Ana içeriğe atla

art tatum efsanesi

1950’lerde klasik müzikte piyanonun devi Vladimir Horowitz ile cazda piyanonun devi Art Tatum, özel bir davete çağrılıyorlar... Horowitz piyanonun basına geçiyor, bir - iki esprili laftan sonra "Carmen" teması üzerine yazdığı "Fantezi"sini çalıyor. Tam bir "elit - showman" olarak selamlıyor davetlileri, iki eliyle öpücükler yolluyor onlara...
Horowitz tabureden kalkınca bu sefer piyanonun başına paspal, ezik görünümlü, şişko bir kör zenci oturuyor. Millet biraz şaşkın... Horowitz, kendisinden sonra piyano çalma cüretini gösteren bu ilk kişiye, Art Tatum’a dalga geçerek bakıyor. Art Tatum ilk kez dinlediği Horowitz’in "Fantezi"sini önce bastan sona bir güzel ezbere çalıyor. Sonra sondan basa... Sonra 38 ayrı stilde doğaçlama yapıyor: Blues, cool, swing, boogie... Sonra da Horowitz’in o inanılmaz zorluktaki oktav pasajlarını sol eline alıp sağ el rüzgarlarıyla sol elini alaya alıyor. New York’ta derler ki, Horowitz’in konserlere 13 yıl ara vermesi bu yüzdendir. "Zen" vardır Horowitz’de. Ama bir de "Zen peygamberleri" vardır. Horowitz 13 yıl sonra peygamber olarak dönmüştü; bu "comeback" konserini Carnegie Hall’de izleyenler bilirler, çok anlatılır. New York Times’ta çıkan eleştiride "Dayanılmaz güzeldi" denilmişti. Art Tatum ise yukarıda anlattığım olaydan birkaç hafta sonra öldü. Henüz 40 yaşlarındaydı, 2 yaşında bir kızı vardı. Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük piyanistidir. Düşünün; görme oranı yüzde 5. Neredeyse kör. Çocukken bulduğu bir caz plağı dolayısıyla müziğe başlamış. Rivayete göre bu plak tek bir piyanist tarafından değil, bir piyano duo’su, yani iki kişi tarafından yorumlanmış ve Art Tatum yıllarca bilmeyerek, çalanların 2 kişi olduğunun farkında olmayarak dinlemiş bu plağı. Bu yüzdendir ki, özellikle Ragtime (boogie) tipi parçalarda inanılmaz bir teknik ile karsılaşıyoruz. Sağ eli bazen saniyede 40-50 notayı işleyecek süratte bir beceriye sahip. "İşlemek" benim kavramlarımda "düşünerek çalmak" anlamında. "Zen" diyorum buna. Çünkü bu çalışarak olacak bir is değildir. Salt yetenek de yetersiz kalır. Bu "yeteneğin uç bir derecede yoğunlaşması" herhalde. Yani Zen... Art Tatum’u dinleyin. İlk basta onun yoğunluğu zor gelebilir dinleyiciye. Ama bu "müzik tarihinin en çok soru işareti yaratan adamı”nı mutlaka tanımanız gerek.
FAZIL SAY DAN ALINTIDIR.........
art tatum

yukarıda fazıl say'dan alıntıladığım hikayeyi ben başka hç bir yerde görmedim ama paylaşan da fazıl say.. yani çok kuvvetli ve güvenilir bir kaynak sonuçta... bu hikaye dışında o kadar çok efsane anlatımlar var ki art tatum hakkında, onlar da çok güvenilir kaynaklar... kitaplar, makaleler vs vs... bazen art tatum hakkındaki efsane anlatımların doğru olmadığı doğrultusunda yazılar da okuyorum, bilemem artık o kadarını... yine belirteyim, hiç birisi öyle olmayacak yerlerde geçen efsaneler değil...

1956 yılında vefat eden art tatum, tam bir piyano efsanesidir... hocasına bile "onun müziğini dinlemek istemezdim hiç çünkü dinlediğimde piyano çalmaktan vazgeçesim gelirdi" dedirtmiş bir adam işte...

yukarıda da belirttiğim gibi, hakkında o kadar çok efsane var ki... efsane caz piyanisti denmesi boşuna değil... yine o dönemin ünlü piyanistlerinden biri olan fats waller'ın piyano çaldığı bir yere gelir art tatum... içeri onun girdiğini gören waller çalmayı hemen keser ve "ben sadece bir piyanistim, tanrının olduğu yerde çalamam" der... bu tip olaylar şimdi okurken basit ve önemsiz gelebilir ama şöyle düşünelim: günümüz şarkıcılarından biri, diğeri gelince böyle bir cümle kurar mı?... mesela mega gelince, süper olan yarım bırakır mı şarkısını? yada süper diva olan, baba gelince keser mi şarkısını?...

bir diğer rivayet ise; art tatum un müziğe başlarken etkilendiği bir blues albümü varmış... o albümü dinleye dinleye öğrenmiş piyano çalmayı... ama o albüm bir duoya yani piyano ikilisine aitmiş!... art tatum duyduğunu taklit ede ede 2 eli ile 4 el kıvamında çalar olmuş... o yüzden bu kadar iyiymiş teknik anlamda... bu tip virtüözler için benzeri bir çok kahramanlık hikayesi mevcut... doğruluklarını bilemem...

charles mingus'a filan ders vermiş bir hocadır aynı zamanda... charles mingus ile bir sürü planlar yapmış, onu umutlandırmış ama daha sonra onu yarı yolda bırakıp, başka şeylerle meşgul olmuş art tatum... ayıp etmiş çok...

art tatum öyle bir stile sahiptir ki, kendisiyle birlikte müzik yapabilmek her baba yiğidin harcı olmadığı için genellikle solo çalışmalar yapmıştır... sadece mingus gibi isimlerle çalışabilirmiş ama onu da yarı yolda bırakmış... art tatumun stili cazdan çok klasik müziğe yakın gibi geliyor bana ama anlamam o kadarını, ukalalık olmasın... adam makinalı tüfek gibi ne bulursa onu çalıyor...

fotolarından ve videolarından aldığım izlenim hatta buna çalış tarzını da ekleyebilirim, sanki çok ukala ve kendini beğenmiş bir tip bu art tatum... ama öyle ise bile, hak ediyor ukalalığı...

art tatumda en çok dikkatimi çeken konu ise; parça uçuyor! notalar birbirine girmiş, fazıl say üstada göre saniyede 40-50 nota çalıyor!... ama adam resmen heykel gibi duruyor... kıpırtı yok... ben videolarından birini izlerken uzun süre canlı performans yerine bir fotosunu koymuş videoyu hazırlayan zannettim... meğer canlıynış! elleri bile o kadar az kıpırdıyor ki... nasıl beceriyorsa... (iyi abarttım sanki ama)...

özetle; bu adam gerçekten arızalı bir piyano dahisi... müzik dehası... döneminin paganinisi... ciddi biçimde hala daha taklit edilemez nitelikte bir stile ve tekniğe sahip... gelmiş dünyaya, bir stil geliştirmiş, hala daha taklit bile edilemiyor, 2-3 kişilik çalıyor tek başına resmen ve göçmüş gitmiş bu dünyadan 1956 yılında... hala daha adından söz edilirken bile günümüz ustalarını hayretler içinde bırakabiliyor... ve hakikaten heykel gibi oturarak çalıyor bu art tatum...

 

art tatum, bu dünyanın gördüğü en büyük caz piyanistiydi... ben pek bu tip cümleler kurmama ama hakkında okuduklarımdan sonra mecburen böyle yazmak zorunda kaldım... hatta bir adım daha ileri gideceğim ve dünyanın gördüğü herhangi bir müzik türünde en büyük enstrümantalist olduğu iddiasında bile bulunacağım mecburen... tatum, enstrümanları ve türleri aşan bir şekilde enstrümanı üzerinde tam bir hakimiyet ve ustalığa sahip... bana öyle geliyordu, hakkında bir çok önemli ve güvenilir kitap ve makale okuyunca, bana doğru geliyormuş demek ki dedim...

"bir müzik uzmanının armonik duygusu ve düşüncelerini anında klavyede kusursuz performansa çevirme yeteneği ile birleşen, bir swing piyanistinin doğaçlama dehasına sarılmış bir konser piyanistinin hassasiyeti ve zarafetiyle çalıyor... ve tatum bunu genellikle insanın başını döndüren tempolarda yapıyor"... o dönemin konuya hakim önemli bir şahsiyeti aynen böyle demiş... onun yalancısıyım... ama maalesef kim demiş bunu not almamışım, öyle de bir sorun var:)...

ragtime, dixieland ve blues piyanonun birleşmesi ile stride ve oradan da swing döneminin piyano gelişimlerine uzanan geleneğin en açık sözlü temsilcisiydi art tatum... tatum'un en iyi biyografisi james lester tarafından yazılmış olan "too marvelous for words - the life and genius of art tatum" adlı kitap... bir çok platformda satışta...

tatum'un performanslarının neredeyse her biri, piyano tekniği açısından birer mükemmellik harikalarıdır... teknik mükemmelliği sözel tanımlamanın ötesinde bir şeydir, en azından bu tatum'un nota mükemmelliği ve netliği, inanılması zor sıçramalar (hiç kaçırdığı bilinmemektedir), ton ve piroteknik pasajlarda olağanüstü kontrol ve hassasiyet... bu şekilde özetliyor kitapta james lester...

art tatum'un stili, dokunuşu, hızı ve doğruluğu, armonik ve ritmik hayal gücü ile dikkate değerdi... hiçbir piyanist notaları ondan daha güzel vurmamıştır... her biri, tempo ne kadar hızlı olursa olsun, incelikle basılmış bir sayfadaki harfler gibi hafif, eksiksiz ve yankılıydı... hızı ve hassasiyeti neredeyse şok ediciydi... her nota mükemmel bir şekilde vurgulanırdı ve sol eldeki akorlar bazen iki elli gibi geliyordu... tatum'un temel ritim ve armonik duygusu; hala büyük ölçüde eşsiz olan garip, çoğaltılmış akorları, ikiyi yerleştirmesi ve aynı anda üç ve dört melodik seviye, orkestral ve hatta senfonikti...

13 Ekim 1909'da toledo, ohio'da doğan ve doğuştan neredeyse kör olan art tatum, 1932'de sahneye çıktığı andan itibaren piyano cazına hakim oldu. radyolarda canlı çaldı, dünyayı gezdi, hem solo hem de gruplar halinde kapsamlı kayıtlar yaptı, caz kulüplerinde sürekli çaldı ve dönemin konser piyanistleri tarafından büyük saygı gördü...

tatum'un şaşırtıcı tekniği sadece caz müzisyenlerini şaşırtmakla kalmadı, aynı zamanda george gershwin, leopold godowsky, paderewski ve rachmaninoff gibi dönemin önde gelen konser sanatçılarının, orkestra şeflerinin ve bestecilerinin de hayranlığını kazandı... kemancı itzhak perlman, bir televizyon röportajında, tatum'u bir plakta ilk duyduğu andan itibaren ona kesinlikle aşık olduğunu söyledi...

oscar peterson'ın babası, bir gün eve bir caz plağı ile gelmiş... bildiniz, tabii ki art tatum plağı... iki ay boyunca piyanoya hiç dokunmamış oscar ve eceleri kabuslar görmüş... oscar peterson diyor ki: "teknik sonradan kazanılabilir ancak art tatum'un sahip olduğu armonik ve ritmik düşünce yapısı benzersizdir, işte o sonradan kazanılamaz"

en tepedeki alıntının aksine; bazı anlatılara göre horowitz, art tatum'a hayrandır ve tatum eseri tea for two üzerinde çalışır... tea for two'yu aşırı zor bir düzenlemeyle art tatum'a dinletir... art tatum bu düzenlemeyi çok beğenir ve çok zor bir parçaya dönüştüğünü söyler... tatum, horowitz'in düzenlemesini çalmak ister ve çalar ama çok uzun süre, sürekli dönüştürerek çalar parçayı... horowitz sonunda kendisini durdurur ve bunu nasıl yapabildiğini sorar... tatum'un yanıtı şu olur: anlık düşünüyorum... horowitz, yaşadığı bu olay sonrasında "eğer art tatum klasikçi olsaydı, ben piyanoyu bırakırdım.. tea for two düzenlememi de bir daha asla çalmayacağım" demiştir...

bir diğer efsane olan les paul'ün de aslında piyano aşığı olduğu ancak art tatum yüzünden gitara geçtiği de rivayet ediliyor...

bir daha belirteyim; evet, art tatum gerçekten efsane ve bence de gerçekten bir çok açıdan bir numara ama yukarıda yazdıklarıma ben de hala şüpheyle yaklaşıyorum... ama şunu da yine belirtmek zorundayım: tamamı çok güvenilir, hatta neredeyse akademik denebilecek kaynaklardan.. diyecek bir şey yok... demek ki öyle gerçekten...

art tatum'un geride bıraktığı en iddialı eser, jazz at the philharmonic konser serisinin kurucusu ve kendi plak şirketi clef'in sahibi norman granz için yaptığı büyük kayıt seansları oldu... granz, art tatum'un çok daha iyi kayıtlar bırakması gerektiğini düşünüyordu ve 1953 yılında, tatum'u stüdyoya davet etti ve burada 2 gün boyunca 124 solo kayıt ve ardından 1954/55'te 59 grup kaydı alındı... bu kayıtların tümü 1990 yılında piyasaya sürülen solo albüm diskleri ve tam setler olarak, art tatum solo ve grup başyapıtları olarak piyasadadır...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

çağla karaali

çağla karaali çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?... konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onların okulları bu çocuk

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ev stüdyosu ortamı

müzik stüdyosu izolasyonu stüdyo ortamına ev içinde oda deniyor:)... yani evin içinde bir yerler... yine işin büyüklüğüne göre maliyet çok değişecek... mesela siz çalışırken çok gürültü olacak mı? ... keyboard kullanacaksanız sesini az açarsınız... yada kulaklık kullanırsınız... monitör kabin en iyisidir ama mecburen gerekebilir çoğu zaman kulaklık... o zaman, kulaklığın çok iyi olması şart... eletro gitar çalacaksanız gürültüye engel olmak çok zor ama teknoloji gelişti iyice amfi yerine direk olarak bir çok keyboarda yada audio/midi arabirimine gitarı girebiliyorsunuz... kulaklıkla elektro gitar çalmanız da mümkün... davul çalacaksanız::)))... işiniz zor tabii... o zaman yalıtım yapacaksınız odaya çünkü daha ilk gün eve polis gelecektir... tabii davul makinesi, ritm makinesi, eskiden ritm box denen zımbırtılardan kullanacaksanız yada dijital davul seti kullanacaksanız iş basit... "çok iyi" bir kulaklık işinizi görecektir... ama "adam gibi" bildiğin davul (

EmiSunshine

EmiSunshine tam adı emilie sunshine hamilton ama EmiSunshine adını kullanıyor... ben ilk izlediğimde, kendisinin bu kadar genç olduğunu anlamamıştım!... 25 civarı diye düşünmüştüm yaşını ama 2004 doğumlu çıktı... 14 yaşında henüz ama ben tarzına ve sanatçı ruhuna resmen hayran kaldım... çok küçük yaşlarda çekilmiş videoları var, o yaşlarda bile giyimi, aksesuarları, sahnede duruşu, yüz ifadeleri, vücut dili, fotoğraflarda verdiği pozlar vs vs vs, her yönden yaratıcı ve sanatçı bir yapıya sahip... şimdi bu yazdıklarım daha çok moda dergisine uygun ve magazinsel oldu ama sadece bu sebeplerle bu sayfada paylaşmam mümkün değil kendisini... çok daha fazlasına sahip emilie... Emilie Sunshine Hamilton tam bir yetenek bombası emisunshine... çok iyi şarkı söylüyor, sesi çok iyi, tarzı çok iyi ve sesini oldukça iyi kullanıyor... bir çok enstrümanı iyi seviyede çalıyor yani multienstrümantalist... ve kendine ait eserleri var... anlayacağınız söz yazıyor, beste yapıyor... bu kadar da d

zaman içinde gitar

klasik gitar bildiğimiz gitar işte üstteki... tarih ne kadar gerilere gidiyorsa, gitar da neredeyse o kadar gidiyor gerilere... benim ilk rastladığım bilgi sümerlere, hititlere kadar gidiyor... bir de mitolojide gitar benzeri şeyler var... mitoloji denen şey tam olarak ne vakte düşüyor var mı bilen?... işte o zamanlara kadar gidiyor bu iş... çok eskilere yani... kafamın basmadığı zamanlar... ne varsa anadoluda ve mezopotamyada var gerçekten... bu sümerlere hayranım... bildiğim kadarıyla mö 3500-4000 li yıllar gibi... hititler de öyle... gerçi ben mö 1400 lere kadar bulabildim gitarın orijinini... aşağıdaki resimlerin ilki berlinde, ikincisi ise istanbulda bulunuyor şu anda... hititlerde gitar hititlerde gitar benim bulabildiğim, gitara benzeyen en eski müzik aletleri yukarıdakiler... ama çoğu tarihçi ve müzikolog daha da eskilere götürüyor gitarı ama bence artık o kadarı da abartı oluyor çünkü gitara pek de benzemiyorlar... örneğin aşağıdaki de gitarın atası olarak kabul

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

zahit bizi tan eyleme, şaraba eyle ihtiram...

konumuz "zahit" ama zahit hakkında yazabilmek için önce uzunca bir zaman ayırıp, kitap karıştırıp, mürekkep yalamak gerekiyormuş gerçekten... ilk anladığım o oldu... hemen belirteyim; zahit daha yaygın kullanılıyor ama doğrusu "zahid" ... aslında konu; " dinlediklerim " ancak "ben şu zahit adlı eseri çok severek dinliyorum, alın bu da videosu vs vs vs" denip de geçilecek bir eser değil... zaten zahit bizi tan eyleme deyişini bilmeyen ve sevmeyen yoktur... kıyıda köşede kalmış bir şeyi keşfetmiş olamayacağımdan ötürü, asıl amaç tabii ki farklı... neredeyse ilkokul yıllarından beri hayranlıkla dinlediğim "bu zahit de neymiş yahu" diye anca meraklandım zannedersem... çoğu zaman bu esere kısaca zahit denir geçilir... eğer sadece interneti kurcalarsanız ve bu kurcalamanız sadece öylesine gerçekleşirse, aslında birbirinin devamı yada tamamlayıcısı denebilecek zahitler ile karşılaşırsınız... kafanız da karışır biraz... zaten gördüğüm kada