Ana içeriğe atla

çılgın elmas

dövme tatoo
shine on you crazy diamond
bir süredir, bir yandan dinlediğim, daha doğrusu "dinlemeden uyumadıklarım" olarak tabir ettiğim parçaları yazıyorum, bir yandan da "kime ne yahu benim dinlediklerimden" diyorum içimden... üstelik yazdıklarım da herkesin, daha doğrusu ilgili herkesin zaten dinlediği şeyler... üstelik bu "shine on you crazy diamond" denen şeyi belli bir kesim ezbere bilir... pink floyd; büyük bir kesim için the wall dur... daha küçük bir kesim için echoes, wish you were here ve shine on you crazy diamond dır... ben de daha küçük gruba girenlerdenim... gitar manyakları içindir bu parça özellikle... veya kafası sağlam olmayanlar içindir... bozuk kafalı gitar manyakları için ise; bu parça sadece çok özel anlarda, belli ritüeller eşliğinde dinlenir... bakmayın dinlemeden uyumadıklarım dediğime, bu parçanın hastaları çok az dinlerler... baş ucu parçaları da kendi içinde ayrılırlar; üst üste dinlenenler, her gün 1 kere dinlenenler, mutluyken dinlenenler, mutsuzken dinlenenler, arada sırada dinlenenler ve nadiren dinlenenler gibi... bu parça çok iyi olduğu için nadiren dinlenebilir... yada benim için öyle ama sanmıyorum bu parçayı öylesine, sebepsiz yere ve sağlam kafayla dinleyenler olabileceğini...

parça zaten çok uzun... yarım saat üzerindedir ve plağın bir yüzüne tamamı sığmadığı için -yada belki de tamamı insana bir anda sığmayacağı için- ikiye bölünmüştür ve yarısı arka yüzdedir... ben part 1 hastasıyım, yazdığım da part 1 zaten... parçanın toplamı 9 bölümden oluşuyor, ilk 5 bölümü 1. yüzde, 4 bölüm arkada... parça çok yumuşak, rahatlatıcı ve tekdüze synthisizer ile başlıyor, minimoog ile devam ediyor ve sakin sakin giderken david gilmour ın yine çok yumuşak gitar girişi ile devam ediyor... ilk dinleyişimde bu gitar tonuna hasta olmuştum... şu anda yazarken dinliyorum, hala daha hastayım... ben parçayı neden anlatıyorum ki film anlatır gibi... aşağıda paylaşayım hemen, dinlememiş olan varsa dinlesin bir yandan... gerçi filmden öte bir parça bu...



shine on you crazy diamond, "wish you were here" konsept albümünün ilk ve son parçası... daha doğrusu part 1 ve part 2 arasında, wish you were here, have a cigar ve welcome to the machine parçaları mevcut... 2 parça, müzik endüstrisi üzerine... ama albüme adını veren wish you were here çok çok önemli ve üzerinde durulması gerekiyor... wish you were here yani keşke burada olsaydın... albüm geneli ve özellikle shine on  you crazy diamond gibi, bu parça da pink floyd un kurucusu ve isim babası "syd barret" içindir... özellikle syd barrett e duyulan büyük özlemdir bu parça ve insanın yalnızlığıdır konu ... "cehennemden cenneti, acılar içinden mavi gökyüzünü anlatabileceğini mi düşünüyorsun?" sorusuyla başlayıp, "biz sadece balık kabında yüzen iki kayıp ruhuz, yıllar boyunca hep aynı yüzeyde koşan... ne buldun? aynı eski korkuları mı?" sorusuyla biter ve ekler, keşke burada olsaydın...

konu wish you were here değil tabii ama albüm konsept bir albüm yani konusu var ve konu syd barrett... hiç bir pink floyd üyesi bu albümün syd barrett a ithafen, ona duydukları büyük özlem ve sevgi sebebiyle yapıldığını söylememiştir ama tüm dünya bunun böyle olduğunu biliyor... sadece telaffuz edilmemiştir grup üyelerince... dediğim gibi, bu parçanın syd barrett için yapılıp yapılmadığı bir muamma ama yapıldığı dönem, şarkının sözleri ve pink floyd a yakın ciddi kaynaklar bu parçanın syd barrett için yapıldığını yoğun biçimde vurguluyor...

syd barrett
syd barrett çok önemli bir adam... pink floyd un kurucularından, isim babası... çok iyi bir müzisyen... ama çok erken yaşta babasını kaybetmiş olması sebebiyle yaşadığı travmayı bir türlü atlatamamış... bebek yüzlü olarak biliniyor ve içindeki çocuğu da hiç öldürmediği söyleniyor sağda solda... yani en kötü zamanlarında bile onu yaşatan içindeki çocuk olmuş... uyuşturucu sebebiyle, parçalarında fantastik kavramlar ve halüsinasyonlarında gördüğü kişileri kullanmış... daha sonra iyice sapıtmış... uyuşturucu sarmayı anlattığı parçası yasaklanmış... aynı melodileri dakikalarca kullandığı parçalar yapmaya ve konserlerde aynı akoru konser boyunca çalmaya devam etmesi gibi gibi tuhaflıklar yapmaya başlamış ve büyük ihtimalle çevresini yiyip bitirmiştir ki, grubun diğer üyeleri kendisiyle sadece söz yazarı olarak çalışma kararı almak zorunda kalmış... sonrasında da bir kaç solo çalışma yapıp, sırra kadem basmıştır...

shine on you crazy diamond ın 1, 3, ve 5. kelimelerinin ilk harfleri syd dir... pek bi anlam ifade eder mi bilmiyorum ama bu parçanın syd barrett için yapıldığı çok aşikar... tıpkı wish you were here gibi... albümün kayıtları esnasında, syd barrett in stüdyoya hiç tanınmayacak vaziyette geldiği, kim olduğunu söylemediği ancak grup üyelerince zor da olsa tanındığı söylenmektedir... kendisini görünce hepsinin sarılıp ağladığı da rivayet ediliyor... aslında rivayet değil, bu olayın olduğu stüdyo çalışanlarınca doğrulanıyor... kendisi için yapılan parçaları kötü ve demode bulduğunu söyleyip, ayrılmış stüdyodan ve bir daha görüşmemişler... syd barrett onlar için asla unutulabilecek birisi değildir... aşırı anormaldir, aşırı diyorum çünkü grubun diğer elemanlarının normal oldukları söylenemez... aşırı duygusaldır syd barrett... aşırı melankolik, tutkulu, depresif ve tepkisizdir... kendi halindedir vs vs vs... benzeri bir konuyu van gogh ve gaugin için daha önce de yazmıştım, şimdi onlar geldi aklıma... tek fark, pink floyd üyelerinin farklı davranması... hiç bir zaman unutmadılar... tüm zamanların en iyi eserleri arasında sürekli yer alan bu parçayı yaparak çok büyük bir vefa örneği gösterdiler... syd barrett i sürekli aramışlar, davet etmişler, araya elçiler koymuşlar ama barrett bir kez bile yanıt vermemiş, kendi kabuğuna çekilmiş ve ressamlık yapmış bir süre... 2006 yılının temmuz ayında da ebediyete intikal etmiş...

parça hem grup üyelerinin ruh durumunu, hem de barrett in durumunu çok iyi anlatmaktadır... başından sonuna kadar hüzünlü ve duygusaldır... çok ilginç, bu parça dinleyen herkesin beyninde farklı olmakla birlikte, birbirine çok yakın figürlerin oluşmasına sebep oluyormuş... insanın ruh halini değiştirebilen nadir parçalardan biri... stüdyoda david gilmour birden bu parçanın girişini çalmaya başlamış... büyük ihtimalle o anda ve doğaçlama olarak... roger waters, duyduğu bu melodinin çok hüzünlü olduğunu söylüyor daha sonra bir röportajında ve hemen o melodi üzerine parçanın sözlerini yazmış... aşırı felsefik sözler ve parçanın vokali de çok hüzünlü... sevilen ve unutulmayan bir dost anca bu parçadaki gibi anlatılabilir... sözler türkçeye çevrilince tuhaf oluyor, merak eden internetten bulup, okuyabilir...



yukarıda da david gilmour un muhteşem canlı kaydını paylaşmadan edemedim...

Yorumlar

Ayın Çok Okunanları

deniz neva ertürk

"gelecekte caza geçebilir" yada "bakarsınız, progresif müzik yapar" vb gibi bir takım kehanetlerde bulunamayacağım bir paylaşım olacak gibi görünüyor genç piyanist deniz neva ertürk hakkındaki bu paylaşım... sürekli takip edenler anlamıştır ne demek istediğimi ama ilk defa okuyan anlamayabilir; ben özellikle prog ve caz hastası olduğum için, burada gençlerin kafalarını çelip, klasik müzikten biraz saptırmaya çalışan bir tipim ama deniz neva ertürk'ü dinlerken, kendisine bu tip lafların pek işlemeyeceğini anlamış bulunuyorum... gelecek ne getirir tabii bilinmez, bakarsınız yeni bir ayşedeniz doğar ama deniz neva nedense bana tam bir klasik piyanist izlenimi verdi... yani klasik eserlere harfiyen bağlı, bilinen orijinal halleri ne ise bire bir çalma azmi içinde bir konser piyanisti sezdim... anlatamadım değil mi?... farkındayım:)... ama anlatmadan bırakmam merak etmeyin...

adına inatla klasik denen bu muhteşem müzik, diğer müzik türlerinin de anası olduğu için, …

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin...


aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim...

"çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum...

"nasıl çocuğa gitar alınır"…

duru aydın'dan bir sezonda 9 konser

hakkında en çok paylaşım yaptığım isimlerden biri piyanist duru aydın... önceki paylaşımları mutlaka okuyun... aşağıdaki paylaşımlar, direk kendisiyle ilgili olanlar ve bir çok farklı paylaşımda da duru'dan bahsettim sürekli... işin gerçeği, ben kendisini tanıdığım günden beri neredeyse her ay bir şekilde hakkında güzel haberler aldım desem yeridir... belki daha sık... şimdi fark ettim ki, ilk paylaşımın üzerinden sadece 1 yıl geçmiş neredeyse! ve ben bu kadar kısa süre içinde o kadar çok başarısından bahsetmişim ki! kendim de inanamadım!...

duru aydınduru aydın'dan güzel haberlerduru aydın'dan meriç soylu'ya

kendisini tanımam ve dikkatimi çekmesi yarışmalar sayesinde oldu ama bu paylaşımda en az bahsedeceğim konu, yarışma... ben yarışmaları sevmem, bilen bilir... benim kişisel sabit fikrime göre; müzisyen konser verir... albüm de yapar tabii dilerse ama müzisyen aslında konser verir arkadaş... duru aydın da bu sezon bol bol konser verdi ve ben bir noktaya kadar bahsett…

çağla karaali

çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?...

konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... kendinden daha iyi bakacaksın ona...

ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onları…

damla ece'den "su"...

genç piyanist damla ece karataş hakkında daha önce paylaşım yapmamıştım ama bir çok defalar başarılarından bahsetmiştim... geçen sene tifliste gerçekleştirilen wolfgang amadeus mozart uluslararası piyano yarışmasında ikinci olmuştu ve bu yarışmada aldığı derece sebebiyle katılmaya hak kazandığı almanya'da düzenlenen musical fireworks in baden-württemberg yarışmasında da birinci olmuştu...

genç müzisyenlerden son haberler

hakkında hiç paylaşım yapmamış olmakla birlikte, sürekli takip ettiğim bir yetenek damla ece karataş... yukarıdaki başarıları sonrasında, çev sanat seçmelerine girdi ve başarılı bulunarak çev sanat bursiyeri oldu geçtiğimiz haziran ayında...

ben sadece takip edebildiğim kadarıyla, önemli çalışmalarından bahsediyorum... yine geçtiğimiz haziran ayında, 18-22 haziran 2018 tarihlerinde düzenlenen uluslararası bilkent piyano festivali'nde piyano ve müzik dünyasının çok önemli isimleri ile genç yetenekler bir araya gelmişlerdi ve damla ece de katılımcı olarak kabul …

cansu naz eriş'ten bir sezonda 3 konçerto

sürekli yakından takip ettiğim ama bu sezon içindeki çalışmaları hakkında detaylı bilgi veremediğim genç piyanist cansu naz eriş hakkında sürekli güzel haberler geliyor... ben konserlere çok önem veriyorum, cansu naz da sürekli önemli konserlerde sahne alıyor ve çok da önemli eserler seslendiriyor...

kısa bir süre önce paylaşmıştım, burada yine belirtmem gerekiyor; cansu naz eriş, istanbul devlet senfoni orkestrası tarafından, sedat gürel-güzin gürel sanat ve bilim vakfı işbirliği ile 5 mayıs 2019 tarihinde düzenlenen ulusal genç yetenekler yarışmasında birincilik derecesini almıştı... o paylaşımı da okursanız sevinirim...

yarışmanın ödülü olarak; yarışmaya katıldığı eser olan prokofiev’in 1 numaralı re minör piyano konçertosunun tamamını 20 mayıs 2019 tarihinde, istanbul devlet senfoni orkestrası eşliğinde solist olarak seslendirecek cansu naz...

11 Aralık 2018 tarihinde istanbul üniversitesi devlet konservatuvarı senfoni orkestrası ile mendelssohn'un 2 numaralı piyano konçertosu

piyanist sena erünsal'dan başarı haberleri

mimar sinan güzel sanatlar üniversitesi devlet konservatuvarı 8. sınıf öğrencisi olan sena erünsal; 4-9 haziran tarihlerinde, italya milano'da düzenlenen piano talents 2019 yarışmasında ikincilik ödülünü kazandı... 6-21 yaş arası genç yeteneklerin katıldığı ve 9 yıldır düzenlenen yarışma, casa verdi büyük salonda gerçekleştirildi...

bu haberi paylaşırken denk geliş karşıma çıktı, hemen o bilgiyi de buraya ekleyeyim... piyanist sena erünsal, mayıs ayında da uluslararası salzburg grand prize virtuoso yarışmasında da ikinciliği kazanmış... bu güzel haberi duymamıştım... internet üzerinden yapılan bir yarışma ve çok önemli çünkü bu yarışmada derece alan müzisyenler konser verme hakkı da kazanıyorlar... önümüzdeki sezon wiener saal salzburg'da konsere çıkacak sena erünsal...

mimar sinan güzel sanatlar üniversitesi devlet konservatuvarı'nda, ünlü piyanistimiz iris şentürker ile çalışmalarını sürdüren sena'yı, öğretmenini ve tabii ki ailesini kutluyorum...

sena erünsal oldukç…

adil kerem ünal

bir felaket piyanist daha hızla sahnelerde boy göstermeye başladı... hemşehrim adil kerem ünal... hemşehrim olunca yada olmayınca ne değişiyor? onu da anlamış değilim ama olsun... 1 yılı aşkın bir süredir takip ediyorum kendisini, kısa sürede çizginin oldukça üstünde olduğunu gösterdi bizlere... öğretmeni maestro ibrahim yazıcı ile çalışma videolarını izliyordum bir süredir, zaten belli idi üstün gayreti ve hedeflediği başarı; en son olten filarmoni ile izledim, resmen sol şeridi boşaltın, ben geliyorum diyor... bu sayfada daha önce bahsettiğim piyanist abi ve ablalarının kulvarından gidiyor adil kerem ünal da...

9 yaşında bu aralar adil kerem ünal ve her şey kendisine alınan bir oyuncak org ile başlamış... bir başka rivayete göre ise; babaannesinin evindeki orgmuş her şeyin sebebi... çok da önemli değil ama ben babaanneyi merak ettim şimdi çok:))... yani her babaannenin evinde org bulunmaz da o yüzden... babaanneler genelde sütlaç, muhallebi yaparlardı eskiden... neyse artık... herh…

ayça yasa

tam sevdiğim tarzda bir genç müzisyeni yazmaya başladım... şimdilik genç piyano sanatçısı ayça yasa olarak tanıtayım kendisini, ileride herkes bir çok farklı çalışmaya imza atan bir ayçayı tanıyacak muhtemelen... olaya biraz gizem katınca daha çok okunuyor bu yazılar:)... genelde sonlarda yazdığım muhteşem kehanetlerimi bu sefer en başta yazıyorum... gülmeyin, şimdiye kadarki kehanetlerimin bir çoğu tuttu, geri kalanı da tutmak üzere:)... herhalde "dediklerini yapalım da, şu garibi sevindirelim" diyorlar sağ olsunlar:)...

yahu ne kehaneti, baba vanga mıyım ben:)... bir gencin 2 videosunu izleyin, gelecekte neler yapacağı apaçık anlaşılıyor... çok başarılı olacakları zaten kesin, o başarının üzerine neler koyabilecekleri, klasik çizgide kalıp kalmayacakları, o çizginin dışına çıkacaklarsa eğer, hangi yöne doğru yol alacakları, neler yapacakları gerçekten anlaşılıyor... 2 videoya ek olarak, biraz da çabalayıp; röportajlarına, yazdıklarına, çizdiklerine, söylediklerine ve sosy…

gnossienne

gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser...

önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk bağımsız dans gösterisi...

asıl adı eric alfred leslie satie olan ve adını daha sonra erik olarak değiştiren er…