Ana içeriğe atla

dünya sahnelerindeki genç müzisyenler'den alıntılar

dünya sahnelerinde genç müzisyenler
bir zamanların harika çocukları olan güher ve süher pekinel kardeşlerin, günümüz çocuklarına tüpraş desteğiyle katkı sağladıkları bir proje olan dünya sahnelerinde genç müzisyenler (dsgm) projesi, bu konuda ülkemizdeki en önemli oluşumlardan biri ve bugünün harika sanatçılarını dünya sahnelerine kazandırmaya başladılar bile... destekledikleri üstün yetenekli çocuklar, bugün birer genç dünya sanatçısı olarak sahnelerde yer almaya, dünya ölçeğinde çok büyük başarılara imza atmaya çoktan başladılar...

dsgm müzisyeni olan genç sanatçılarımız 4 aralık 2019 tarihinde fransız büyükelçiliğinde sahne aldılar ve liszt, schubert, dvorak ve schostakovitch eserleri seslendirdiler... konser sonrasında yapılan bir röportajda, sahne alan genç müzisyenler bazı konularda fikir ve düşüncelerini beyan etmişler, ben de buraya aktarmayı uygun buldum... yazının sonunda da ben kendi fikirlerimi yazdım özellikle eğitim konusunda...

ben bu paylaşım ile ilgili tüm bilgiyi güher ve süher pekinel tarafından yapılan paylaşımdan aldım, onlar hangi sanatçımızın ifadelerine yer verdilerse, o kadarını biliyorum... konserde diğer genç sanatçılar da sahne aldılarsa, bilmiyorum...

londra kraliyet müzik kolejinde eğitimine devam eden piyanist tolga atalay ün; türkiye'nin müzikte kendini geliştirmesi için, müzisyenlerin çalışmaya ve müzik için yaşamaya devam etmesi gerektiğini söylemiş ve "hepimiz türkiye'de eğitime başladık, sonra yurt dışına gittik... yabancı ülkeleri tercih etmemizin nedeni dünyayı görme arzumuzdur... çünkü yaptığımız şey tamamen uluslararası... müziğin uyruğu yok, evrensel bir dil..." demiş...

özellikle caz performansı yakaladığımda kaçırmam, mutlaka paylaşırım...

Round Midnight - T. Monk / O. Peterson



eğitimine berlin'deki hochschule für musik hanns eisler'da devam etmekte olan viyola sanatçısı barok bostancı ise; ismine bayıldığım müzisyen:)... bu arada verdiğim dsgm sayfasında piyanist olarak geçiyor!... yurtdışında okuyan yetenekli sanatçıların türkiye'ye ileride dönerek çocuklara akıl hocalığı ve öğretmenlik yapabileceğini ifade etmiş ve “bence görev bizim... eğitimimizi tamamlayıp geri döndüğümüzde, klasik müziği öğrenmek ve incelemek isteyenlere rehberlik edebiliriz...” demiş... “öğretmenler olarak, tüm gücümüzü kullanacağız...” şeklinde de sağlam bir eklemede bulunmuş...

barok bostancı; quartet sayımızın ülkemizde az olduğunu ve böyle bir quartet grubunu oluşturmayı planladığını da söylemiş... gerçekten çok iyi olur bu oluşum...

“türkiye'de yaşamak istiyorum. insanın kendi ülkesi gibisi yoktur... ülkemizden ayrılmadan müzik alanında şu an aldığımız eğitimi alabiliyor olmayı dilerdik...” şeklinde tammlamış sözlerini...

Schumann Marchenbilder 1-2



viyolonsel sanatçısı umut sağlam da türkiye'deki sanatın ancak eğitim ile iyileştirilebileceğini söylemiş... o da tıpkı tolga atalay ün gibi, "ufkumuzu genişletmek için yurt dışında okuyoruz" demiş...

barenboim-said akademisi'nde eğitimine devam etmekte olan umut sağlam; “klasik müzik avrupa'da başladı. bu yüzden en popüler olduğu yer avrupa. hedefimiz orada eğitim almak, vizyonumuzu genişletip ülkemize geri dönmek.” diyerek, sözlerini tamamlamış...

pardon, tamamlamamış, geleceğe yönelik hedeflerinden birini de açıklamış... tıpkı çalıştığı akademi gibi türkiye'de de derslerin tüm sanat disiplinleri ile işlendiği bir okul açmayı hayal ediyormuş... kendisi hayal demiş ama ben hedef olarak değiştirdim... “felsefe, tarih, eğitim… bütün sanatçıların bu eğitimlere sahip olması ve böyle bir okulun kurulması gerektiğine inanıyorum.” demiş...

Concerto en Do majeur - J.Haydn



münih müzik ve sahne sanatları üniversitesi'nde eğitimine devam eden veriko tchumburidze, yabancı ülkelerin müzikal kariyer konusunda çok disiplinli olduklarını, ancak türkiye'nin bu noktalarda eksiklikleri olduğunu söylemiş... “bir kişi sanatçı olmak istiyorsa, önceliklerini belirlemesi gerekir... ben önceliklerimi daha küçük bir çocukken belirlemiştim... bu çok zor bir iş... sanatın hayatımız olduğunu söylüyoruz ama çok fazla disiplin gerektiriyor” şeklinde de eklemelerde bulunmuş...

Wieniawski Violin Concerto no. 2 in D minor, Op. 22



öğrenimini franz liszt üniversitesi'nde sürdüren can çakmur ise; türkiye'nin müzikle ilgili bütçesinin genişletilmesi gerektiğini ancak ülkenin müziği bir kenara koyduğunu ifade etmiş... “benzer nüfusa sahip olan japonya, almanya ve türkiye arasında bir karşılaştırma yapalım... türkiye'de altı senfoni orkestramız var... almanya'da bu rakam 138... ayrıca konserler gibi müzik etkinlikleri için nispeten küçük bir bütçenin olması, klasik müziğin sınırlarını aşmasını zorlaştırıyor... müzik eğitiminin en iyi kalitede ve sürdürülebilir olması için devletin desteğine ihtiyaç var" şeklinde tamamlamış sözlerini...

F. Liszt Concerto for Piano and Orchestra No.1 in E flat major S.124



çok güzel konulara değinmişler ve çok da iyi ifade etmişler... beni en çok sevindiren ise, eğitimlerini tamamladıklarında ülkeye dönme ve çocuklara ve gençlere yön verme isteklerinin olması... tabii bu konuya vurgu yapan isimler; barok bostancı ve umut sağlam... barok bostancı, öğretmenler olarak tüm gücümüzü kullanacağız demiş -ki bu konuda ne kadar net olduğunu gösteren bir ifade... umut sağlam ise, barenboim-said akademisi gibi bir okulu ülkemize kazandırmayı hedefliyor...

gerçekten çok güzel düşünceler ve hedefler... hiç bir şey yapmayıp, sadece ağlayıp sızlananlara ve yandık bittik diyenlere duyurulur... sizler elinde aslında çok büyük imkanlar olan kişilersiniz... ağlayıp, sızlanacağınıza, siz yapsanıza bunları...

veriko tchumburidze ve can çakmur ise daha çok ülkemizdeki eksikliklere değinmişler... müzisyenliğin çok disiplinli bir eğitimi gerektirdiği vurgusu gerçekten çoooooooook önemli... ben bu konuda paylaşımlar yaptım ama sonra sildim... bir yerleri yada birilerini ciddi biçimde kırmak zorunda kalıyorsunuz bu konuları yazarken... ben bu blogta bazı şeyleri yazarken gerçekten çok zorlanıyorum çünkü gördüğüm kadarıyla; genç sanatçılar, aileleri ve öğretmenleri ellerinden geleni fazlasıyla yapıyorlar ve çok büyük fedakarlıklarla yapıyorlar... özetle ben de şu kadarını vurgulamak istiyorum: müzisyenlik, sanatçılık vs... iyi bir teknikle müzik icra etmenin çoooooook ötesinde multidisipliner bir altyapıyı gerektiriyor... eğer konservatuvarlar bu altyapıyı kazandırıyorlarsa, sorun yok... kazandıramıyorlarsa, kazandırmalılar...

benim tanıma fırsatı yakaladığım aile ve neredeyse aile bireyi gibi olan öğretmen sayısı hiç de az değil... onlar bu disiplini çocuklarına ve öğrencilerine kazandırma konusunda büyük fedakarlıklar yapıyorlar... ama bu konu direk olarak eğitim sisteminin işi... ailelere ve öğretmenlere hiç iş düşmemesi gerekiyor...

bir de ben şunu ekleyeyim; yukarıda ifadelerinden alıntılar yaptığım sanatçılarımız özellikle ufuklarını genişletmek ve daha ileri bir vizyona sahip olabilmek için yurt dışında eğitim almayı tercih ettiklerini vurgulamışlar... en azından ikisi, barok bostancı ve umut sağlam... ben vizyon ve ufuk gibi birbirine çok yakın bu iki konuya şunları da ekleyebilirim; değişik ülkeler görmek, dil öğrenmek yada geliştirmek, daha rahat yaşamak, daha fazla gezebilmek, daha çok insan ve kültür tanımak, eğlenmek vs vs vs... bunların hepsi de çok önemli... onlar bunu bir röportajda çok açıkça ifade edemeyebilirler ama ben "bence"sini de yazayım dedim...

farklı bir ülkede eğitim almanın artıları çok fazladır... üstelik bahsi geçen okulların maddi altyapı olanakları da kesinlikle çok daha fazladır... mesela öğrenci başına düşen piyano sayısı, çalışma alanı, sağlık, sosyal olanaklar vs vs vs... ama ben ülkemizdeki sanat eğitiminin diğer eğitim dalları ile kıyaslandığında, çok ileri ve doğru yolda olduğunu düşünüyorum... daha doğrusu bunu somut olarak net biçimde görüyorum... 4-5 yaşından itibaren, en az 8-10 yıl boyunca genç yetenekleri o okullarca burslu olarak kabul edilebilecek kapasiteye çıkarabilen de bu ülkenin okulları ve öğretmenleri... sadece ülkemiz için de geçerli bir konu değil bu... bir çok avrupa ülkesinde de durum böyle... sadece bazı avrupa ülkeleri, diğer avrupa ülkelerinin de öğrencilerini çekerler...

yurt dışındaki her türlü maddi olanağa sahip kalbur üstü okulların sağlamakta olduğu imkanları bir yana koyarken, şunu kesinlikle göz ardı etmemek de şart: bu genç sanatçıların eğitim süreçlerinin en zor ve meşakkatli kısmı ülkemiz öğretmenlerinin sırtında -ki o öğretmenlerin aile bireyi gibi olduklarını görüyorum...

yurt dışındaki okullar olarak ifade edilen okullar, uluslararası okullardır ve en yetenekli, en iyi şekilde yetiştirilmiş, neredeyse tüm zorlukları aşılmış öğrencileri hazır olarak bünyelerine katmaktadırlar... bu iş artık büyük bir endüstri halini almış durumda... aslında o okullar sanatçı yetiştirmekten çok, sanatçı transfer etmektedirler... en iyileri kendi mezun listelerine katarlar, böylelikle prestijleri artar... karşılığında da mezunların prestiji artar... bu da bilinsin istedim...

evet, o okullar tabii ki çok iyi olanaklara sahipler, o ayrı... ama bazen o okullar övüle övüle bitirilemiyorlar, yere göğe sığdırılamıyorlar... ve bu yapılırken, o gençleri o konuma getirmeyi başaranlar sanki yoklarmış gibi davranılıyor... lütfen bunu bırakın... o okulların; okuldan çok, büyük futbol kulüpleri gibi değerlendirilmeleri lazım... okulları değil, o okullara burslu olarak kabul edilen genç sanatçılarımızı ve onları o konuma getiren öğretmen ve ailelerini yere göğe sığdıramayın lütfen...

Yorumlar

Çok Okunanlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin...


aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim...

"çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum...

"nasıl çocuğa gitar alınır"…

gnossienne

gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser...

önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk bağımsız dans gösterisi...

asıl adı eric alfred leslie satie olan ve adını daha sonra erik olarak değiştiren er…

çağla karaali

çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?...

konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... kendinden daha iyi bakacaksın ona...

ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onları…

org

benim hastalık boyutunda bir takıntım vardır bu org konusunda, bir kaç paylaşımımda bahsetmiştim daha önce... ülkemizde "org" olarak adlandırılan çok geniş bir müzik aleti grubu olması ve farklı adlandırılmalara gidilmeden, tamamına org adı verilmesidir bu takıntı... aslında bu takıntımda pek de haklı değilim, biliyorum ama üzerinde tuşları olan, birbiriyle alakasız her türlü cihaza tek bir isim verilip, org denmesini de hep yadırgamışımdır... keyboardlar & piyanolar başlıklı eski paylaşıma göz gezdirirseniz anlarsınız bu takıntımı... bu gereksiz takıntımda pek de haklı değilim dememin sebebi ise şu; aslında benim "org" denilip geçilmesini yadırgadığım cihazlar da "org" denen şeyin geliştirilmiş, elektronikleştirilmiş, dijitalleştirilmiş halleri... üstelik türkçe karşılıkları da yok ve tamamına org deyip geçmek de yanlış sayılmaz...

benim takıntılı biçimde "gerçek org" dediğim ve hayranı olduğum şey aşağıdaki muhteşem varlık oluyor...


şunun …

aslıhan keçebaşoğlu

başarılı genç bestecilerimizden aslıhan keçebaşoğlu; finlandiya'nın ünlü sibelius müzik akademisinde master yapmaya hak kazanmış... bugün birden karşıma çıkınca bu haber, çok sevindim... kendisi hakkında iki kelam etme fırsatım da çıktı bu arada...

akdeniz üniversitesi devlet konservatuvarının piyano bölümünde liseyi tamamladıktan sonra, bilkent üniversitesi müzik ve sahne sanatları fakültesi kompozisyon bölümünde onur türkmen ile sürdürdü çalışmalarını ve eğitimini başarıyla tamamladı... asıl hocası onur türkmen olmakla birlikte; kendisine büyük emeği geçen diğer hocalarından da bahsetmeden olmaz... yiğit aydın ile armoni ve orkestrasyon, tolga yayalar ile polifoni, fugue ve post tonal teori (yazdığıma pişman olmaya başladım:))... aynen yazsan olmuyor, türkçeleştirsen olmuyor, ne biçim ders arkadaş bunlar... tonal ötesi:)))...)... neyse; konuya hakimmişim gibi davranayım, bir çok "uzman yazar!" öyle yapıyor, benim neyim eksik:)... maria nowotna ile kulak eğitimi (ne güz…

cem esen

yıllardır takip etmeye çalıştığım bir isim besteci ve piyanist cem esen... daha doğrusu, takip etmeye başladığım belki de ilk genç müzisyenlerimizden kendisi ama yıllardır hakkında hiç paylaşım yapmadığım bir isim aynı zamanda... bu sayfada neden bir çok genç yetenekten henüz bahsedememiş olduğumu açıklarken de cem esen'i örnek göstermişim:)... bakınız, burada... gitmişken oraya; sağa sola da bir göz gezdirin, öyle dönün...

tabii hakkında hiç bilgi vermemiş de değilim... sağ üstteki "ara" kısmına adını yazıp, okuyabilirsiniz... mesela "neden önceliğimiz geleceğimizdir?" sorusuna yanıt ararken de cem esen'in hayran kaldığım eserlerinden biri olan free variations op. 7 eserini paylaşmıştım... bu paylaşımı ben çok önemserim ve okunmasını isterim, verdiğim bağlantıdan okuyun mutlaka... aşağıdaki paylaşımları da bu yazıdan sonra yaptım, onları da araya ilave edeyim dedim... aşağıdakiler de okunacak...

cem esen'den cosmic variations

cem esen ve ayşe ece güneşş…

orta çağdan günümüze hurdy gurdy

hurdy gurdy, 12. yüzyıl öncesine ait yaylı bir çalgıdan köken aldığı düşünülen oldukça eski bir müzik aleti... ilk ortaya çıktığı yer; bazı kaynaklara göre avrupa ama orta doğu orijinli olduğu konusunda neredeyse fikir birliği var gibi... üstelik atasının rebab olması da kuvvetle muhtemel... gerçi köken araştırmalarında bu kadar gerilere gidilmesi ne derece doğrudur bilmiyorum çünkü nihayetinde bütün enstrümanları en eski bir kaçına bağlayıvermek de biraz mantıksız geliyor bana... rebabın aşırı değişmiş bir hali oluyor bu durumda...

çok daha eski resimler mevcut ama ben birbirlerine benzeliklerinden dolayı jules richomme ye ait 1882 tarihli yukarıdaki tabloyu ve günümüze ait aşağıdaki fotoğrafı paylaşmayı istedim... aşağıdaki fotoğraf ise günümüzün ünlü folk rock grubu eluveitie nin gözde elemanı anna murphy ye ait... yazının sonunda bir videosunu paylaşırım mutlaka ama şimdilik şunu söylemek gerekir ki; 133 yıl öncesi ile günümüz arasında çok şey değişmiş olabilir ama işin özü aynı …

ıraz yıldız

çok fazla paylaşıma aynı şekilde başladım, artık tat da vermiş olabilir ama ıraz yıldız da oldukça uzun bir süredir hakkında mutlaka yazmak istediğim çok önemli genç sanatçılardan biri... ve ben şimdiden bu klişeleşmeye başlayan girişe ek olarak, klişeleşmeye başlayan kapanış cümlemi de en baştan yazayım; yakın yada uzak gelecekte kesinlikle kalbur üstü bir cazcı olacak ıraz... hiç kimseye bu kadar emin olarak yazmamıştım bu öngörümü... bütün derdim, klasikçileri cazcı yapmak benim:)...

ıraz yıldızı ben fazıl say sayesinde tanıdım... fazıl sayın övgüyle bahsettiği genç bir piyanisti yakalarım da bırakır mıyım hiç... o zamandan beri aklımda ama şimdi o yazıyı bulamadım... bulunca eklerim mutlaka... izlediğim ilk videosunu hemen paylaşayım... bu kadar mı hissederek çalınır!... aslında çok daha yakın tarihli canlı kayıtları da var ama ben özellikle bu kaydı paylaşıyorum..

fazıl say - nazım balad 1



burada da bir çok kez elimden geldiğince paylaşmaya çalıştım, son yıllarda ülkemizde genç y…

samida

gürcü dilinde üç kız kardeş anlamına geliyor samida... yani yukarıdaki fotoğrafta gördüğümüz üç sanatçı; damla şahin, yudum şahin ve tamara şahin kardeş oluyorlar... ilk defa yüzleri göstermeyen bir fotoğraf seçtim burada, ilginç oldu ama fotoğraf güzel ne yapalım, aşağıda tekrar paylaşırım, tanış olursunuz artık... ben de az önce tanıştım kendileriyle ve hemen paylaşmaya başladım... bir yandan dinliyorum müziklerini, bir yandan da yazıyorum... ilk izlenimlerimi yazayım hemen: parçalar kısa:)... bir de şunu yazayım, yeni tanış oldum dedim ama bu kardeşlerden birini tanıyorum sanki...

ben genelde bu şekilde paylaşım yaptığım için, yazmaya başlayıp da sonradan paylaşımı iptal ettiğim de az olmadı ama samida şu anda oldukça iyi gidiyor... youtube tarafından bana önerildiği için izlediğim ilk videoları "budur işte!" dedirtmişti, şu anda evet kesinlikle budur işte diyorum... çok başarılılar... dinlemeye başladığınız anda eğitimli müzisyenleri dinlemekte olduğunuzu hemen anlıyors…

gökay özgür

uzun süredir ilgiyle takip ettiğim ve bir süredir de yazmak isteyip, bir türlü yazamadığım, diğer yandan hakkında az da paylaşım yapmadığım bir genç piyanist gökay özgür... bir kaç yıldır mimar sinan güzel sanatlar üniversitesi istanbul devlet konservatuvarı'nda prof. dr. gülden gökşen ile piyano eğitimlerine devam eden öğrencilerin başarı haberlerini sıkça paylaşır oldum... mesela bir tanesine şöyle bir göz gezdirin derim çünkü oradaki fotoğrafa hayranım ben... boy boy, envayi çeşit piyanist göreceksiniz, işte o boy boy genç piyanistin en boylusu olarak sürekli dikkatimi çekerdi gökay özgür ama hakkında yeterli bilgim olmadığı için şimdiye kadar paylaşamamıştım...

fotoğrafta abi gibi duran gökay özgür, gülden gökşen'in diğer öğrencilerinin gerçekten abileridir... piyanoya 15 yaşında başlamış ve bu sebeple sanat otoritelerini şaşırtıyormuş çünkü 15 yaş çok geç bir yaşmış piyanoya başlamak için... "5 aylıktı, kürdilihicazkar makamında ağlar, mama kaşığını evfer usulünde v…