bol plaklı fotoğrafın altındaki 3, 4 ve 5. paragrafları bir kez daha okursanız sevinirim... dünyadaki yüzlerce müzik türüne değil, sadece techno ya laf eden birine dar görüşlü demenize çok güldüm:))... elektronik müziğe laf etmiyorum ki ben... üstelik vakit öldürmek için de olsa, elektronik müzik yapan biriyim... ben sadece "diskolarda harala gürele tepinilmesi için müzisyenlerce de değil, dj lerce yapılan (bestelenen bile değil) müziğin dinlenmesine laf etmişim... elekronik müzikle derdim yok zaten... pink floyd da elektronik müzik yapıyor sonuçta...

    özetle; siz zaten iyi bir dinleyicisiniz... üstelik çok da şanslısınız, bir çok loop ve sample tabanlı software ile kendiniz daha iyisini, bol bass lı yada arzunuza göre yaparak bol bol kendi müziğinizi bile dinleyebilirsiniz... ben mesela öyle bir şansa sahip değilim...

    ilginiz için tekrar çok teşekkür ederim, saygı ve sevgilerimle...

    YanıtlaSil
  3. Budur işte müzik dinlemek. Çok hoşuma gitti bu yazınız. Ciddi iştir bu iş.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

can özhan ve öğrencileri

can özhan yazıya nasıl başlayacağımı bilemedim... kaç aydır duruyor bu paylaşım taslak olarak ama elbisesini giydirip, paylaşmam lazım... ben normal koşullarda can özhan gibi ünlü ustaları değil de, ünlü birer usta olacak genç sanatçılarımızı yazıyorum... can özhan da genç sanatçı ve 32 yaşında bu aralar ama bloğun konseptinin çok dışında bir sanatçı artık... çok başarılı ve benim hiperaktif sanatçı olarak tanımladığım sanatçılarımızdan can özhan da.. konserler, projeler, ustalık sınıfları, orkestra kurmalar vb bir çok farklı aktivite devam ederken, bir çok da genç kemancı yetiştirdi ve yetiştirmeye devam ediyor... hepsi de çok başarılılar ve aslında her biri ayrı ayrı paylaşımları fazlasıyla hak ediyorlar ama ben bu tip paylaşımlar yapmayı tercih ediyorum.. yani ortada bir proje, orkestra, destek programı vs gibi bir ortak çalışma içinde yer alan genç sanatçılarımızı paylaşma gibi... bu paylaşımın konusu ise; en az sanatçılığı kadar başarılı olduğu öğretmenliği can özhan'ın... v

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

cansu naz eriş konseri

cansu naz eriş belçika musica mundi school 'da piyano eğitimine devam etmekte olan başarılı genç piyanistlerimizden cansu naz eriş , 21 şubat günü çok başarılı bir resital verdi musica mundi bach konser salonu nda... ben böyle tam konser kayıtları gördüğümde mutlaka paylaşmaya çalışıyorum, bu konseri paylaşmak için başladım yazmaya ama çok taze ve harika bir başarı haberi ile de karşılaştım... önce o haberi vereyim; pariste düzenlenen 18. c oncours international de chatou piyano yarışması nın yaş sınırlaması olmayan konser piyanisti kategorisi nde ikinciliğe layık görüldü... yarışmada birinciliğe layık görülen kimse de olmadığı için, doğal olarak yarışmanın birincisidir cansu naz... birinci seçilmemiş olması da yarışmanın kalitesini ve zorluğunu göstermesi açısından çok önemli... her türlü sıkıntıya, kısıtlamaya rağmen; gece gündüz çok yoğun bir çalışma ve tempo içerisinde geçirdiği şubat ayına yedi canlı etkinlik ve bir yarışma galibiyeti sıkıştırmayı başaran cansu naz eriş hakkın

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ilham perileri

ilham perileri (müzler) biraz sakat bir konuya dalasım geldi, bakalım işin içinden çıkabilecekmiyim... şu anda çok az bilgim var şu ünlü ilham perileri hakkında... şöyle bir olası kaynaklara da göz gezdireyim dedim, gözüm de korktu ama yıllardır hep ilgimi çeker bu ilham perileri... müzler de deniyor, musalar da... ingilizce muses... hemen her dilde yunanca orijinaline sadık kalınmış... Μοῦσαι (moũsai) ise orijinali oluyor... yunanca tabii... müz kelimesinin kökeni de "men" miş... bana pek bi alakasız geldi ama öyleymiş sonuçta... men kelimesi ise çok fazla ciddi anlamlar taşıyor: akıl, düşünce ve yaratıcılık!... umarım ingilizce insanoğlu denen "men" buradan gelmiyordur ama sanki öyle... bu kadarla da kalmıyor, bu 3 ana kavramın altını dolduran konular çok önemli; bilim, edebiyat ve sanat... konu ağır anlayacağınız... men kelimesinden köken aldığı söylenen müzler ise sanat, bilim ve edebiyat alanında eserler veren insanlara ilham getirmekle görevli periler.