Ana içeriğe atla

gökay özgür

piyanist
gökay özgür
uzun süredir ilgiyle takip ettiğim ve bir süredir de yazmak isteyip, bir türlü yazamadığım, diğer yandan hakkında az da paylaşım yapmadığım bir genç piyanist gökay özgür... bir kaç yıldır mimar sinan güzel sanatlar üniversitesi istanbul devlet konservatuvarı'nda prof. dr. gülden gökşen ile piyano eğitimlerine devam eden öğrencilerin başarı haberlerini sıkça paylaşır oldum... mesela bir tanesine şöyle bir göz gezdirin derim çünkü oradaki fotoğrafa hayranım ben... boy boy, envayi çeşit piyanist göreceksiniz, işte o boy boy genç piyanistin en boylusu olarak sürekli dikkatimi çekerdi gökay özgür ama hakkında yeterli bilgim olmadığı için şimdiye kadar paylaşamamıştım...

fotoğrafta abi gibi duran gökay özgür, gülden gökşen'in diğer öğrencilerinin gerçekten abileridir... piyanoya 15 yaşında başlamış ve bu sebeple sanat otoritelerini şaşırtıyormuş çünkü 15 yaş çok geç bir yaşmış piyanoya başlamak için... "5 aylıktı, kürdilihicazkar makamında ağlar, mama kaşığını evfer usulünde vururdu masaya" denenler dışında hiç kimseye öyle pek de şaşırmıyorum çünkü müziğe başlamanın yaşı olmadığına inanıyorum...

gökay özgür; benim çok takdir ettiğim, geleceğe yönelik olarak büyük umutlar veren, çok azimli ve başarılı bir genç piyanist... piyanoya 4 yaşında başlamak ile 15 yaşında başlamak arasında mutlaka teknik anlamda bir fark oluyordur ama gökay özgür çok çalışarak kapatmış muhtemelen o açığı... "önemli olan tutku ve azim" denir ya, işte onun canlı ispatlarından biri gökay özgür...

gökay özgür
orta okulu bitirdikten sonra, bursa zeki müren güzel sanatlar lisesine başlamış ve piyano ile ilk tanışması da orada gerçekleşmiş... lisedeyken önce zeynep özer ile daha sonra da uludağ üniversitesinden yıldız aslanova ile çalışmış... 2017 yılında da birincilikle bitirmiş liseyi... aynı yıl mimar sinan güzel sanatlar üniversitesi devlet konservatuvarı'nın yetenek sınavını da birincilikle kazanıp, gülden gökşen'in öğrencisi olmuş...

ibrahim yazıcı, gökhan aybulus, cathrine vickers, alfredo perl ve john rink gibi önemli isimlerle de çalışmış ve kendilerinden övgüler almış olan gökay özgür; pera uluslararası piyano yarışmasından ve mozart akademi piyano yarışmasından üçüncülük, viyana'da düzenlenen grand virtuoso ve imka uluslararası müzik yarışmalarından ikincilik, the muse uluslararası müzik yarışmasından onur ödülü ve caspiart yarışmasından da birincilik ödülü kazandı... tüm bu yarışmalar; piyanoya başladıktan sadece bir yıl sonra gerçekleşen yarışmalar... bu iki yıllık süre içinde; ülkemiz dışında, bulgaristan, kosova, makedonya, avusturya ve amerikada da konserler verdi...

brahms - op. 79 rhapsody no: 2



ben yukarıda yetenek, tutku, azim, çok çalışmak vs vs gibi şeyler yazdım ya; yetenekten hemen sonra gelen en önemli unsur, aile ve öğretmenlerdir bence... tabii özellikle müzik ve piyano öğretmenleri ama benim üzerinde durmak istediğim, orta okuldaki öğretmenleri çünkü onlar yönlendirmişler gökay özgür'ü ve güzel sanatlar lisesine onların sayesinde başlamış... ve tabii aile... arabalarını satıp, piyano almışlar, o işin maddi yönü, manevi anlamda da sürekli arkasında oldukları kesin...

genelde böyle sayılır tek tek, öğretmenlere ve ailelere övgüler yağdırılır ama asıl kişi unutulur, gökay da öğretmenlerine ve ailesine desteklerinin karşılığını, yukarıda saydığım başarıları ile zaten vermiş ve fazlasını da verecek... yazıyı yazmaya başladığımdan beri derecelerden bahsediyorum... liseye de üniversiteye de birincilikle başlamalar, bitirmeler ve girilen her yarışmadan ödüllerle dönüşler... daha ne olsun... benim sürekli laf ettiğim yarışmaların da işe yarar yönleri varmış demek ki... bu derecelerle somut olarak "bana kattıklarınız boşa gitmiyor" diyor gökay özgür...

en önemlisini unutuyordum az kalsın!... komşular!... bir röportajında anlatmış, ilk defa komşularından memnun bir piyaniste ve o piyanistten memnun komşulara tanık oldum... komşular hiç şikayetçi değillermiş piyano sesinden!... hemen yazayım da, her piyanist bu önlemi alsın hemen; piyanoya kılıf diktirtmiş ve pamuklu yorganlarla sarmış piyanoyu:))... piyano işini çözdük, bir tek bas gitar sorun olarak kaldı, ona da yapacak pek bir şey yok amfiyi tavana bağlayıp, aşağı sarkıtmak dışında...

oldukça geç bir yaşta başlamış gökay özgür piyanoya ama lise son sınıftayken yıldız aslanova ile profesyonel piyano eğitimine başladığı düşünülürse, sadece 5 yılda ulaştığı seviye çok önemli -ki mimar sinan üniversitesinde aldığı lisans eğitimi sadece 3 yıl... bu kadar kısa süreye sığdırdığı uluslararası derecelere ilaveten; avrupanın en büyük ve en önemli konser salonu olan viyana music verein'de ve amerika arizona eyaletindeki wonderfull mercy kilisesinde verdiği önemli konserler ise cabası... bu derecelerin ve konserlerin büyük bölümü ise son bir yılda gerçekleşti... 13 yıllık bir farkı kısa sürede kapatabilmiş olmasının ötesinde, girdiği ve derecelerle döndüğü yarışmalarda karşısına çıkan rakipleri muhtemelen 5 yaş civarında piyanoya başlamış olan gençlerdir ve girdiği 21 yaş kategorisi de öyle kolay bir kategori değil... özetle; ben her ne kadar müziğe her yaşta başlanır şeklinde ahkam kesmiş olsam da yukarıda; teknik olarak bakıldığında, müziğe öylesine başlamakla çizgi üstü bir konser piyanisti olmak arasında dağlar kadar fark olduğunun da bilincindeyim... dünya piyanisti yetiştirmeye odaklı bir üniversitede eğitim alıp, dünya sanatçısı olma yolunda ilerlemek öyle benim yazdığım gibi her yaşta müziğe başlamakla olmuyor... işin gerçeği, ekstrem sayılabilecek bir örnek gökay özgür... kendi yolunda yeni yeni adım atmaya başlayan genç bir piyanistin zorlu başarı hikayesini paylaşmış oldum bu sefer de... hakkında çok paylaşım yapacağımdan da eminim, şimdilik bir yarışma videosuyla bitireyim... kısa süre içinde geleceğini düşündüğüm yeni başarılarını da aşağıya ilave ederim artık...

ekleme/ağustos 2020...

yeni başarılarını aşağıya ilave ederim diyerek bitirmişim, kısa sürede geldi yeni başarı haberi... almanya karlsruhe’da düzenlenen musical firework at baden württemberg competition’da ikincilik ödülünün sahibi oldu gökay özgür... kısa sürede dememin sebebi ise şu; aslında bu başarı geçtiğimiz kış ayında gelecekti ancak maalesef covit19 nedeniyle ertelendi...

Franz Liszt - Sonetto 104 del Petrarca

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

mehmet özkanoğlu

mehmet özkanoğlu bir süredir paylaşmak istediğim bir gitarist mehmet özkanoğlu... ilk kez 1 yıl kadar önce facebook da bir paylaşımda dinlemiştim... hem de öyle bir paylaşımdı ki, bir şiir için fon müziği olarak kullanılmıştı... klasik gitarla çalınan parça ise, dost çevirmiş yüzünü adlı türkü idi... aşık veysel in... şiirle pek alakası olmayan biri olarak o video yu defalarca izlemiştim sırf parçayı dinlemek için... bence çok çok iyi bir yorum idi ama kimdi çalan??... düşünsenize! ne pis bir durum!... bir türk gitarist (yabancı da olabilirdi, bereket değilmiş) böyle gitar çalıyor ve ben tanımıyorum ve arayıp, bulmam lazım kim olduğunu!... bakmayın şimdi yukarıda parçanın adını yazdığıma, ilk dinlediğimde türkünün adını da kime ait olduğunu da bilmiyordum, sadece türküyü biliyordum... işin kötüsü, çoğu türkü de kimseye ait olmuyor ki! anonim olabiliyor, bir yada bir kaç derleyeni olabiliyor... google ın hiç bir işe yaramadığı da oluyor, onu keşfettim... bu parçayı bu kadar etkileyi

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

dünya piyanistler günü

gülsin onay daha önce hiç duymamıştım, az önce denk geliş karşıma çıktı... 6 aralık günü dünya piyanistler günüymüş... 2011 yılından beri... hikayesi de ilginç... usta piyanistimiz gülsin onay , 2011 yılında, 6 aralık günü "herkesin bir günü var, piyanistlerin neden özel bir günü yok" demiş ve 6 aralık gününü dünya piyanistler günü olarak ilan etmiş... biraz inceleyince, "şaka yollu ortaya attığım fikrimin marmarisli gazeteci ata sevgi tarafından haber yapılması üzerine bu denli ciddiye alınıp, benimseneceğini ve hatırlanacağını bilmiyordum doğrusu" dediğini de okudum... şaka yollu da olsa, ortaya atılan bu görüş benimsenmiş ve dünyaya da duyurulmuş anladığım kadarıyla ama dünyaca da benimsenmiş mi acaba diye biraz kurcalayınca, karşıma bu sefer de 8 kasım çıktı world pianist day olarak... bir de sayfa açmışlar... şöyle bir şey ... neden 8 kasım olduğunu anlamadım, daha doğrusu anlamak için uğraşmadım ama 8 kasımda farklı ülkelerden kutlayanları filan pay

org

benim hastalık boyutunda bir takıntım vardır bu org konusunda, bir kaç paylaşımımda bahsetmiştim daha önce... ülkemizde "org" olarak adlandırılan çok geniş bir müzik aleti grubu olması ve farklı adlandırılmalara gidilmeden, tamamına org adı verilmesidir bu takıntı... aslında bu takıntımda pek de haklı değilim, biliyorum ama üzerinde tuşları olan, birbiriyle alakasız her türlü cihaza tek bir isim verilip, org denmesini de hep yadırgamışımdır...  keyboardlar & piyanolar  başlıklı eski paylaşıma göz gezdirirseniz anlarsınız bu takıntımı... bu gereksiz takıntımda pek de haklı değilim dememin sebebi ise şu; aslında benim "org" denilip geçilmesini yadırgadığım cihazlar da "org" denen şeyin geliştirilmiş, elektronikleştirilmiş, dijitalleştirilmiş halleri... üstelik türkçe karşılıkları da yok ve tamamına org deyip geçmek de yanlış sayılmaz... benim takıntılı biçimde "gerçek org" dediğim ve hayranı olduğum şey aşağıdaki muhteşem varlık oluyor...

çingene müziği

çingene müziğine geçmeden önce; aşağıdaki paylaşımlara göz atabilirsiniz... gelem, gelem... çingeneler... dünyada bilindiği üzere, bir "dünya müziği" kavramı mevcut... world music denen!... kimi de her nedense hiç de sevmediğim bir şekilde "etnik" müzik diyor... aslında o kadar mide bulandırıcı bir tanımlama ki özellikle bu etnik müzik lafı!... etnik aslında yerel yada dar bir alana özgün gibi bir anlama sahip ama güncel ve yaygın kullanımı folklorik olmanın çok ötesine geçti, ırkçılığa kadar vardı resmen!... "ötekinin müziği" oluverdi resmen... web sayfaları kapatıldı, ötekinin müziğini dinleyenler kara listelere bile alındı... o yüzden ben zaten etnik lafını hiç benimseyemedim... dünya müziği lafı da çok saçma çünkü bu sefer insan "dünya dışı bir müzik mi var acaba" gibi bir arayışa giriyor... ne yani şimdi mesela madonna uranüs müziği mi yapıyor!... Robert E. Brown - dünya müziği mutfağı /  http://www.wesleyan.edu/ evet, madonna da