Ana içeriğe atla

çocuklarda açlık sorunu

“çocuklar sevgiye, yiyeceğe, temiz havaya ve oyuna ihtiyaç duydukları kadar; sanata, öyküye, şiire ve müziğe de ihtiyaç duyarlar"

astrid lindgren memorial ödülü sahibi philip pullman böyle diyor... aşağıdaki yazı, onun görüşlerinin bir özeti... ben belki aralarda yorum eklemişimdir:)...

bir çocuğa yiyecek vermezseniz, hasar hızlı bir şekilde görülebilir hale gelir... çocuğun temiz hava almasına ve oynamasına izin vermezseniz, hasar yine görünür ama çok hızlı değil... sevgisiz bırakırsanız, hasar birkaç yıldan önce görülmeyebilir ancak kalıcıdır ve çok ağırdır...

eğer bir çocuğun sanatını, masallarını, şiirlerini ve müziğini vermezseniz, zarar görmesi kolay değildir... vücutları yeterince sağlıklıdır; tüm çocukların her zaman yaptıkları gibi koşabilirler, zıplayabilirler, yüzebilirler ve yemek yiyebilirler ve çok fazla gürültü de yapabilirler ancak bir şeyler eksiktir...

bazı insanların; hiçbir zaman sanatın hiç bir türü ile karşılaşmadıkları ve gayet iyi, mutlu ve güzel hayatlar yaşadıkları, hatta oldukça iyi birer komşu ve vatandaş oldukları da bilinen bir gerçektir... evlerinde kitap, gazete, dergi yoktur... resim ve müziği de pek umursamazlar... resimlere bakarlar, görmezler... müziği dinlerler ama duyamazlar...

fakat bazı insanlar; çocukluklarının veya gençliklerinin bir aşamasında, hatta belki de yaşlılık dönemlerinde, daha önce hiç hayal etmedikleri türden bir şeye rastlarlar... onlara ayın karanlık yüzü kadar yabancıdır bu rastladıkları... bir gün radyoda şiir okuyan bir ses duyarlar, ya da birinin piyano çaldığı açık pencereli bir evin önünden geçerler veya birinin duvarında bir poster görürler ve bu yaşadıkları onlara büyük bir darbe vurur... aniden bir açlıkla dolu olduklarını anlarlar ve daha bir dakika önce bile yaşadıkları bu durum hakkında hiçbir fikirlerinin olmadığını anlarlar... yaşamış oldukları bu açlığın farkına vardıklarında, kalpleri kırılır... ağlayacak gibi olurlar, üzgün ve mutsuz hissederler... bu son derece yeni ve tuhaf deneyimle karşılaştıklarında radyoya daha fazla yaklaşırlar, pencereden sızarlar, gözlerini posterden alamazlar...

"istedikleri, aradıkları aslında bu idi... aç bir insanın yiyeceğe duyduğu ihtiyaç gibi açlığını çektikleri aslında bu idi"... bunu anlarlar... çoğu zaman iş işten geçmiş olur...
sanat eğitimi, çocuğun tüm gelişim alanlarına önemli katkılarda bulunuyor. sanatla büyüyen çocukların, diğerlerine göre daha mutlu ve sağlıklı bir ruhsal, zihinsel ve fiziksel gelişim gösterdiği aynı zamanda daha dingin ruh haline sahip olduğu gözlemleniyor. çünkü bu çocuklar yaratabilme, inanabilme ve kimlik sahibi olma şansı yakalıyorlar. çocuklarınızın sanatla henüz buluşması için zaman yaratamamışsanız ya da bunu gerekli bile görmemişseniz, 12 dakikanızı ayırmanızı rica edeceğim.

böyle demiş ressam ve sanat öğretmeni kübra müjde... aşağıda da çok güzel anlatmış... (ekleme:2021)



eğer şans eseri bu durumlardan biri yada bir kaçı ile karşılaşmamış olsalardı, bunun hiç farkına bile varamadan yaşamaya devam edeceklerdi!... açlığını hissettikleri bu durumu hiç bilemeyeceklerdi... bütün ömürleri de farkına varamadıkları bu kültürel açlık ile geçip gidecekti...

kültürel açlık kesinlikle dramatik ve çabuk anlaşılabilir bir durum değildir... kolayca farkedilebilir bir açlık değildir...

dediğim gibi, bazı insanlar; iyi insanlar, nazik dostlar ve yardımsever komşular, vatandaşlar, sadece bu durumu hiç deneyimlemedikleri için, hayatlarını mükemmel bir şekilde devam ettirebilirler ancak tüm kitaplar, tüm müzikler ve dünyadaki tüm resimler bir gecede ortadan kalkacak olsa, bunu fark bile edemezler...

bu açlık pek çok çocukta vardır... çoğu zaman da asla tatmin olmaz, kültürel açlıkları doyurulmaz çünkü çoğu zaman ebeveynleri de kendi çektikleri açlığın farkında değillerdir... dünyanın her yerinde pek çok çocuk, ruhlarını besleyecek olan sanat ve edebiyattan yoksun bırakılmaktadırlar...

her çocuğun; yiyecek, barınak, eğitim, tıbbi tedavi ve benzeri hakları olduğunu söylüyoruz... ama her çocuğun kültürel deneyim hakkının olduğunu da anlamalıyız... masal ve şiir, resim ve müzik olmadan da çocukların açlık çekeceklerini artık anlamalıyız...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

can özhan ve öğrencileri

can özhan yazıya nasıl başlayacağımı bilemedim... kaç aydır duruyor bu paylaşım taslak olarak ama elbisesini giydirip, paylaşmam lazım... ben normal koşullarda can özhan gibi ünlü ustaları değil de, ünlü birer usta olacak genç sanatçılarımızı yazıyorum... can özhan da genç sanatçı ve 32 yaşında bu aralar ama bloğun konseptinin çok dışında bir sanatçı artık... çok başarılı ve benim hiperaktif sanatçı olarak tanımladığım sanatçılarımızdan can özhan da.. konserler, projeler, ustalık sınıfları, orkestra kurmalar vb bir çok farklı aktivite devam ederken, bir çok da genç kemancı yetiştirdi ve yetiştirmeye devam ediyor... hepsi de çok başarılılar ve aslında her biri ayrı ayrı paylaşımları fazlasıyla hak ediyorlar ama ben bu tip paylaşımlar yapmayı tercih ediyorum.. yani ortada bir proje, orkestra, destek programı vs gibi bir ortak çalışma içinde yer alan genç sanatçılarımızı paylaşma gibi... bu paylaşımın konusu ise; en az sanatçılığı kadar başarılı olduğu öğretmenliği can özhan'ın... v

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

cansu naz eriş konseri

cansu naz eriş belçika musica mundi school 'da piyano eğitimine devam etmekte olan başarılı genç piyanistlerimizden cansu naz eriş , 21 şubat günü çok başarılı bir resital verdi musica mundi bach konser salonu nda... ben böyle tam konser kayıtları gördüğümde mutlaka paylaşmaya çalışıyorum, bu konseri paylaşmak için başladım yazmaya ama çok taze ve harika bir başarı haberi ile de karşılaştım... önce o haberi vereyim; pariste düzenlenen 18. c oncours international de chatou piyano yarışması nın yaş sınırlaması olmayan konser piyanisti kategorisi nde ikinciliğe layık görüldü... yarışmada birinciliğe layık görülen kimse de olmadığı için, doğal olarak yarışmanın birincisidir cansu naz... birinci seçilmemiş olması da yarışmanın kalitesini ve zorluğunu göstermesi açısından çok önemli... her türlü sıkıntıya, kısıtlamaya rağmen; gece gündüz çok yoğun bir çalışma ve tempo içerisinde geçirdiği şubat ayına yedi canlı etkinlik ve bir yarışma galibiyeti sıkıştırmayı başaran cansu naz eriş hakkın

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ilham perileri

ilham perileri (müzler) biraz sakat bir konuya dalasım geldi, bakalım işin içinden çıkabilecekmiyim... şu anda çok az bilgim var şu ünlü ilham perileri hakkında... şöyle bir olası kaynaklara da göz gezdireyim dedim, gözüm de korktu ama yıllardır hep ilgimi çeker bu ilham perileri... müzler de deniyor, musalar da... ingilizce muses... hemen her dilde yunanca orijinaline sadık kalınmış... Μοῦσαι (moũsai) ise orijinali oluyor... yunanca tabii... müz kelimesinin kökeni de "men" miş... bana pek bi alakasız geldi ama öyleymiş sonuçta... men kelimesi ise çok fazla ciddi anlamlar taşıyor: akıl, düşünce ve yaratıcılık!... umarım ingilizce insanoğlu denen "men" buradan gelmiyordur ama sanki öyle... bu kadarla da kalmıyor, bu 3 ana kavramın altını dolduran konular çok önemli; bilim, edebiyat ve sanat... konu ağır anlayacağınız... men kelimesinden köken aldığı söylenen müzler ise sanat, bilim ve edebiyat alanında eserler veren insanlara ilham getirmekle görevli periler.