Ana içeriğe atla

ceyda ayanoğlu

piyanist ceyda ayanoğlu

bu blogtaki bazı paylaşımlara "uzun süredir hakkında paylaşım yapmak istediğim ama bir türlü cesaret edemediğim için, yıllardır beklediğim genç sanatçımız....." şeklinde başlıyorum... klişeleşti artık bu ve benzeri ifadelerim ama öyle gerçekten... mesela; normalde yukarıdaki fotoğrafın altına sadece ceyda ayanoğlu yazarım, yeterlidir... ama başına piyanist eklemek zorunda kaldım çünkü bu fotoğrafta piyanist ceyda ayanoğlu'ndan bahsederken, birazdan korist, daha sonra da şef ve sanat yönetmeni olarak bahsedeceğim kendisinden... paylaşım yapmaktan çekinti duymamın sebebi de bu durum işte... öyle kolay kolay bitmiyor paylaşım, yazdıkça başka bir şey çıkıyor... hiperaktif sanatçı diyorum ben ceyda ayanoğlu gibi sanatçılara...

hem paylaşıp, hem de durmadan laf eden blogçu dünyada yoktur başka... tabii ki latife yapıyorum diye düşünülüyordur ama latife filan değil... her ne kadar tembelliğime zarar veriyor olsa da, ülkemizde koro kuran, hatta korolar... şefliğini ve sanat yönetmenliğini yapan, kendisini sanata adayıp, binbir zorlukla elinden geleni yapıp, bir çok ulusal ve uluslararası başarıya da imza atan kaç kişi var ki?... üstelik, çok başarılı bir piyanist olan ve aynı zamanda öğrenciliği de başarıyla sürdüren, tüm bu çalışmalarını lise ve lisans öğrenimi süresince gerçekleştirip, sonrasında yurt dışında master çalışmalarına başlayan bir genç sanatçımız ceyda ayanoğlu... kendisi bu kadar çok çalışmaya imza atmış, bir çok koriste yol açmış, başarılar elde etmiş ve başarılara yol açmış, tabii ki bu blogta yerini alacak... yıllardır takip ediyorum, tek bir gününü bile üretmeden gerçirmediğinden kesinlikle eminim...

pandemi başladı, bizler kaçışırken birbirimizden, o koro kurdu:)... tabii ki tek başına tüm işi yüklenmedi, el birliği ile gerçekleştirdiler ama ceyda ayanoğlu'nun önderlik ettiğini düşünüyorum... genç sanatçılar üretecekler, bizler de gururla paylaşacağız elimizden geldiğince...

biraz fazla gevezelik yapmışım, ceyda ayanoğlu'nu en kısa yoldan anlatacak şey, doğal olarak müziğidir... chopin polonez op. 26 no. 1 paylaşayım ceyda ayanoğlu'ndan... marta gulyas masterclass konserinden...


inanmayacaksınız ama, "bu yıl lisanüstü çalışmalarına başladığı hollanda maastricht konservatuvarında da gider gitmez koro kurmuş mudur acaba?" diye içimden geçiriyordum ki; instagramda hikaye olarak paylaştığını gördüm!... buyrun... yeni yılın korosu:))... su polyphonic choir... hayırlı, uğurlu olsun... orphe ve mimar sinan çok sesli korolarının başarılı çalışmalarına, su çok sesli korosu da katılacak 2023 yılında... her yıl bir koro kuracak ceyda ayanoğlu gibi bir izlenim de aldım paylaşımından...

kuşadası 105 fm, program yapmış ceyda ayanoğlu ile.. programın yakın tarihli olması ve birçok konuyu direk kendisinden öğrenme açısından oldukça önemli...


tabii siz şimdi sadece iki koro ile çalışmalar yaptığını düşünüyor olabilirsiniz ama boğaziçi gençlik korosu ve boğaziçi caz korosu koristliği ve soprano şefliği de yaptı yıllarca... magma gençlik korosunda da yardımcı şeflik... türkiye’de ilk defa türkçe seslendirilen annie müzikalinde yardımcı şef olarak görev aldı... 7-11 yaş aralığındaki çocuklardan oluşan şevki karayel piyano akademisi çoksesli çocuk korosu’nda şeflik görevini başarılı bir şekilde yerine getirdi... bunlara ilaveten; çocuk tiyatroları için beste ve kayıtlar da yapıyor ceyda ayanoğlu... ve tabii ki benim bilmediklerim de vardır mutlaka... çıktıkça eklerim buraya...

orphe çoksesli koro - eylül sonu (ilhan baran)


mimar sinan güzel sanatlar üniversitesi istanbul devlet konservatuarı piyano sanat dalındaki eğitimini inci yakar birol’un piyano sınıfında başarıyla tamamlayan ceyda ayanoğlu; hollanda maastricht conservatorium'da orkestra şefliği alanında master çalışmalarına başladı bu sene... mimar sinan'lı olmadan önce, istanbul teknik üniversitesi türk musikisi devlet konservatuvarında, devlet devrim öztaş'ın piyano sınıfında öğrenim gören ceyda ayanoğlu; lise yıllarında boğaziçi gençlik ve caz korolarında çalışmaya başlamış... üç yıllık piyano eğitimi ile resital vererek, okulun en genç yaşta piyano resitali veren ismi olmayı da başarmış...

masis aram gözbek de öğretmeni olarak düşünülmeli çünkü her koro, kendi içinde dev bir okuldur... bu sebeple; her çocuk mutlaka en azından bir dönem koro çalışması yapmalıdır... her fırsatta ifade ediyorum bunu çünkü ileride hangi mesleği seçerse yada zorla seçtirilirse seçtirilsin! çok faydası olacaktır mutlaka... aileler korkuya kapılmasınlar, "eyvah çocuğumuz gidip sanatçı olacak, doktor olamayacak, sınavda yüz yetmiş matematik fen neti çıkaramayacak" gibisinden paniklemesinler, sabahlara kadar kabus görmesinler... sanatçı olmak, o kadar da kolay olmuyor zaten... yani çocuğunuzun koroya gidince sanatçı olma tehlikesi düşük ama yüksek net çıkarma şansı kesinlikle artıyordur...

walter strauss koro şefliği ustalık sınıfı’nda alman koro şefi jan schumacher ile çalışmaya hak kazanan 6 koro şefinden biri olan ceyda ayanoğlu; orphe çoksesli korosunda kurucu şef ve genel sanat yönetmeni olarak çalışmalarını sürdürüyor...

ceyda ayanoğlu, sürekli farklı etkinliklerde gördüğüm, çok çalışkan bir sanatçımız... bir çok çalışmasını takip edemediğimden eminim ama ses getiren, önemli çalışmalarının gözden kaçması mümkün değil... kültür ve turizm bakanlığı ve iletişim başkanlığı tarafından desteklenen ve her yıl düzenlenen uluslararası klarnet festivali kapsamında; 2021 yılında, bu festival için bir araya gelen ve sadece kadın müzisyenlerden oluşan senfoni orkestrasının yönetimini de şef ceyda ayanoğlu üstlenmişti... kadının, kültür ve sanat alanındaki önemine vurgu yapan konserde, klarnet sanatçılarımız ecesu sertesen ve merve nuvasil de solist olarak sahne almışlardı... bu  konserden güzel bir performans ile şimdilik bitireyim... korolar ve konserler biriktikçe paylaşmaya devam ederim...

fantasy on "la ci darem la mano"

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

çağla karaali

çağla karaali çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?... konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onların okulları bu çocuk

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ev stüdyosu ortamı

müzik stüdyosu izolasyonu stüdyo ortamına ev içinde oda deniyor:)... yani evin içinde bir yerler... yine işin büyüklüğüne göre maliyet çok değişecek... mesela siz çalışırken çok gürültü olacak mı? ... keyboard kullanacaksanız sesini az açarsınız... yada kulaklık kullanırsınız... monitör kabin en iyisidir ama mecburen gerekebilir çoğu zaman kulaklık... o zaman, kulaklığın çok iyi olması şart... eletro gitar çalacaksanız gürültüye engel olmak çok zor ama teknoloji gelişti iyice amfi yerine direk olarak bir çok keyboarda yada audio/midi arabirimine gitarı girebiliyorsunuz... kulaklıkla elektro gitar çalmanız da mümkün... davul çalacaksanız::)))... işiniz zor tabii... o zaman yalıtım yapacaksınız odaya çünkü daha ilk gün eve polis gelecektir... tabii davul makinesi, ritm makinesi, eskiden ritm box denen zımbırtılardan kullanacaksanız yada dijital davul seti kullanacaksanız iş basit... "çok iyi" bir kulaklık işinizi görecektir... ama "adam gibi" bildiğin davul (

EmiSunshine

EmiSunshine tam adı emilie sunshine hamilton ama EmiSunshine adını kullanıyor... ben ilk izlediğimde, kendisinin bu kadar genç olduğunu anlamamıştım!... 25 civarı diye düşünmüştüm yaşını ama 2004 doğumlu çıktı... 14 yaşında henüz ama ben tarzına ve sanatçı ruhuna resmen hayran kaldım... çok küçük yaşlarda çekilmiş videoları var, o yaşlarda bile giyimi, aksesuarları, sahnede duruşu, yüz ifadeleri, vücut dili, fotoğraflarda verdiği pozlar vs vs vs, her yönden yaratıcı ve sanatçı bir yapıya sahip... şimdi bu yazdıklarım daha çok moda dergisine uygun ve magazinsel oldu ama sadece bu sebeplerle bu sayfada paylaşmam mümkün değil kendisini... çok daha fazlasına sahip emilie... Emilie Sunshine Hamilton tam bir yetenek bombası emisunshine... çok iyi şarkı söylüyor, sesi çok iyi, tarzı çok iyi ve sesini oldukça iyi kullanıyor... bir çok enstrümanı iyi seviyede çalıyor yani multienstrümantalist... ve kendine ait eserleri var... anlayacağınız söz yazıyor, beste yapıyor... bu kadar da d

zaman içinde gitar

klasik gitar bildiğimiz gitar işte üstteki... tarih ne kadar gerilere gidiyorsa, gitar da neredeyse o kadar gidiyor gerilere... benim ilk rastladığım bilgi sümerlere, hititlere kadar gidiyor... bir de mitolojide gitar benzeri şeyler var... mitoloji denen şey tam olarak ne vakte düşüyor var mı bilen?... işte o zamanlara kadar gidiyor bu iş... çok eskilere yani... kafamın basmadığı zamanlar... ne varsa anadoluda ve mezopotamyada var gerçekten... bu sümerlere hayranım... bildiğim kadarıyla mö 3500-4000 li yıllar gibi... hititler de öyle... gerçi ben mö 1400 lere kadar bulabildim gitarın orijinini... aşağıdaki resimlerin ilki berlinde, ikincisi ise istanbulda bulunuyor şu anda... hititlerde gitar hititlerde gitar benim bulabildiğim, gitara benzeyen en eski müzik aletleri yukarıdakiler... ama çoğu tarihçi ve müzikolog daha da eskilere götürüyor gitarı ama bence artık o kadarı da abartı oluyor çünkü gitara pek de benzemiyorlar... örneğin aşağıdaki de gitarın atası olarak kabul

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

zahit bizi tan eyleme, şaraba eyle ihtiram...

konumuz "zahit" ama zahit hakkında yazabilmek için önce uzunca bir zaman ayırıp, kitap karıştırıp, mürekkep yalamak gerekiyormuş gerçekten... ilk anladığım o oldu... hemen belirteyim; zahit daha yaygın kullanılıyor ama doğrusu "zahid" ... aslında konu; " dinlediklerim " ancak "ben şu zahit adlı eseri çok severek dinliyorum, alın bu da videosu vs vs vs" denip de geçilecek bir eser değil... zaten zahit bizi tan eyleme deyişini bilmeyen ve sevmeyen yoktur... kıyıda köşede kalmış bir şeyi keşfetmiş olamayacağımdan ötürü, asıl amaç tabii ki farklı... neredeyse ilkokul yıllarından beri hayranlıkla dinlediğim "bu zahit de neymiş yahu" diye anca meraklandım zannedersem... çoğu zaman bu esere kısaca zahit denir geçilir... eğer sadece interneti kurcalarsanız ve bu kurcalamanız sadece öylesine gerçekleşirse, aslında birbirinin devamı yada tamamlayıcısı denebilecek zahitler ile karşılaşırsınız... kafanız da karışır biraz... zaten gördüğüm kada