Ana içeriğe atla

minor empire - uyuttum atları

minor empire uyuttum atları klibi ile kadınların şarkılarına kulak veriyor

yıllardır sürekli dinlediğim, kaliteden ödün vermeyen, çok sağlam bir grup minor empire... çalışmalarına hayran olduğum grup hakkında mutlaka bir şeyler karalarım yazının ilerleyen kısmında ama önce bu paylaşımı yapmama sebep olan çalışmaları hakkında kısaca da olsa bilgi vereyim...

uyuttum atları klibi ile kadınların şarkılarına kulak veriyor minor empire...

minor empire’ın 2017 yılında çıkan son albümü uprooted içinde yer alan uyuttum atları, grubun son yıllarda en çok dinlenen parçalarından biri oldu... ölüm ve varoluş üzerine özgü özman tarafından yazılan sözleri ile dikkatleri üzerine çeken uyuttum atları, öldürülen kadınlara ithaf edilmiş ve kanada, toronto'da bu parçaya bir klip çekilmiş... sözlerinin her kıtası farklı bir kadın cinayetini anlatan bu eserin müziği ve düzenlemesi de ozan boz'a ait...

klip çok etkileyici ve kanada high park ormanında çekilmiş... klibin yönetmenliğini de ozan boz yapmış... sanat yönetmeni ise özgü özman...

bu klipte hayatlarından ve hayallerinden koparılmış kadınları arıyoruz. tabiat ananın kucağında, gökyüzünde, bulutlarda, toprakta ve ağaçlarda, en hayali gerçeklerin ortasında ve en gerçek hayallerin ortasında… yarım yamalak yaşamak değilse bu dünyadaki hayaliniz, kulak verin etrafınızdaki kadınların şarkılarına. içinizdeki bütün atlar uykuya dalmış olsa da...
klibi bu ifadelerle anlatan ozan boz ve özgü özman, bizleri kadınların seslerini duymaya davet ediyorlar...

 

yukarıda da belirttiğim gibi, şarkının sözleri oldukça anlamlı ve katledilen kadınları anlatan kıtalardan oluşuyor...

anam babam yarim
iyi değildir hallerim
kaç sabahtır güneş doğmaz üstüme
neyleyim
soldu bahçelerim
soldu bağladı sarı
uyuttum atları
duymazlar feryadımı
hayal oldum aleme
canımı istediler
yüz vermeyenler zalime
yüzer yüzer yittiler
anam babam yarim
iyi değildir hallerim
iliklerime kadar can idim
kül oldum neyleyim
özgü özman (vokal), ozan boz (elektrik gitar, davul), chris gartner (bas), michael occhipinti (elektrik gitar), lina allemano (trompet) ve patrick graham (taiko japon davulları); uyuttum atları'nı seslendiren müzisyenler... klipte yer alan sanatçı ise haley midgette... michael barkey, mike rilstone, burak yıldırım, malcolm taylor ve hailey harrison da klibin çekilmesinde çalışan isimler...

minor empire - uyuttum atları

zülüf dökülmüş yüze adlı çalışmaları ile tanıdığım, yıllardır bıkmadan usanmadan dinlediğim, dünya ölçeğinde yüksek bir kaliteden hiç taviz vermemiş olan bir grup minor empire... ben grup diyorum ama ikinci vatanları kanada'da müzik yapan özgü özman ve ozan boz ikilisine göre bir proje minor empire... neyse, grup yada proje işte... vasat bir çalışmalarına hiç rastlamadığım bir oluşum minor empire ve ben yıllardır haklarında bir şeyler karalamayı istiyordum, bu klip vesile oldu...

türkiye'de de bir çok konserleri oldu ve çok sevilen bir grup minor empire ancak ülkemizde hak ettikleri ilgiyi henüz görmüyorlar maalesef... bu da emek sarfedilen, kaliteli işler yaptıklarının en önemli göstergesi... çizgi üstü çalışmalar yaptıkları konusunda bana inanmıyorsanız, bu göstergeye inanın... minor empire, 10 yılda iki albüm ve 1 de single çıkardı... 2020 yılında yeşil ayna adlı single çalışmalarını yayınlamışlardı... 2011 yılında çıkardıkları ilk albümleri second nature'da yer alan divane aşık gibi ve yüksek yüksek tepeler, derleme albüm z müzik ensemble'da da seçkiler içinde yer almıştı...

minor empire

çok dağınık yazıyorum nedense... pandemiden oldu böyle... kafa gitti... ülkemizde hak ettikleri değeri pek görmüyorlar demiştim yukarıda, onun devamı da var tabii... yurtdışı kaynaklarda ise minor empire adından çok bahsediliyor... çok dikkat çekici çalışmalara imza atıyorlar... dünyanın neredeyse her ülkesinde, radyolarda eserleri çok seslendiriliyor ve özellikle amerika ve kanada'da verdikleri konserler ve katıldıkları festivaller çok dikkat çekiyor... özetle; ülkemizde de, dünyada da önemli bir kitle tarafından çok iyi tanınıyorlar ve beğeniyle takip ediliyorlar... ilk albümleri second nature, çok çok iyi bir çalışma... parçaların tamamı çok dikkat çekici ve özellikle zülüf dökülmüş yüze, haydar haydar, dostum dostum, divane aşık gibi ve bülbülüm altın kafeste çalışmaları benim favorilerim...

2017 yılında çıkardıkları uprooted ise bence daha da muhteşem bir albüm... tek bir parça ile anlat bu albümü derseniz, bence mendilimin yeşili... ve iki keklik... farkındaysanız yazdığım parçaların tamamı en çok aşina olduğumuz türkülerin düzenlemeleri... bu derece içimize işlemiş olan bu eserleri minor empire düzenlemesi ile ve özgü özman sesi ve yorumu ile dinlemek apayrı bir tat kesinlikle... bunun yanında; kendilerine ait eserler de çok çok iyi... özetle; uprooted da second nature gibi, her anı üzerinde titizlikle çalışılmış albümler... gitarlar da çok iyi çok farklı... sanki her bir nota ve söz üzerinde uzun uzun düşünmüşler... o derece titiz çalışmalar... sanki 2 yıl bir odaya kapanıp, albüm çıkarmışlar gibi:)... mükemmelliyetçi bir yaklaşım seziyorum her dinleyişimde... aslında mükemmelliyetçiliğin ayrıntılarında dolanan müzisyenler çoğu zaman kaş yapayım derken göz çıkarırlar ve matah da bir şey çıkmaz ama minor empire göz çıkarmamış...

ben müzikleri türlere filan ayıran biri değilim, anlamam da o işlerden... müzik işte... bu paylaşıma rock etiketinin yanında progresif etiketini de yapıştırdım gitti... caz da ekleyecektim ama eklemedim... aslında caz da var ya neyse artık... dediğim gibi, ben anlamam o işlerden ve sevmem de... etiketleri koymamın sebebi, arayan bulsun diye... mesela türkü de ekledim... bu boş açıklamayı neden yapıyorum onu da anlamadım... galiba sesli düşündüm de o sebeple... ne tür müzik yapıyorlar tam olarak? onu düşünürken, yazmışım...

minor empire aslında özgü özman ve ozan boz ikilisi... kendilerine sürekli aynı müzisyenler mi eşlik ediyorlar bilmiyorum ama yukarıda isimlerini verdiğim müzisyenlerin hepsi de çok iyi müzisyenler... grubun ilk albümü second nature'da da debashis sinha (perküsyon), ismail hakkı fencioğlu (ud), didem başar (kanun), sidar demirer(bağlama) ve selim sesler (klarnet) gibi farklı isimler eşlik etmişlerdi...

bağımsız müzik ödüllerinde ve kanada folk müzik ödüllerinde yılın dünya müzik grubu ödülüne layık görülen minor empire hakkında çok güzel yorumlar var ama ben kendi yorumumu şöyle yapayım; anonim eserleri de düzenleyip, yorumluyorlar ve bu işi o kadar kendilerine özgü bir ustalıkla yapıyorlar ki, hem o eseri bozmuyorlar hem de kendilerini o esere çok iyi katıyorlar... ben bu tip sentezlemelerde, o sentezlemeyi hissetmek istemiyorum, bana yani dinleyiciye bunu hissettirdikleri anda ben sevemiyorum onu... dinlediğim parçanın, bebekliğimden beri bildiğim bir türkü olduğunu ben hissetmemeliyim... o kadar çok kötü örneği var ki... ama yazamıyorum işte şimdi burada... yani olay türküyü batı enstrümanları ile batı tarzından çalmak değil... ama çoğu müzisyen onu yapıyor... türküyü gitarla trompetle ve bas gitarla çalmak değil bu iş... minor empire çalışmaları çok farklı... kendilerine ait çalışmalarda da anadolu topraklarında dolanıyorsunuz ama gerek enstrümanlar, gerekse vokaller sanki apayrı diyarlardan... kanada'dan da değil, dünyadan da değil... tamamen minor empire...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

çağla karaali

çağla karaali çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?... konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onların okulları bu çocuk

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ev stüdyosu ortamı

müzik stüdyosu izolasyonu stüdyo ortamına ev içinde oda deniyor:)... yani evin içinde bir yerler... yine işin büyüklüğüne göre maliyet çok değişecek... mesela siz çalışırken çok gürültü olacak mı? ... keyboard kullanacaksanız sesini az açarsınız... yada kulaklık kullanırsınız... monitör kabin en iyisidir ama mecburen gerekebilir çoğu zaman kulaklık... o zaman, kulaklığın çok iyi olması şart... eletro gitar çalacaksanız gürültüye engel olmak çok zor ama teknoloji gelişti iyice amfi yerine direk olarak bir çok keyboarda yada audio/midi arabirimine gitarı girebiliyorsunuz... kulaklıkla elektro gitar çalmanız da mümkün... davul çalacaksanız::)))... işiniz zor tabii... o zaman yalıtım yapacaksınız odaya çünkü daha ilk gün eve polis gelecektir... tabii davul makinesi, ritm makinesi, eskiden ritm box denen zımbırtılardan kullanacaksanız yada dijital davul seti kullanacaksanız iş basit... "çok iyi" bir kulaklık işinizi görecektir... ama "adam gibi" bildiğin davul (

EmiSunshine

EmiSunshine tam adı emilie sunshine hamilton ama EmiSunshine adını kullanıyor... ben ilk izlediğimde, kendisinin bu kadar genç olduğunu anlamamıştım!... 25 civarı diye düşünmüştüm yaşını ama 2004 doğumlu çıktı... 14 yaşında henüz ama ben tarzına ve sanatçı ruhuna resmen hayran kaldım... çok küçük yaşlarda çekilmiş videoları var, o yaşlarda bile giyimi, aksesuarları, sahnede duruşu, yüz ifadeleri, vücut dili, fotoğraflarda verdiği pozlar vs vs vs, her yönden yaratıcı ve sanatçı bir yapıya sahip... şimdi bu yazdıklarım daha çok moda dergisine uygun ve magazinsel oldu ama sadece bu sebeplerle bu sayfada paylaşmam mümkün değil kendisini... çok daha fazlasına sahip emilie... Emilie Sunshine Hamilton tam bir yetenek bombası emisunshine... çok iyi şarkı söylüyor, sesi çok iyi, tarzı çok iyi ve sesini oldukça iyi kullanıyor... bir çok enstrümanı iyi seviyede çalıyor yani multienstrümantalist... ve kendine ait eserleri var... anlayacağınız söz yazıyor, beste yapıyor... bu kadar da d

zaman içinde gitar

klasik gitar bildiğimiz gitar işte üstteki... tarih ne kadar gerilere gidiyorsa, gitar da neredeyse o kadar gidiyor gerilere... benim ilk rastladığım bilgi sümerlere, hititlere kadar gidiyor... bir de mitolojide gitar benzeri şeyler var... mitoloji denen şey tam olarak ne vakte düşüyor var mı bilen?... işte o zamanlara kadar gidiyor bu iş... çok eskilere yani... kafamın basmadığı zamanlar... ne varsa anadoluda ve mezopotamyada var gerçekten... bu sümerlere hayranım... bildiğim kadarıyla mö 3500-4000 li yıllar gibi... hititler de öyle... gerçi ben mö 1400 lere kadar bulabildim gitarın orijinini... aşağıdaki resimlerin ilki berlinde, ikincisi ise istanbulda bulunuyor şu anda... hititlerde gitar hititlerde gitar benim bulabildiğim, gitara benzeyen en eski müzik aletleri yukarıdakiler... ama çoğu tarihçi ve müzikolog daha da eskilere götürüyor gitarı ama bence artık o kadarı da abartı oluyor çünkü gitara pek de benzemiyorlar... örneğin aşağıdaki de gitarın atası olarak kabul

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

zahit bizi tan eyleme, şaraba eyle ihtiram...

konumuz "zahit" ama zahit hakkında yazabilmek için önce uzunca bir zaman ayırıp, kitap karıştırıp, mürekkep yalamak gerekiyormuş gerçekten... ilk anladığım o oldu... hemen belirteyim; zahit daha yaygın kullanılıyor ama doğrusu "zahid" ... aslında konu; " dinlediklerim " ancak "ben şu zahit adlı eseri çok severek dinliyorum, alın bu da videosu vs vs vs" denip de geçilecek bir eser değil... zaten zahit bizi tan eyleme deyişini bilmeyen ve sevmeyen yoktur... kıyıda köşede kalmış bir şeyi keşfetmiş olamayacağımdan ötürü, asıl amaç tabii ki farklı... neredeyse ilkokul yıllarından beri hayranlıkla dinlediğim "bu zahit de neymiş yahu" diye anca meraklandım zannedersem... çoğu zaman bu esere kısaca zahit denir geçilir... eğer sadece interneti kurcalarsanız ve bu kurcalamanız sadece öylesine gerçekleşirse, aslında birbirinin devamı yada tamamlayıcısı denebilecek zahitler ile karşılaşırsınız... kafanız da karışır biraz... zaten gördüğüm kada