Ana içeriğe atla

naz irem türkmen

keman
naz irem türkmen
son bir kaç senedir önemli başarılara imza atan ve hızla ilerleyen naz irem türkmen, 14 - 17 haziran 2018 tarihlerinde gerçekleştirilen odessa international violin competition (uluslararası odessa keman yarışması) yarışmasında kendi kategorisinde büyük ödülün (grand prix) sahibi olmayı başardı... aynı yarışmanın üst yaş grubunda ise doğa altınok üçüncü oldu... öncelikle her iki genç yeteneğimizi de kutluyorum... doğa altınok hakkında daha önce paylaşım yapmış olduğum için, bu paylaşımı tamamen naz irem türkmen'e ayırmayı uygun buldum...

istanbul üniversitesi devlet konservatuarında prof. dr. ceyda uzgören ile eğitimine devam etmekte olan naz irem aynı zamanda istanbul bilim ve sanat merkezi müzik bölümü öğrencisiymiş ve dania kainova, mincho minchev, muhammedjan turdiev, yossif radionov ve kirill troussev gibi oldukça önemli isimlerle de çalışmalara katılmış...

2006 doğumlu olmasına rağmen günümüze kadar bir çok önemli başarıya imza attı naz irem türkmen ve özellikle 2016 ve 2017 yılı başarı haberleriyle geçti... ben ne yazık ki kendisini oldukça geç tanıma fırsatı bulabildim... geçen sene belçikadan önemli bir ödül ile dönünce duymuştum ismini ilk defa ama öncesinde adını defalarca duyurmuş aslında... ben çok gevezelik yapmayayım ve araya hastası olduğum ve şu anda naz iremden dinlemekte olduğum zigeunerweisen sıkıştırayım... geçtiğimiz mayıs ayında şef zdravko lazarov yönetimindeki istanbul devlet opera ve bale orkestrası eşliğinde çalmış, çok da güzel çalmış... bana keyifle dinletmeyi başardı...



şu an devam ettiği konservatuvarda 7 yaşında başlamış keman eğitimine bugün 12 yaşında naz irem ama bu minicik yetenek, bu kısacık süreye neler neler sığdırmayı başarmış... ilk öğretmenler benim için çok önemli, ilk öğretmeni mi bilmiyorum ama aslı erdal ile başlamış kemana... ilk öğretmenleri mutlaka ayrıca kutluyorum çünkü 5-7 yaşındaki çocukların bu yolda ilerlemelerinde tahminimce katkıları büyük oluyor... tabii aileler de kutlamadan en büyük payı hak edenler oluyorlar... naz irem'i de kutlayayım bari, onun da mutlaka katkısı vardır:))...

semih argeşo
ekleme/21. 06. 2018... tam da buraya bir eklemede bulunmam gerekti... daha doğrusu, hiç de alakası olmayan bir başka yazıyı okurken, nasıl olduysa daha iki gün önce yaptığım bu paylaşımla ilgili bir bilgiye ulaştım... naz irem türkmen, 2010 yılında aramızdan ayrılan, istanbul devlet senfoni orkestrasının tam 45 yıl boyunca başkemancılığını yapmış olan büyük usta semih argeşo'nun torunu selda argeşo'nun kızı çıktı... maalesef çok detaylı bilgim yok kendisi hakkında ama selda argeşo da benim yıllar öncesinden isim olarak bildiğim bir klarinet sanatçısı... şu andaki çalışmaları hakkında bilgim yok ancak 10-12 yıl önce klarinet beşlisi olarak oldukça aktiftiler ve itiraf edeyim, bana 5 klarinet biraz da tuhaf geliyordu o zamanlar... bu bağlantıyı denk geliş internetten öğrendim, biraz uğraşıp doğruluğunu teyit ettikten sonra buraya ilave ettim ama bu tip aile ilişkilerini yazdıktan sonra mutlaka şunu da ilave ediyorum artık: evet, naz irem'in dedesi ve annesi tabii ki kendisi için çok önemli bir katkı ve belki de aile olduğu gibi sanatçıdır, bilmiyorum ancak ben kim olursa olsun, hiç bir sanatçının "falancanın torunu, kızı yada oğlu" şeklinde anılmasını istemiyorum ve hiç hoşlanmıyorum... "münir nurettinin oğlu" gibi mesela... yada "günümüzün mozartı vs vs vs"... naz irem, naz iremdir, kendisidir sadece çünkü sonra iş "e zaten aileden yetenekli canım vs vs vs" ye dönüyor maalesef... naz irem, yeteneğini çok çalışarak değerlendirmiş olmasaydı, 2 sene içinde bu büyük adımları öyle kolay kolay atamazdı... yine de dede kemanı ile sahneye çıkmak yada yarışmalara katılmak apayrı bir motivasyon oluyordur, o da bir gerçek...

istanbul pera müzik ve bursa müzik festivalleri neredeyse tüm gençlerin yolunun geçtiği festivaller ve naz irem de o festivallerle çıkmış yola... avusturyadaki zell an der pram müzik merkezi, bilim ve sanat eğitim merkezi, dusseldorf palais wittgenstein, mozarthaus, salzburg mozarteum müzik okulu, ve işsanat milli reasüransta parlayan yıldızlar, konser verdiği önemli organizasyon ve mekanlar... mincho minchev'in ustalık sınıfına da katılmış ve varna da konser vermek üzere davet de almış...



2016 yılı kendisini önemli ödüllerle göstermeye başladığı yıl olmuş... sırbistanda müzik pedagogları tarafından düzenlenen uluslararası internet müzik yarışması, salzburg grand prize virtuose yarışması ve ukraynada düzenlenen individualis uluslararası müzik yarışması birincilik ödülleriyle döndüğü yarışmalar olmuş... 9 yaşındayken katıldığı ilk 3 yarışmadan birincilik!... 2017 yılında ise; almanyada düzenlenen anton rubinstein keman yarışmasında en iyi barok sonat yorumu ödülünü alarak başlamış yıla... bulgaristan haskovada düzenlenen 42. nedjalka simeonava keman yarışmasında ikinci olmuş... belçikada düzenlenen arthur grumiaux keman yarışmasında üçüncü, bulgaristan albena da düzenlenen 5. uluslararası heirs of orpheues müzik yarışmasında ise birinci olmuş... en son da yukarıda bahsettiğim uluslararası odessa keman yarışmasından birincilikle döndü...

2018 yılı ocak ayında da çok önemli bir konsere çıktı naz irem türkmen... bu yılın parlayan yıldızlarından biri olarak seçildi ve iş sanatın milli reasüransta parlayan yıldızlar konser serisinde çok beğenilen bir konser verdi... işsanat a ait youtube kanalında nedense sadece naz irem türkmen ve güneş hızlılar konserine ait konser kaydı paylaşılmamış... oldukça düzgün ve düzenli paylaşımlarda bulunan işsanat bile son zamanlarda ciddiyeti iyice bozdu... eksik yada yarım yamalak işler ciddi biçimde canımı sıkıyor... sırası gelmişken çok kızdığım bir konuyu daha yazayım, işsanat vb gibi köklü ve büyük kuruluşlar neden bu tip kendilerine ait organizasyonların "tamamını" kaydedip paylaşmazlar ki? bunu akıl etmek ve gerçekleştirmek çok mu zor?... işsanat parlayan yıldızlar konserine çıkıp da kaydı bulunmayan tek konser bu konser maalesef ve ben de onun yerine aşağıdaki videoyu ekstradan paylaşmak istedim... beethoven 5 nolu sonat...



pekinel kardeşlerce hayata geçirilen ve tüpraş tarafından desteklenen dünya sahnelerinde genç müzisyenler projesinin en genç bursiyeri olan naz irem türkmen'in sadece 2 buçuk yılda başardıklarını derleyip toplayıp yazmam bile beni yordu... mutlaka bilmediğim, ulaşamadığım başka yazılmaya değer konular da vardır ama şimdilik bu kadar diyeyim ve resmen az önce yüklenen odessa yarışmasındaki performansını paylaşıp bitireyim... tabii bitirmeden önce şunu da itiraf edeyim, ben kendisi hakkında sadece bir kaç şey yazabileceğimi düşünerek başlamıştım bu paylaşıma... bilen bilir, ben öğrenirken paylaşan biriyim ve naz irem hakkındaki bu paylaşıma resmen yukarıda da ifade ettiğim gibi kendisini ilk defa dinleyerek başladım... öncesinde sadece kısa kısa dinleyişlerim olmuştu... bir yandan videolarını dinledim, bir yandan da bir şeyler karaladım ama gerçekten bu kadar hızlı ve sağlam yol kat etmekte olduğunu bilmiyordum... iyice klişe oldu artık bu lafım ama hep ifade ettiğim gibi, bu lafı fazlasıyla hak eden gençleri paylaştığım için aslında klişe değil: naz irem türkmen adından daha çok bahsedeceğiz gelecekte... gelecek dediğim de eminim ki bir kaç ay içinde:)...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

mehmet özkanoğlu

mehmet özkanoğlu bir süredir paylaşmak istediğim bir gitarist mehmet özkanoğlu... ilk kez 1 yıl kadar önce facebook da bir paylaşımda dinlemiştim... hem de öyle bir paylaşımdı ki, bir şiir için fon müziği olarak kullanılmıştı... klasik gitarla çalınan parça ise, dost çevirmiş yüzünü adlı türkü idi... aşık veysel in... şiirle pek alakası olmayan biri olarak o video yu defalarca izlemiştim sırf parçayı dinlemek için... bence çok çok iyi bir yorum idi ama kimdi çalan??... düşünsenize! ne pis bir durum!... bir türk gitarist (yabancı da olabilirdi, bereket değilmiş) böyle gitar çalıyor ve ben tanımıyorum ve arayıp, bulmam lazım kim olduğunu!... bakmayın şimdi yukarıda parçanın adını yazdığıma, ilk dinlediğimde türkünün adını da kime ait olduğunu da bilmiyordum, sadece türküyü biliyordum... işin kötüsü, çoğu türkü de kimseye ait olmuyor ki! anonim olabiliyor, bir yada bir kaç derleyeni olabiliyor... google ın hiç bir işe yaramadığı da oluyor, onu keşfettim... bu parçayı bu kadar etkileyi

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

dünya piyanistler günü

gülsin onay daha önce hiç duymamıştım, az önce denk geliş karşıma çıktı... 6 aralık günü dünya piyanistler günüymüş... 2011 yılından beri... hikayesi de ilginç... usta piyanistimiz gülsin onay , 2011 yılında, 6 aralık günü "herkesin bir günü var, piyanistlerin neden özel bir günü yok" demiş ve 6 aralık gününü dünya piyanistler günü olarak ilan etmiş... biraz inceleyince, "şaka yollu ortaya attığım fikrimin marmarisli gazeteci ata sevgi tarafından haber yapılması üzerine bu denli ciddiye alınıp, benimseneceğini ve hatırlanacağını bilmiyordum doğrusu" dediğini de okudum... şaka yollu da olsa, ortaya atılan bu görüş benimsenmiş ve dünyaya da duyurulmuş anladığım kadarıyla ama dünyaca da benimsenmiş mi acaba diye biraz kurcalayınca, karşıma bu sefer de 8 kasım çıktı world pianist day olarak... bir de sayfa açmışlar... şöyle bir şey ... neden 8 kasım olduğunu anlamadım, daha doğrusu anlamak için uğraşmadım ama 8 kasımda farklı ülkelerden kutlayanları filan pay

org

benim hastalık boyutunda bir takıntım vardır bu org konusunda, bir kaç paylaşımımda bahsetmiştim daha önce... ülkemizde "org" olarak adlandırılan çok geniş bir müzik aleti grubu olması ve farklı adlandırılmalara gidilmeden, tamamına org adı verilmesidir bu takıntı... aslında bu takıntımda pek de haklı değilim, biliyorum ama üzerinde tuşları olan, birbiriyle alakasız her türlü cihaza tek bir isim verilip, org denmesini de hep yadırgamışımdır...  keyboardlar & piyanolar  başlıklı eski paylaşıma göz gezdirirseniz anlarsınız bu takıntımı... bu gereksiz takıntımda pek de haklı değilim dememin sebebi ise şu; aslında benim "org" denilip geçilmesini yadırgadığım cihazlar da "org" denen şeyin geliştirilmiş, elektronikleştirilmiş, dijitalleştirilmiş halleri... üstelik türkçe karşılıkları da yok ve tamamına org deyip geçmek de yanlış sayılmaz... benim takıntılı biçimde "gerçek org" dediğim ve hayranı olduğum şey aşağıdaki muhteşem varlık oluyor...

çingene müziği

çingene müziğine geçmeden önce; aşağıdaki paylaşımlara göz atabilirsiniz... gelem, gelem... çingeneler... dünyada bilindiği üzere, bir "dünya müziği" kavramı mevcut... world music denen!... kimi de her nedense hiç de sevmediğim bir şekilde "etnik" müzik diyor... aslında o kadar mide bulandırıcı bir tanımlama ki özellikle bu etnik müzik lafı!... etnik aslında yerel yada dar bir alana özgün gibi bir anlama sahip ama güncel ve yaygın kullanımı folklorik olmanın çok ötesine geçti, ırkçılığa kadar vardı resmen!... "ötekinin müziği" oluverdi resmen... web sayfaları kapatıldı, ötekinin müziğini dinleyenler kara listelere bile alındı... o yüzden ben zaten etnik lafını hiç benimseyemedim... dünya müziği lafı da çok saçma çünkü bu sefer insan "dünya dışı bir müzik mi var acaba" gibi bir arayışa giriyor... ne yani şimdi mesela madonna uranüs müziği mi yapıyor!... Robert E. Brown - dünya müziği mutfağı /  http://www.wesleyan.edu/ evet, madonna da