Ana içeriğe atla

çingeneler

şu arabanın güzelliğine bakar mısınız... o kadar sağlam ve net bir kültür ki çingene kültürü, dünyanın neresinde yaşıyor olursanız olun, bu arabayı gördüğünüz anda kime ait olduğunu anlarsınız... çingene kültürü aslında dünya kültürüdür bu sebeple... çingene kültürünün en belirgin göze çarpan yanı ise; çingene müziğidir...

çingene müziği hakkındaki paylaşımları okumak isterseniz;

çingene müziği
gelem gelem (djelem)
djangonun halefi: jimmy rosenberg

ms. 1050 yılı civarında, mahmut gazinin sind ve pencapı işgali sırasında, çingenelerin köle olarak alınıp, diğer bir çok ülkeye götürüldüğü düşünülmektedir... iran ve anadolu üzerinden dünyaya yayılmış olan çingenelerin müslümanlara karşı kullanıldıkları ve yenilginin ardından göç etmek zorunda kaldıkları da bir diğer görüş... firdevsi ise; şehnamesinde ms 420 yılında vatanlarını terk eden luri halkıdır çingeneler... orijinleri filan pek de önemli değil çingenelerin... dünya halkı olmaları ve çok zengin bir kültüre sahip olmaları önemli...

çingenelerle ilgili ilk resmi kayıtlara 1500 lü yılların başlarında irlanda ve ingiltere de rastlanmış... onun öncesinde resmi belgelerde yer almadan, avrupanın özellikle güney kesimlerinde zanaatkar, çalgıcı ve falcı göçebe topluluklar olarak yaşamışlar... amerikaya göç etmeleri ise oldukça yeni; 19. yüzyıl sonları... arjantin sahip olduğu çingene nüfusu açısından oldukça dikkat çekici bir konumda...

çingene adı altında toplanan bütün büyük etnik grupların listesi (sınıflandırma bizzat çingeneler tarafından yapılmış ve uzmanlar tarafından da kabul edilmiştir) çingene kanı taşıdığını iddia eden üç ana grup bulunmaktadır: kaldera, gitano ve manuşlar... kaldera çingeneleri; sadece kendilerinin gerçek çingeneler olduklarını iddia ederler... adlarından da anlaşıldığı üzere, çoğu kazancılıkla uğraşmaktadır çünkü rumencede kazanın adı calderadır... önce balkan yarımadasından çıkmışlar, sonra orta avrupadan fransaya geçip, beş kola ayrılmışlardır... gitanolara ise sadece ispanya, portekiz, kuzey afrika ve güney fransada rastlamak mümkündür... kendi içlerinde ispanyol ya da endülüslüler ve katalonyalılar diye ayrılırlar... manuşlar ise orta avrupadaki çingenelerdir... indus kıyılarından geldikleri için, kendilerine sinti de denmektedir...

çingeneler toplum olamamışlar yada olmamışlardır ama insanlık tarihinin en önemli parçasıdırlar ve bana göre dünyanın en önemli toplumudurlar… bana göre diyorum çünkü kalıplaşmış toplum tanımına uymuyor tabii bu topluluk...

ama kalıplaşmış toplum tanımları da bana pek uymuyor!... çingenelere ise hiç uymuyor... modern dünya; çingeneler başta olmak üzere, bir çok kültürü asimile etmeye çalışmakla meşgul...

çingeneleri çok seviyorum… olmak isteyip de olamadığım içindir bu kesinlikle… teknoloji esiri bir betonarme çocuğu olacağıma çingene çocuğu olmayı çok isterdim… en çok sevdiğim, daha doğrusu herkesin sevdiği çingene ise zeugma... yer tanrısı gaia diyen de var, büyük iskender diyen de... bilemem tabii ama "bence" çingene kızıdır:)... kız olduğu bile şüpheli olmasına rağmen... çünkü yakışıyor bu mozaik çingene kızlarına... zaten kesin bilimsel yaklaşım da yok bu konuda...

nazi vahşeti dendiğinde hemen herkesin aklına yahudiler gelir... halbuki sadece yahudiler katledilmediler... tarihçilere göre; başta aşağı ırk olarak gördükleri çingeneler olmak üzere, toplam 29 milyon insan katledildi 2. dünya savaşı sırasında nazilerce... çingenelere yönelik gerçekleşen katliam nedense! unutulmuştur... aslında unutulmak değil de üzerinde durmamak demek daha doğru olabilir belki de!?... 200 bin ile 800 bin arasında (bazı tarihçilere göre; 1.5 milyon civarı) çingenenin vahşice katledildiği bu katliama "porajmos" adı verilmektedir ve her sene 8 nisanda çeşitli törenlerle katledilen çingeneler anılmaktadır...8 nisan 1971 de hatırlandılar ilk defa resmi olarak! ve resmi olarak ilk defa kendilerine bir gün verildi 1990 da!… 19 yıl düşünüp taşınmış olmalılar bu büyük lütuf için!... bu özel günü kendilerine vermeyi uygun görenler aslında onların özel bir güne hiç de ihtiyaçlarının olmadığını bile bilmiyorlar!... bütün günler kendilerinin ki zaten!.. özel bir güne ihtiyaç duyanlar insanlıktan kopmuş, nasıl yaşadığının farkına bile varmaktan uzak sözde modern insanlar!... çingenelerin böyle bir güne sahip olmayı istediklerini zannetmiyorum ama günümüzde öyle değil tabii artık… çünkü onlar da artık yerleştiler ve yerleşik hayatın sorunları ile baş başalar… bu sebeple artık 8 nisan önemli bir tarihtir…

yerleşik hayat yaşayan insanlar tarım ve hayvancılıkla, daha sonra da sanayi vs ile uğraşırlarken çingeneler zanaat ile uğraşmışlardır… çingenelerin ataları sepet, elek, metal eşya, kalay vs gibi ürün ve hizmetleri tarım ve hayvancılıkla geçinen diğer toplumlara satmışlardır… bu sebeple diğer toplumlar gibi yerleşik hayata geçip arazi sahibi olamamışlardır… yada olmamışlardır… ama bu yüzden çok şey kaybetmişlerdir… yada kaybetmemişlerdir… neden böyle yazıyorum? şundan: günümüzde bir çok insan yaşadığı yerleşik düzenli ve sözde modern! hayata bakıp, çingenelerin bu durumuna çok üzülebilir! ama herkes öncelikle kendi durumunu iyice objektif bir gözle irdelemeli ve gözden geçirmelidir… çingeneler yerleşik hayata geçip toprak sahibi olmadıkları için tarih içinde hiçbir zaman “ezen” olmamışlarıdır!...

mesela kimse şunun aksini iddia edemez, çingeneler bir yerlerde toplanıp yerleşik hayata geçip, devlet kurup, sanayileşip yayılmacı ve ezici bir topluluk olabilirlerdi!.. imparatorluk olabilirlerdi… bir dönem dünyanın başına dert olabilirlerdi… falan filan… ama olmadılar… tarihin bir döneminin içine eden bir “gitano empire” yaşayabilirdik ama dünyaya bu kötülüğü yapmamış olan tek toplumdurlar... ama tam tersi, çingeneler tarih içinde sanayi ve teknolojiye kurban gitmişlerdir çünkü el emeği karşılığında yada müzik ve dansla yani zanaat ve sanatla geçinmekte olan çingeneler gelişen sanayi ve teknoloji sonucunda geçimlerini sağlayamaz duruma gelmişlerdir!…

çingene sözcüğü yerleşik düzeni olmayan göçebe insanları çağrıştırır. oysa günümüzde çok azı göçebedir. bazıları kendi istekleriyle göçebeliği bırakmış, yaşadıkları ülkenin yaşam biçimini benimsemişlerdir. çingene olmayanlarla evlenen çingeneler de vardır. bazı ülkelerde de yerleşik yaşama zorlanmışlardır. soykırıma uğramışlardır. ama tarihte çingenelerin soykırım vs yaptıkları hiç duyulmamıştır… dünya tarihinin en zararsız insanlarıdır çingeneler ama çok zarar verilmiştir kendilerine…

djelem... gelem... celem... delem... jelem...

yani; göçmek... yürümek... gelem, gelem! zarko jovanovic e ait bir şarkıdır ve dünya çingenelerinin marşı olarak kabul edilmiştir 1971 yılında...
dünya çingene kurultayında önce bir bayrak belirlenmiştir... bayrak zemini; yeşil çimen üzerinde mavi gökyüzüdür... ortada da bir karavan tekerleği vardır ve kırmızıdır... tekerlek, çingenelerin değişmez kaderi (seçimi yada yaşam tarzı demek daha doğru) olan göçü vurguluyor... tekerleğin kırmızı olması ise; hem ateşi, hem de ilerlemeyi... roman dillerinin önemli kısmında "gelem" olarak geçtiği için ben de gelem i vurgulayarak yazıyorum çünkü çok önemli... gelem, çingenelerin milli marşı olarak kabul edilmektedir...türkçede milli marş dendiği için öyle yazıyorum mecburen... diğer dillerde de "ulusal" kısmı vurgulanır... ama bu kavram çingenelere pek de uymuyor!... bu arada hemen belirteyim, çingene kurultayında bir çok farklı tanımlama yerine, "roman" ifadesinin kullanılması da kabul edilmiştir ama ben çingene demeyi çok seviyorum...

çingene kelimesi farsça kökenli, türkçe bir ifadedir... farça "müzisyen" ve "dansçı" anlamına gelen cinganeh kelimesinden geldiği düşünülüyor ağırlıklı olarak... bu yüzden ben çingene diyorum ama bildiğim kadarıyla kendileri ağırlıklı olarak "roman" ifadesini uygun görüyorlar... tabii "hayır biz çingeneyiz" diyen de çok... ne dendiği önemli değil ama şunu da belirteyim; roman ın anlamı da çok güzel!... insan demekmiş...bu kurultay çingeneler ve çingene kültürü açısından tabii çok önemli ve çok da geç yapılmış bir kurultay ama ben pek de haz etmedim bu işten!... tamam, kültürün korunması, çingenelerin birlik olması gibi konular açısından çok iyi bir gelişme ama sanki çingeneleri ulus haline dönüştürme girişimi gibi de geldi bana... gerçi çingenelik ne yazık ki günden güne karakteristik yapısını zaten zorunlu olarak kaybediyor gibi... ne diyeyim... çingene kültürünün zayıflaması filan hoş bir gelişme değil...

çingene kültürü erozyona uğramış bir dünya çok yavan...

şunu yazmaya elim varmıyor pek ama ne yazık ki çingeneler her toplumda dışlanmışlardır… sanki bir yanda dünya vardır, diğer yanda da çingeneler!... aslında doğa “çingenedir” dünya da “çingenedir” ama üzerinde yaşayan insanlar bir türlü çingene olabilmeyi becerememişlerdir… dünya ve doğa çingene iken insanoğlu çingene olamamıştır… ne zaman insanlık çingene olmayı becerecektir o zaman dünya yaşanır bir gezegen olacaktır…

dünya ağlarken de, ağlanacak haline gülerken de; çingeneler gezen, kendilerine has kültürlerine sımsıkı sarılan, kıvrak dansları, neşeli tavırlarıyla bambaşka bir yaşam felsefesini nesilden nesile aktararak yaşayan insanlar olmuşlardır… çok üzüntüler yaşamışlardır ama neşeli olarak bilinirler… büyük ihtimalle dünyanın ağlanacak halini gördükçe gülmüşlerdir… dünyayı dünya olmaktan çıkaran hırslı insanları ve toplumları gördükçe onları alaya almışlardır neşeleriyle… üzüntülerini içlerinde yaşamışlardır… neşeleri, dansları, müzikleri ve her şeyiyle yaşam tarzları, dünya görüşlerinin tepkisel dışa vurumudur bence… dünyayı yaşanmaz hale getiren “ötekilere” bir tepkidir bu…

çoğunluğa uymayana diğerleri gözüyle bakılır ve çoğu zaman çingenelere o gözle bakılmıştır ama aslında “diğerleri” yani “öteki olan” çingeneler değil, bizleriz… çünkü doğa bugünkü insanı yaratmadı!... doğanın yarattığı aslında çingenelerdir... doğa aslında sadece çingeneleri yaratmadı... doğa afrikayı yarattı… aborijinleri yarattı… doğa uzak doğuyu ve güney amerikayı yarattı… ama insanlık; doğayla ve doğal olanla savaşa savaşa ve yayıla yayıla, nihayet günümüz dünyasını yarattı… yoldan çıkan insanlık şekilden şekilde girerek, zaman zaman yer değiştirerek hep aynı yolu izledi… yada yolsuzluğu… modern insan afrikayı köle yaptı… aborijinleri de… güney amerikayı ve uzak doğuyu da… yani bugünün 3. dünyasını… köleliğin sadece ayaklara pranga geçirip çalıştırarak yapılmadığını, çok farklı şekillerinin bulunduğunu ve günümüzde de çok daha ağır bir biçimde sürdüğünü sadece adının değiştiğini hatırlatmak isterim…

köleliğe karşı en uzun süre direnebilen insanlar çingenelerdir…

köleci zihniyet çok yakın bir tarihe kadar sadece çingeneleri kölesi yapamamıştı!… dikkatinizi çekerim yapamamış idi!… ama günümüzde artık kölelik kavramı değiştiği ve daha başarılı olabilmek için şekilden şekle girdiği için, değişik yollar deneyerek sonunda çingeneleri de kendisine benzetmeye başlamıştır artık… artık çingeneler de yerleşik hayata geçmek zorunda kalmışlardır… en büyük korkum, çingene kültürünün ve yaşam tarzının daha doğrusu düşünce tarzının yok olup gitmesidir…

ab ye sığmayan yeryüzü seyyahları

"beyaz adam toprağın efendisi olmak istiyor, oysa biz dostuyuz... beyaz adam bilmiyor yanlış yaptığını hep sahip oluyor, hep daha fazlasını istiyor, almak için öldürüyor, kan döküyor, sahip olma duygusu beynini kemiriyor."

bu felsefe karşıma ilk olarak afrikada çıktı… daha sonra avustralyada… kızılderilerde… güney amerikada… himalayalarda ve şimdi de çingenelerde… daha önce sahip olmak ile ilgili bir paylaşımda bulunmuştum, okuyabilirsiniz... aslında tepeden bakacak olursak bu felsefe, dünyayı eşitçe yaşayan, tüketmeden kirletmeden beraberce ve kardeşçe yaşayan herkesin felsefesi… beyaz adam bugün artık sözde uygar dünya… bu felsefe aslında hırslı olmayanların felsefesi… sahip olmak yerine paylaşmak diyenlerin felsefesi ve bu felsefe dışında kalan dünya modern! uygar! dünya… yani beyaz adam…

hiç sevmediğim, nefret ettiğim kavram "ırk" kavramıdır... bir ırkın adı olsaydı çingenelik, asla yazmazdım ayrı bir başlık altında... doğal olarak, en başta belirttiğim gibi aslen kuzey hindistan ve/veya pakistan kökenliler yani sonuçta orijinleri belli ama göç edip, tüm dünyaya yayıldıkları için, bugün artık çingenelerin kökeni şusu busu gibi bir şey yoktur... dediğim gibi, çok sevimsiz konular bunlar ama mecburen yazıyorum...

mecburen yazıyorum çünkü çingeneler bize ırk, köken, soy vs vs vs gibi saçmalıkların ne kadar gereksiz olduğunu çok iyi öğretiyorlar...

nasıl öğretiyorlar?... insan olmanın ve apayrı harika bir kültüre sahip olmanın yeterli olduğunu göstererek... bugün dünyanın her yerinde, çok farklı kültürlerle kaynaşmış olmalarına rağmen, sadece bir kaç saniyede net biçimde anlaşılabilen apayrı bir kültüre ve yaşam tarzına sahipler... demek ki neymiş? önemli olan köken değilmiş; insan olmak, kültüre sahip olmak ve kimseye zerre kadar zarar vermeden, kendi halinde yaşayabilmekmiş önemli olan...

bugün bir çok kültür asimile edilip, yok edilmiş durumda ama çingene kültürü erozyona uğramış olmakla birlikte, hala dimdik ayakta... ve işin en güzel yanı, aslen çingene olmayıp, çingene yaşam tarzını benimseyen ve onlar gibi yaşamayı tercih edip, benimseyen çok önemli bir kitle var bugün dünyada... adına hippi denebilir... yada daha geniş kullanım şekliyle seyyah denebilir... özetle; bugün hemen her ülkede aslen çingene olmayıp, çingene yaşam tarzını benimseyen insanların sayısı sürekli artıyor...

çingeneler bir yandan sürekli erozyona uğratılıyorlar modern insanlarca ama diğer yandan aslında çingeneler de o modernlikten bıkmış insanları sürekli kendi kültürlerine çekiyorlar... modern yaşam tarzı kötülüğünü artık o kadar çok hissettirmeye ve kendini ağır bir şekilde göstermeye başladı ki; yerleşik yaşam içinde sürekli kahrolmakta olan insanlar yavaş yavaş saf değiştirmeye ve modern anlayışı terk edip, çingene kültürüne sahip çıkmaya başladılar...

umarım (hatta ben oldukça eminim sayılır aslında); gün gelecek, modern yaşam tarzının sürekli öğüttüğü insanlar büyük kitleler halinde baş kaldıracaklar...

çingenelik nedir? roman olabilmek nasıl bir şeydir?

cevap: çok iyi bir şeydir... bildiğim kadarıyla, madde madde yazayım... tabii bilmediğim, bildiğimden kat kat fazladır... o sebeple, hem eksikliklerim için, hem de bu yazıda yaptığım ve yapacağım tüm hatalar için özür dileyeyim çünkü ben sadece anladığımı yazacağım, gerçekler benim anladığımdan farklı da olabilir...

---> çingenelerin önemli bir bölümü bugün amerika kıtasında... çok daha fazlası ise avrupada... 2 milyon kişi de olabilir çingene halkı, 12 milyon kişi de... önemli mi?... değil... nerede oldukları da önemli değil... zaten yakın zamana kadar sürekli gezmişler... yerinde duramamak, çingene kültürünün temeli... bu sebeple pek de sevilmemişler... bunun sebebi aslında zerre kadar kendilerinden kaynaklanmıyor... şöyle düşünün; yerleşik yerleşik yaşıyorsunuz kasabanızda! birden birileri çıkıp geliyor! müzik yapıyorlar, dans ediyorlar... düzeni, yöneticileri, kuralları filan da takmıyorlar pek... istiyorsunuz ki herkes sizin gibi olsun ama olamazlar ki sizin gibi, çok zor... bakıyorsunuz, sizin gençler de onlar gibi olmak istiyorlar!!!... gençleri dizginleyemeyeceksiniz!!! eyvah eyvah; o zaman yapılacak tek şey var; bir şekilde kaçıracaksınız onları... zaten bağlasanız durmazlar ki!... gidiyorlar sizin çöplüğünüzden... hiç de meraklısı değiller zaten çöplüğünüzün...

---> sinir bozucu bir neşeleri ve mutlulukları var!... al sana bir dert daha!... bu durumu şuna benzetiyorum ben: hani çocuğunuzu döversiniz ama o kalkar göbek atarak "acımadı ki acımadı ki" der ya!... öyle işte... hiç mi acıları yok?... olmaz mı! üstelik sizinkilerden kat kat fazla ama hayatı çözmüşler işte... hayatı çözemeyenlerden kaçıyorlar aslında... her şeye rağmen gülümseyebilmek gerçek insan olabilmenin temelinde yatar... o yüzden kendilerine roman denmesini tercih ediyorlar... yönetmenliğini sally potter ın yaptığı erkeğin gözyaşları filmini izlemek gerek...

---> çoook yetenekliler... ellerinden her iş geliyor... çünkü çetin şartlarda yaşıyorlar ve başlarına gelen her sorunun kendi becerileriyle üstesinden gelmek zorundalar... hem sanatkarlar, hem de zanaatkarlar... ruhları gibi becerileri de çok gelişmiş... doğaçlama yaşıyorlar çünkü... biz, modern insanlar olarak, bize uygun görüleni yaşamaya çalışıyoruz...

---> yaşam tarzlarının ve hayat görüşlerinin temeli sadece barış üzerine kurulu... savaşmıyorlar... asker olamıyorlar... birilerini baskı altına almak, yönetmek, yönetilmek, idare etmek, birilerinin üzerinden para kazanmak filan yok çingenelerde... tarih içinde köleleştirildikleri ve savaştırıldıkları olmuş tabii... zorla, cebren ve hile ile...

---> oradan oraya sürülmüşler tarih içinde... deniz aşırı sürgünler, asimilasyon politikaları, çocuklarının alınıp başkalarına verilmesi, kendi aralarında evlenmelerinin yasaklanması, bazen de başkaları ile evlenmelerinin yasaklanması, katliamlar vs vs vs...

---> çevreyi de kirletmiyorlar!... dünyaları da çevreleri de temiz... üstelik sahip oldukları üstün beceriler ve yaşam tarzları dünyayı koruyabilmenin mümkün olduğunu da gösteriyor... yerleşik insan ne yapıyorsa, onlar yapmıyorlar... yerleşik insanın yapmadıklarını da onlar yapıyorlar...

---> bence en önemlisi; çingeneler gerçek insanlar!... insan olmanın tüm gereklerini yaşıyorlar, yaşatıyorlar... çingeneler ve sahip oldukları derin kültür aslında dünya için çok büyük öneme sahip... yeryüzündeki tüm çingeneler ve onlara uygun görülen değil, "gerçek kültürleri" dünya kültür mirası olarak mutlaka korunmalıdır...

çingenelik öğrenilebilir...

çok zor ama imkansız değil... en azından biraz çingene olmalıyız diye düşünüyorum... nasıl mı?... şöyle;

işe öncelikle şu gereksiz teknolojiyi ve modernliği, daha da doğrusu, şu kapitalizmin ve emperyalist dünyanın empoze ettiklerini bir bir sorgulamakla başlamakta yarar var... samimi olarak tabii...

şu sahip olduğumuz ve kölesi olduğumuz hiyerarşik düzeni de biraz sorgulamakta yarar var... en azından öl denince ölmemeyi; öldür denince öldürmemeyi öğrenmek gerekiyor...

"zeka küpü insan" yerine; "yahu biz aslında öyle zannettiğimiz gibi üstün ve apayrı özelliklere sahip canlılar değiliz yahu" anlayışının biraz yerleşmesi de gerekiyor... hadi belki zorlanırız; en azından şu yerleşmeli: "dünyada bitkiler, hayvanlar ve insanlar yaşıyorlar"...

en önemlisi; çingeneliği öğrenmek ve benimsemek... ve gerçekten benimseyip, istemek... ütopik bir yaklaşıma gerek yok; çingene olalım, atlayalım karavana gezelim dolanalım, eğlenelim gülelim değil bu çingene olmak... çingene olmak apayrı ve çok zor bir şey... aşağıdaki kitabı okumakla başlayabiliriz mesela...

Ortaçağın sonlarında Haçlı Seferlerinin yollarını kullanarak Avrupa’ya ulaşan yabancılara Bohemyalılar ya da Mısırlılar denildi. Yüzyıllar boyunca soyluların hizmetinde çalıştılar; falcılık, müzisyenlik yaptılar. Ancak 19. yüzyıl onlar için bir çöküş yüzyılı oldu. Genel Kültür Dizisi’nin bu son kitabı, bambaşka bir kültürün gücünü yeniden canlandırıyor.

Kategori: Genel Kültür
Yazar: Henriette Asséo
Çeviren: Orçun Türkay
Sayfa: 160
Ölçü: 12.5 x 17.7 cm
ISBN: 975-08-0824-X
YKY'de 1. Baskı: 2004

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

can özhan ve öğrencileri

can özhan yazıya nasıl başlayacağımı bilemedim... kaç aydır duruyor bu paylaşım taslak olarak ama elbisesini giydirip, paylaşmam lazım... ben normal koşullarda can özhan gibi ünlü ustaları değil de, ünlü birer usta olacak genç sanatçılarımızı yazıyorum... can özhan da genç sanatçı ve 32 yaşında bu aralar ama bloğun konseptinin çok dışında bir sanatçı artık... çok başarılı ve benim hiperaktif sanatçı olarak tanımladığım sanatçılarımızdan can özhan da.. konserler, projeler, ustalık sınıfları, orkestra kurmalar vb bir çok farklı aktivite devam ederken, bir çok da genç kemancı yetiştirdi ve yetiştirmeye devam ediyor... hepsi de çok başarılılar ve aslında her biri ayrı ayrı paylaşımları fazlasıyla hak ediyorlar ama ben bu tip paylaşımlar yapmayı tercih ediyorum.. yani ortada bir proje, orkestra, destek programı vs gibi bir ortak çalışma içinde yer alan genç sanatçılarımızı paylaşma gibi... bu paylaşımın konusu ise; en az sanatçılığı kadar başarılı olduğu öğretmenliği can özhan'ın... v

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

cansu naz eriş konseri

cansu naz eriş belçika musica mundi school 'da piyano eğitimine devam etmekte olan başarılı genç piyanistlerimizden cansu naz eriş , 21 şubat günü çok başarılı bir resital verdi musica mundi bach konser salonu nda... ben böyle tam konser kayıtları gördüğümde mutlaka paylaşmaya çalışıyorum, bu konseri paylaşmak için başladım yazmaya ama çok taze ve harika bir başarı haberi ile de karşılaştım... önce o haberi vereyim; pariste düzenlenen 18. c oncours international de chatou piyano yarışması nın yaş sınırlaması olmayan konser piyanisti kategorisi nde ikinciliğe layık görüldü... yarışmada birinciliğe layık görülen kimse de olmadığı için, doğal olarak yarışmanın birincisidir cansu naz... birinci seçilmemiş olması da yarışmanın kalitesini ve zorluğunu göstermesi açısından çok önemli... her türlü sıkıntıya, kısıtlamaya rağmen; gece gündüz çok yoğun bir çalışma ve tempo içerisinde geçirdiği şubat ayına yedi canlı etkinlik ve bir yarışma galibiyeti sıkıştırmayı başaran cansu naz eriş hakkın

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

ilham perileri

ilham perileri (müzler) biraz sakat bir konuya dalasım geldi, bakalım işin içinden çıkabilecekmiyim... şu anda çok az bilgim var şu ünlü ilham perileri hakkında... şöyle bir olası kaynaklara da göz gezdireyim dedim, gözüm de korktu ama yıllardır hep ilgimi çeker bu ilham perileri... müzler de deniyor, musalar da... ingilizce muses... hemen her dilde yunanca orijinaline sadık kalınmış... Μοῦσαι (moũsai) ise orijinali oluyor... yunanca tabii... müz kelimesinin kökeni de "men" miş... bana pek bi alakasız geldi ama öyleymiş sonuçta... men kelimesi ise çok fazla ciddi anlamlar taşıyor: akıl, düşünce ve yaratıcılık!... umarım ingilizce insanoğlu denen "men" buradan gelmiyordur ama sanki öyle... bu kadarla da kalmıyor, bu 3 ana kavramın altını dolduran konular çok önemli; bilim, edebiyat ve sanat... konu ağır anlayacağınız... men kelimesinden köken aldığı söylenen müzler ise sanat, bilim ve edebiyat alanında eserler veren insanlara ilham getirmekle görevli periler.

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va