Ana içeriğe atla

Storm Corrosion

benim bu blog işine merak salmamın en önemli sebeplerinden birisidir burada bir şeyler paylaşırken öğrenmek!  komik yada tuhaf, belki de kötü bir şey ama öyle sonuçta... burada paylaştığım çoğu konuyu paylaşırken öğrenmişimdir yada öğrenir öğrenmez paylaşmışımdır ki bu ikisi arasında pek de bir fark yok:)... storm corrosion da fazlasıyla böyle benim için, yani pek de bir bilgim yok bu konuda:)... belki de arama motorlarında tıklayıp da buraya gelenlere karşı yaptığım büyük bir saygısızlık bu ama işe iyi yönünden bakmaya çalışırsak, (çalışın yani!), yaptığım bu saygısızlığın aslında çok iyi bir şey olduğunu anlarız:)... çünkü; birincisi, kafadan sallayamıyorum! çünkü zaten bilmediğim için bulabildiğim en ciddi kaynakları okuyorum, sonra paylaşıyorum...  ikincisi; bütün paylaşımlarda değil belki ama, çoğu paylaşımda "ön yargım bulunmadan" aktarıyorum buraya... mesela, storm corrosion konusunda nötr pozisyondayım şu anda ve allayıp pullayıp anlatarak yanlış yönlendiremem... tabii buradaki bir çok paylaşımın yazılması da öyle 10 dakika yada 1-2 saat sürmüyor!... 1 hafta, bazen 10 hafta sürüyor:)...

2007 den beri bu blog var ve ben yukarıdaki açıklamayı şimdi yapma durumunda hissettim kendimi çünkü hiç bir paylaşımda bu kadar da cahil değildim:)... o yüzden... strom corrosion u ben eren başbuğ un izmir konserinden biliyorum, onun öncesinde zerre kadar bilgim yoktu ve ben storm corrosion u grup zannediyordum:)... o derece cahili idim yani bu işin 1 ay kadar önce... eren başbuğ un konser afişinde strom corrosion u görünce, "jordan rudess i, pink floyd u biliyoruz da bu da nereden çıktı!" diyerek buldum strom corrosion u ve aşağıdaki video yu izledim, hayran kaldım!



benim yeni bir progresive grup zannettiğim storm corrosion un grup olmadığını, albüm olduğunu anlayıncaya kadar bir kaç hafta geçti:)... grup zannetmemin sebebi ise, sayfalarının adının da strom corrosion olması idi... açıklayayım da sıkma geri zekalı zannetmeyin beni:)... tabii ki, anlayacağınız, aslında bu ne bir grup, ne de bir albüm sadece... storm corrosion, tam anlamıyla bir "bir araya gelme olayı" yani bir proje...

bir araya gelenler kim mi? steven wilson ve mikael akerfeldt... projede başlangıçta mike portnoy da varmış ancak daha sonra her halde ayrılmış projeden ki şu anda adı geçmiyor... mikael akerfeldt denince tabii işin içine şu bildiğimiz opeth de giriveriyor... steven wilson ise,  porcupine tree adlı grubun kurucusu ve beyni... opeth in bazı albümlerinin prodüktörlüğünü yapmış olan bir müzik dehası... aynı zamanda yine o albümlerdeki piyano partisyonları kendisine ait...

opeth i bilirim ama black metal gibi şeyleri dinlemediğim için daha önce üzerinde durmamıştım pek... önce kısaca şu opeth den bahsedeyim, az önce dediğim gibi, ben bu black li metal i pek dinleyebilen biri değilim ama işin o kısmını bir kenara bırakırsak, bu opeth i çok beğendim! öncelikle kalite yüksek, müzisyenler çok iyi, albümler iyi... en önemlisi de şu; müzikal olarak yada melodik diyelim, çok çok iyi bence... tam bir progresif rock grubu... adamlar malzemeyi bol kullanmışlar:)...

strom corrosion da nedense malzemeden biraz çalmışlar gibi geldi bana ama hadi çamur atıyor gibi de olmasın:)... işin gerçeği, ben bu strom corrosionu pek de beğenmedim:)... aslında opeth albümü gibi ama daha kötü gibi aynı zamanda... neyse, ben dediğim gibi sadece 1 ay dır bu konuda fikir sahibiyim ve ukalalık etmeyeyim... tabii işin içinde steven wilson da var ve hangisinin ne kadar etkisi yada ağırlığı vardır bu projede bilemem ama pek de tutmadım bu albümü...

şimdi "lan neden yazıyon o zaman" diyeceksiniz... yazmamın sebebi yukarıda yani video da... ben video yu çok beğendim:)... resmen kısa film... çok ilginç geldi bana... her gün 1 kere mutlaka izliyorum, daha doğrusu tam olarak anlamaya çalışıyorum konuyu...

opeth i müzikal olarak çok beğendim, strom corrosion u pek beğenmedim müzikal açıdan ama videoyu izlerken müzik çok iyi gidiyor... bütün anlatmak istediğim de bu... yani bu strom corrosion aslında bir film olmalı idi...

bir de şu var; mike portnoy zaten bu albümde ne yapacakmış? ben onu anlamadım... yine ukalalık yapmayayım ama bence öyle... tutmaz ki arkadaş bu albümle mike portnoy... bilmeyenler için belirteyim, mike portnoy şu bizim dream theater ın davulcusu oluyor...

bu arada, ben bu albümü kötülemiyorum! yanlış anlaşılmasın... ben kendi açımdan baktığımda bu albümü seve seve dinlerim hatta dinliyorum zaten... bana deneysel geldi ve ben sakin sakin dinlerim zevk alarak, o ayrı ama opeth yada porcupine tree dinleyenler beğenmezler... + gerçekten opeth de ki melodik zenginlik ve malzeme burada yok... ama tipik isveç ezgileri de mevcut...

özetle, storm corrosion hafif korku ile izlenerek dinlendiğinde çok güzel:)... ve ben bu kadar yazıyı sadece şu yukarıdaki video için yazdım:)...

Yorumlar

Ayın Çok Okunanları

cem esen

yıllardır takip etmeye çalıştığım bir isim besteci ve piyanist cem esen... daha doğrusu, takip etmeye başladığım belki de ilk genç müzisyenlerimizden kendisi ama yıllardır hakkında hiç paylaşım yapmadığım bir isim aynı zamanda... bu sayfada neden bir çok genç yetenekten henüz bahsedememiş olduğumu açıklarken de cem esen'i örnek göstermişim:)... bakınız, burada... gitmişken oraya; sağa sola da bir göz gezdirin, öyle dönün...

tabii hakkında hiç bilgi vermemiş de değilim... sağ üstteki "ara" kısmına adını yazıp, okuyabilirsiniz... mesela "neden önceliğimiz geleceğimizdir?" sorusuna yanıt ararken de cem esen'in hayran kaldığım eserlerinden biri olan free variations op. 7 eserini paylaşmıştım... bu paylaşımı ben çok önemserim ve okunmasını isterim, verdiğim bağlantıdan okuyun mutlaka...

içinde gürültü eksik olmayan bir evde dünyaya gelmiş cem esen de... yani anne de baba da müzisyen... komşuların sevmediği türden evler sanatçı evleri... "vayyy sen müziğe n…

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin...


aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim...

"çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum...

"nasıl çocuğa gitar alınır"…

aslıhan keçebaşoğlu

başarılı genç bestecilerimizden aslıhan keçebaşoğlu; finlandiya'nın ünlü sibelius müzik akademisinde master yapmaya hak kazanmış... bugün birden karşıma çıkınca bu haber, çok sevindim... kendisi hakkında iki kelam etme fırsatım da çıktı bu arada...

son yıllarda eserleri ile adını sıkça duymaya başladığımız aslıhan keçebaşoğlu ile ilgili olarak öncelikle ufak bir hatırlatmada bulunmam gerekiyor, sonra bu kısmı silip atacağım okuluna başladığında... 

hem sibelius akademisine finlandiya dışından başvuran 25 aday içinden ön eleme ile seçilen 7 kişiden biri olmayı hem de o 7 kişi içinden sıyrılıp, okula kabul edilen 2 kişiden biri olmayı başardı aslıhan keçebaşoğlu... özetle bu önemli okulda yüksek lisans yapacak ancak 7 temmuz tarihine kadar acil olarak 2500 euro desteğe ihtiyacı var... sonrasında da oturma izni ve yaşamsal giderleri için de önemli bir desteğe ihtiyacı olacak doğal olarak... ilgilenenler için adresini vereyim hemen... 

aslihankecebasoglu yazacaksınız... sonrası bildiğin…

çağla karaali

çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?...

konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... kendinden daha iyi bakacaksın ona...

ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onları…

idil ve ela'dan başarı haberi

yine bir gülden gökşen hoca klasiği... iki öğrenci, 2 birincilik... idil atlıer ve ela demirkaya; the muse müzik yarışmasına katılıp, birinci olmuşlardı ama ben ertelemiştim bu paylaşımı çünkü ödül olarak yunanistanda konser vereceklerdi haziran sonunda...

temmuz ayına girdik ya, "konser verilmiş mi? bi bakayım" dedim, verilmiş tabii... ben de paylaşayım artık dedim...

the muse, internet üzerinden video paylaşımına dayalı bir yarışma ve videonuzu yarışmaya göndererek katılım sağlıyorsunuz... değerlendirme sonucunda alınan puanlara göre dereceler veriliyor ve her kategorinin birincilerine konser verme imkanı sağlanıyor... bütün dünyaya açık bir yarışma ve neredeyse tüm enstrümanlara ek olarak vokal yanında, oda orkestrası, geleneksel enstrüman ve amatör kategorileri de mevcut...

ela ve idil, birinci oldukları için konser verme hakkı kazandılar ve 29 haziran günü saat 19:00 da atina'nın en büyük salonu olan megaron konser salonunda sahne aldılar... yapılan yorumlarda, büy…

tarık kaan, ilyun ve mina'dan başarı haberi

şu yukarıda gördüğünüz üç genç piyanistimiz; tarık kaan alkan, mina urgun ve ilyun bürkev, ispanya al hambra'da düzenlenen 9. uluslararası maria herrero piyano yarışmasına gittiler ve güzel derecelerle döndüler...

ilyun bürkev ve tarık kaan alkan, kendi kategorilerinde birinci olurlarken, mina urgun da kategorisinde üçüncü olmayı başardı... her üç genç yeteneğimiz de mimar sinan güzel sanatlar üniversitesi'nde öğrenimlerine devam ediyorlar... mina urgun ise henüz yarı zamanlı olarak piyano eğitimi alıyor olmasına rağmen bu büyük başarıyı elde etti... her üç genç piyanistimizi, öğrenim gördükleri yüz aklarımızdan biri olan okullarını, öğretmenlerini ve ailelerini ayrı ayrı kutluyorum... mina'yı ise apayrı ve özel olarak kutluyorum...

üç gencimizi de maalesef daha önce paylaşma fırsatı bulamamıştım... tarık kaan alkan'ı önceki başarılarından dolayı tanıyorum ve bu sayfada defalarca hakkında güzel haberler verdim... bir paylaşımı buradan okuyabilirsiniz... kısaca da olsa…

can çakmur

çok dikkat çeken, çok başarılı bir genç piyanist can çakmur... hakkında bir şeyler yazmak için hep ileri bir zamana ertelediğim isimlerden biri kendisi ama fırsat buldukça ertelediğim bu gençleri de yazmaya çalışıyorum... can çakmur, bir çok genç yeteneğimize oranla daha fazla tanınma fırsatı yakalamış olan bir isim... tabii bu tanınırlığın sebebi, elde ettiği büyük başarılar sonuçta ve dolayısıyla medyada daha fazla yer aldı... türkiyede ilgili medyanın bile ilgisini çekebilmek için bir kaç deveye birkaç hendek atlatmanız gerekiyor... zaten ondan sonra da medyaya ihtiyacınız kalmıyor:)...

can çakmur hakkında detaylı bilgi alabilmeniz için öncelikle resmi sayfasının adresini paylaşayım... çok iyi hazırlanmış güzel bir sayfaya sahip can çakmur... fırsat buldukça araya sıkıştırıyorum, her genç yeteneğimizin mutlaka böyle bir sayfası olmalı diye düşünüyorum... umarım bir çokları gibi sayfasına kilidi vurup da facebook, instagram vb gibi pek işe yaramayan ortamlara geçmez...

www.cancakmur.…

orta çağdan günümüze hurdy gurdy

hurdy gurdy, 12. yüzyıl öncesine ait yaylı bir çalgıdan köken aldığı düşünülen oldukça eski bir müzik aleti... ilk ortaya çıktığı yer; bazı kaynaklara göre avrupa ama orta doğu orijinli olduğu konusunda neredeyse fikir birliği var gibi... üstelik atasının rebab olması da kuvvetle muhtemel... gerçi köken araştırmalarında bu kadar gerilere gidilmesi ne derece doğrudur bilmiyorum çünkü nihayetinde bütün enstrümanları en eski bir kaçına bağlayıvermek de biraz mantıksız geliyor bana... rebabın aşırı değişmiş bir hali oluyor bu durumda...

çok daha eski resimler mevcut ama ben birbirlerine benzeliklerinden dolayı jules richomme ye ait 1882 tarihli yukarıdaki tabloyu ve günümüze ait aşağıdaki fotoğrafı paylaşmayı istedim... aşağıdaki fotoğraf ise günümüzün ünlü folk rock grubu eluveitie nin gözde elemanı anna murphy ye ait... yazının sonunda bir videosunu paylaşırım mutlaka ama şimdilik şunu söylemek gerekir ki; 133 yıl öncesi ile günümüz arasında çok şey değişmiş olabilir ama işin özü aynı …

gnossienne

gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser...

önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk bağımsız dans gösterisi...

asıl adı eric alfred leslie satie olan ve adını daha sonra erik olarak değiştiren er…

light in babylon

dinlediğimde hayran kaldığım, uzun süredir paylaşmak istediğim ancak bir türlü beceremediğim bir grup light in babylon... itiraf edeyim, ön plana çıkan 2 konu var light in babylonda, şarkı söyleyen kız ve müziğin rengi... düşündüm bir an "nedir müziğin rengi" diye! tabii yok öyle bir şey ama hadi tarzı diyelim; özetle yaptıkları müzik... kişi olarak ön plana çıkan ise bence vokalist kız, yani adını bin bir zahmetle öğrendiğim michal elia kamal... israilli oluyor kendisi ama iran orijinliymiş... hemen belirteyim, vokal ön plana çıkıyor derken kesinlikle gruptaki diğer müzisyenleri bir kenara atıyor değilim!... çok başarılılar ancak michal elia kamal şarkı söylerken apayrı bir dünyaya gidiyor sanki... sesi çok iyi ve çok severek şarkı söylediği apaçık belli... izlerken kendisinin söylediği parçayı resmen yaşadığını görüyorsunuz...

santur çalan ise türk... metehan çiftçi... michal elia kamal ve julian demarque (fransız, gitarist) gezgin müzisyenler olarak 2009 yılında istanbul…