Ana içeriğe atla

renaud garcia-fons

contrabass double bass kontrbas
renaud garcia-fons
kolay yenilir yutulur cinsten bir enstrüman olmamasına rağmen, kontrbası yemiş, yutmuş bir usta renaud garcia-fons... eskiden zerre kadar ilgimi çekmeyen bazı konular son 3-4 yıldır resmen vazgeçemediklerim oldular... bas gitar, kontrbas ve viyola gibi... bu arada hemen belirteyim, kontrbas gibi bazı enstrümanları solo olarak yada müziğin merkezi olarak dinleyebilmek ve sevebilmek kolay değil ama daha da önemlisi ve zoru, bu enstrümanlar üzerine kurulu müzik yapıp, beğendirebilmek asıl zor olan... bunu büyük bir ustalıkla başarabilen bildiğim en önemli virtüöz oluyor renaud garcia-fons... tabii bunu bugünden bahsederken yazabiliyorum yoksa çok isim var bahsedilmesi gereken... charles mingus'tan yada françois rabbath'tan bahsetmemek de çok ayıp kaçar... birbirinden oldukça farklı bu usta müzisyenler kontrbası dünya müziğine yeniden tanıttılar çünkü genelde kullanıldığı bütün müzik türlerinde kontrbas sadece alt yapı elemanı olarak daha geri planda kalan, şanssız denebilecek bir müzik aleti... tabii ki bunun yanında yine özellikle caz trio ve quartetlerde zaman zaman ön plana çıkar, kısa bir solo atar, geri çekilir yine...

bu arada, koskoca kontrbası küçümsüyor filan değilim, sadece çok ön planda değildi ama son yıllarda iş sadece kontrbastan oluşan gruplara kadar vardı... o derece dibine kadar inemeyeceğim bu enstrümanın ve o tip oluşumları da hiç sevemedim... kontrbas orkestrası, mandolin orkestrası, 4 çello, 5 trompet vs vs...

müziğinde doğu ezgileri çok ağır bastığı için olsa gerek, renaud garcia-fons u ben yakın zamana kadar kuzey afrika arap ülkelerinden bir müzisyen olarak biliyordum ve büyük ihtimalle tunus yada cezayirlidir diyordum... müzisyenlerin nereli oldukları önemli değildir ama sıra dışı müzik yapıyorlarsa önem kazanıyor çünkü özellikle "çok kültürlü" müzisyenler sıra dışı ve çizgi üstü müzik yapıyorlar... dinlerken "bu tarz çalıyorsa büyük ihtimalle şu diyarın kültürü ile yoğrulmuş bu sanatçı" diyorsunuz... tutturamadım tabii bu sefer ve fransız çıktı renaud garcia-fons...

kendi sayfasında fransız olduğunu ve pariste dünyaya geldiğini okuyunca aslında biraz şaşırdım çünkü doğu kültürü ile bir şekilde kaynaşmamış olan birinin bu derece derin doğu kokan bir müzik yapabilmesi oldukça zor... yapar bir şekilde ama bu derece tam ve duygulusunu yapamaz kimse kolay kolay... teknik olarak da pek mümkün değil... sonradan öğrendim ki; katalan kökenliymiş... yani ispanya var işin içinde ve o zaman iş değişir... flamenko başta olmak üzere, ispanyol kültüründe araplardan kaynaklanan derin bir oryantal zenginlik var çünkü... buna ilaveten,  kendisini yetiştiren hocası françois rabbath da suriye kökenli... onu da öğrenince, her şey yerine oturdu...

insanların nereli ve ne oldukları yada kökenleri konusunda yazmak beni çok geriyor ve hiç sevmediğim bir şey ama şu anda bu gerçekten gerekiyor çünkü gerçekten bu derece yoğun ve etkili bir doğu etkisinin batıda doğup, batıda büyüyen birinden çıkması mümkün değil... hadi çok zor diyeyim... ve bunun tersi de mümkün değil... olmadığı da ortada zaten... yani eğitimle olacak iş değil bu... o yüzden üstünde duruyorum... kontrbasın kalbur üstü duayenlerinden olan françois rabbath suriye halep doğumluymuş ve garcia-fons kendisinden çok değişik yay teknikleri öğrenip, geliştirmiş... ispanya, suriye, yay tekniği derken sonunda anlaşıldı garcia-fons'un gizemi... gizem diyorum çünkü müziğini dinlerken çok farklı bir boyuta geçiyorsunuz... yada ben geçiyorum belki de...

1962 yılında katalan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş renaud garcia-fons, 5 yaşında klasik gitar ve piyano çalmaya başlamış... paris konservatuvarında eğitim almış ve paris orkestralarında kontrbas çalmış bir süre... daha sonra françois rabbath'ın özel öğrencilerinden biri olmuş ve tahminimce ufkunu genişleten ve kendisini ustalık seviyesine yükselten de rabbath olmuş çünkü onun etkisi çok bariz belli oluyor müziğinde... 21 yaşında kontrbas profesörlüğü verilmiş kendisine fransa kültür bakanlığınca... yanlış anlaşılmasın, fahri filan değil, diplomalı...

ne olduysa, 21 yaşından sonra olmuş... yön değiştirmiş ve doğaçlama müziğe kaymış... caz, geleneksel ve çağdaş müziği kontrbasta bir araya getiren bir çizgide bulmuş kendisini ve kontrbasın önünü tıkayan konulara teknik çözümler yaratmaya başlamış... kontrbasa beşinci teli eklemiş... eşlik enstrümanı olmaktan çıkarma konusunda oldukça önemli bir yenilik bu beşinci tel... çok hoş tonlara sahip oluyor böylelikle... bana viyolayı da sevdiren kendisi oldu!... viyolanın farkında bile değildim...

sadece beşinci teli eklememiş tabii... tahminimce françois rabbath'ın da etkisiyle con arco ve pizzicato tekniklerini kullanmaya başlamış... bu yeni tekniklerle kontrbas çalmaya başladığı için kendisine kontrbasın paganinisi denmeye başlamış...

aşağıda hemen iki videosunu paylaşayım da ne demek istediğimi kendisi anlatsın... arco luz ve anda loco... ben sürekli bu 2 parçayı beraber dinlediğim için burada da birbirlerinden ayırmaya gönlüm razı olmadı... bu iki eser bir bütün aslında... bir de üçüncüsü var bunları taöaölayan, o da flamenco ama hadi o da kalıversin artık...

double bass: renaud garcia-fons... gitar: kiko ruiz... perküsyon: pascal rollando...





detaylarına girmeyeyim, bazı cazcılarla çalışmaya ve doğaçlama müzik yapmaya başlamasıyla, batı caz tarzına da hakim olmaya başlamış... doğaçlama merkezli müziğe geçtikçe bu sefer flamenko da girmiş işin içine ve ispanyanın kuzeyinden güneyine inmeye başladıkça bu sefer akdeniz müziği ile tanışmış... sonrasında david dorantes, gerardo núñez, esperanza fernandez, angélique ionatos (yunanistan), dhafer youssef (tunus), huong tanh (vietnam) ve kudsi erguner (türkiye) gibi tanınmış isimlerle işbirliğine başlamış...

renaud garcia-fons' u özetlemek kolay değil ama özetlemeye çalışırsak; en başta caz... flamenko... oryantal etkili müzik ve batının temel enstrümanlarından kontrbas... biraz daha derine inersek; farklı kültürleri bir arada yaşamak... çok iyi eritip, kaynaştırmak... veeee doğaçlama tabii... yukarıdaki canlı performansta ara ara caravan ı da duymuşsunuzdur mesela... greensleeves de var bir kaç nota...

renaud garcia-fons un müziğinde birbirinden oldukça uzak bir çok şeyi bir arada o kadar güzel ve kolay alıyorsunuz ki... hiç de rahatsız etmiyor ve farkına bile varmıyorsunuz... gerçek ustalık da burada gizli zaten... bir parça dinliyorsunuz, içinde her şey var ve aynı potada o kadar güzel eritilmiş ve sunulmuş ki hiç rahatsız etmiyor dinlerken...  benzeri ustalık çok az müzisyende var... tanıdığım müzisyenlerden erkan oğur mesela benzeri bir ustalığa sahip... zeki çağlar namlı da öyle...

"bazı" adına cazcı denen, anadolu enstrümanları ile aklı sıra caz yaptığını zanneden sözde cazcılarımızın bu "suyunu çıkarmadan gerçek caz yapma işini" renaud garcia-fons, erkan oğur, okay temiz ve benzeri müzisyenlerden öğrenmeleri gerekiyor... isim vermeden laf sokmanın da hiç keyfi yok ama napalım artık...

dinlediğiniz enstrümanın ne olduğu konusunda bile çoğu zaman kararsız kalırsınız bu ustaları dinlerken... bağlama bildiğiniz bağlama; gitar bildiğiniz gitar; kontrbas da bildiğiniz kontrbas değildir bu ustalar çalarken... kontrbastan ummadığınız inceliği bulduysanız yukarıdaki videolarda eğer, derdimi anlatabildim demektir...

işin garibi; bu üst düzey ustalarda "teknik ustalık" bile zor anlaşılıyor... çizgi üstü usta müzisyenler ustalıklarını bile o potada eritip, öyle aktarıyorlar dinleyene... renaud garcia-fons da bu durum çok yoğun... tıpkı erkan oğurda olduğu gibi yada anouar brahemde olduğu gibi... teknik ustalık duygu yoğunluğu içinde eriyip gidiyor ve o ustalığı fark edemiyorsunuz... gerçek müzik ve ustalık da bence budur işte...

dinlemekten asla bıkmadığım, çok farklı canlı versiyonları olan la vie devant soi... tüm canlı konser kayıtlarını bulun ve mutlaka izleyin, dinleyin derim...



bu ne arkadaş böyle:)...

renaud garcia-fons gibi ustaları yazmak o kadar kolay olmuyor çünkü bu ustaların müzikleri derin kültürler üzerine kurulu ve müziklerinin felsefesi var... "ben usta müzisyenim, bakın, saniyede 25 nota basıyorum" un çok ötesindeler... yukarıdaki 2. videoda bir kontrbasta yaşanabilecek bütün zorluklar tamamen mevcut ama kolayca hissedilmiyor çünkü hissedilen aslında müzik oluyor... teknik beceri asla müziğin üzerini örtmüyor...

renaud garcia-fons kontrbasa çok fazla yenilik getirmiş, kontrbası apayrı bir konuma ulaştırmış bir müzisyen... bu enstrümanı rayından çıkarmış, yenilikçi ve deneysel bir usta... en çok dikkat çeken ustalığı, kontrbası yayla çalarken viola tonlarına çıkıyor olması ve bunu oryantal motiflere çok iyi adapte edebilmesi... kuzey afrika tınılarını duyuyorsunuz... parmakla çalarken de flamenko tekniklerini kullanıyor olması...

kontrbas öyle bir alet ki, "çalmak" tan çok "dövüşmek" ifadesi bana daha doğru geliyor:)... pehlivan gibi bir enstrüman... öyle gitar, bağlama, flüt gibi al eline üfle, tıngırdat değil yani bu iş... şekil olarak çok kibar ama aslında bütününe bakınca kaba saba duruyor... yada tam tersi; kaba saba gibi ama usta ellerde kibarlaşıveriyor... renaud garcia-fons; izbandut gibi herifi, kibar bir hanfendiye çevirmiş...

www.renaudgarciafons.com/

sitesi bile ince bir zevkin ürünü...

özetle; ilk dinlediğimde viyola zannettiğim, kontrbas olduğunu anlayınca gözlerimi ovuşturduğum o koskocaman gondol gibi alete ayrı bir ruh kazandıran renaud garcia-fons; aslında herkese hitap edebilecek kadar usta ve mutlaka dinlenilmeli bol bol... ustalık olsun diye değil, duyguyla dinlenilsin diye müzik yapanlardan...

gare st-charles... harika bir parça... çok büyük bir kontrbas ustalığı ile melankolik duygu yoğunluğu anca bu kadar iyi bir araya getirilebilir cazda... üstelik paris havasıyla...

hayatının yarısını st charles garında bırakmış olmalı renaud garcia-fons!...



az önce bulduğum derya türkanlı, kontrbas ve kemençeli harika bir konser performansını da ekleyeyim... muhteşem iki usta bir arada...

renaud garcia-fons & derya türkan silk moon duet live in paris...



tüm albümlerini, ulaşabildiğim konserlerini dinledim, izledim ve resmen hayran kalmadığım bir çalışmasına denk gelmedim... tabii aşağıda listesini verdiğim önemli albümleri içinde muhteşem olanlar da var, iyi olanlar da var... ama belli bir çizginin altına düşen tek bir eserine rastlamadım ben... kişiden kişiye değişir tabii... bence böyle... aşağıdaki sayfadan tüm albüm detaylarına ulaşabilirsiniz...

http://www.renaudgarciafons.com/index.php/en/discography

suite andalouse, 1995 (pedro soler)
free songs, 1999 (gérard marais)
3 trios, 1999 (nguyên lê & mino cinelu)
acoustic songs, 2000 (gérard marais)
bakida, 2000 (nguyên lê &tino di geraldo)
silk moon, derya türkan, nov 2014
paseo a dos dorantes, oct 2015
la vie devant soi david venitucci & stephan caracci, feb 2017
farangi claire antonini, april 2019
légendes, 1992
alboreá, 1995
oriental bass, 1997
fuera, 1999 (jean-louis matinier)
navigatore, 2001
entremundo, 2004
arcoluz, 2006, cd & dvd live
la línea del sur, 2009
méditerranées, 2010
solo - the marcevol concert, 2012, cd & dvd live
beyond the double bass, 2013, cd compilation & dvd , documentary film by nicolas dattilesi.

bu albümlerin en önemlileri birer proje sonucunda gerçekleşti denebilir... gerçekleştirdiği projelerinde birlikte çalıştığı önemli isimler ise; claire antonini (theorbo ve lavta), david venitucci (akordiyon), stephan caracci (perküsyon, davul), dorantes (piyano), javi ruibal (perküsyon, davul), ursula lopez (flamenko dans), derya türkan (klasik kemençe), henri tournier (etnik üflemeliler), bruno caillat (zarb), sebastien bonniau (vibrafon) ve jean-louis matinier (akordiyon ve banyan)...

bu yazı 2013 yılına ait olmakla birlikte; ben zaman zaman eklemelerde bulunmuştum çok... şimdi de tabla ustası prabhu edouard ile içinde bulunduğumuz covid19 sürecinde uzaktan kaydedilmiş taptaze bir kaydını ekleyip, şimdilik bitireyim...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

can özhan ve öğrencileri

can özhan yazıya nasıl başlayacağımı bilemedim... kaç aydır duruyor bu paylaşım taslak olarak ama elbisesini giydirip, paylaşmam lazım... ben normal koşullarda can özhan gibi ünlü ustaları değil de, ünlü birer usta olacak genç sanatçılarımızı yazıyorum... can özhan da genç sanatçı ve 32 yaşında bu aralar ama bloğun konseptinin çok dışında bir sanatçı artık... çok başarılı ve benim hiperaktif sanatçı olarak tanımladığım sanatçılarımızdan can özhan da.. konserler, projeler, ustalık sınıfları, orkestra kurmalar vb bir çok farklı aktivite devam ederken, bir çok da genç kemancı yetiştirdi ve yetiştirmeye devam ediyor... hepsi de çok başarılılar ve aslında her biri ayrı ayrı paylaşımları fazlasıyla hak ediyorlar ama ben bu tip paylaşımlar yapmayı tercih ediyorum.. yani ortada bir proje, orkestra, destek programı vs gibi bir ortak çalışma içinde yer alan genç sanatçılarımızı paylaşma gibi... bu paylaşımın konusu ise; en az sanatçılığı kadar başarılı olduğu öğretmenliği can özhan'ın... v

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

cansu naz eriş konseri

cansu naz eriş belçika musica mundi school 'da piyano eğitimine devam etmekte olan başarılı genç piyanistlerimizden cansu naz eriş , 21 şubat günü çok başarılı bir resital verdi musica mundi bach konser salonu nda... ben böyle tam konser kayıtları gördüğümde mutlaka paylaşmaya çalışıyorum, bu konseri paylaşmak için başladım yazmaya ama çok taze ve harika bir başarı haberi ile de karşılaştım... önce o haberi vereyim; pariste düzenlenen 18. c oncours international de chatou piyano yarışması nın yaş sınırlaması olmayan konser piyanisti kategorisi nde ikinciliğe layık görüldü... yarışmada birinciliğe layık görülen kimse de olmadığı için, doğal olarak yarışmanın birincisidir cansu naz... birinci seçilmemiş olması da yarışmanın kalitesini ve zorluğunu göstermesi açısından çok önemli... her türlü sıkıntıya, kısıtlamaya rağmen; gece gündüz çok yoğun bir çalışma ve tempo içerisinde geçirdiği şubat ayına yedi canlı etkinlik ve bir yarışma galibiyeti sıkıştırmayı başaran cansu naz eriş hakkın

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ilham perileri

ilham perileri (müzler) biraz sakat bir konuya dalasım geldi, bakalım işin içinden çıkabilecekmiyim... şu anda çok az bilgim var şu ünlü ilham perileri hakkında... şöyle bir olası kaynaklara da göz gezdireyim dedim, gözüm de korktu ama yıllardır hep ilgimi çeker bu ilham perileri... müzler de deniyor, musalar da... ingilizce muses... hemen her dilde yunanca orijinaline sadık kalınmış... Μοῦσαι (moũsai) ise orijinali oluyor... yunanca tabii... müz kelimesinin kökeni de "men" miş... bana pek bi alakasız geldi ama öyleymiş sonuçta... men kelimesi ise çok fazla ciddi anlamlar taşıyor: akıl, düşünce ve yaratıcılık!... umarım ingilizce insanoğlu denen "men" buradan gelmiyordur ama sanki öyle... bu kadarla da kalmıyor, bu 3 ana kavramın altını dolduran konular çok önemli; bilim, edebiyat ve sanat... konu ağır anlayacağınız... men kelimesinden köken aldığı söylenen müzler ise sanat, bilim ve edebiyat alanında eserler veren insanlara ilham getirmekle görevli periler.