Ana içeriğe atla

gauguin vs van gogh

van gogh ve gauguin
gauguin ve van gogh çok yakın arkadaştılar... ikisi de "anormaldiler"... resim konusundaki tartışmaları doğal olarak nazik olmuyordu... van gogh arkadaşı tarafından terk edileceği korkusunu yaşadı ve depresyona girdi... tepki olarak da kendi kulağını kesti attı... korkulan ne varsa, mutlaka başa gelir... kulağını kestiği için, gauguin van goghu terketti!... olan biten bu...

yeni bir rivayete göreyse, van gogh kulağını kendisi kesmemiş... van gogh un kulağını kesen, arkadaşı gauguinmiş... alman sanat tarihçileri -ellerinde kesin kanıt olmamakla birlikte- bu iddiada bulunmuşlar... gauguin oldukça iyi bir eskrimciymiş... tartışmışlar ve bitmek bilmeyen tartışmalar sonucunda, gauguin eskrim kılıcı dahil, pılısını pırtısını toplamış ve evi terk etmiş... galiba öncesinde de van gogh ona bardak fırlatmış... gauguin giderken, van gogh da peşinden koşmuş, sokakta kulak kesilme olayı gerçekleşmiş ve kesik kulak, yakındaki bir geneleve verilmiş van gogh tarafından... ama alman sanat tarihçilere göre, kulağı kesip atan gauguinmiş...

dedikodu aptallığından nefret eden biri olarak, ağır sanat camiası dedikodularına bile bulaştım:)... neyse, van gogh ile gauguin arasında "sessizlik" mutabakatı varmış ve bu olay hakkında hiç bir bilgi vermemişler zaten... bugün ağır basan görüşe göre; van gogh, çok sevdiği arkadaşı olan gauguini korumak için, kulağını kendisinin kestiğini yaymış etrafa...

van gogh gibi bir çok dehaya ve sanatçıya ruh hastası denmiştir... mesela paganini yada salvador dali gibi... ve bir çoğu... milyonlarca insan içinden 3-5 kişinin farklı yapıda olması, milyonlarca hatta milyarlarca insanın "normal" ama o 3-5 kişinin "anormal" olduğunu göstermez...

hayatta inanmadığım tek bilim dalı psikolojidir!... bozulan bozulsun... çok saçmalamış da olabilirim ama bence öyle... psikoloji bilimi ters!... normale anormal deyip geçiyor... bence anormal bulunan 3-5 dahi gayet normal iken, geriye kalan milyarlarca insan normal değildir!... zaten normal ve anormal kavramları kişiden kişiye değişir... ama psikoloji damgayı vurup geçiyor, sevmem o yüzden psikolojiyi...

her insanın dünyaya geliş amacı vardır ama "normal" olarak algılanan insanlar bu geliş amaçlarını unutmuş olan alelade yaratıklardır... unutmayıp amacını gerçekleştiren dehalar ise "anormal" bulunmuşlardır her çağda... kendini normal kabul edip dahileri anormal olarak gören milyarlarca insan bu dünyaya ne katmışlardır?

eğer normallik dünyaya gelişi ile gidişi arasındaki süre içinde hiç bir fark yaratamamak ise, eksik olsun o normallik!...

insanlık bu yüzden gelişemedi... geriye gidiyor... ortada gelişmiş olarak görünen şey "insanlık" değil... yada insan değil... dekore edilen dünya gelişmiş olabilir sadece... bir canlı olarak "insan" sürekli gerilemektedir... çünkü insanı insan yapan bence çok önemli özellikler artık yok... mesela tutku!... heyecan!... farkındalık!... bilinç!... içgüdüler!... yaşama sevinci, zevkler falan filan... insanı canlı yapan bir çok özellik gittikçe körelmiş ve köreliyor... insan olmak para kazanıp karın doyurmak ve neslini devam ettirmek olmuş... farkındaysanız neslini devam ettirme içgüdüsü bile yavaş yavaş köreliyor...

günümüz insanı; tutkuları, korkuları, kıskançlıkları, heyecanı olan, yaratıcı ruha ve bilince sahip, farkında olan insanı "anormal" olarak görmeye başlamış durumda... bunları hissedemeyen, hissetse bile yaşayamayan kendisini de "normal" kabul etmiş... ve psikoloji bilimi ile uğraşanlar da daha çok bu normaller içinden çıktığı için, dahiler bir bir "anormal" sınıfına girmişler...

tutkulu, korkuları heyecanı vs vs vs olan insan, bir başka deyişle doğal olan bir insan kulağını kesebilir... başka şeyler de yapabilir... bu dışa vurmaktır... tepkidir... belki karşı çıkıştır belki de başka bir şey... beyni farklı çalışan bir dahi, tıp biliminin halüsinasyon yada varsanı dediği şeyleri yaşayabilir... tıp bilimi buna hastalık demiş geçmiş! ama bu varsanıların o dahi için "bir gerçek olabileceğini" tıp bilimi ve kendini normal olarak kabul eden insanlar bir an bile düşünmemişler...

milyarlarca insan normal davranışlar sergilerken, van gogh sergilemiyor... üstelik kulağını da kesmiş... halüsinasyon da görüyor... o zaman van gogh "hasta", geri kalan ise "normal"!

bu insanlar sahip oldukları yada kendilerine evrenin bir lütfu olan "farklılıkları" içlerine atmadılar... üzerini örtmediler, gizlemediler... farklılıklarından utanç duymadılar... farklılıklarını yaşadılar ve sanatçı dahiler oldular...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

can özhan ve öğrencileri

can özhan yazıya nasıl başlayacağımı bilemedim... kaç aydır duruyor bu paylaşım taslak olarak ama elbisesini giydirip, paylaşmam lazım... ben normal koşullarda can özhan gibi ünlü ustaları değil de, ünlü birer usta olacak genç sanatçılarımızı yazıyorum... can özhan da genç sanatçı ve 32 yaşında bu aralar ama bloğun konseptinin çok dışında bir sanatçı artık... çok başarılı ve benim hiperaktif sanatçı olarak tanımladığım sanatçılarımızdan can özhan da.. konserler, projeler, ustalık sınıfları, orkestra kurmalar vb bir çok farklı aktivite devam ederken, bir çok da genç kemancı yetiştirdi ve yetiştirmeye devam ediyor... hepsi de çok başarılılar ve aslında her biri ayrı ayrı paylaşımları fazlasıyla hak ediyorlar ama ben bu tip paylaşımlar yapmayı tercih ediyorum.. yani ortada bir proje, orkestra, destek programı vs gibi bir ortak çalışma içinde yer alan genç sanatçılarımızı paylaşma gibi... bu paylaşımın konusu ise; en az sanatçılığı kadar başarılı olduğu öğretmenliği can özhan'ın... v

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

cansu naz eriş konseri

cansu naz eriş belçika musica mundi school 'da piyano eğitimine devam etmekte olan başarılı genç piyanistlerimizden cansu naz eriş , 21 şubat günü çok başarılı bir resital verdi musica mundi bach konser salonu nda... ben böyle tam konser kayıtları gördüğümde mutlaka paylaşmaya çalışıyorum, bu konseri paylaşmak için başladım yazmaya ama çok taze ve harika bir başarı haberi ile de karşılaştım... önce o haberi vereyim; pariste düzenlenen 18. c oncours international de chatou piyano yarışması nın yaş sınırlaması olmayan konser piyanisti kategorisi nde ikinciliğe layık görüldü... yarışmada birinciliğe layık görülen kimse de olmadığı için, doğal olarak yarışmanın birincisidir cansu naz... birinci seçilmemiş olması da yarışmanın kalitesini ve zorluğunu göstermesi açısından çok önemli... her türlü sıkıntıya, kısıtlamaya rağmen; gece gündüz çok yoğun bir çalışma ve tempo içerisinde geçirdiği şubat ayına yedi canlı etkinlik ve bir yarışma galibiyeti sıkıştırmayı başaran cansu naz eriş hakkın

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ilham perileri

ilham perileri (müzler) biraz sakat bir konuya dalasım geldi, bakalım işin içinden çıkabilecekmiyim... şu anda çok az bilgim var şu ünlü ilham perileri hakkında... şöyle bir olası kaynaklara da göz gezdireyim dedim, gözüm de korktu ama yıllardır hep ilgimi çeker bu ilham perileri... müzler de deniyor, musalar da... ingilizce muses... hemen her dilde yunanca orijinaline sadık kalınmış... Μοῦσαι (moũsai) ise orijinali oluyor... yunanca tabii... müz kelimesinin kökeni de "men" miş... bana pek bi alakasız geldi ama öyleymiş sonuçta... men kelimesi ise çok fazla ciddi anlamlar taşıyor: akıl, düşünce ve yaratıcılık!... umarım ingilizce insanoğlu denen "men" buradan gelmiyordur ama sanki öyle... bu kadarla da kalmıyor, bu 3 ana kavramın altını dolduran konular çok önemli; bilim, edebiyat ve sanat... konu ağır anlayacağınız... men kelimesinden köken aldığı söylenen müzler ise sanat, bilim ve edebiyat alanında eserler veren insanlara ilham getirmekle görevli periler.