Ana içeriğe atla

duo carmesi

duo carmesi (fotoğraf: fatma gültekin)
uzunca bir süre önce, belki iki üç sene önce, sadece isimlerini duymuştum duo carmesi olarak; ilgi çekici ve zarif gelmişti bu isim... şimdi anlıyorum ki, zaten o zamanlarda çok genç bir piyano ikilisiymiş duo carmesi... yanlış hatırlamıyorsam, unicef yararına bir resital idi ve eğitim için verilen bir destek konseri idi... eğitime destek zaten başlı başına üzerinde durulması gereken bir konu ama tabii bir "libertango" hastası olarak, benim en çok dikkatimi çeken konu, duo carmesinin bu resitalde astor piazzolanın "iki piyano için tangolar" ını çalmış olmaları idi... duo carmesi ye ait libertango yorumunu da yukarıda bağlantısını verdiğim paylaşımdan izleyebilirsiniz...

carmesi, aynı zamanda benim en çok sevdiğim renklerden biridir... çok detayına girmeyeyim, aslında oldukça derin de bir konudur ama crimson desem yeter... ingilizcesi crimson olan rengin ispanyolcasıdır carmesi ve coccoidea familyasına ait kermes bilmem ne türü bir böcüden elde edilen pigmenttir... önemli bir pigmenttir ve hatta son yıllarda bazı içeceklerin içinde böcek var şeklinde kafalara dert edilmiş bir gıda boyasıdır:)... anladınız?... işte o muhteşem güzellikteki renktir carmesi...

2012 yılında kurulmuş oldukça genç bir piyano ikilisi duo carmesi... bilkent üniversitesi, sahne sanatları fakültesi, piyano bölümünden mezun olan nurlan bağırov ve çiğdem çilesiz tarafından kurulmuş...

yurt içinde ve uluslararası organizasyonlarda konserler veren çok başarılı bir piyano ikilisi duo carmesi ve daha önce belirttiğim gibi, benim dikkatimi çekmiş olmalarının ilk sebebi astor piazzolanın iki piyano için tangolar adlı çalışmasını seslendirmiş olmaları ancak bu paylaşımı yapmamın sebebi tabii ki bu değil... çok dikkat çekici bir ikili duo carmesi ve piyano açısından bence çok önemliler...

bilkent üniversitesi öğretim görevlisi şair ahmet özerin patika dergisinde kendileriyle yaptığı "gençliğinin baharında iki seçkin piyanist" başlığı ile yayınlanan söyleşi ve facebook sayfalarında paylaştıkları bilgiler haricinde elimde fazlaca bilgi olmamasına rağmen, özellikle söyleşideki ifadelerden anladığım kadarıyla, yakın gelecekte çok fazla ön plana çıkacak gibiler... hatta ben şu anda bunları yazarken çıkmış da olabilirler...

duo carmesi/facebook

piazzola beşlisinin piyanisti pablo ziegler tarafından düzenlenmiş ve iki piyanoya uyarlanmış olan eserlerin notalarını direk olarak kaynağından yani pablo zieglerden getirtmişler ve çalmışlar... en beğendiklerimden birini hemen paylaşayım... fuga y misterio... libertangodan sonra en çok hoşuma giden piazzola bestesi... tabii uyarlama pablo ziegler e ait...


parmaklardan akan sesler
onlar incecik parmaklarını piyanonun tuşlarına değdirirken, bedenlerine yayılan rüzgar da birden dolduruyor yelkenlerini... bir piyanonun iki yanına konmuş birer kelebek de tanımlayabilirsiniz onları, birer taze karanfil de... biraz öncesinde kuliste o insanı havalandıran loş ışıkların altında hızla atan bir yüreğin sesine takılarak düşsel yolculuklara çıkan iki genç kız, boş salonların ürpertici sessizliğinden yüzlerce gözün üstlerinde dikildiği bir ortama ulaşırken, bir büyük sessizliğin içinde, kendi seslerini aramanın yarışındadır artık... her şey konser öncesinin o iki saatinde gizlidir... umut, sevinç, coşku, heyecan, gerilim iç içedir... kurulu bir yay gibidir insan... bu iki genç piyanist, biraz sonra salonu dolduran dinleyicilerin alkışlarıyla kendilerini bekleyen piyanoyla dansa hazırlanmaktadırlar... sonrası seslerin vadisinde kır çiçekleri toplamanın yarışıdır... birbirini tamamlayan, bakışlarla yolculuk eden, dinleyicilere yeni dünyalar sunarken yeniden yaratılan ve alkışlara tutunarak nice düşün ardına takılan... çiğdem ile nurlanın yaşamını dolduran bu sanat ateşidir işte... bu ateşin hiç sönmemesini diliyorum...
böyle anlatmış ahmet özer duo carmesiyi patikadaki söyleşiden önce... yahu ne kadar güzel anlatmış ahmet özer... ben neden böyle ifadelerle yazamıyorum!... bir benim cümlelere bakın, bir de ahmet özerin cümlelerine... neyse, ben de böyle yaratılmışım işte:)... dönelim konumuza...

nurlan bağırov
nurlan bağırov; azerbeycan gence doğumlu... anne piyano sanatçısı ve öğretmeni olunca, doğal olarak annesi azade bağırovdan almış ilk derslerini... bilkent üniversitesi, müzik ve sahne sanatları fakültesi, hazırlık ilk öğretim okuluna burslu olarak kabul edilmiş ve prof. namık sultanovun öğrencisi olmuş... okuduğu fakültenin orta okul ve lise kapsamında düzenlediği uluslararası chopin yarışmasında, en iyi chopin yorumcusu dalında ikinci olmuş... tabii bu noktada şunun mutlaka belirtilmesi lazım, birincilik ödülü kimseye verilmemiş... daha sonra zarema safarova ve emre şen in öğrencisi olmuş... ilk, orta, lise, lisans derken; yüksek şeref derecesi ile yüksek lisansını da tamamlamış... engenye mogilevsky, michael roll, segei markarov, oxana yablonskaya, karl andreas kolly, emre elivar ve mehmet okonşar gibi isimlerin ustalık sınıflarına katılmış... yamaha tarafından düzenlenen birmingham uluslararası piyano akademisine burslu olarak seçilmiş, peter donohoe, robert markham gibi dünyanın önde gelen pedagogları ile çalışma fırsatı bulmuş ve bu önemli organizasyonda resital de vermiş... şu anda mezun olduğu fakültenin opera-şan bölümü öğrencilerine piyano dersi vermekte olan nurlan bağırov, aynı fakülteye bağlı erken müzik eğitimi biriminde de piyano dersleri vermektedir... bunun yanı sıra; ankarada bulunan, piyanist emre şenin kurduğu chopin müzik evinde de piyano eğitmenliği yapmaktadır...


çiğdem çilesiz
çiğdem çilesiz; ankara doğumlu... müzik eğitimine aran müzik merkezinde, elif ve bedii aran ile başlamış... bilkent üniversitesi, müzik ve sahne sanatları fakültesi, hazırlık ilk öğretim okuluna burslu olarak kabul edilmiş ve prof. namık sultanovun öğrencisi olmuş... nuran taşpınar ile çalışmalarına devam etmiş ve okulun lisesinden birincilikle mezun olmuş... lise sonrasında, yine aynı fakültenin lisans aşamasına devam etmeye hak kazanmış ve prof. ersin onayın sınıfından yüksek şeref derecesiyle mezun olduktan sonra başkent üniversitesi sosyal bilimler enstitüsü, performans piyano bölümünden de yüksek şeref derecesi ile mezun olmuş... mezuniyet sonrasında çok önemli çalışmalara imza atmış çiğdem çilesiz... özetlemeye çalışayım; chopin müzik evi, bilkent üniversitesi erken müzik birimi, ankara üniversitesi devlet konservatuvarında öğretim görevlisi olarak eğitim vermiş, şu anda mezun olduğu fakültede öğretim görevlisi olarak piyano dersleri veriyor... adıyaman üniversitesi devlet konservatuvarının kuruluş aşamasında araştırma görevlisi olarak görev yapmış ve özellikle sahne sanatları bölümü koro ana sanat dalının ve sosyal bilimler enstitüsü sahne sanatları anabilim dalının öğrenci kabul etmesinde önemli katkılarda bulunmuştur...

nurlan bağırovun annesi azade bağırov da bilkent üniversitesinde öğretim görevlisi olarak çalışmakta olan bir sanatçı ve büyük ihtimalle kızı üzerinde emeği büyüktür... düzenlemesi azade bağırova ait bir por una cabeza paylaşayım da anneye armağan olsun:)...

C.Gardel (arr.Azade Bağırov) | Por una Cabeza | Duo Carmesí



bayılıyorum por una cabezaya...

bir de rachmaninov paylaşayım da azcık da klasik olsun diyordum ki; siz en iyisi diğer videolarını gidip aşağıdaki youtube adresinden kendiniz dilediğiniz şekilde dinleyin çünkü ben yine bir azade bağırov düzenlemesine taktım kafayı, sene de kalmaz... çok severim çünkü bu parçayı...

youtube/çiğdem çilesiz

T.Kuliyev | Sene de Kalmaz (arr.Azade Bağırov) | Duo Carmesí



nurlan bağırov; daha önce de belirttiğim gibi, müzisyen bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş, anne piyanist, baba ise keman sanatçısı... doğal olarak destekleri oldukça büyük ve kendi deyimiyle, belki de aile desteği olmasaydı bugünkü konumuna ulaşamayabilirdi... bence ailesine olan minnet duygusunu ifade etmek için böyle söylüyor ve tabii ailenin katkısı yadsınamaz ancak sadece aile ile de olmuyor bu iş... çiğdem çilesiz ise müzisyen bir ailenin çocuğu değil ancak onu keşfeden de kreşteki müzik öğretmeni olmuş ve ilk derslerini aslında kreş öğretmeninden almış... sonrasında elif ve bedii aran devreye girmiş... her iki aileyi de kutluyorum desteklerinden ötürü ama özellikle çilesiz ailesini ve o kreş öğretmenini biraz daha fazla kutluyorum... ülkemiz koşullarında anne ve baba çilesizler ve kreş öğretmeni aslında o kadar önemliler ki!... buradaki bir çok paylaşımımda ailelerin önemine her defasında mutlaka değiniyorum, şimdi de ayrıca üzerinde durmadan geçemedim...

sanatın yaşamıma katkısı ölçülemeyecek derecede... evrene farklı gözle baktığımı düşünüyorum... müzisyenim ama diğer sanat dallarına bakış açım da farklı... daha derin düşünebiliyorum, daha derin hissedebiliyorum... belki de başkalarının fark edemeyeceği en ince ayrıntıları görebiliyorum yani duygularımı çok yoğun yaşıyorum, bu da bana büyük haz veriyor ancak derin duygular bazen insana acı çektirebiliyor, her şeyi derin yaşamak ve hissetmek! -nurlan bağırov...

nurlan bağırov un bu ifadesi bence çok önemli!... sanatçıyı anlayabilmek ve tepkilerini değerlendirebilmek çok önemli ve ülkemizde bu eksiklik her zaman ciddi sorunlara da sebep olmuştur... piyanosunun başına oturan sanatçının o ahşap ve metal tel yığınını "piyano" ya dönüştürmesi için sahip olması gereken bakış açısı, doğal olarak insan yığınını da "toplum" a dönüştürmek için çabalıyor ve toplum eğer o bakış açısını kabullenirse anlamlı bir kalabalığa dönüşüyor ama ya kabul edemezse!... sanatçı, o insan yığını tarafından kovulabiliyor bile!... kolay değil!?...

...rahatsız edici seslere ve gürültü olarak nitelendirebileceğim şeylere tahammülüm yok diyebilirim... hatta sessizliği dinlemek de beni çok mutlu eder... mersinde gezdiğim astım mağarasında sessizliği yakaladım, tamamen çıt çıkmayan bir yerdi, bir taşa oturup sessizliği dinlemek muazzamdı benim için... -çiğdem çilesiz...

böyle diyor çiğdem çilesiz... bu sessizlikten duyulan haz aslında bizim sessizlikten duyduğumuz hazdan çok daha farklı bence... mesela dağın tepesine çıkıp da sessizliği dinleriz ve hoşumuza gider ya! bu bence o durumdan farklı... bu ifadeleri okuyunca aklıma erkan oğur geldi!... yine bir müzisyenden benzeri ifadeleri duymak, bana erkan oğurun "ulaşılabilecek en mükemmel müzik, sessizliktir" bakışını hatırlattı... aslında erkan oğur da çiğdem çilesiz de benim yazdığım gibi ifade etmemişler ama ben böyle anlıyorum:)... çiğdem çilesiz de müzikte mükemmeli arıyor gibi yorumluyorum... nedense düşünce okumaya kalktım ama öyle bir sonuca vardım... bir müzisyenin "çok sesli" müzik ile ilgili bir soruya "ben sessizlikten derin haz aldım" demesi başka nasıl açıklanır:)...

ben tangolara fazla dalan biriyim ama sonuçta duo carmesi, klasik ustası bir piyano ikilisi... bonus olarak bir video daha paylaşayım...

Rachmaninov | Suite for Two Pianos No.1 Op.5 "Les Larmes"



uzunca bir süredir hakkında yazmak istediğim bir piyano ikilisi idi duo carmesi ve işin gerçeği bir süre ertelemiş olmamın sebebi; üzerinde çalıştıkları bir albüm olduğu konusunda duyum almış olmam idi... albüm çıkınca paylaşırım düşüncesiyle aklımın bir köşesinde duruyorlardı ancak şu anda farklı bir albüm projeleri var mı bilmiyorum ama benim aldığım duyum zannedersem yanlış idi... uzun lafın kısası; ben bir albüm bekliyorum:)... bir nevi dinleyici baskısı ve sonuçta blog benim olduğu için, dilediğimi isteme şansını da kendime rahatlıkla veriyorum ve performans ustalarından en kısa sürede canlı dvd de bekliyorum...

Yorumlar

  1. Çiğdem ve Nurlan hanımları iki defa canlı izleme fırsatım oldu, muhteşem konserlerdi gerçekten. Çok samimi ve cana yakınlar, aynı zamanda seyirci ile iletişimleri çok güzeldi. Ben hayran kalmıştım. Bitmesin dediğim konserlerdi gerçekten. Albümleri var mı? yada çıkacak mı? Çok az bilgi vermişsiniz ama yine de bu sanatçılarımızı özellikle haberdar olmayan kişilere tanıtıyor olmanız çok taktir edilecek bir şey, Carmesiyi de sayfanızda görmek beni gerçekten çok memnun etti, teşekkür ederim:=)

    YanıtlaSil
  2. katkınız için çok teşekkür ederim sevin hanım... yazıda da belirttiğim gibi, henüz çok az bilgi sahibiyim, resmi kaynaklar dışındaki kaynaklardan bilgi paylaşmak bazen çok yanlış olabiliyor... ve belki de ilk defa paylaşım tam bitmeden yayınladım... ben bilgi sahibi oldukça sürekli yazılara eklentiler yapıyorum ve duo carmesi konusunda da daha çok eklenti yapacağımı düşünüyorum çünkü zaten müzisyenlikleri çok iyi, üstüne üstlük bana ilerleyen yıllarda sürekli yeni arayışlarla yeni başarılara imza atacaklar gibi geliyor... bazı müzisyenler öyle oluyorlar, 3-5 ayda bir yeni yeni projelerle ortaya çıkıyorlar, bence carmesi de öyle olacak ve daha çok bahsedeceğiz gibi:)... işe yeni adımlarla başlamışlar baksanıza... umarım yanılmam... tekrar teşekkür ederim katkınız için...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

çağla karaali

çağla karaali çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?... konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onların okulları bu çocuk

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ev stüdyosu ortamı

müzik stüdyosu izolasyonu stüdyo ortamına ev içinde oda deniyor:)... yani evin içinde bir yerler... yine işin büyüklüğüne göre maliyet çok değişecek... mesela siz çalışırken çok gürültü olacak mı? ... keyboard kullanacaksanız sesini az açarsınız... yada kulaklık kullanırsınız... monitör kabin en iyisidir ama mecburen gerekebilir çoğu zaman kulaklık... o zaman, kulaklığın çok iyi olması şart... eletro gitar çalacaksanız gürültüye engel olmak çok zor ama teknoloji gelişti iyice amfi yerine direk olarak bir çok keyboarda yada audio/midi arabirimine gitarı girebiliyorsunuz... kulaklıkla elektro gitar çalmanız da mümkün... davul çalacaksanız::)))... işiniz zor tabii... o zaman yalıtım yapacaksınız odaya çünkü daha ilk gün eve polis gelecektir... tabii davul makinesi, ritm makinesi, eskiden ritm box denen zımbırtılardan kullanacaksanız yada dijital davul seti kullanacaksanız iş basit... "çok iyi" bir kulaklık işinizi görecektir... ama "adam gibi" bildiğin davul (

EmiSunshine

EmiSunshine tam adı emilie sunshine hamilton ama EmiSunshine adını kullanıyor... ben ilk izlediğimde, kendisinin bu kadar genç olduğunu anlamamıştım!... 25 civarı diye düşünmüştüm yaşını ama 2004 doğumlu çıktı... 14 yaşında henüz ama ben tarzına ve sanatçı ruhuna resmen hayran kaldım... çok küçük yaşlarda çekilmiş videoları var, o yaşlarda bile giyimi, aksesuarları, sahnede duruşu, yüz ifadeleri, vücut dili, fotoğraflarda verdiği pozlar vs vs vs, her yönden yaratıcı ve sanatçı bir yapıya sahip... şimdi bu yazdıklarım daha çok moda dergisine uygun ve magazinsel oldu ama sadece bu sebeplerle bu sayfada paylaşmam mümkün değil kendisini... çok daha fazlasına sahip emilie... Emilie Sunshine Hamilton tam bir yetenek bombası emisunshine... çok iyi şarkı söylüyor, sesi çok iyi, tarzı çok iyi ve sesini oldukça iyi kullanıyor... bir çok enstrümanı iyi seviyede çalıyor yani multienstrümantalist... ve kendine ait eserleri var... anlayacağınız söz yazıyor, beste yapıyor... bu kadar da d

zaman içinde gitar

klasik gitar bildiğimiz gitar işte üstteki... tarih ne kadar gerilere gidiyorsa, gitar da neredeyse o kadar gidiyor gerilere... benim ilk rastladığım bilgi sümerlere, hititlere kadar gidiyor... bir de mitolojide gitar benzeri şeyler var... mitoloji denen şey tam olarak ne vakte düşüyor var mı bilen?... işte o zamanlara kadar gidiyor bu iş... çok eskilere yani... kafamın basmadığı zamanlar... ne varsa anadoluda ve mezopotamyada var gerçekten... bu sümerlere hayranım... bildiğim kadarıyla mö 3500-4000 li yıllar gibi... hititler de öyle... gerçi ben mö 1400 lere kadar bulabildim gitarın orijinini... aşağıdaki resimlerin ilki berlinde, ikincisi ise istanbulda bulunuyor şu anda... hititlerde gitar hititlerde gitar benim bulabildiğim, gitara benzeyen en eski müzik aletleri yukarıdakiler... ama çoğu tarihçi ve müzikolog daha da eskilere götürüyor gitarı ama bence artık o kadarı da abartı oluyor çünkü gitara pek de benzemiyorlar... örneğin aşağıdaki de gitarın atası olarak kabul

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

zahit bizi tan eyleme, şaraba eyle ihtiram...

konumuz "zahit" ama zahit hakkında yazabilmek için önce uzunca bir zaman ayırıp, kitap karıştırıp, mürekkep yalamak gerekiyormuş gerçekten... ilk anladığım o oldu... hemen belirteyim; zahit daha yaygın kullanılıyor ama doğrusu "zahid" ... aslında konu; " dinlediklerim " ancak "ben şu zahit adlı eseri çok severek dinliyorum, alın bu da videosu vs vs vs" denip de geçilecek bir eser değil... zaten zahit bizi tan eyleme deyişini bilmeyen ve sevmeyen yoktur... kıyıda köşede kalmış bir şeyi keşfetmiş olamayacağımdan ötürü, asıl amaç tabii ki farklı... neredeyse ilkokul yıllarından beri hayranlıkla dinlediğim "bu zahit de neymiş yahu" diye anca meraklandım zannedersem... çoğu zaman bu esere kısaca zahit denir geçilir... eğer sadece interneti kurcalarsanız ve bu kurcalamanız sadece öylesine gerçekleşirse, aslında birbirinin devamı yada tamamlayıcısı denebilecek zahitler ile karşılaşırsınız... kafanız da karışır biraz... zaten gördüğüm kada