Ana içeriğe atla

bloglar neden önemlidir?

2005 yılından beri blog işiyle haşır neşir olan biriyim, çok gereksiz bir hastalık bu iş.. blog sahiplerine hiç bir "maddi" katkısı, faydası, bilmem nesi de olmaz... hobidir sadece... ilk günden beri her fırsatta dile getiriyorum; ben kendim için yapıyorum bu işi, öğrenmek için... sizin okumanızda da sakınca olmadığı için, paylaşıyorum...

enteresandır, köşeyi dönme amaçlı zeka küpleri, bu işi blog gibi görünerek yaparlar farkındaysanız... yani işin teknik yönünü bilmeyen, farkında olmaz, neden olsun ki, okur geçer... blog gibi olmak, blogmuş gibi izlenim vermek çok önemlidir çünkü...

bir çok farklı yöntem var internette para basmak için... bir örnek vereyim; diyelim ki bir yazı okuyacaksınız... kavunun faydaları diyelim... kavunun her bir kıytırık faydası için ayrı bir fotoğrafı tıklarsınız!.. 20 foto, 20 cümle... çok değil mi böyle sayfalar? hatta yarım bırakıp, çıkarsınız baygınlıktan... işte onlar büyük bir fabrikadan çok daha fazla para kazanırlar ve her bir tıklamanızın maddi bir değeri vardır... anladınız mı şimdi neden hiç bir yazının tek bir sayfa olmadığını... kavunun faydalarını öğrenmek için, 20 tıklama yaparsınız... 200 bin kişi, 20 şer tıklama... ohhh ne güzel:)... ama arama motorları da aptal değiller yani... ülkemizin bazı dev medya kuruluşları bu sebeple google tarafından kara listeye alındılar... mesela dev bir yayın organında haberiniz çıkar ama google ona itibar etmez... gibi bir durumdur bu... siz de çok sevinirsiniz, gazate sizden bahsetti diye...

tabii şu da var, gazete okuyan yada internet sayfasına giren kaç kişinin ilgisini çekersiniz? bilinmez... ortama şöyle bi bakınca, kaç kişi sizi okur? tahmin etmek zor değil...

bloglar o kadar önemliler ki; internetin ilk gününden beri ortadan kalkmayan web sayfalarıdır kendileri... bloglar; bu işin endüstrisinde, yani gerçek olmayan hayatın düzeninde kesinlikle ve kesinlikle bu saçma sapan sanal hayatın merkezindedirler... tv, gazete vs vs... bildiğiniz her şeyi unutun... sosyal medyayı da unutun... hi-ka-ye... bloglar hiç bir zaman önemlerini yitirmediler ama ortadan kalkan sosyal medya platformu, mevcutlardan çok daha fazla!...

bloglar neden önemli?... adı üstünde! blog!... kişisel... tek sebep de bu!... şirkete dönüşenleri çok fazla ama bloglar, sahibinin görüşlerini yansıtırlar ve arkalarında onları zorlayan hiç bir şey ve hiç bir kaygı yoktur... mesela ben; burada doğru yada yanlış, kendimce gerçekleri yazarım... bu blog mesela bir müzikseverin, bir dinleyicinin görüşüdür... yani halktan birinin değerlendirmeleridir... konser salonunda, koltuklardan birinde oturan, çoğu zaman arkalarda oturan birinin görüşleridir...

mesela ben; bir dinleyici olarak, sadece yerli ve yabancı blogları takip edip, onlara güvenirim... 10 yılı çoktan geçti, tv ve gazete de resmen "sıfır" benim için.. bir yerlerde gözüme zoraki olarak iliştiğinde de zerre kadar önemsemem... bilin yani; malum mecralarda adınızın geçmesi, benim açımdan hiç önem arz etmez... müzikseverlerin önemli bölümü de benim gibidir kesinlikle... bende yalan yok, bakın işte, blog ya burası, açıkça ifade ediyorum.. şirket olsaydım, ortada "para" olsaydı, hatta ipe sapa gelmez bir "itibar" yada yapmacık bir saygı görme vs vs söz konusu olsaydı, hiç bir şeyi açık ve net ifade edemezdim... ama hiç bir kaygısı olmayan basit bir blogçuyum ve dilediğimi saygı çerçevesinde açıkça yazabiliyorum...

başka birini yada birilerini örnek gösteremeyeceğim için, kendim üzerinden anlatmaya çalışıyorum... nasıl diyeyim şimdi; "2 paragraf övgü dolu yazı yazayım diye gözümün içine bakılıyor olsaydı, konserlerde en ön sırada yerim her zaman hazır olsaydı, salona girdiğim zaman, koşup, iltifatlar yağdıran birileri olsaydı; ben de nabza göre şerbet verirdim" gibi bir şeyi açıkça yazamayacağım için, üstü kapalı yazıyorum...

bu yazdıklarımı başta google, yandex, bing vs olmak üzere; bütün arama motorları da bilir... bir şey blogta yazıyorsa, daha doğrusu gerçek blogta, çok değerlidir o bilgi çünkü ucunda herhangi bir kaygı olmadan yazılmış ve paylaşılmıştır... diğer bir çok ortamda ise işin içinde imajcılar, ajanslar, menajerler ve varsa eğer, tanıdıklar vardır diye düşünür google mesela... arama motorları tahmininizin çok çok üstünde bir zekaya sahiptir...

şu çok iyi bilinmeli; blogçuluk, internetin en önemli ayağıdır... gelecekte ne olur bilemem ama bugün öyle... internet çıktığından beri öyle... en başta google olmak üzere, bütün arama motorları, bloglara apayrı bir önem verir çünkü bloglar "hobi işidir"... belli bir konuda "halktan kişilerin" izlenimidir bloglar... hiç kimse hadi blog işiyle uğraş demez... uğraştığınızda elinize maddi yada manevi bir şey de geçmez... tabii o blog süsü verilmiş bazı platformalar bunu dışında...

eskiden ekşi sözlük ve wikipedia da küçümsenirdi!... bir zamanlar ekşi sözlükten yada wiki'den alıntı yaptığımda ağız burun kıvrılırdı ama dünyada da türkiyede de en önemli platformlardır artık... sebebi; umuma açık platformlar olması... tuvalet gibi oldu:)... yani halktan kişiler girip yazıyorlar anlamında... özellikle ekşi sözlük çok önemlidir çünkü herkes en berbatından en güzeline kadar fikrini yazar... reklam olacak ama hak ediyorlar reklamı; ekşi sözlük ve benzeri tüm platformlar hem gerçekten çok önemlidirler, hem de arama motorları çok önem verir çünkü halkın bilgi ve görüşleridir orada yazanlar... biri gelir; yerden yere vurur, diğeri gelir, göklere çıkarır ve her görüş değerlidir ve insanların gerçek görüşleridir... o platformlarda da imaj ve algı çalışmaları yapılmıyor mu? tabii yapılıyor ama o çalışmanın altında yada üstünde mutlaka gerçek fikirler de yer alır... bir bakıma blogtur o sözlükler de...

bloglar o derece önemlidirler ki; mesela şu okuduğunuz blog platformu direk olarak google'ın platformudur... bloglar çoğalsın, halktan kişiler fikirlerini, izlenimlerini yazsın ister... çünkü google algoritmasına göre bloglarda yazanlar çok daha doğrudur!... evet, aynen öyle... mesela büyük bir gazetenin yada medya kuruluşunun yazdıkları çoğu zaman doğruyu yansıtmaz, yansıtamaz... sebebini siz bulun... ama bloglarda yazanlar çok büyük oranda doğrudur çünkü ticari değildir çoğu blog... anladınız?...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

çağla karaali

çağla karaali çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?... konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onların okulları bu çocuk

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ev stüdyosu ortamı

müzik stüdyosu izolasyonu stüdyo ortamına ev içinde oda deniyor:)... yani evin içinde bir yerler... yine işin büyüklüğüne göre maliyet çok değişecek... mesela siz çalışırken çok gürültü olacak mı? ... keyboard kullanacaksanız sesini az açarsınız... yada kulaklık kullanırsınız... monitör kabin en iyisidir ama mecburen gerekebilir çoğu zaman kulaklık... o zaman, kulaklığın çok iyi olması şart... eletro gitar çalacaksanız gürültüye engel olmak çok zor ama teknoloji gelişti iyice amfi yerine direk olarak bir çok keyboarda yada audio/midi arabirimine gitarı girebiliyorsunuz... kulaklıkla elektro gitar çalmanız da mümkün... davul çalacaksanız::)))... işiniz zor tabii... o zaman yalıtım yapacaksınız odaya çünkü daha ilk gün eve polis gelecektir... tabii davul makinesi, ritm makinesi, eskiden ritm box denen zımbırtılardan kullanacaksanız yada dijital davul seti kullanacaksanız iş basit... "çok iyi" bir kulaklık işinizi görecektir... ama "adam gibi" bildiğin davul (

EmiSunshine

EmiSunshine tam adı emilie sunshine hamilton ama EmiSunshine adını kullanıyor... ben ilk izlediğimde, kendisinin bu kadar genç olduğunu anlamamıştım!... 25 civarı diye düşünmüştüm yaşını ama 2004 doğumlu çıktı... 14 yaşında henüz ama ben tarzına ve sanatçı ruhuna resmen hayran kaldım... çok küçük yaşlarda çekilmiş videoları var, o yaşlarda bile giyimi, aksesuarları, sahnede duruşu, yüz ifadeleri, vücut dili, fotoğraflarda verdiği pozlar vs vs vs, her yönden yaratıcı ve sanatçı bir yapıya sahip... şimdi bu yazdıklarım daha çok moda dergisine uygun ve magazinsel oldu ama sadece bu sebeplerle bu sayfada paylaşmam mümkün değil kendisini... çok daha fazlasına sahip emilie... Emilie Sunshine Hamilton tam bir yetenek bombası emisunshine... çok iyi şarkı söylüyor, sesi çok iyi, tarzı çok iyi ve sesini oldukça iyi kullanıyor... bir çok enstrümanı iyi seviyede çalıyor yani multienstrümantalist... ve kendine ait eserleri var... anlayacağınız söz yazıyor, beste yapıyor... bu kadar da d

zaman içinde gitar

klasik gitar bildiğimiz gitar işte üstteki... tarih ne kadar gerilere gidiyorsa, gitar da neredeyse o kadar gidiyor gerilere... benim ilk rastladığım bilgi sümerlere, hititlere kadar gidiyor... bir de mitolojide gitar benzeri şeyler var... mitoloji denen şey tam olarak ne vakte düşüyor var mı bilen?... işte o zamanlara kadar gidiyor bu iş... çok eskilere yani... kafamın basmadığı zamanlar... ne varsa anadoluda ve mezopotamyada var gerçekten... bu sümerlere hayranım... bildiğim kadarıyla mö 3500-4000 li yıllar gibi... hititler de öyle... gerçi ben mö 1400 lere kadar bulabildim gitarın orijinini... aşağıdaki resimlerin ilki berlinde, ikincisi ise istanbulda bulunuyor şu anda... hititlerde gitar hititlerde gitar benim bulabildiğim, gitara benzeyen en eski müzik aletleri yukarıdakiler... ama çoğu tarihçi ve müzikolog daha da eskilere götürüyor gitarı ama bence artık o kadarı da abartı oluyor çünkü gitara pek de benzemiyorlar... örneğin aşağıdaki de gitarın atası olarak kabul

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

zahit bizi tan eyleme, şaraba eyle ihtiram...

konumuz "zahit" ama zahit hakkında yazabilmek için önce uzunca bir zaman ayırıp, kitap karıştırıp, mürekkep yalamak gerekiyormuş gerçekten... ilk anladığım o oldu... hemen belirteyim; zahit daha yaygın kullanılıyor ama doğrusu "zahid" ... aslında konu; " dinlediklerim " ancak "ben şu zahit adlı eseri çok severek dinliyorum, alın bu da videosu vs vs vs" denip de geçilecek bir eser değil... zaten zahit bizi tan eyleme deyişini bilmeyen ve sevmeyen yoktur... kıyıda köşede kalmış bir şeyi keşfetmiş olamayacağımdan ötürü, asıl amaç tabii ki farklı... neredeyse ilkokul yıllarından beri hayranlıkla dinlediğim "bu zahit de neymiş yahu" diye anca meraklandım zannedersem... çoğu zaman bu esere kısaca zahit denir geçilir... eğer sadece interneti kurcalarsanız ve bu kurcalamanız sadece öylesine gerçekleşirse, aslında birbirinin devamı yada tamamlayıcısı denebilecek zahitler ile karşılaşırsınız... kafanız da karışır biraz... zaten gördüğüm kada