Ana içeriğe atla

gordion oda orkestrası

barok
gordion oda orkestrası

geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası.. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim...

orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının olması gerektiğini düşünüyorum.. bazen idealist davranıp, "ortada sanat ruhu varsa, sponsora ne gerek var vs vs" diye atıp tuttuklarımız da oluyor ama gerçekler öyle değil maalesef günümüz dünyasında... sponsorluk ve sanata destek vb gibi konularda ayrıca yazacağım ama olmadı bir türlü.. şu kadarını yazayım kısaca; sanatta sponsorluk nedense hayır işleri gibi görülür oldu! yani şimdi ben burada "şu gençlerin elinden tutalım, onlar geleceğimiz vs vs" deyince hayır ve sevap anlamı çıkıyor ama öyle değil... işte bu durumu ayrıca yazacağım sebepleriyle çünkü bu paylaşımda ayıp olur... "bu ülkede sanata ve sanatçıya değer verilmiyor azizim" zırvalığını bilinçli olarak yaratanlar, sanat camiası içine bir şekilde sızan ama sanatçı olmayan kitledir... benim sponsor olma kapasitem olsa, kesinlikle sanata ve özellikle de müziğe sponsor olurdum... kendi prestijiniz için sponsor olun derim... kurum ve kuruluşların, gordion oda orkestrasına sponsor olabilmek için yarışmaları gerektiğini ciddi bir şekilde düşünüyorum ve işlerden fırsat bulursam, yazacağım...

gordion oda orkestrası çok çok yeni bir oluşum.. geçtiğimiz haziran ayı içinde yola çıktılar ve haziran ayı sonunda, muhtemelen eksiklikler olmakla birlikte, oda orkestrası boyutlarına geldiler... önümüzdeki sezon konserlere başlıyorlar ama tahminimce şu anda çalışmaların içine gömülmüş vaziyettedirler.. bu sebeple tatil yok bu sene kendileri için... muhteşem bir başlangıç yapacaklar, takipte kalın ve konserlerini kaçırmayın derim...

gordion oda orkestrası'nın ilk konseri 18 Ekim 2022 tarihinde musa göçmen çayyolu sahnesi'nde...

ekleme/kasım'22

gordion oda orkestrası

ve yukarıda da görüldüğü üzere, bu konser başarıyla tamamlandı, ilk adım atıldı, gerisi gelecektir artık... gerisi gelecektir demişken; gordion oda orkestrasının ikinci konseri ise 27 Aralık 2022 günü hacettepe üniversitesi ankara devlet konservatuvarı'nda olacak... bu konser, gordion yaylı dörtlüsünün konseri... deniz dilan gözoğlu (keman), ezgi ergin (keman), derya dilay akar ( viyola) ve doğuş ergin (viyolonsel) bir araya gelmiş ve gordion yaylı dörtlüsü olmuşlar...

gordion oda orkestrası olarak, tarihteki frigya krallığını temsil ediyorlar ve kuruluş felsefeleri ile tarih ve kültürü de birleştirip, orkestrayı genişletme kararı almışlar... frig uygarlığı'nın topraklarında kalan illerimizden, ankaraya en yakın olan eskişehir'den başlamışlar ve şu anda eskişehir'de okuyan konservatuvar öğrencileriyle bir konser yapmaya karar vermişler... tabii 2023 yılında ve eskişehir ekibi de hazırmış... sezon bitmeden, bir konser de antalyada düşünülüyor...

pachelbel - canon, handel - sarabende, vivaldi - fagot konçertosu, bach - keman konçertosu, iki keman için konçerto ve 2 numaralı orkestra suiti'nin seslendirileceği konserde, orkestrayı şef yiğitcan gözoğlu yönetecek... öykü kebir (fagot konçertosu), idil olgar (Keman konçertosu), ceyda özeser ve derin şensoy (2 keman için konçerto) ve emincan dalçın (flüt) ise solist olarak sahne alacaklar...

öncesinde, ağustos ayının sonunda sevda cenap and müzik vakfı bünyesinde kısa bir dinleti de planlanıyor.. bunun yanında; gordion oda orkestrası sanatçılarının da içinde bulunacağı ankara büyükşehir belediyesi kent orkestrası ile 29 ağustos'ta gençlik parkı tiyatro binası'nda da bir konser olacak...

bildiğim kadarıyla; anadolu medeniyetleri müzesi ve resim heykel müzesi ile de görüşmeler yapılıyor... sezon içerisinde, eğitim konseri olarak agsl'de de kısa bir dinleti planlanıyor... sosyal sorumluluk projesi kapsamında da çocuk esirgeme kurumu'nda bir ücretsiz konser de yapılacak... bu tip konserlerin de gordion oda orkestrası içinden çıkan gordion yaylı dörtlüsü ve gordion üflemeli beşlisi gibi küçük oda müziği grupları ile yapılması düşünülüyor...

buram buram ankara kokan bir orkestra gordion... sosyal medyada ilk gördüğümde aklımdan geçen ilk şey şu oldu: "ahha.. ankaralı gençler yine orkestra kuruyor galiba"... aynen de öyle oluyormuş, hatta olmuş bile.. ben özellikle "oda" kısmı ile ilgilendiğim için bu paylaşımı ilk yaptığımda gordion kısmını atlamışım.. en az 3700 yıl boyunca insanların yaşamış olduğu bu antik kentin şu anda sadece yüzde onu biliniyor ama çıkan eserler müzelere sığmıyor çünkü her mezara ölen kişinin sevdiği bütün eşyaları da koymuşlar yakınları... frig etkisi bazı kişiler için hala devam ediyor.. dünyalığını cennete götürebileceğini zanneden kişi az değil...

gordion denince akla kral midas geliyor.. kulaklarını dert edip, karşısına çıkan ilk fırsatta "tuttuğum altın olsun" dileğinde bulunan, dileği gerçekleşince de altının yenilip, içilemeyeceğini acı bir şekilde kavrayan komik adam.. neyse.. az kalsın dağılıyordu konu..

gordionu mutlaka gezin derim... anadolu tarihi açısından çok önemli bir merkez.. tarih dilimi olarak, mitoloji kokan ve hikayemsi anlatımlarla karışan çok önemli bir medeniyet... yani öyle masal gibi anlatılamayacak kadar önemli kuruluş ve batış süreçleri yaşamış bir kent... orkestranın bu antik kentin adı ile kurulmuş olması da bu açıdan çok önemli.. eğer kente zarar vermeyecekse ve izin alınabilirse, gordion oda orkestrasına gordion'da minik de olsa bir konser vermenin yakışacağını düşünüyorum...

orkestra elemanlarını şimdilik bilmiyorum, o sebeple tanıtamayacağım... sadece orkestranın önce hayalini, şimdi de kendisini kuran ismi biliyorum; yiğitcan gözoğlu... bayılıyorum böyle sanatçılarımıza.. "orkestra kuracağım" diyor, kurup geçiyor... piyanist ve besteci yiğitcan gözoğlu yazmam gerekiyordu, yazmamışım.. kendisini sesin yolculuğu'ndan tanıyorum, besteciliğini de ekledim bu sebeple... tabii bir de orkestra şefi kendisi... gordion oda orkestrasının da sanat yönetmeni aynı zamanda...

yiğitcan gözoğlu

gordion oda orkestrası'nın kurucu şefi piyanist ve besteci yiğitcan gözoğlu hakkında daha önce bu blogta paylaşım yapamamıştım, bu sebeple kısaca bilgi vereyim... dokuz eylül üniversitesi devlet konservatuvarı piyano anasanat dalı’nda seçil akdil ile piyano çalışmalarını sürdürmüş, lisans eğitiminde ise kompozisyon ve orkestra şefliğine gönül vermiş, bu anasanat dalına birincilikle girmiş... onur nurcan, ebru güner canbey, jean baily ve ibrahim yazıcı ile çalışmalar yapmış...

öğrencilik yıllarında da bir çok esere imza atmış yiğitcan gözoğlu.. barok dönem sevdalısı genç bir bestecimiz ve gordion oda orkestrası da aslında bir barok orkestrası anladığım kadarıyla... bir kaç sene önce katıldığı sesin yolculuğu festivalinde de neobarok tarzda bir eserini seslendirmişti... dokuz eylül üniversitesinde orkestra şefliği konusunda yüksek lisans çalışmasını da tamamlamış olan yiğitcan gözoğlu'nun ben bütün çalışmalarını da yazmıyorum buraya.. hakkında bilmediğim çok fazla konu da mutlaka vardır... sadece önemli noktaları belirtiyorum; mesela girne amerikan üniversitesinde yıllardır ders veriyor olması gibi...

iyi bir öğretmen kendisi aynı zamanda ve tam da bu sebeple; gordion oda orkestrasını kurmakla ve orkestranın sanat yönetmenliğini üstlenmekle çok çok iyi bir iş yapmış olduğunu yazabilirim çünkü bu orkestralar genç sanatçılarımız için aslında birer okul oluyorlar... ben özellikle bu sebeple çok fazla önem veriyorum bu oluşumlara... bu blogta daha önce tanıtımlarını yapmış olduğum tüm orkestralar için de aynısını yazmışımdır mutlaka... "orkestra" etiketine tıklarsanız, çıkar belki bir şeyler... tek bir konsere hazırlanmak bile çok ciddi bir eğitim sürecinden geçmek oluyor genç sanatçılarımız için...

gordion oda orkestrasının konserlerini de paylaşırım mutlaka ilerleyen süreçte ama önce konserlerine başlamaları gerekiyor doğal olarak... müziksiz paylaşım da bana ters.. yiğitcan gözoğlu eseri çanakkale senfonisi'nin dünya prömiyerinden bir konser videosunu paylaşayım istiyorum çünkü hem harika hem de oldukça anlamlı bir eser... dokuz eylül üniversitesi devlet konservatuvarı senfoni orkestrası seslendirmiş 2015 yılında.. tamamını youtube kanalından dinleyebilirsiniz, bu videoda sadece final bölümü var...

tabii ben gordion oda orkestrası kuruldu, konserlere başlayacaklar hemen vs vs yazdım ama bu orkestranın genç sanatçılara önemli fırsatlar yaratacak bir gençlik orkestrası olacağını tekrar vurgulamak istiyorum... benim işim gençlerle.. genç sanatçılarımızla çıkıyor yola gordion ve bir çok öğrenciye de sahne deneyimi kazandıracak... bu fırsattan yararlanmak isteyen genç sanatçımız da az değil... bu sebeple çok önemli bu orkestraların her biri...

neden önemliler? kısmını da ayrıca yazayım... yahu neden önemli olmasınlar!... genç sanatçılarımız resmen konser, sahne, kulis heyecanı, sahne ışıkları, bol bol alkış ve bilmediğim bir sürü konuya daha özlem içinde eğitim hayatlarını sürdürüyolar ama bu olanakları o kadar sınırlı ki!... sanatçılığın diploması bence pek de önemli olmamakla birlikte, o diplomayı aldıkları anda kaç kere bu deneyimi yaşamış oldukları konusu büyük sıkıntı muhtemelen...

bu blogta genç sanatçılarımızın konserlerini de takip edebildiğim ölçüde yazmaya çalışıyorum, evet bol bol sahne deneyimi yaşayan gençlerimiz de az değil ama bu imkanlara sahip olamayan genç sanatçılarımızın da bu tecrübeyi edinmeleri, tecrübeden de öte, hayatlarının amacı olan o sahneyi yaşamaları gerekmiyor mu?..

bir çok paylaşımda, hatta ilgili ilgisiz her fırsatta sürekli aralara sıkıştırdım bu sorunu, yine yazayım... ben kalıplaşmış sezon programlarından bıktım ve konsere filan gitmiyorum... farklı eserler, farklı dönemler, akımlar, genç besteciler, yerli ve milli eserler, yeni eserler, çok eski eserler, genç şefler, genç müzisyenler ve genç solistler görmek istiyorum... hatta dinlerken zorlandığım yeni müziği de programda görmek istiyorum... genç sanatçılarımızı sadece 23 nisan ve 19 mayısta değil, her zaman görmek istiyorum... hatta devlet senfoni orkestraları da dahil olmak üzere, tüm orkestralarımızda araya serpiştirilmiş minikleri de görmek istiyorum her hafta, bütün sezon... zormuş!... gerçekten yapmak isteyen için zor olması pek mümkün değildir... yapılmak istenmiyorsa, zordur tabii... bakın; yapmak isteyen nasıl yapıyor sadece bir kaç ayda... daha çok var yazılacak ama bu paylaşımda bu kadarı kafi...

özetle; gençler baktılar ki isteklerine karşılık bulamıyorlar, bir süredir kendi işlerini kendileri görmeye başladılar.. tabii kendilerine yol açan yiğitcan gözoğlu gibi isimler sayesinde... gordion oda orkestrası da bu çok önemli projelerden biri...

tabii ki gordion oda orkestrasının bütün işlevi genç sanatçılara kucak açmak, onlara fırsat yaratmak değil.. özellikle barok eserleri benim gibilere dinletip, konserlere gitmeyenlere de iyi bir alternatif olacaklar ancak genç sanatçılarımıza önemli fırsatlar yaratmayı amaçlayan orkestranın mutlaka desteklenmesi gerekiyor... bu desteklerin geleceğe yapılabilecek en büyük katkı olacağı da kesin... ülkemizde sanatın geleceği için hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum bu genç orkestramızın...

Yorumlar

  1. Güzel bir haber ülkemiz için. Bilgilendirmeniz çok yararlı oldu ancak daha detaylı bilgi edindiğinizde paylaşırsanız çok iyi olur.

    YanıtlaSil
  2. katkınız için teşekkür ederim besim bey.. görmeyi beklediğinizi düşündüğüm bazı eklemeler de yapıldı...

    YanıtlaSil
  3. Yazi icin tesekkurler. Orkestra zaten cok kalabalik, bu orkestraya basvuru yapsak kabul ederlermi ki. Bide nasil basvuru yapacagiz? Instagramda muzisyen ariyorlarmis ama siz konserleri yazmissiniz bile. Nasil oluyor anlamadim?

    YanıtlaSil
  4. Sevilay hanım Instagram DM'den iletişime geçebilirsiniz.

    YanıtlaSil
  5. Her sene kadro değişecek mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bu konuyu instagram üzerinden mesaj ile sorabilirsiniz.. teşekkürler..

      Sil
  6. HAYIRLI UĞURLU OLSUN

    YanıtlaSil
  7. bu yazı kim tarafından yazılmış?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. benim tarafımdan yazılmıştı..

      Sil
    2. yani isim olarak. Sizin yazdığınızı tahmin etmiştim

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

çağla karaali

çağla karaali çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?... konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onların okulları bu çocuk

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ev stüdyosu ortamı

müzik stüdyosu izolasyonu stüdyo ortamına ev içinde oda deniyor:)... yani evin içinde bir yerler... yine işin büyüklüğüne göre maliyet çok değişecek... mesela siz çalışırken çok gürültü olacak mı? ... keyboard kullanacaksanız sesini az açarsınız... yada kulaklık kullanırsınız... monitör kabin en iyisidir ama mecburen gerekebilir çoğu zaman kulaklık... o zaman, kulaklığın çok iyi olması şart... eletro gitar çalacaksanız gürültüye engel olmak çok zor ama teknoloji gelişti iyice amfi yerine direk olarak bir çok keyboarda yada audio/midi arabirimine gitarı girebiliyorsunuz... kulaklıkla elektro gitar çalmanız da mümkün... davul çalacaksanız::)))... işiniz zor tabii... o zaman yalıtım yapacaksınız odaya çünkü daha ilk gün eve polis gelecektir... tabii davul makinesi, ritm makinesi, eskiden ritm box denen zımbırtılardan kullanacaksanız yada dijital davul seti kullanacaksanız iş basit... "çok iyi" bir kulaklık işinizi görecektir... ama "adam gibi" bildiğin davul (

EmiSunshine

EmiSunshine tam adı emilie sunshine hamilton ama EmiSunshine adını kullanıyor... ben ilk izlediğimde, kendisinin bu kadar genç olduğunu anlamamıştım!... 25 civarı diye düşünmüştüm yaşını ama 2004 doğumlu çıktı... 14 yaşında henüz ama ben tarzına ve sanatçı ruhuna resmen hayran kaldım... çok küçük yaşlarda çekilmiş videoları var, o yaşlarda bile giyimi, aksesuarları, sahnede duruşu, yüz ifadeleri, vücut dili, fotoğraflarda verdiği pozlar vs vs vs, her yönden yaratıcı ve sanatçı bir yapıya sahip... şimdi bu yazdıklarım daha çok moda dergisine uygun ve magazinsel oldu ama sadece bu sebeplerle bu sayfada paylaşmam mümkün değil kendisini... çok daha fazlasına sahip emilie... Emilie Sunshine Hamilton tam bir yetenek bombası emisunshine... çok iyi şarkı söylüyor, sesi çok iyi, tarzı çok iyi ve sesini oldukça iyi kullanıyor... bir çok enstrümanı iyi seviyede çalıyor yani multienstrümantalist... ve kendine ait eserleri var... anlayacağınız söz yazıyor, beste yapıyor... bu kadar da d

zaman içinde gitar

klasik gitar bildiğimiz gitar işte üstteki... tarih ne kadar gerilere gidiyorsa, gitar da neredeyse o kadar gidiyor gerilere... benim ilk rastladığım bilgi sümerlere, hititlere kadar gidiyor... bir de mitolojide gitar benzeri şeyler var... mitoloji denen şey tam olarak ne vakte düşüyor var mı bilen?... işte o zamanlara kadar gidiyor bu iş... çok eskilere yani... kafamın basmadığı zamanlar... ne varsa anadoluda ve mezopotamyada var gerçekten... bu sümerlere hayranım... bildiğim kadarıyla mö 3500-4000 li yıllar gibi... hititler de öyle... gerçi ben mö 1400 lere kadar bulabildim gitarın orijinini... aşağıdaki resimlerin ilki berlinde, ikincisi ise istanbulda bulunuyor şu anda... hititlerde gitar hititlerde gitar benim bulabildiğim, gitara benzeyen en eski müzik aletleri yukarıdakiler... ama çoğu tarihçi ve müzikolog daha da eskilere götürüyor gitarı ama bence artık o kadarı da abartı oluyor çünkü gitara pek de benzemiyorlar... örneğin aşağıdaki de gitarın atası olarak kabul

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

zahit bizi tan eyleme, şaraba eyle ihtiram...

konumuz "zahit" ama zahit hakkında yazabilmek için önce uzunca bir zaman ayırıp, kitap karıştırıp, mürekkep yalamak gerekiyormuş gerçekten... ilk anladığım o oldu... hemen belirteyim; zahit daha yaygın kullanılıyor ama doğrusu "zahid" ... aslında konu; " dinlediklerim " ancak "ben şu zahit adlı eseri çok severek dinliyorum, alın bu da videosu vs vs vs" denip de geçilecek bir eser değil... zaten zahit bizi tan eyleme deyişini bilmeyen ve sevmeyen yoktur... kıyıda köşede kalmış bir şeyi keşfetmiş olamayacağımdan ötürü, asıl amaç tabii ki farklı... neredeyse ilkokul yıllarından beri hayranlıkla dinlediğim "bu zahit de neymiş yahu" diye anca meraklandım zannedersem... çoğu zaman bu esere kısaca zahit denir geçilir... eğer sadece interneti kurcalarsanız ve bu kurcalamanız sadece öylesine gerçekleşirse, aslında birbirinin devamı yada tamamlayıcısı denebilecek zahitler ile karşılaşırsınız... kafanız da karışır biraz... zaten gördüğüm kada