Ana içeriğe atla

begüm aslan

begüm aslan
gençlerden gelen her türlü başarı haberi beni çok mutlu ediyor ama son yıllarda kontrbas hastalığına yakalanmış biri olarak, bu habere daha fazla sevindim ne yalan söyleyeyim... genç kontrbas sanatçımız begüm aslan, italyanın lucca şehrinde düzenlenen ve 48 ülkeden sanatçının katıldığı avrupa kontrbas yarışmasından ikincilikle döndü... yarışma hakkında şimdilik detaylı bilgim yok, yarışma performanslarına ulaşırsam, mutlaka paylaşırım...

ekleme/4 ekim 2018... hemen bir önceki başarısının altına ilave edeyim son başarısını begüm aslan'ın... carl ditters von dittersdorf 2018 yarışmasından da birincilik ile döndü... yarışmada bir dvorak teması üzerine fantezi isimli kendisine ait bir kompozisyonu seslendirdi... daha fazla detaya ulaşırsam eklerim mutlaka...

borusan klasik radyoda hazırlayıp, sunduğu bestecinin elinden adlı program sayesinde tanımıştım kendisini ilk olarak... kontrbas öğrencisi olması ciddi biçimde ilgimi çekmişti, bestecilik yönünü ise bu paylaşımı yaparken öğrendim... hep söylüyorum, bu bloğu yazarken öğreniyorum ben... (zaten her halinden anlaşılıyordur:)...) öğrenmek için blog yazıyorum, paylaşmakta sakınca görmüyorum... benim begüm aslandan beklentim biraz fazla idi, şimdi daha da fazla oldu:)... yakın bir gelecekte gerçekleşmesi de zor bu beklentilerimin çünkü halen öğrenci ve henüz çok genç ama gelecekte begüm aslanın kontrbas ve besteciliği bir arada kullanıp, üzerine biraz da yerel ezgiler serpiştirerek oldukça farklı çalışmalar yapacağını düşünüyorum...

şimdi aradım, taradım ama bulamadım; bir sayfada -sosyal paylaşım ortamı vb olabilir- kendisinin yöresel mozart olarak da tanındığını okumuştum sanki... emin de olamadım şimdi, başlığı da aslında yöresel mozart olarak atmıştım ancak "olur da yoktur öyle bir şey" diyerek normal bir başlığa çevirdim:)... bu sefer de aşırı normal oldu... aslında ben klasik müzik ile ilgili her konuda mozartın adının geçirilmesine de iyice kızmaya başladım... her konuda ve her ismin başında mutlaka bir mozart lafı ediliyor... nedir bu bizim milletin mozart aşkı... mehter sevdasından olabilir... gerçi anadolu ezgilerine özel bir merakı yoksa bile, olsun artık ve beni yalancı çıkarmasın begüm:)... yöresel anonim değerlerimiz resmen bor madeninden ve varlığı da tartışmalı olan toryumdan filan çok daha büyük bir hazine... bir kenarda ilgilenilmeyi bekliyorlar öylece... bor madenini değerlendiremiyoruz da sanki diğer değerlerimizi değerlendiriyoruz... norveçli amcalar yöresel caz yapınca dünyanın en felaket kuzey cazı oluyor ama bizim yöresel ezgilerle yapılacak her şeye önceden ağız burun kıvırmaya endeksli bir kitlemiz mevcut maalesef... eğer gerçekten yöresel mozart ise begüm aslan, sakın peşini bırakmasın derim...



11 yaşındayken başlamış müzik eğitimine... mersin üniversitesi devlet konservatuvarında... mersin üniversitesi, son yıllarda çok başarılı gençler yetiştiriyor ve çok dikkat çekiyor... öğretim kadrosu da oldukça güçlü... ırmak sabuncu ile kontrbas eğitimine devam ediyor bildiğim kadarıyla... orkestra şefliğine ve besteciliğe olan ilgisi sebebiyle oksana ignatenko ile de çalışmış... benim sahip olduğum bilgiler biraz eski, ırmak sabuncu şu anda mersin üniversitesinde olmayabilir... hatta begüm aslan da mersin üniversitesinde olmayabilir:)... şu anda olanı biteni ben öğrenip, yazarım buraya merak etmeyin...

evet, tahminim doğruymuş, bu sene mimar sinan üniversitesinde onur özkaya ile çalışmaya başlamış... yukarıda yazdıklarım da kalsın, öğretmenlik sona ermez çünkü... ben tüm öğretmenlerini, ailesini ve kendisini kutluyorum... ve sayısı bir elin parmakları kadar olmayan kadın orkestra şeflerimizden biri olmasını diliyorum begümün...

cem esen & begün aslan
öğrencilere hak veriyorum, vakitleri çok yeterli değil ama bir şekilde güncel bilgilerin ulaşılabilir bir şekilde ve biraz da detaylı olarak bulunması kendileri açısından çok önemli olmalı diye düşünüyorum... çünkü öğrenci de olsalar, bence tam olarak sanatçılar... öğrencilik, eğitim vb benim açımdan önemli değil o kadar... müzisyen, müzisyendir...

bir kaç ay önce piyanist cem esen ile birlikte anadolu üniversitesinde ve mozarthaus'da çok beğenilen konserler verdiler... ben izleyemedim ancak çok güzel yorumlar okudum... her iki sanatçımız da bestecilik yönü gelişmiş ve büyük gelecek vaad eden yetenekler... yukarıdaki fotoğraf da anadolu üniversitesinde verdikleri konserden...

bu paylaşım eski, 2018 ağustosuna ait ama aşağıdaki paragrafta da kontrbas aşkımdan bahsettiğim için, aşağıdaki çok yeni videosunu buraya eklemek istedim... orkestra şefi nisan ak, youtube kanalında çok güzel öğretici videolar paylaşıyor sürekli ve son videosunda da begüm aslan ile kontrbas hakkında harika bir söyleşi yaptı, ben de tam yeri burasıdır dedim... mutlaka izleyin, nisan ak'ın kanalındaki diğer videoları da izlemeyi unutmayın...



bestecilik yönünü öğrenince, yazacaklarım biraz yön değiştirdi ama yukarıda da belirttiğim gibi, kontrbas son yıllarda benim için çok ön plana çıkan, favori enstrüman oldu... yakın zamana kadar ağırlıklı olarak eşlik enstrümanı olmanın ötesine pek geçirilmemiş ancak sınırlı olmakla birlikte, solist enstrümanı da olması yanında, sınırları diğer yaylılara oranla çok daha geniş bir enstrüman bence... kontrbas demek aynı zamanda viyolonsel ve viyola demek de olabiliyor çünkü (saçmalamış olabilirim ama benden en fazla bu kadar yaylı bilgisi çıkar)... özellikle çalan renaud garcia fons ise, yada hocası françois rabath... zaman zaman keman sesi de çıkıyor bu aletten demişliğim çoktur... sonsuz oktavlı sanki, klavyelerde basarsın tuşa, 2-3 oktav ekler ya, onun gibi... hadi garcia fons elektronik donanımlı çalıyor, rabbath'da o da yok... bu iki ismi keşfetmem ise adam ben ezra sayesinde olmuştu... adam ben ezrayı da victor wooten sayesinde tanımıştım... görülebileceği üzere, gerçekten çok yeni sayılır benim kontrbas maceram ama bu enstrümanı bana ilk sevdiren ise oldukça eskidir... çocukluğumda dinlemeye başladığım ve şu ana kadar hiç bırakmadığım stanley clarke... kontrbası gitar gibi kucağında da çalan o dev stanley clarke... ve daha bir çok cazcı... kontrbasa tam gönül vermiş kişiler için bu isimler tuhaf gelebilir... şimdi bu paylaşımda uzatmayayım lafı... bas gitar ve kontrbas aslında muhteşem enstrümanlar ve bu sebeple begüm aslan ve kendisi gibi bu enstrümana gönül veren gençler benim için ekstra bir öneme sahipler... ülkemizde bu müzisyenlerin varlığı ve çalışmaları benim açımdan çok önemli...

çok fazla videosuna ulaşamadım ama aşağıdaki eserini zaten mutlaka paylaşırdım... şimdilik bu paylaşım fazlasıyla yeterli çünkü kendisine ait çok başarılı bir eser... oyun... piyanolu trio yapıtı... seslendirenler; ece selin yüksel (flüt),  eren çam (klarinet) ve irem yunkuş (piyano)...diğer beste çalışmalarını dinleyemedim ama oyun adlı bestesi bana çok farklı geldi... aradan yıllar geçince, besteciler çoğu zaman erken dönem bestelerini alıp bir kenara atabiliyorlar... halbuki o besteler genelde sonrakilerden çok daha özgür oluyorlar... bu konuyu açmak istemiyorum çünkü öğretmenler kızıyorlar o zaman:)... anlaşıldığı kadar anlaşılsın... konuyu yine kendi kafa yapıma göre çevireceğim ama sanki oldukça progresif bir müzik anlayışı var begüm aslanın... tek bir eser dinleyip, bu sonuca varmak biraz eğreti olabilir ama bu müziği besteleyen bir müzisyenden gelecekte kabına sığmayan, sınırları olmayan çalışmalar beklentimin olması da abes değil bence... eminim, ben begüm aslan hakkında çok fazla paylaşım yapacağım bu blogta:)... begüm aslanda da, bir koltukta bir çok karpuz taşıyacak hiperaktif bir sanatçı görüyorum ben...

Yorumlar

  1. Kızım Beğüm Aslan hakkındaki bu güzel yazı için teşekkür ediyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. asıl ben size teşekkür ederim... bu genç sanatçıları yetiştirip, bizlere kazandırdığınız ve bu gururu hepimize yaşattığınız için...

      Sil
  2. Şimdi 'ekim' temalı programını dinledim radyodan.. İnternette olan çok az bilgiden en faydalısı bu blog oldu.. Sanatçımız zaten nolursa olsun kendi tutkusunun peşinde gidecektir de sayın blog sahibi sizin yaptığınız da çok değerli.. Bilinçli tüketiciye ışık tuttuğunuz için teşekkür ederim.. Begüm arslan'ı ben de takibe aldım.. Bakalım neler dinleyeceğiz..

    YanıtlaSil
  3. çok teşekkür ederim yorum ve katkılarınız için... begüm aslan ve diğer gençlerin hepsi de çok değerliler ve her biri ayrı ayrı büyük umutlar vaad ediyorlar... bize kalan kendilerini keyifle izleyip takip etmek ve destek olmak...güzel şeyler dinleyeceğiz kesinlikle:)...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

çağla karaali

çağla karaali çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?... konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onların okulları bu çocuk

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ev stüdyosu ortamı

müzik stüdyosu izolasyonu stüdyo ortamına ev içinde oda deniyor:)... yani evin içinde bir yerler... yine işin büyüklüğüne göre maliyet çok değişecek... mesela siz çalışırken çok gürültü olacak mı? ... keyboard kullanacaksanız sesini az açarsınız... yada kulaklık kullanırsınız... monitör kabin en iyisidir ama mecburen gerekebilir çoğu zaman kulaklık... o zaman, kulaklığın çok iyi olması şart... eletro gitar çalacaksanız gürültüye engel olmak çok zor ama teknoloji gelişti iyice amfi yerine direk olarak bir çok keyboarda yada audio/midi arabirimine gitarı girebiliyorsunuz... kulaklıkla elektro gitar çalmanız da mümkün... davul çalacaksanız::)))... işiniz zor tabii... o zaman yalıtım yapacaksınız odaya çünkü daha ilk gün eve polis gelecektir... tabii davul makinesi, ritm makinesi, eskiden ritm box denen zımbırtılardan kullanacaksanız yada dijital davul seti kullanacaksanız iş basit... "çok iyi" bir kulaklık işinizi görecektir... ama "adam gibi" bildiğin davul (

EmiSunshine

EmiSunshine tam adı emilie sunshine hamilton ama EmiSunshine adını kullanıyor... ben ilk izlediğimde, kendisinin bu kadar genç olduğunu anlamamıştım!... 25 civarı diye düşünmüştüm yaşını ama 2004 doğumlu çıktı... 14 yaşında henüz ama ben tarzına ve sanatçı ruhuna resmen hayran kaldım... çok küçük yaşlarda çekilmiş videoları var, o yaşlarda bile giyimi, aksesuarları, sahnede duruşu, yüz ifadeleri, vücut dili, fotoğraflarda verdiği pozlar vs vs vs, her yönden yaratıcı ve sanatçı bir yapıya sahip... şimdi bu yazdıklarım daha çok moda dergisine uygun ve magazinsel oldu ama sadece bu sebeplerle bu sayfada paylaşmam mümkün değil kendisini... çok daha fazlasına sahip emilie... Emilie Sunshine Hamilton tam bir yetenek bombası emisunshine... çok iyi şarkı söylüyor, sesi çok iyi, tarzı çok iyi ve sesini oldukça iyi kullanıyor... bir çok enstrümanı iyi seviyede çalıyor yani multienstrümantalist... ve kendine ait eserleri var... anlayacağınız söz yazıyor, beste yapıyor... bu kadar da d

zaman içinde gitar

klasik gitar bildiğimiz gitar işte üstteki... tarih ne kadar gerilere gidiyorsa, gitar da neredeyse o kadar gidiyor gerilere... benim ilk rastladığım bilgi sümerlere, hititlere kadar gidiyor... bir de mitolojide gitar benzeri şeyler var... mitoloji denen şey tam olarak ne vakte düşüyor var mı bilen?... işte o zamanlara kadar gidiyor bu iş... çok eskilere yani... kafamın basmadığı zamanlar... ne varsa anadoluda ve mezopotamyada var gerçekten... bu sümerlere hayranım... bildiğim kadarıyla mö 3500-4000 li yıllar gibi... hititler de öyle... gerçi ben mö 1400 lere kadar bulabildim gitarın orijinini... aşağıdaki resimlerin ilki berlinde, ikincisi ise istanbulda bulunuyor şu anda... hititlerde gitar hititlerde gitar benim bulabildiğim, gitara benzeyen en eski müzik aletleri yukarıdakiler... ama çoğu tarihçi ve müzikolog daha da eskilere götürüyor gitarı ama bence artık o kadarı da abartı oluyor çünkü gitara pek de benzemiyorlar... örneğin aşağıdaki de gitarın atası olarak kabul

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

zahit bizi tan eyleme, şaraba eyle ihtiram...

konumuz "zahit" ama zahit hakkında yazabilmek için önce uzunca bir zaman ayırıp, kitap karıştırıp, mürekkep yalamak gerekiyormuş gerçekten... ilk anladığım o oldu... hemen belirteyim; zahit daha yaygın kullanılıyor ama doğrusu "zahid" ... aslında konu; " dinlediklerim " ancak "ben şu zahit adlı eseri çok severek dinliyorum, alın bu da videosu vs vs vs" denip de geçilecek bir eser değil... zaten zahit bizi tan eyleme deyişini bilmeyen ve sevmeyen yoktur... kıyıda köşede kalmış bir şeyi keşfetmiş olamayacağımdan ötürü, asıl amaç tabii ki farklı... neredeyse ilkokul yıllarından beri hayranlıkla dinlediğim "bu zahit de neymiş yahu" diye anca meraklandım zannedersem... çoğu zaman bu esere kısaca zahit denir geçilir... eğer sadece interneti kurcalarsanız ve bu kurcalamanız sadece öylesine gerçekleşirse, aslında birbirinin devamı yada tamamlayıcısı denebilecek zahitler ile karşılaşırsınız... kafanız da karışır biraz... zaten gördüğüm kada