renaud garcia-fons

contrabass double bass kontrbas
renaud garcia-fons
kolay yenilir yutulur cinsten bir enstrüman olmamasına rağmen, kontrbası yemiş, yutmuş bir usta renaud garcia-fons... eskiden zerre kadar ilgimi çekmeyen bazı konular son 3-4 yıldır resmen vazgeçemediklerim oldular... bas gitar, kontrbas ve viyola gibi... bu arada hemen belirteyim, kontrbas gibi bazı enstrümanları solo olarak yada müziğin merkezi olarak dinleyebilmek ve sevebilmek kolay değil ama daha da önemlisi ve zoru, bu enstrümanlar üzerine kurulu müzik yapıp, beğendirebilmek asıl zor olan... bunu büyük bir ustalıkla başarabilen bildiğim en önemli virtüöz oluyor renaud garcia-fons... tabii bunu bugünden bahsederken yazabiliyorum yoksa çok isim var bahsedilmesi gereken... charles mingus'tan yada françois rabbath'tan bahsetmemek de çok ayıp kaçar... birbirinden oldukça farklı bu usta müzisyenler kontrbası dünya müziğine yeniden tanıttılar çünkü genelde kullanıldığı bütün müzik türlerinde kontrbas sadece alt yapı elemanı olarak daha geri planda kalan, şanssız denebilecek bir müzik aleti... tabii ki bunun yanında yine özellikle caz trio ve quartetlerde zaman zaman ön plana çıkar, kısa bir solo atar, geri çekilir yine...

bu arada, koskoca kontrbası küçümsüyor filan değilim, sadece çok ön planda değildi ama son yıllarda iş sadece kontrbastan oluşan gruplara kadar vardı... o derece dibine kadar inemeyeceğim bu enstrümanın ve o tip oluşumları da hiç sevemedim... kontrbas orkestrası, mandolin orkestrası, 4 çello, 5 trompet vs vs...

müziğinde doğu ezgileri çok ağır bastığı için olsa gerek, renaud garcia-fons u ben yakın zamana kadar kuzey afrika arap ülkelerinden bir müzisyen olarak biliyordum ve büyük ihtimalle tunus yada cezayirlidir diyordum... müzisyenlerin nereli oldukları önemli değildir ama sıra dışı müzik yapıyorlarsa önem kazanıyor çünkü özellikle "çok kültürlü" müzisyenler sıra dışı ve çizgi üstü müzik yapıyorlar... dinlerken "bu tarz çalıyorsa büyük ihtimalle şu diyarın kültürü ile yoğrulmuş bu sanatçı" diyorsunuz... tutturamadım tabii bu sefer ve fransız çıktı renaud garcia-fons...

kendi sayfasında fransız olduğunu ve pariste dünyaya geldiğini okuyunca aslında biraz şaşırdım çünkü doğu kültürü ile bir şekilde kaynaşmamış olan birinin bu derece derin doğu kokan bir müzik yapabilmesi oldukça zor... yapar bir şekilde ama bu derece tam ve duygulusunu yapamaz kimse kolay kolay... teknik olarak da pek mümkün değil... sonradan öğrendim ki; katalan kökenliymiş... yani ispanya var işin içinde ve o zaman iş değişir... flamenko başta olmak üzere, ispanyol kültüründe araplardan kaynaklanan derin bir oryantal zenginlik var çünkü... buna ilaveten,  kendisini yetiştiren hocası françois rabbath da suriye kökenli... onu da öğrenince, her şey yerine oturdu...

insanların nereli ve ne oldukları yada kökenleri konusunda yazmak beni çok geriyor ve hiç sevmediğim bir şey ama şu anda bu gerçekten gerekiyor çünkü gerçekten bu derece yoğun ve etkili bir doğu etkisinin batıda doğup, batıda büyüyen birinden çıkması mümkün değil... hadi çok zor diyeyim... ve bunun tersi de mümkün değil... olmadığı da ortada zaten... yani eğitimle olacak iş değil bu... o yüzden üstünde duruyorum... kontrbasın kalbur üstü duayenlerinden olan françois rabbath suriye halep doğumluymuş ve garcia-fons kendisinden çok değişik yay teknikleri öğrenip, geliştirmiş... ispanya, suriye, yay tekniği derken sonunda anlaşıldı garcia-fons'un gizemi... gizem diyorum çünkü müziğini dinlerken çok farklı bir boyuta geçiyorsunuz... yada ben geçiyorum belki de...

1962 yılında katalan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş renaud garcia-fons, 5 yaşında klasik gitar ve piyano çalmaya başlamış... paris konservatuvarında eğitim almış ve paris orkestralarında kontrbas çalmış bir süre... daha sonra françois rabbath'ın özel öğrencilerinden biri olmuş ve tahminimce ufkunu genişleten ve kendisini ustalık seviyesine yükselten de rabbath olmuş çünkü onun etkisi çok bariz belli oluyor müziğinde... 21 yaşında kontrbas profesörlüğü verilmiş kendisine fransa kültür bakanlığınca... yanlış anlaşılmasın, fahri filan değil, diplomalı...

ne olduysa, 21 yaşından sonra olmuş... yön değiştirmiş ve doğaçlama müziğe kaymış... caz, geleneksel ve çağdaş müziği kontrbasta bir araya getiren bir çizgide bulmuş kendisini ve kontrbasın önünü tıkayan konulara teknik çözümler yaratmaya başlamış... kontrbasa beşinci teli eklemiş... eşlik enstrümanı olmaktan çıkarma konusunda oldukça önemli bir yenilik bu beşinci tel... çok hoş tonlara sahip oluyor böylelikle... bana viyolayı da sevdiren kendisi oldu!... viyolanın farkında bile değildim...

sadece beşinci teli eklememiş tabii... tahminimce françois rabbath'ın da etkisiyle con arco ve pizzicato tekniklerini kullanmaya başlamış... bu yeni tekniklerle kontrbas çalmaya başladığı için kendisine kontrbasın paganinisi denmeye başlamış...

aşağıda hemen iki videosunu paylaşayım da ne demek istediğimi kendisi anlatsın... arco luz ve anda loco... ben sürekli bu 2 parçayı beraber dinlediğim için burada da birbirlerinden ayırmaya gönlüm razı olmadı... bu iki eser bir bütün aslında... bir de üçüncüsü var bunları taöaölayan, o da flamenco ama hadi o da kalıversin artık...

double bass: renaud garcia-fons... gitar: kiko ruiz... perküsyon: pascal rollando...





detaylarına girmeyeyim, bazı cazcılarla çalışmaya ve doğaçlama müzik yapmaya başlamasıyla, batı caz tarzına da hakim olmaya başlamış... doğaçlama merkezli müziğe geçtikçe bu sefer flamenko da girmiş işin içine ve ispanyanın kuzeyinden güneyine inmeye başladıkça bu sefer akdeniz müziği ile tanışmış... sonrasında david dorantes, gerardo núñez, esperanza fernandez, angélique ionatos (yunanistan), dhafer youssef (tunus), huong tanh (vietnam) ve kudsi erguner (türkiye) gibi tanınmış isimlerle işbirliğine başlamış...

renaud garcia-fons' u özetlemek kolay değil ama özetlemeye çalışırsak; en başta caz... flamenko... oryantal etkili müzik ve batının temel enstrümanlarından kontrbas... biraz daha derine inersek; farklı kültürleri bir arada yaşamak... çok iyi eritip, kaynaştırmak... veeee doğaçlama tabii... yukarıdaki canlı performansta ara ara caravan ı da duymuşsunuzdur mesela... greensleeves de var bir kaç nota...

renaud garcia-fons un müziğinde birbirinden oldukça uzak bir çok şeyi bir arada o kadar güzel ve kolay alıyorsunuz ki... hiç de rahatsız etmiyor ve farkına bile varmıyorsunuz... gerçek ustalık da burada gizli zaten... bir parça dinliyorsunuz, içinde her şey var ve aynı potada o kadar güzel eritilmiş ve sunulmuş ki hiç rahatsız etmiyor dinlerken...  benzeri ustalık çok az müzisyende var... tanıdığım müzisyenlerden erkan oğur mesela benzeri bir ustalığa sahip... zeki çağlar namlı da öyle...

"bazı" adına cazcı denen, anadolu enstrümanları ile aklı sıra caz yaptığını zanneden sözde cazcılarımızın bu "suyunu çıkarmadan gerçek caz yapma işini" renaud garcia-fons, erkan oğur, okay temiz ve benzeri müzisyenlerden öğrenmeleri gerekiyor... isim vermeden laf sokmanın da hiç keyfi yok ama napalım artık...

dinlediğiniz enstrümanın ne olduğu konusunda bile çoğu zaman kararsız kalırsınız bu ustaları dinlerken... bağlama bildiğiniz bağlama; gitar bildiğiniz gitar; kontrbas da bildiğiniz kontrbas değildir bu ustalar çalarken... kontrbastan ummadığınız inceliği bulduysanız yukarıdaki videolarda eğer, derdimi anlatabildim demektir...

işin garibi; bu üst düzey ustalarda "teknik ustalık" bile zor anlaşılıyor... çizgi üstü usta müzisyenler ustalıklarını bile o potada eritip, öyle aktarıyorlar dinleyene... renaud garcia-fons da bu durum çok yoğun... tıpkı erkan oğurda olduğu gibi yada anouar brahemde olduğu gibi... teknik ustalık duygu yoğunluğu içinde eriyip gidiyor ve o ustalığı fark edemiyorsunuz... gerçek müzik ve ustalık da bence budur işte...

dinlemekten asla bıkmadığım, çok farklı canlı versiyonları olan la vie devant soi... tüm canlı konser kayıtlarını bulun ve mutlaka izleyin, dinleyin derim...



bu ne arkadaş böyle:)...

renaud garcia-fons gibi ustaları yazmak o kadar kolay olmuyor çünkü bu ustaların müzikleri derin kültürler üzerine kurulu ve müziklerinin felsefesi var... "ben usta müzisyenim, bakın, saniyede 25 nota basıyorum" un çok ötesindeler... yukarıdaki 2. videoda bir kontrbasta yaşanabilecek bütün zorluklar tamamen mevcut ama kolayca hissedilmiyor çünkü hissedilen aslında müzik oluyor... teknik beceri asla müziğin üzerini örtmüyor...

renaud garcia-fons kontrbasa çok fazla yenilik getirmiş, kontrbası apayrı bir konuma ulaştırmış bir müzisyen... bu enstrümanı rayından çıkarmış, yenilikçi ve deneysel bir usta... en çok dikkat çeken ustalığı, kontrbası yayla çalarken viola tonlarına çıkıyor olması ve bunu oryantal motiflere çok iyi adapte edebilmesi... kuzey afrika tınılarını duyuyorsunuz... parmakla çalarken de flamenko tekniklerini kullanıyor olması...

kontrbas öyle bir alet ki, "çalmak" tan çok "dövüşmek" ifadesi bana daha doğru geliyor:)... pehlivan gibi bir enstrüman... öyle gitar, bağlama, flüt gibi al eline üfle, tıngırdat değil yani bu iş... şekil olarak çok kibar ama aslında bütününe bakınca kaba saba duruyor... yada tam tersi; kaba saba gibi ama usta ellerde kibarlaşıveriyor... renaud garcia-fons; izbandut gibi herifi, kibar bir hanfendiye çevirmiş...

www.renaudgarciafons.com/

sitesi bile ince bir zevkin ürünü...

özetle; ilk dinlediğimde viyola zannettiğim, kontrbas olduğunu anlayınca gözlerimi ovuşturduğum o koskocaman gondol gibi alete ayrı bir ruh kazandıran renaud garcia-fons; aslında herkese hitap edebilecek kadar usta ve mutlaka dinlenilmeli bol bol... ustalık olsun diye değil, duyguyla dinlenilsin diye müzik yapanlardan...

gare st-charles... harika bir parça... çok büyük bir kontrbas ustalığı ile melankolik duygu yoğunluğu anca bu kadar iyi bir araya getirilebilir cazda... üstelik paris havasıyla...

hayatının yarısını st charles garında bırakmış olmalı renaud garcia-fons!...



az önce bulduğum derya türkanlı, kontrbas ve kemençeli harika bir konser performansını da ekleyeyim... muhteşem iki usta bir arada...

renaud garcia-fons & derya türkan silk moon duet live in paris...



tüm albümlerini, ulaşabildiğim konserlerini dinledim, izledim ve resmen hayran kalmadığım bir çalışmasına denk gelmedim... tabii aşağıda listesini verdiğim önemli albümleri içinde muhteşem olanlar da var, iyi olanlar da var... ama belli bir çizginin altına düşen tek bir eserine rastlamadım ben... kişiden kişiye değişir tabii... bence böyle... aşağıdaki sayfadan tüm albüm detaylarına ulaşabilirsiniz...

http://www.renaudgarciafons.com/index.php/en/discography

suite andalouse, 1995 (pedro soler)
free songs, 1999 (gérard marais)
3 trios, 1999 (nguyên lê & mino cinelu)
acoustic songs, 2000 (gérard marais)
bakida, 2000 (nguyên lê &tino di geraldo)
silk moon, derya türkan, nov 2014
paseo a dos dorantes, oct 2015
la vie devant soi david venitucci & stephan caracci, feb 2017
farangi claire antonini, april 2019
légendes, 1992
alboreá, 1995
oriental bass, 1997
fuera, 1999 (jean-louis matinier)
navigatore, 2001
entremundo, 2004
arcoluz, 2006, cd & dvd live
la línea del sur, 2009
méditerranées, 2010
solo - the marcevol concert, 2012, cd & dvd live
beyond the double bass, 2013, cd compilation & dvd , documentary film by nicolas dattilesi.

bu albümlerin en önemlileri birer proje sonucunda gerçekleşti denebilir... gerçekleştirdiği projelerinde birlikte çalıştığı önemli isimler ise; claire antonini (theorbo ve lavta), david venitucci (akordiyon), stephan caracci (perküsyon, davul), dorantes (piyano), javi ruibal (perküsyon, davul), ursula lopez (flamenko dans), derya türkan (klasik kemençe), henri tournier (etnik üflemeliler), bruno caillat (zarb), sebastien bonniau (vibrafon) ve jean-louis matinier (akordiyon ve banyan)...

bu yazı 2013 yılına ait olmakla birlikte; ben zaman zaman eklemelerde bulunmuştum çok... şimdi de tabla ustası prabhu edouard ile içinde bulunduğumuz covid19 sürecinde uzaktan kaydedilmiş taptaze bir kaydını ekleyip, şimdilik bitireyim...

Yorumlar

Çok Okunanlar